|
||
| bilirmisin gülüm ne zordur yangınlar içinde yürek dağlamak gurursuzlar içinde gururlu kalmak, sevmeler içnde tutkusuz kalmak ve sevdalar içinde yalnız kalmak... çok şey var anlatacak bu şiir bitmeyecek bitmeyecek sana adanan kır çiçeği gülüşler hüzün rengindeki gün batışları rüzgardaki ürkek öpüşler ve yağmurda ıslanan kalp atışları! bitmeyecek; sana yanan papatya sevdası ay ışığındaki ölümsüz şarkı ve gülüşünüyüüreğime çizen yıldızlar çok şey var anlatacak... mevsimler yetmeyecek!!! yetmeyecek zaman dünyalar göçecek bir bir ama kaç ömür geçsede aradan bu şiir bitmeyecek !!! |
||
|
||
| kısa mesafeleri uzatan tek yoldu o ve aynı zaman da kısaltan uzun uzadıya yol alırken tut ucundan şiirin eğreti dur biraz ona fakat asla bırakma |
||
|
||
| yitmektir şiirden koppmaK ve sensizlikte badirelere vurmaktır yüreğini bir cemrenin toprağa düşüşü gibidir gözlerine vurgun yüreğimin şiir haykırışı... yaşanmamılıklar adına al beni şiirinin en güzel yerine... |
||
|
||
| Boğaz içinde suların okuduğu şarkıyı dinle Gözlerimden bir hicaz taksim gibi geçmekte, Sana ait anılar..... Güneş dalyanları kızıla boyarken Martılar yokluğuna yas tutmakta. Simsiyah saçların örüyorken geceyi Gözlerini kıskanan yıldızlar bir bir,sönüyor Bilirim amma bu sırrı kimseye söyleyemem Şu kadim küreyi nefesin döndürüyor Zaman dehlizlerinden birini açıp bana Gönlümü yepyeni acılara sürüyor. Sensizlikle hüzün dolu yüreğim Kararan ufuk ile hicranına yürüyor Bilmez misin bahtımın son ümidi sendedir Halime düşman değil,artık dostlar gülüyor Sensizliğe tercih ettiğim ölüm..... Duyuyorum! yavaş,yavaş geliyor |
||
|
||
| hade benimden içimden bişi yazmak geldi,deniimbakiim..hmm? hah !! dola bakiim kollarını boynuma usulca da gir koynuma ama dikkat et gelme oyunuma ..
|
||
|
||
| vurgun yemiş gecenin son demindeyim vurgunluklara gebe yüreğim merhaba diyebilcekmi yarına acaba.... |
||
|
||
| ayrılık hüznüdür gitme wakti yaklaşmış....sende... bir yalnızlık öyküsüdür adım yasaklanmış..bende... |
||
|
||
| gidiyorum bir daha dönmemecesine ne ahlar çekerim nede özlemler sadece şarap testimi isterim ey tanrı... |
||
|
||
| Suskunluğun Kıyısında Ayrılık... Karanlık mahkeme salonunda birikmiş dâvâ dosyaları... Mübâşirin çağırdığı iki kişi; biri kadın, diğeri erkek içeri girdi. Dosya hâkimin elinde... Yaşlı hâkim, gözlüklerinin üzerinden bakarak; sevecen bir tavırla adama: "Evet!.. Anlat bakalım!" 50-55 yaşlarındaki adam, terden ıslanmış saçlarını eliyle düzeltti, mavi gözlerini kıstı, ceketinin önünü ilikleyip ayağa kalktı. "Hâkim Bey! Bu hanımla, 25 senedir evli bulunmaktayız. Şiddetli geçimsizlik sebebiyle boşanmak istiyorum." Bir an durdu, içinde sanki yıllardır uyuyan yılgın bir at şahlandı; ona yöneldi kendince... (25 yıl ha... Söylemesi ne kolay! Hey gidi be! Ben bu kadına ömrümü vermişim!) "Hanımefendi, söylenenleri duydunuz. Ne diyorsunuz?" diye sordu hâkim. Güzel bir yüzü vardı kadının. Ama yorgun görünüyordu. Günlerce ağladığı göz kenarlarından ve zoraki tebessümünden anlaşılıyordu. "Hâkim Bey! Evet, 25 senedir evliyiz. Ben de boşanmak istiyorum." Hâkim şaşırmıştı. Gençler pek sık geliyordu; ama bu çift?.. Dile kolay, çeyrek asır! "Peki, niye anlaşamıyorsunuz? Hep mi