|
||
| Aşk, yalnız bir operadır kış güneşinde dinlenen Aşk, bazen bir zaman hatasıdır Aşk, bazen kavuşamamak, adını karalamaktır kağıtlara Aşk, bir suskunluktur yada durmadan ondan bahsetmektir Aşk, bir filmin bir karesinde takılıp kalmak, bazen tuhaf bir cesaretle meydan okumaktır Aşk, bazen nedenini bilmediğiniz bir duraksamadır Aşk, bir harabenin ortasında bir şey bulup ta ne yapacağını bilmeyen iki savaş çocuğu gibi eylülün toparlanıp gidişini izlemektir Aşk, canınızla beslemektir hüznün kuşlarını Aşk, vazgeçmektir gözlerinden, geceleri ansızın nedensiz uyanmaktır ve uykularında usul usul ağlamaktır Aşk, bir gün anahtarın ters döneceğine inanış, ışığa kavuşmayı özlemektir Aşk, buralardan öylece çekip gitmek ve sonunda kendine bir gül vermektir. Acını içine atıp gözyaşlarını tutup güçlü olmaya çalışmaktır Ama en önemlisi: AŞK, bir bakış bile anlatmaya yeterken her şeyi, kalbinizi dolduran duyguların kalpte kalmasıdır... İşte AŞK... |
||
|
||
| 116. Sone Bence engel tanımaz gerçek bir aşkla Sevmiş olanlar. Aşk demem aşka Değişik durumlarda değişip duruyorsa, Ya da meyil duyuyorsa bırakmaya ilk fırsatta. Aşk dediğin fırtınaya bakar ve titremez asla; Ah, hayır! Her daim duracak bir işarettir, Bir yıldızdır, dönenen teknelere rehberdir, Boyu posu ölçülse de bilinmez değeri nedir. Zamanın oyuncağı olmaz; gül dudaklı Ve yanaklı aşkı götürebilir sallasa zaman orağını; Değişmez aşk kısa da sürse saatler ve haftalar, Aşk dediğin kıyamete dek yaşar. Eğer yanlışım varsa ve bu bana kanıtlanırsa, Demek hiç yazmamışım, kimse sevmemiş asla. William Shakespeare |
||
|
||
William Shakespeare |
||
|
||
| mutlaka bir gün tüketeceğin ve elinde olan tek değerli şeydir aşk. onunla birlikte tükenmeyene aşk olsun:) |
||
|
||
| KENDİ OLARAK SANA GELEN Kendi olarak, sana gelen- sana gereksinimi olmadan, seni isteyen- sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen- kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan- - O, işte... Oruç ARUOBA |
||
|
||
| Matilda'ya Sone Seni sevdiğimi göreceksin Sevmediğim zaman, Çünkü iki yüzüyle karşına çıkar hayat. Bir sözcük Sessizliğin kanadı olur bakarsın, Ateş de pay alır kendine soğuktan. Seni sevmeye başlamak için seviyorum seni, Sana olan sevgimi Sonsuzlaştıracak Bir yolculuğa yeniden başlamak için: Bu yüzden şimdilik Sevmiyorum seni. Sanki ellerindeymiş gibi mutluluğun Ve hüzün dolu Belirsiz bir yarının anahtarları Hem seviyorum, hem de sevmiyorum seni. Sevgimin iki canı var seni sevmeye. Bu yüzden sevmezken seviyorum seni Ve bu yüzden severken seviyorum seni. NERUDA * elg-i uz'unda dediği gibi, lüzumsuz geyikleri ve konuyu şişeren mesajları temizlesek, daha hoş olacak.. istanblue mod olmuşsun, hayırlı olsun, hadi iş başına.. |
||
|
||
| beni bulamazsan eşyayı bulacaksın elimin dokunduğu seylere dokunacaksın parmak izlerimiz karışacak birbirimize... (kim diye bilir rastlaşmadık senle herhangi bir yerde,herhangi bir şehirde ) |
||
|
||
Aşk utanma ve çekinmenin olduğu yerde vardır. Kitapları bir yana bırakır da dobra dobra konuşursak, aşk dediğimiz şey, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir, gibi geliyor bana. Venüs'ün bize verdiği şey sonunda bir boşalma hazzı değil mi? Tıpkı doğanın başka taraflarımızın boşalmasına kattığı haz gibi. Bu haz ölçüsüzlük yahut hayasızlık yüzünden kötülük haline geliyor. Sokrates'e göre aşk, güzelliğin aracılığıyla çoğalma arzusudur. Ama nedir, bu hazzın insana verdiği o acayip gıdıklama, Zenon'u, Kratippos'u düşürdüğü o delice, budalaca, saçma sapan haller, bizi sürüklediği o uygunsuz azgınlık, aşkın en tatlı anında o alev saçan, kudurmuş, zalim surat, sonra nedir o birden kabarıp böbürlenme, bu kadar çılgınca bir işin içinde o ciddileşip kendinden geçme? Hem ne diye hazlarımızla pisliklerimizi