SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Din Felsefesi

Konu: Allah olsaydi

Sayfa: [ 1 ] 2

24.07.2004 22:15:06
Eger allaha inanmiyorsaniz. Sizce allah var oldaydi kendisini ve kurallarini insanlara nasil tanitmaliydi. Sizleri inandirmak icin?



 

deniz 25.07.2004 07:14:32
Nasıl olacağını kestiremiyorum. :huh:

Ama Allah'ın -var ise- mevcut haldeki tutumu: insanı ve tabiatı tamamen özgür ve tamamen zorba (bakış açısına göre değişiyor) bir sisteme terk etmiş olmasıdır.

yani yaratılmış olan her şey hem O'na kanunlar çerçevesinde boyun eğiyor hem de kaos un parçası olarak gelişigüzel olabiliyor.

İşte bu zıtlıkların birbirine geçmesi ile örülü denge ile ancak tanrı kendini bildirebilir. Yoksa ben tanrıyım, asarım keserim, şöle yapın böle yapın şeklindeki varlık bildirimi bana biraz ilkel geliyor. Bu şekildeki bildirim ancak insan zekasının ürünü olabilir Wink  

deniz 25.07.2004 07:20:06
Ama sonradan bi de şunu düşündüm:

Bizim gibi ilkel zekalar ancak yukardaki dilden anlarlar.

Hem Kuran (yada diğer kitapların) mesajının etkisi de ortada. Ancak tanrısal bir mesaj bu kadar yıl bu kadar etkili olurdu.
...

Haa durun bakiim başka bişey daha buldum:

Tanrı kendi varlığının mesajını yarattıklarının içine gömmüş olabilir. Yani bir içgüdü gibi bu bilgi zaten bizde mevcut. Bu bilgiye daha yoğun sahip olanlar ve bunu dile getirebilen filezof, peygamber her ne derseniz o tipten insanlar, tanrı bilgisini dillendirerek tanrının varlığını bizlere şahit bırakabiliyor olabililer.  

25.07.2004 19:15:52

Allahin isine karismis gibi olacam ama insallah allah benim bu sözlerimi bahislar. Ben kuranin daha derin olmasini isterdim. Insallah allah beni bahislar. Amin.

25.07.2004 21:59:25
Alıntı
Eger allaha inanmiyorsaniz. Sizce allah var oldaydi kendisini ve kurallarini insanlara nasil tanitmaliydi. Sizleri inandirmak icin?
beni jesus yapabilirdi-onu degilde..

Çetin 25.07.2004 23:13:20
yaratıcının, yarattıkları ile temasa geçmesi yeterli olurdu, istisna bırakmadan mümkün tüm gücü ile birlikte. bu teması neden bilmem daha önce belli seçilmişlere bahşetmişğinde bir terslik görüyorum. yoksa insanın zayıf tarafı, yani inanç ihtiyacı onu zaten basit zihinlerimizde tekrar tekrar yarattıracak, inanmalara devam edeceğiz. bu inançla da kutsal kitaplarda geçen tanrı-allah ve bahsedilen tüm sıfatlarıyla birlikte tüm isimlerden gelen ilahi olana inancı kastediyorum. ve hareketsiz hareket ettirici diye tanımlanan  antik yunan'nın yaratıcısını da. varolan insani aklı aşan bir konuda söylenecek çok söz olsa gerek.

29.01.2005 21:03:19
Alıntı
Allahin isine karismis gibi olacam ama insallah allah benim bu sözlerimi bahislar. Ben kuranin daha derin olmasini isterdim. Insallah allah beni bahislar. Amin.


Kur'an yeterince derin değil mi? 14 yüzyıldır bıkmadan usanmadan insanlar onu okuyorlar ve her devirde onu okuyan kişiler onu anlayabildikleri ölçüde devirlerindeki yeniliklerin Kur'an'da zaten yazılı olduğunu görüyorlar.