böyleydiniz?" Boğuk bir sesle cevap verdi; "Hâkim Bey, biz... Anlaşamıyoruz." Susuvermişti bir anda. Düşünüyordu her şeyi. Mahkeme salonu, mübâşir, hâkim, oturduğu sanık sandalyesi, kocası, aah evet kocası... Yüreğinde çınlamaya başladı kırık bir ses... (Ne işim var burada benim, ne işimiz var aah! Anlaşmak... Niye anlaşamıyor muşuz? Ne anlattı ki, anlayayım? Neler anlattım, dinlemedi. Anlaşmak... Biz aynı dili mi konuşuyoruz hey?! Oysa sevmiştim seni be adam! Şimdi, orada, o koltukta oturan sen misin, deli denizim benim! Nerdesin?..) "Beyefendi, niye anlaşamıyorsunuz?" "Hâkim Bey! Aslında... Ne diyeyim; biz ayrı dünyaların insanıyız. Yıllarca sabrettim bu kadına. Hep şikâyet eden, hiç susmayan; bir kere bile <> demeyen bu kadına!" Yine çarptı yüreği... (Niye bu kadar zor ki, sevdiğini söylemek! Ne gururlu kadınsın sen; ne inatçısın; ben bilirim. Hâlbuki bir ömür adadım sana; güzel kadınım! İstesen yine verir miyim ki? Veririm! Billâhi bir 25 yıl daha veririm. Ama... Çok geç, değil mi? Sus, hey yorgun adam! Sus da, otur izle, hayatını karşı pencereden. Karşı pencere mi? Bu kadar mı uzaklaşmışız? Yıllar... Yıllar...) Söz yine kadındaydı. Şikâyet etmekle, beğenmemekle suçlanıyordu yine. Yıllardır söylenenler, yine tekrar ediliyordu. "Neyi beğenseydim ya Hâkim Bey? Ben kaç kere takdir edilmişim ki? Kadınız ya; anlamazmışız bir şeyden! Hep <> de, onayla!.. <>den anladığı bu işte bu adamın... Sevmek bu mu Hâkim Bey?" (Sevgi neydi? Sevgi emekti... Can damarına düşmüştü bir filmden aklında kalanlar. Eskiden üzüldüğünde, suskunlaştığında, derdini dinleyen, hâlinden anlayan, başını koyup saatlerce ağlarken o; omuzlarını dağ gibi, kadınına sığınak yapan adam, buydu işte! Karşısında duruyordu. Çok zaman olmuştu yüzüne uzun uzun bakmayalı. Çökmüş, yaşlanmıştı. Gözlerine değdi bakışları. "Hani huzur bulduğum deniz gözlerin nerede?" Bu şarkıyı, bir mahkeme salonunda içli içli okumak da varmış kaderinde. Kader... Kader işte! Derler ya; adına "koca" demişler. Güzel bir şey olsaydı "gonca" derlerdi. Boşveeer! Bitti artık.) "İki taraf da hemfikir... Peki, tazminât, nafaka ister misin?" "Ben... Hayır; istemem, hiçbir şey istemem. Bitsin, kurtulayım, yeter!" (Tazminât mı? Neye tazminât? Kaybettiğim tüm güzelliklerin, umudun, hayat neşesinin bedeli olur mu hiç? Hangi ücret uzak tutar, içimdeki yalnızlığın sefâletini? Hem bu paragöz adamın içine işler, gitsin, yeni karısıyla harcasın... İçi titredi. Yeni karısı! "Erkeğin karısı ölmez!" derdi annem. Tabii ya, evlenir bu adam. Bana çektirdiklerini, ondan çeker elbet! Adl-i İlâhi... Evlenir mi gerçekten? Belki de evlenmez! Kim bilir?) "Ben istediği tazminâtı vermeye hazırım. Nafaka isterse onu da..." (Yıllarca "cimri" deyip kızdın durdun. Doymadın, yazık ki! Şimdi şaşıyorsun değil mi? Madem dönüşü yok, madem bıktın, madem kurtulmak istiyorsun, o hâlde bundan sonra ferâh yaşa. Bıktın ha! Yapma; bu kadar acıtma canımı! Ben senden sonra n'aparım? Yalnızsın oğlum! Bundan sonra yapayalnızsın... Ama Allah'ım! Nerede hata yaptım?) "Hanımefendi, iyi düşünün! Bakın dosyada yazdığına göre iki de çocuğunuz varmış. Onlar büyümüş; evlenip giderlerse sana kim bakacak?" "Ben bu adamdan para istemem Hâkim Bey! Başımın