sarmaş dolaş edip hep bir yere koymuşlar? Ne diye insan hazzın son kertesinde acı çeker gibi, ölecek gibi inlemekli oluyor? Bunlara bakınca, Platon'un dediği gibi, tanrıların insanı kendilerine oyuncak diye yarattıklarına inanasım geliyor. İnsanların bu en bulanık, en karışık işinin en ortak işleri olması da doğanın bir cilvesidir, diyorum. Böylelikle bizi denkleştirmek, akıllılarla delileri, insanlarla hayvanları birleştirmek istemiş. İnsanların en ağırbaşlısını o bilinen hal içinde bir düşündüm mü, bütün ağırbaşlılığı bir yapmacık oluverir. Tavus kuşuna haddini bildiren ayaklarıdır. Oyun arasında ciddi düşüncelere yer vermeyenler, bir aziz heykelinin karşısında, önü açık diye, dua etmekten çekinenler gibidir. Biz de pekala hayvanlar gibi yeriz, içeriz; ama bunlar ruhumuzun göreceği işlere engel olmaz, bu işte hayvanlara üstünlüğümüzü gösterebiliriz. İşte gelgelelim öteki iş bütün düşünceleri, Platon'un bütün felsefesini ve ilahiyatını emri altına alır, amansız hışmıyla bizi, hem de seve seve, insanlığımızdan çıkartıp hayvanlaştırır. Başka her yerde az çok nazik olabilirsiniz; başka her iş kibarlık kurallarına uydurulabilir, ama bu işin hayvanca ve gülünç olmayan şekli düşünülemez bile. Bir arayın da bulun bakalım bu iş bilgece ve edepli bir şekilde nasıl yapılabilir? Büyük İskender, herkes gibi bir ölümlü olduğunu bir bu işte, bir de uyumada anladığını söylermiş. Uyku ruhun kötü güçlerini sarıp yokeder, bu iş de hepsini kaplayıp darmadağın eder. Onu sadece mayamızdaki bozukluğun değil, hiçliğimizin, noksanlığımızın bir belirtisi sayabiliriz kuşkusuz. Doğa bir yandan bizi bu arzuya doğru sürer, gördüğü işlerin en soylusunu, en yararlısını, en güzelini de ona bağlamıştır bir yandan da bizi bırakır, onu kötüleriz, ondan ayıp, günah diye utanır kaçarız, perhizi sevap sayarız. Bizi yaratan işi hayvanlık saymaktan daha büyük hayvanlık mı olur? Türlü ulusların dinlerinde vardıkları, kurban, mum yakma, oruç, adak gibi ortak taraflardan biri de cinsel arzunun kötülenmesidir. Onun bir cezalanması demek olan sünnet bir yana, bütün kanılar bu konuda birleşir. Hoş, bir bakıma insan denilen bu budala varlığı yaratma işini ayıplamakta, bu işe yarayan taraflarımızdan utanmakta pek de haksız değiliz ya... İnsanın doğuşunu görmekten herkes kaçar, ama ölümünü görmeye hep koşa koşa gideriz. İnsanı öldürmek için gün ışığında, gelmiş meydanlar ararız, ama onu yaratmak için karanlık köşelere gizleniriz. İnsanı yaparken gizlenip utanmak bir ödev, onu öldürmesini bilmekse birçok erdemleri içine alan bir şereftir. Biri günah, öteki sevaptır. Aristoteles ülkesinin bir deyimine göre birini iyileştirmenin öldürmek anlamına geldiğini söyler. Denemeler - Michael De MONTAIGNE - Türkçesi: Sabahattin EYUBOĞLU yazınıdır. Montaigne'nin bu hülasası ve kısa tarifii onu cinsel arzu denemeleri üzerinde yoruyor. Bu yüzden bu aklı ergin kişinin tamahkar aşk tarifleri yapması açımdan eksik kalıyor. Aşk; iki insanın bilinçlerini birleştirme çabasıdır. Boşuna bir çaba, çünkü insan kendi bilincine mahkumdur.Sartre; Bulantı kitabında yaşamın temelsizliğine vurgu yapar. Kitabın kahramanı Roquentin’den bir alıntı: "Her şey temelsizdir, Şu park, şu kent, ben. Bunu fark ettiniz mi mideniz bulanır." Bir hiç olan kendinde varolan her şeyi –ki buna aşk da dahildir- hiçlediği gün, bütün özgürlüğüne sahip olacaktır. Ona göre insan özgür olduğu halde, onu dönüştüren, onun özgürlüğünü sınırlayan, onu tanımlayan, onu bir nesneye dönüştüren şeyler vardır. Bunlardan biri de aşktır. Bu yüzden de aşk bir tehdit ve aynı zamanda bir savaştır. Bu savaşta ben ve öteki kavramları karışmamalı ve birleşmemelidir. Yani aşkta da özgür olunmalıdır. Başkasının varoluşsal bunaltıyı hafifletici mucizevi niteliğinin yanı sıra, kendisinin varlığı da apayrı bir sorunun kaynağıdır. Çünkü benim için gerçek olan onun için de gerçektir; ben de onun varoluşsal bunaltısını hafifletebilmesinin bir aracıyım. İnsan, yağmurdan kaçarken doluya, kendi varoluşundan kaçarken 'öteki'nin egemenliğine yakalanır. Başkası benim için, kah varlığımı benden çalan, kah bana ait bir varlık olduğunu ortaya çıkarandır. Sartre yazınıdır. İnsanın hayat mücadelesi, doğayla değil 'öteki'yledir; yalnızca 'öteki'yle değil fakat aynı zamanda 'öteki' sayesindedir. 