Miral 07.02.2005 02:07:07
foturo...küçük adam...Kur'an'ın derinliği kısmı seni aşar...Allah'dan Kur'an'ı anlayacak düşünce derinliği istemeni tavsiye ederim...

deniz 07.02.2005 10:02:30
kuranın derinliği öylesine sığ olmalı ki, onu en basit bir bedevi bile anlayabilmeli.

zaten bunu kuran da, adalette böyle söyler.

Miral 07.02.2005 12:06:51
hayır Kur'an sığ değildir...Kur'an ayetleri insana derine dalmayı öğretir...İnsanın yanına deniz gelmez çünkü...İnsan denizin yanına gider...Ve içine dalar...Denizin derinliği denizin suçu değildir...Eğer insan dalmaya korkuyorsa o kendi korkusudur...

07.02.2005 12:13:21
Allah sen gibilerine akıl fikir versin meal bilmeyeni kandırır ama tefsir okursan analrsın örnek mi istersin ayetin birinde der ki sizler aklınızdan gecenlerdne bile hesaba çekileceksiniz der ashab-ı kiram şaşırır üzülür yemketen içmekten düşer 1 ay sonra yeni bir ayet gelir diğer ayeti örter anladın mı miral biliyorsan anlat adam bunu düz okur korkar sonra diğer ayeti okur çelişir kuran-ı kerim sığ değildir ama içinde incelikler barındırır meal okuyan şaşırır tevbe süresinde der ki her kim haram aylarda günah işler se onunla konuşmayınız hatta gördüğünüz yerde öldürünüz bunu adma okuyor mealini aptla gibi kalıyor islam dini demiyormu dinde zorlama olmaz ama bu ayet katli vacipdir diyor nasıl olacak he anlatsana bize tefsir okuması lazım beşerin tefsir okumazsa dini anlayamaz dini anlayamazsa sen gibi aymaz olur çıkar ortaalrda tebliğ yapar miral gölge etme başka ihsan istemez  

Miral 07.02.2005 12:33:16
hey küçük adama...bakara 191den bahsediyorsun...Sen bana Arapça metnini yaz ben tefsir sorunu çözerim...Ayetleri tefsirle okumak çözüm değildir...Tartil üzere okumak çözümdür...Tartil için bkz.Müzzemmil Suresi...

07.02.2005 12:38:08
ey büyük adam hala anlamak işine gelmez eğer kuranda bahsedilenleri okumak istersen bkz risale-i nur külliyatı işaretul icaz okumanı tavsiye ederim  

Miral 07.02.2005 12:48:37
bence siz tefsir usulü okuyun önce...çünkü risale-i nur tefsir değildir,her şeyden evvel..tefsir usulü öğrenin sonra tefsirden bahsedin...

07.02.2005 12:55:23
RİSALE-İ NUR NEDİR VE NASIL BİR TEFSİRDİR?

Kur'ânın hakikatlarını müsbet ilim anlayışına uygun bir tarzda izah ve isbat eden Risale-i Nur Külliyatı, her insan için en mühim mesele olan "Ben neyim? Nereden geliyorum? Nereye gideceğim? Vazifem nedir? Bu mevcudat nereden gelip nereye gidiyorlar? Mahiyet ve hakikatları nedir?" gibi suallerin cevabını vâzıh ve kat'î bir şekilde, çekici bir üslûb ve güzel bir ifade ile beyan edip ruh ve akılları tenvir ve tatmin ediyor.
Yirminci asrın Kur'an Felsefesi olan bu eserler, bir taraftan teknik, fen ve san'at olarak maddiyatı, diğer taraftan iman ve ahlâk olarak mâneviyatı câmi ve havi olacak Türk medeniyetinin, sadece maddiyata dayanan sair medeniyetleri geride bırakacağını da isbat ve ilân etmektedir...

Risale-i Nur nasıl bir tefsirdir?

