|
||
| sırlarımızı ve çeliğimizi verdiğimiz sular çekiliyor eski topraklardan yeni volta boyları ufukta yepyeni tanımlar aranıyor dünyayı değiştirmek isteyen varoluşumuza biliyoruz ki buradan görünmez Çünkü Büyük Umutsuzlardır dünyayı değiştirecek olan dipsiz bir öfke kadar derin dipsiz bir banknot gibi dolaşımda ne kadar uzak görünüyordu bize oysa geldik. işte burasındayız |
||
|
||
| EĞER O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer. Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer. İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer. Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. Issızlığa teslim olmazdı sahiller, Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse... Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!! CAN YÜCEL |
||
|
||
çok severim bu şiiri eğer...!
|
||
|
||
| kokladığın gülün kokusu kalmış sende baktığın denizin tuzu geçtiğin iklimlerin masalı sinmiş üstüne kuzeydeki pencere açık göçebe bin bir gece sözcükler sökülmüş bir anıyı ne kadar tamamlayabilirse bir andır eski defterlerin güneşinden vurur yüzüne yazsam olmaz dersin kimi zaman sırf bunun için yazmaya değerse de kuzeydeki pencereyi açarken yere düşen defterden görünür: eksik kule, yırtık nehir sımsıkı kapatmış olsak da bizi ürperten anıları hayatımızın eski defter ya da kuzeydeki pencere tanrı çizmiş bıçağıyla, kaderimi alnıma. kaçak bir mahkum sayarak beni. kalabalıktan biri olsamda, korkak parmaklar gösterir beni. geceler, boğazıma geçirmiş pençesini geceler, karanlık gözlerle mermi kusmakta madeni hıçkırıklar kaçırırken uykumu, tanırım seni ey ölüm saklanma... mermiden gülüşün vardı senin.... gücünü öfkemden alırken, hayat sahnesinin yalan dostları, yalnızlığım, hayatımın tek sırdaşı, senide kaçırır, bu gürültüler... volta atarken paranın yoldaşları, kanaryalarsa hapiste. seslerine takılmış kirli bir çığlık, yakıyor mazimin mutluluğunu gel artık usandım, saklanma ey ölüm mermiden gülüşün vardı senin... |
||
|
||
SERSERİ BENİM YAZDIKLARIMI EKLEME BURAYA..
|
||
|
||
Kahin ha hehe ironini sevsinler.. |
||
|
||
dosta aitse ne denir ki... ![]() söz yiter .. geriye ne kalır ? |
||
|
||
| dar ağacına çekilmiş tüm sabahlar adına... seni fısıldıryorum ilmek tadında we yaşan işte bu diyorum... ama yaşamak.. ..bir ortamın çaresiz tutsağa olmaktır... |
||
|
||
| değişen bir şey yoktu, aynı sokaklardaydı bata çıka yürüdüğümüz, durup kıyısında kustuğumuz aynı cami avlusuydu, aynı bıçaktı dokundukça parmakuçlarımız ıslandıkça, ağzımız kalınlaştıkça kabardıkça sesimizin ulaştığı yerlerimiz aynı bıçaktı girip girip çıkan yalnızlığımıza kan akmazdı çünkü kandan daha anlamlıydı sevgimiz canımız acımazdı elbet birbirimizden acı yoksul bir köylünün kara sabanına takılan altın dolu küpü sırtlamaktı, sarı bir hatıraydı savrulup giden bir yaprağın ardında bıraktığı |
||
|
||
| Yapraklarım yok artık kuşlarım yok büsbütün viran oldu dağlarım ezberimdeki türküler de savrulup gitti ömrümün karşılığı kalmadı sesimde sesimde yalnız ormanların gümbürtüsü Yanlış, daha baştan yanlış bir şiirdi bu, biliyorum ve belki ömrümüzün yakın geçmişi bu kadar doğruydu ancak, kimbilir Kalbim unut bu şiiri Gitmek. Bir hançeri inceltip Okyanusa daldırmak isteği Ya da düşebilmek atlasların Dışına ki ey kalbim Yalnızsın bu yolculukta da Gitmek. O kaos duygusu, aklın Sarsıntılarla yorgun düşüşü Bilincin kamaşması belki de. Rehin bırakılacak bir şey yok Unuttuklarından başka. Gitmek. Bir büyü gibi saran Ağrılar yumağı, kışkırtılmış Düşlerdir ki sen şimdi Esirgeme kendini kalbim Kederin o derin yalnızlığından diyorum hep diyeceğim acıyan her yanımda bir dosta da düşer bunun acısı dile getirdiğin ve söylemeden bulduğun için sağol:) |
||
|
||
| gülüşlerim wardı benim bir zamanlar yarin yüzünde unuttuğum... sonra da istemeye yüzüm tutmadı... şimdi bir çocuk gibi licenin taranmış kahwelerine bakıyorum.. hüzün alıyorum delik duwarlardan.. we istiyorum mermilerin sessizliğini! |
||
|
||
| Aykırı anlamlar arayıp durma güz biter sular köpürür de kapanmaz gülüşünün açtığı yara uçurum olur cellat olur her gece Her gece yeniden bir talan başlar acı ses olur, ses deli bir yağmur eski bir eylüle gireriz böylece Sığındığım her yer adınla anılır ben girerim, sokağı devriyeler basar bir de gülüşün eklenir kimliğime |
||
|
||
| kimliği paslanıyor eski bir anarşistin ceplerimde... sözü namluna sürmelisin en kimliksiz yanımdan wurmalısın beni.... duraklar war mıdır bu kentte bilinmez ama her gece bir durak olurum ..seni götüren otobüsün durması için! nafile.. |
||
|
||
| Ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada Kirletilmemiş bir bulut bile yok artık Böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda Yaşadığın kent de sana benziyor gitgide Ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor Ya da erteletiyorum biletimi son anda Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü |
||
|
||
| yüreğini kanatlarına takma kırılır kanatların.. uç... uç..ları kırık bir sewda war şimdilerde... kör bir kurşun yoktur her kurşun bilir adresini we bundandır yarin içimden çıkmaması... |
||