|
||
| ince kadehte şarap sarhoş aheng aslında koyu kırmızı bir reng ne tuhaf sabah dörtte seni düşünmek dökülür kağıda yine ellerim ürkek hasretin karanlık zindanlara denk bu gece mehtaptan çıkıp gülsen gelerek... |
||
|
||
| oyyy hawar... yakalar beni şimdi ölüm kuytuda... bir faili meçhul olurum aşk sokağında.. sana ağlarım... oyyyy ölüsüne yandığım... oy hawar! |
||
|
||
| yasak şehirlerde yasaklanmış türkülerle yasak aşklar yaşardık bundandır ezgilerimiz hüzün yüklü yüreğimiz umut yüklüdür..... hawarlar düşmesede dilimizden yüzümüz hep şafaktaki güneşe dönüktür... |
||
|
||
| güneş... anlamı olmalı elbette memleketimde doğduğunda.. bir küfür dilimde şu an.. sawursam gökyüzüne güneş kızar mı bana! |
||
|
||
| sus,kapa çeneni ey hayırsız bilmezmisin güneş güzel olana sevdalı bizler ise güneşe ![]() ve bilmezmisin güneş emreder sevin birbirinizi diye... haykırma küfrü savur bir aşk türküsü yüreğinden
|
||
|
||
| isyanıma kulak asacak türkü bulamadım dost.. bir ar tutsun beni perçemimden.. yakarım yoksa kendimi yüreğimi.. küfrümü.. |
||
|
||
| isyan ezgilerimiz süzülür dağlardan bir şahin kıvraklığıyla vurgunu olmuşuz ezgilerimizin sevdalısı olmuşuz yaşanmışlılarımızın ezgilerinin al sana bir ezgi yaksın içindeki küfrü... lele daye ez gerillame lı van sere çiyame.... |
||
|
||
| bir şehri düşüme almışım yarim seni orda görmüşüm bir kalpsize gönül wermişim... şimdi yangın benim amed içinde... amed şehrim benim sende kaldı düşlerim.... |
||
|
||
| beni yüreğimden vurdun istanblue..en sevdiğim parçadır... | ||
|
||
| sen mi ben miiiii... gözümde tütüyor amed we surları ![]() |
||
|
||
valla ameddeyim ama inanki senden çok özlüyorum amedi ben bu şehre aşığım şimdi çıkacam.gece görüşürüz...
|
||
|
||
| Karayılan Hikayesi (Antep Destanı) BİRİNCİ BAP YIL 1918-1919 Ateşi ve ihaneti gördük ve yanan gözlerimizle durduk bu dünyanın üzerinde. İstanbul 918 Teşrinlerinde, İzmir 919 Mayısında ve Manisa, Menemen, Aydın, Akhisar; Mayıs ortalarından Haziran ortalarına kadar yani tütün kırma mevsimi, yani, arpalar biçilip buğdaya başlanırken yuvarlandılar. Adana, Antep, Urfa, Maraş: düşmüş dövüşüyordu... Ateşi ve ihaneti gördük, Ve kanlı bankerler pazarında Memleketi Alman’a satanlar, Yan gelip ölülerin üzerinde yatanlar düştüler can kaygusuna ve kurtarmak için başlarını halkın gazabından karanlığa karışarak basıp gittiler. Yaralıydı, yorgundu, fakirdi millet, en azılı düvellerle dövüşüyordu fakat, dövüşüyordu, köle olmamak için iki kat, iki kat soyulmamak için. Ateşi ve ihaneti gördük, Murat nehri, Canik dağları ve Fırat, Yeşilırmak, Kızılırmak, Gültepe, Tilbeşar ovası, gördü uzun dişli İngiliz’i. Ve Aksu’yla Köpsu, Karagöl’le Söğüt gölü ve gümüş basamaklı türbesinde yatan büyük, aşık ölü, şapkası horoz tüylü İtalyan’ı gördü. Ve Çukurova, kıyasıya düzlük, uçurumlar, yamaçlar, dağlar kıyasıya ve Seyhan ve Ceyhan ve kara gözlü Yürük kızı, gördü mavi üniformalı Fransız’ı. Ve devam ettik ateşi ve ihaneti görmekte. Eşraf ve ayan ve mütehayyizanın çoğu ve ağalar: Bağdasar ağadan Kellesi Büyük Mehmet Ağaya kadar, düşmanla birlik oldular. Ve inekleri, koyunları, keçileri sürüp, götürüp, gelinlerin ırzına geçip, çocukları öldürüp ve istiklali yakıp yıktıkça düşman, dağa çıktı mavzerini, nacağını, çiftesini kapan ve çığ gibi çoğaldı çeteler ve köylülerden paşalar görüldü, kara donlu köylülerden. Ve bizim tarafa geçenler oldu Tunuslu ve Hindli kölelerden. Ve Türkistanlı Hacı Ahmet, Kısık gözleri, seyrek