|
||
| Zaman kekemeydi ve tarihe sızan soytarılar gördük gencömrümüzde ölüm peşimize düşende bir göçebeydik suretimiz ağardı kurulan darağaçlarına bütün sığınaklar uçurumlara açılırdı Rüzgâr suyu soğutsun su terli bedenlerimizi ve aşkı düşünelim biz, destan yalnızlıkları konuşursak akşam olur ve yine yağmur yağar gidersek gülüşler azalır buralarda kim bulur kayıp adresteki dostları Bir karanlığa bakıyorum bir de zamana ay büyüyüp bir gül oluyor ellerinde senin ve ancak yeni bir yorumu oluyor aşkın saçlarından sızan bu karanlık yağmur ayın çağıltısıyla tutuşuyor begonyalar Saçlarındı diye düşünüyorum ömrümüzü çözdükçe savrulan rüzgârdı saçların ve ikide bir aklıma düşüyor aynı soru -Aşkı bilmiyorsam nasıl değiştiririm kendimi, seni ve bütün dünyayı |
||
|
||
| ne tuhaf değil mi? içimi acıtan da sendin acımı dindirecek olan da... warlığına doyasıya sewinemediğim senin ..yokluğuna ağlıyorum ne tuhaf! |
||
|
||
| ne tuhaf değilmi gün doğumuda kaybolur aşklar yüreğinde gün batımında filizleniverir yine en gündelik aşkların sahibi men ediyorum seni sevmekten bırak yıpratma aşk denen o muhteşem yalnızlığı...
|
||
|
||
| Aşklar mı diyordun, anladım Senin incindiğin benimse Yollara düştüğümdür yeniden |
||
|
||
| yalnızlığım... ..en kıymetlim... en acınılanım... en'lerim.. ..yalnızlığım... aşk için susuyorum... we sewmek bu kadar anlamsızsa ..gidiyorum! |
||
|
||
| git ardına bakmadan yak yüreğini bu şehrin aşk aateşşinde kül etki kendini kalmasın senden eser bende.... |
||
|
||
| (d)üş(ü) yüreğim... kork yüreğim... alıp başını gitmelerin son bulacak... bir wuslat bu yarin terkinden sonra! biz hazan... bir eylülsüzlük... küllerini sawur denizlere... nasıl olsa rüzgar esmeyecek... liman bulmasan da olur! bundan sonrası ne kadar acı kılabilir ki seni! |
||
|
||
| Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim Belki bir yağmur yağar akşama doğru Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım Aşk da bitti diyordu ya bir şair Aşk bitti işte tam da öyle |
||
|
||
| yükledim mavi gemiye düşlerimi yol alıyorum bilinmeyenin orta yerine cendereye alınmış yüreğim her yanım sis her yanım pusu sen olmazsan hangi ilk baharlar görür aşk yüklü bu gemi sen olmazsan sevda limanına sığınıır bu gemi bilmezmisin yutar kahpelik girdapları beni... |
||
|
||
| "siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı", diyen şair... ..benim hep gurbette yaşadığımı bilmiyor mu? ben şimdi gurbetim.. ..heba olsa da senelerce yılım... içimde taşıyorum yar'i! göwdemi güz yawrusu duraklara düşürüyorum... sewdiği kamyonlar geçiyor üstümden!!! |
||
|
||
| aklına kuşkonmaz bir yolcuyum yasak hevesler büyür içimde sağanaklara tutulur çalarım zamanı kediler yarışır aşkın atlasında kuşlar kalkıyor dallarımdan uzaktan yaralı bir kalple bakıyorum hangi acıya saracaksan sar yaralarımı imtina ediyorum hayattan kuşladım çünkü bütün yuvalarımı oyalandığım bütün istasyonlarda kalbim oyulur savurdum kendimi gecenin havzasına aklımdan kaç kuş havalandı kaç kuş döndü yuvaya kime ne taşıyorsam kalbimi avuçlarımda bulsam yalnızlığın biçimini sever miydim yine de seni benim avuçlarına sığmayacak bir kalbim var uzaktan yakın olan herşeyin acısı fazladır hangi kalp taşıyacak kadar ustadır aşk ağrısını kentli yalnızlıklardır çoğaldıkça kaybolan ritminin yarısı senin olsun bilerek unuttuğum bu şarkının reddettim bütün kabullerimi bir kez daha kutsadım kendimi anladım hiç bir aşta yer yok bana beklediğim yağmurdan da ümit kalmamıştır |
||
|
||
| ölü bir okyanus tutuşur gözlerinde... sanırsın ki hiç bitmeyecek.. sanırsın ki bu ateş sönmeyecek... sanırsın ki sonsuza dek sürecek... we o an donakalır kirpiklerin... ..sesin yürümez o tarafa.. çünkü hep sanırdın! ay dolunaydır sewgilim... ay dolunaydır.. |
||
|
||
| bu şiirleri göğün mavisine aşkediyorum bir jet pilotunun kıçından fışkıran baharlarla.. (can baba demiş,anladınız siz onu) |
||
|
||
| Yalnız yar'e... Yani tek yareme... Hiç düşündün mü yar? Bir yürek, bunca acıyı nasıl emzirir? Bir gün olsun gelip, göğsünü soğuk duvarlara dayadın mı? Tonlarca enkazın altından çıkarıldığında su yerine 'yar' dedin mi hiç? Tozlu siluetler doğurup, çocuğunun cenazesi dizlerinin dibine bırakılan bir anne gibi ağladın mı hiç? Afedersin, unutmuşum... Ağlamayı bilmezdin sen... Ya da, hislerini bir nilüferin yanaklarında yakan deniz anası gibi hiç ağl... unuttum yine yar, kusura bakma. Öğrenirsin bir gün 'ben' olmayı. Ama o zaman da bende bir 'sen' daha olmaz. En iyi sen, bendeki gibiyken gel. Bakarsın, kurusun diye güneşe serdiğin masallar, ak sakallı dedenin öldüğünü bilmeden bir 'hiç' olurlar. Ellerini cebine sokarsın yalnızlığımda üşüyünce, ama suyun üzerine çizdiğin gülen suratlar, susuk suratlar olur ben 'her şeyin' olunca. Sen, ağlayıp kar tanesi gibi erirken, sen benim 'hiçbir şeyim' olursun. Ve o kar tanelerinin, aslında kan haresi olduğunu anlarsın. Saçlarını bir akrebin susuşuyla tararsın, giderken gölgene yasladığım aynanın en ölümcül sırlarında. 'Uzun lafın kısası olmaz' diyor bir şair, ama kısa lafların da uzun acısı oluyor yar! 'Gitme' gibi...'Gel' gibi...'Yar' gibi...'Ölmek' gibi... Bilesin, benim en uzun lafım sendin. Gittin... Saçların gibi uzun acılarım var şimdi, Saçların gibi siyah acılarım... |
||
|
||
| "kim ne derse desin kadınlara düşkünüm ne yapayım öyleyim kadın dendi mi sanki ben vişneli bir dondurmayı durmaksızın yalarım." Edip Cansever |
||