Tefsir iki kısımdır. Birisi: Malûm tefsirlerdir ki, Kur'anın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin mânalarını beyan ve izah ve isbat ederler. İkinci kısım tefsir ise: Kur'ânın imanî olan hakikatlarını kuvvetli hüccetlerle beyan ve isbat ve izah etmektir. Bu kısmın çok ehemmiyeti var. Zâhir malûm tefsirler, bu kısmı bazan mücmel bir tarzda dercediyorlar; fakat Risale-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsalsiz bir tarzda muannîd feylesofları da susturan bir mânevî tefsirdir.

Risale-i Nur sübjektif nazariye ve mütâlâalardan uzak bir şekilde, her asırda milyonlarca insana rehberlik yapan mukaddes kitabımız olan Kur'ânın hakikatlarını rasyonel ve objektif bir şekilde izah edip insaniyetin istifadesine arzedilen bir külliyattır.

Risale-i Nur!.. Kur'an Âyetlerinin nurlu bir tefsiri... Baştan başa îman ve tevhid hakikatlarıyla müberhen... Her sınıf halkın anlayışına göre hazırlanmış... Müsbet ilimlerle mücehhez... Vesveseli şübhecileri ikna ediyor... En avamdan en havassa kadar herkese hitab edip, en muannid feylesofları dahi teslime mecbur ediyor...

Risale-i Nur!.. Nurlu bir külliyat... Yüzotuz eser... Büyüklü küçüklü risaleler halinde... Asrın ihtiyaçlarına tam cevab verir... Aklı ve kalbi tatmin eder... Kur'an-ı Kerim'in yirminci asırdaki -lâfzî değil- manevî tefsiri...

İsbat ediyor!.. Akla gelen bütün istifhamları... Zerreden Güneşe kadar îman mertebelerini... Vahdaniyet-i İlâhiyyeyi... Nübüvvetin hakikatını...

İsbat ediyor!.. Arz ve Semavatın tabakatından, melâike ve ruh bahsinden, zamanın hakikatından, Haşir ve Âhiretin vukuundan, Cennet ve Cehennemin varlığından, ölümün mahiyet-i asliyesinden ebedî saadet ve şekavetin menbaına kadar... Akla gelen ve gelmeyen bütün imanî meseleleri en kat'î delillerle aklen, mantıken, ilmen isbat ediyor... Pozitif ilimlerin müşevviki... Riyazi meselelerden daha kat'î delillerle aklı ve kalbi ikna edip, merakları izale eden bir şaheser..

Bu mânevi tefsir; "Sözler", "Mektubat", "Lem'alar", "Şualar" diye dört büyük kısımdan müteşekkil olup, yekûnu yüz otuz risaledir.

***

Büyük şâirimiz, edebiyatımızın medâr-ı iftiharı merhum Mehmed Âkif, bir üdebâ meclisinde, "Viktor Hügo'lar, Şekspirler, Dekartlar; edebiyatta ve felsefede, Bediüzzaman'ın bir talebesi olabilirler." demiştir.

***

Bediüzzaman, beşeri Risale-i Nur'la sefâhet ve dalâletten kurtarırken, korku ve dehşet vermek tarzını tâkib etmiyor. Gayr-ı meşru bir lezzetin içinde, yüz elemi gösterip, hissi mağlûb ediyor. Kalb ve ruhu hissiyata mağlûb olmaktan muhafaza ediyor. Risale-i Nur'da müvazenelerle küfür ve dalâlette, bir zakkum-u Cehennem tohumu olduğunu ve dünyada dahi Cehennem azabları çektirdiğini ve îman ve İslâmiyet ve ibâdette, bir Cennet çekirdeği ve leziz lezzetler ve zevkler ve Cennet meyveleri bulunduğunu, dünyada dahi bir nevi mükâfata nâil eylediğini isbat ediyor.