sakalı, hafif makineli tüfeğiyle dağlarda bir başına dolaştı. Ve sabahleyin ve öğle sıcağında ve akşam üstü Ve ayışığında ve yıldız alacasında geceleyin, ne zaman sıkışsa bizimkiler, peyda oluverdi, yerden biter gibi o ve ateş etti ve düşmanı dağıttı ve kayboldu dağlarda yine. Ateşi ve ihaneti gördük, Dayandık, dayandık her yanda, dayandık İzmir’de Aydın’da, Adana’da dayandık, dayandık Urfa’da, Maraş’ta, Antep’te. Antep’liler silahşor olur, uçan turnayı gözünden kaçan tavşanı art ayağından vururlar ve Arap kısrağının üstünde taze yeşil selvi gibi ince uzun dururlar. Antep sıcak, Antep çetin yerdir. Antep’liler silahşor olur, Antep’liler yiğit kişilerdir. Karayılan Karayılan olmazdan önce Antep köylüklerinde ırgattı, Belki rahatsızdı, belki rahattı, bunu düşünmeye vakit bırakmıyordular, yaşıyordu bir tarla sıçanı gibi ve korkaktı bir tarla sıçanı kadar. Yiğitlik atla, silahla olur, Onun atı, silahı, toprağı yoktu. Boynu yine böyle çöp gibi ince Ve böyle kocaman kafalıydı Karayılan Karayılan olmazdan önce. Düşman Antep’e girince Antepliler onu Korkusunu saklayan Bir fıstık ağacından alıp indirdiler. Altına bir at çekip eline bir mavzer verdiler. Antep çetin yerdir. Kırmızı kayalarda Yeşil kertenkeleler. Sıcak bulutlar dolaşır havada İleri geri. Düşman tutmuştu tepeleri, düşmanın topu vardı. Antepliler düz ovada Sıkışmışlardı Düşman şarapnel döküyordu, toprağı kökünden söküyordu. Düşman tutmuştu tepeleri. Akan: Antep’in kanıydı. Düz ovada bir gül fidanıydı Karayılan’ın Karayılan olmazdan önceki siperi.. Bu fidan öyle küçük, Korkusu ve kafası öyle büyüktü ki onun, namluya tek fişek sürmeden yatıyordu yüzükoyun. Antep sıcak, Antep çetin yerdir. Antep’liler silahşor olur. Antepliler yiğit kişilerdir. Fakat düşmanın topu vardı. Ve ne çare, kader düz ovayı Antepliler düşmana bırakacaklardı. “Karayılan” olmazdan önce umrunda değildi Karayılan’ın kıyamete dek düşmana verseler Antep’i Çünkü onu düşünmeğe alıştırmadılar. Yaşadı toprakta bir tarla sıçanı gibi, korkaktı da bir tarla sıçanı kadar. Siperi bir gül fidanıydı onun, gül fidanı dibinde yatıyordu ki yüzü koyun ak bir taşın ardından kara bir yılan çıkardı kafasını. Derisi ışıl ışıl, gözleri ateşten al, dili çataldı. Birden bir kurşun gelip kafasını aldı. Hayvan devrildi kaldı. Karayılan Karayılan olmazdan önce kara yılanın encamını görünce haykırdı avaz avaz ömrünün ilk düşüncesini: “İbret al deli gönlüm, demir sandıkta saklansan bulur seni, ak taş ardında kara yılanı bulan ölüm.” Ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp Bir tarla sıçanı kadar korkak olan, fırlayıp atlayınca ileri bir dehşet aldı Anteplileri, seğirttiler peşince, Düşmanı tepelerde yediler. Ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp Bir tarla sıçanı kadar korkak olana: KARAYILAN dediler. “Karayılan der ki: Harbe oturak, Kilis yollarından kelle getirek, nerde düşman varsa orda bitirek, vurun ha yiğitler namus günüdür...” Ve biz bunu böylece duyduk ve çetesinin başında yıllarca namı yürüyen Karayılan’ı ve Anteplileri ve Antep’i aynen duyup işittiğimiz gibi destanımızın birinci babına koyduk. . Nazım Hikmet Ran |
||
|
||
| '' yüreğim tutuşup bir kor olsada gözlerim yaşlardan kanla dolsada ismin dudağımda dua olsada ahım var DÖNMEYECEĞİM...'' |
||
|
||
| yiğitler kaya gölgesinde yiğitler bağdaş kurmuş yiğitler kuru ekmeği çiğner.... |
||
|
||
| vurulurken yiğitler dağ başlarında kanarken bedenleri usul usul yinede esirgemediler gülüşlerini... |
||