çaresine bakarım. Hem, çocuklarım babaları gibi vefâsız değiller!.." (Yavrularım... Kocaman oldular. Kendi durulmayan dünyamızda, bu keşmekeşin arasında çok şükür kaybetmedik. Hep mâsum kalsınlar Allah'ım! Babalarına benziyor ikisi de; çok sevmişim bu adamı çok! Beni affederler mi ki? Ama yıllarca onlar için dayandım. Çocuklarım, üvey ana eline bakmasın, dedim, sabrettim. Artık gerek yok! Şimdi geriye tek hâtıran olacak çocuklarım, duyuyor musun koca adam, eski sevgilim!) "Duydun! Tazminât, nafaka istemiyor hanımın!.." "Duydum Hâkim Bey!" (Canım oğlum, güzel kızım! Babaların evlâtlarına bıraktığı en büyük miras tecrübeleridir. Bize bakmayın; beceremedik işte! Off!.. Tükendim; tükettim; bitti işte!) "Son olarak söyleyeceğin bir şeyler var mı?" "Yok Hâkim Bey! Yok.." (Kadınım! Sona geldik, görüyor musun? Artık ne kaldı ki söylenecek? Ezilmiş yüreğim pişmanlık sahralarına erdiği gün, çoktan kaybolmuş olacaksın belki de... Hakkını helâl et!) "Hanım! Senin diyeceğin var mı?" "Her şey söylendi işte Hâkim Bey! Daha fazla uzatmayayım..." (Her şey söylendi ha? Kendimi kandırıyorum yine. Yine onca çığlığı gömüyorum içime. Ama bu son... Bir daha ne çığlık atmak için sebebim olacaksın ne de hüznümün mâkesi... Yine de hakkını helâl et.) "O hâlde; şiddetli geçimsizlik sebebiyle, iki tarafın da rızâsıyla, boşanmanıza karar verildi!" On dakikada paramparça olmuş camdan hayatlar... Mahkeme salonunun ortası kırıklarla dolu... Son bakışlar, son defa buluşuyor gözler... (Senden çaldığım huzuru yeniden bulmanı istiyorum şimdi. Ben, yapayalnız yaşayacağım artık. Olmadı işte güzel kadınım! Ömrümü adardım istersen; yeniden... Bilirim ki, artık çok geç... Elveda, deli dalgalarımı görüp götüren eski rüyam... Elveda!...) (Mavi gözlerine son kez bakayım! Söyleyecek çok sözüm vardı, senelerce birikmiş; içimde zehir olmuş. Yine sustum! Çoğaltmadık birbirimizi, bitirdik, yitirdik. Artık yalnızım! Elveda; gençliğimi heybesine alıp götüren adam... Elveda!...) |
||
|
||
| gidiyorum senden boşluğumla başbaşasın artık.... kutla zaferini... bensizliği..... |
||
|
||
| Ben deliyim; Yorgun ve yalnız kaldırımlara misafirim... Gecenin gözleri her daim üzerimdedir. Denizin ortasında küçük bir adayım, yüzme bilmem; Yüreğimi bir yerde bırakmışım, bıraktığım yerlerden çok uzaklardayım. Kapıları kapatmışım üstüme, sürgüleri beynime çekmişim. Ben deliyim, ama çok şey bilirim. Renkler ve zevkler hiçbir şey ifade etmez benim için... Sonların başladığı yerden, başlangıçların son bulduğu bir yere gidiyorum. Kara bir tren gibiyim, bir istasyondan bir istasyona, hep aynı raylar üzerindeyim. Ben deliyim; Yağmurun yağması benim için romantik değildir, ben kurşun yağmurlarını bilirim. Benim güneşim batmaz, dünyam dönmez, ay'ım hep mehtap halindedir, rüzgârlarım hep doğudan eser... Ezbere bilirim yaşamayı, yaşarken savaşmayı; Ben deliyim; Benim mevsimim değişmez, kuşlardan sadece güvercini bilirim, yüreğim kanatlarıyla beraber çarpar. İnsanlardan sadece çocukları severim, onları da büyüyünce terk ederim. Bağıra bağıra şarkılar söylerim, sessiz sessiz şiirler yazarım. Bilmediğim yerlerin, tanımadığım kişilerin resimlerini çizerim. Ben deliyim... Kendimle sohbet eder, kendi kendime gülerim. Telefon