***

Kur'an-ı Azîmüşşan bütün zamanlarda gelip geçen nev'-i beşerin tabakalarına, milletlerine ve ferdlerine hitaben Arş-ı A'lâdan irad edilen İlahî ve şümullü bir nutuk ve umumî, Rabbanî bir hitabe olduğu gibi; bilinmesi, bir ferdin veya küçük bir cemaatin iktidarından hariç olan ve bilhassa bu zamanda, dünya maddiyatına ait pek çok fenleri ve ilimleri câmi'dir.

Bu itibarla zamanca, mekânca, ihtisasça daire-i ihatası pek dar olan bir ferdin fehminden ve karihasından çıkan bir tefsir, bihakkın Kur'an-ı Azîmüşşan'a tefsir olamaz. Çünki Kur'anın hitabına muhatab olan milletlerin, insanların ahval-i ruhiyelerine ve maddiyatlarına, câmi' bulunduğu ince fenlere, ilimlere bir ferd vâkıf ve sahib-i ihtisas olamaz ki, ona göre bir tefsir yapabilsin. Hem bir ferdin mesleği ve meşrebi taassuptan hâlî olamaz ki, hakaik-i Kur'aniyeyi görsün, bîtarafane beyan etsin. Hem bir ferdin fehminden çıkan bir dava, kendisine has olup, başkası o davanın kabulüne davet edilemez. Meğer ki bir nevi icmaın tasdikine mazhar ola.

Binaenaleyh Kur'anın ince manalarının ve tefsirlerde dağınık bir surette bulunan mehasininin ve zamanın tecrübesiyle fennin keşfi sayesinde tecelli eden hakikatlarının tesbitiyle, herbiri birkaç fende mütehassıs olmak üzere muhakkikîn-i ülemadan yüksek bir heyetin tedkikatıyla, tahkikatıyla bir tefsirin yapılması lâzımdır. Nitekim kanunî hükümlerin tanzim ve ıttıradı, bir ferdin fikrinden değil, yüksek bir heyetin nazar-ı dikkat ve tedkikatından geçmesi lâzımdır ki, umumî bir emniyeti ve cumhur-u nâsın itimadını kazanmak üzere millete karşı bir kefalet-i zımniye husule gelsin; ve icma-ı millet, hücceti elde edebilsin.

Evet Kur'an-ı Azîmüşşan'ın müfessiri, yüksek bir deha sahibi ve nafiz bir içtihada mâlik ve bir velayet-i kâmileyi haiz bir zât olmalıdır. Bilhassa bu zamanlarda, bu şartlar ancak yüksek ve azîm bir heyetin tesanüdüyle ve o heyetin telahuk-u efkârından ve ruhlarının tenasübüyle birbirine yardım etmesinden ve hürriyet-i fikirlerinden ve taassuplarından âzade olarak tam ihlaslarından doğan dâhî bir şahs-ı manevîde bulunur. İşte Kur'anı ancak böyle bir şahs-ı manevî tefsir edebilir.

***

İşte büyük ülemâ-i İslâm ve meşâyih-i kiram çok tecrübe ve imtihanlarla şöyle bir kanaata varmışlardır ki: Bediüzzaman ne söylerse hakikattır. Bediüzzaman'ın eserleri, sünuhât-ı kalbîye olup, cumhur-u ülemânın tasdik ve takdîrine mazhardır.

***

Risale-i Nur, Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyân'ın bu asırda bir mu'cize-i mâneviyesi olan yüksek ve parlak bir tefsiridir. Evet Risale-i Nur kalblerin fatihi ve mahbubu, ruhların sultanı, akılların muallimi, nefislerin mürebbi ve müzekkîsidir.

***

İşte Bediüzzaman Said Nursî; Kur'an-ı Kerîm'deki bu asrın muhtaç olduğu hakikatları keşfedip, Nur Risalelerinde, herkesin kabiliyeti nisbetinde istifade edebileceği bir tarzda tefsir ve îzah etmek muvaffakıyetine mazhar olmuştur. Bunun içindir ki: Risale-i Nur, emsali görülmemiş bir şâheserdir kanaatına varılmıştır.
 


Sayfa: [ 1 ] 2