'Öteki', anatomiden duyarlık, biyolojiden edebiyat çıkartır; onunla 'surat'-'yüz'e, 'cilt'-'ten'e, 'dokunma'- 'okşama'ya dönüşür. Başkasının yüzü beni benliğimden başka tarafa yönelterek yükümü hafifletir. Okşama, arzulanan varlığın bakışı altında yaşamaktan kurtulmak için onu kendi tenine hapsetme girişimidir. Finkieltkraut yazınıdır. |
||
|
||
| Aşk toplumsal öğretiyle -koşullanmayla- öğrenilen bir duygu birikimidir.. (biriktirme biçimi) Belki de nasıl yaşanacağı - o duygunun nasıl insanileşeceği- öğreniliyordur. Aşk ;bütün kanıksamalara , bilmişliğe , tekerrüre, çoğu zamansa acıya rağmen , her insanın hayatta kendisini unutabildiği -başkasında varolmayı nihai varolma biçimi saydığı- , yegane afyon... Aşk her insanın anlayabileceği -özdeşim kurabileceği-, her insanda mutlaka bir karşılığı olan ,belkide tek insanileşme biçimi. Ölüm kadar keskin ; insan onun yanından geçtiğinde , 'işte nihai olan bu' ,'işte yaşamın nihilliğine bir tokat at fırsatı' , 'işte anlam denizinde boğulmak bu olsa gerek' diye düşünebileceği, kendini büyüsene kaptırmaktan korksa da yaraları iyileşmişse yinede yaralanmayı bile isteğe kabul ettiği birşey.. Ölüm kadar keskin ve ölüm kadar koşunası, acıyı hayata katabilene 'yaşamak gibi bir anlam' sunan, sonu başından belli , başı sonunu hazırlayan oyun.. |
||
|
||
Aşk toplumsal öğretiyle -koşullanmayla- öğrenilen bir duygu birikimidir.. (biriktirme biçimi) Belki de nasıl yaşanacağı - o duygunun nasıl insanileşeceği- öğreniliyordur. Aşk ;bütün kanıksamalara , bilmişliğe , tekerrüre, çoğu zamansa acıya rağmen , her insanın hayatta kendisini unutabildiği -başkasında varolmayı nihai varolma biçimi saydığı- , yegane afyon... Aşk her insanın anlayabileceği -özdeşim kurabileceği-, her insanda mutlaka bir karşılığı olan ,belkide tek insanileşme biçimi. Ölüm kadar keskin ; insan onun yanından geçtiğinde , 'işte nihai olan bu' ,'işte yaşamın nihilliğine bir tokat at fırsatı' , 'işte anlam denizinde boğulmak bu olsa gerek' diye düşünebileceği, kendini büyüsene kaptırmaktan korksa da yaraları iyileşmişse yinede yaralanmayı bile isteğe kabul ettiği birşey.. Ölüm kadar keskin ve ölüm kadar koşunası, acıyı hayata katabilene 'yaşamak gibi bir anlam' sunan, sonu başından belli , başı sonunu hazırlayan oyun.. Çok güzel. Evet, aşk insanileşme odağına ışığını sağlıyor. Retrepotan bütünlük ve asli farkındalık. |
||
|
||
| Aşk; eksik yanlarımızı tamamlayabilme çabalarımızın ürünüdür... | ||
|
||
| aşk, cinsel dürtüden ileri gelen ihtiyaçların karşılanamaması durumunda yaşanan hastalık, delilik halidir... Fakat karşılanması durumunda devam etmesi kişilik problemlerinin ya da aşağılık kompleksinin sonucu olabilir.. | ||
|
||
| Aşk Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin. Bir ısıtır,bir üşütür,bir ağlatır bir güldürür, Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin. Özdemir Asaf sanırım aşkın çözümü yok...
|
||
|
||
| aşk ruh birliğidir.yarım olan iki ruhun birbirini tamamlamasıdır.her insan yarımdır.ancak gerçek aşkı bulduğunda bir olur ve tamamlanır.ulaşılmazlığı ve cazibesi de bundandır. | ||
|
||
| Evet aşk tamamlanmadır. Hakiki aşk'da o ne yaparsa yapsın, onun yarımısındır. Çünkü özel istekler bitmiştir ve o olmuşsundur. Onun istediklerini sende şiddetle istersin... | ||