kulübeleriyle kavga ederim. Asfaltın siyahında kaybolur, düşüncelere dalarım. Çıkmaz sokaklarda kendimi arar, bir de üstüne güzel hayaller kurarım. Sonra hayallerimle beraber suya düşerim. Ben deliyim; Çayım sekiz şekerlidir, cigara üstüne cigara yakarım. Parayı sevmem ama para için çalışırım. Dört yaşında aşık olduğumu, sonra babamın hiç başımı omuzuna dayamadığını hatırlar, hayal de olsa omuzlarında uykuya dalar, rüyalar görürüm, uyandığımda hiçbirini hatırlamadığım halde... Ben deliyim. Güzel bir yaşam benim için anlam taşımaz, kimseye düşman değilim, kimseye de dost olmadım. Ben kendime bile yabancıyım... Benim bana söylemediğim düşüncelerim vardır. Ben deliyim, ben buralara ait değilim. Dağları sırt sırta vermiş bir ülkem, etrafı surlarla çevrili bir şehrim, saat on ikiden sonra uyanan caddelerimi bilirim. Ben deliyim... Çizilmiş sınırları reddetmişim. Ölüm kurşun olup yağmış üstüme, ben öldürülmüşüm ama ölmemişim. Duygularım hep sansüre uğramış...Ufacık bir bakış boğazımı düğümlendiririr. Neye hüzünlendiğimi bilmeden, hasretin en yoğun halini yaşarım. İçimden dağıtmak gelir, dağıtamam ya, kendimi dağıtırım. Gözlerimin yeşili gitgide koyulaşır, tüm insanlarınki kankırmızılaşır. Bakamam kimsenin yüzüne, sevgiye muhtaç bir yavruya döner yüreğim... Kalbim titrer, haykırırım ama duyuramam sesimi... Yine de sardığım tütünde, yaktığım cigarada bulurum mutluluğu... Ben deliyim, ağlamamaya yemin etmiş gözlerim... Sonu dramla biten bir hatıra, üç bölümlük bir komedi dizisiyim. Çoğu zaman çorbama kinimi doğrar, öfkemi kaşıklarım. Zehir kokan bir gül biter dudaklarımın arasından, sonra bir bidon gökkuşağına döküp yakarım gülü, külüyle birlikte zamana savrulurum. Ben deliyim, geceyi ikiye böler, sonra hayatın adını yalan koyarım... Ben deliyim, ben yüreklerde ünlem, kafalarda soru işaretiyim. Ben deliyim, bağrı taşlarla dolu bir toprak parçasıyım. Bir uçtan bir uca kurumuşum. Karınca yuvaları ve ayak izleriyle süslüdür tenim... Kar yağar üşürüm, güneş olur kavrulurum. Kimisi tükürür, kimisi öper ya; tükürene mezar, öpene lalezâr olurum. Ben deliyim... Mutluluğu uzaktan seyrederken cebimde küçük umutlar biriktirir, gözlerimi kapının eşiğine dikerim. İşte o zaman hayat acı kahve tadı verir, hep içime atarım ama, kendimi içine atacak bir yer bulamam. Anlamayana az gelirim, anlayana çok... Ne yarınlar birşey bekler benden, ne de ben yarınlardan... Dedim ya, ben deliyim... Ağlamamaya yemin etmiş gözlerim... ( deli senin için dost ) |
||
|
||
| kutla ölüme yol alacak bensizliği.. ve kutla sensizken ölüme yol alışımı... hiç görmedim sağanak yağmurları yada açan aşk tadında çiçekleri çünkü ölüm yağuyordu gökten adına napalm dedikleri yağmurla.. topraklarda ise mayınlar vardı gençliğimi alıp götüren ben hangi ülkedeyim yoksa bir ölümüyüm benim ülkemde aşk yüklü yağmurlar neden yağmıyor neden boyvermiyor rengarenk çiçekler yoksa bir kabustamıyım hiç uyanmamacasına... |
||
|
||
| gözlerime inci taneleri hakim, ateş ruhuma, acı bedenime, ... .. . gittinde bittimi her şey? uyandımmı rüyandan? |
||
|
||
| kabusumun en güzel yanıydın yada kabusa dayanmamın tek nedeni ey yüreğimi benden alan sevdam seni yıldzılardan seyretmek adına koşuyorum ölüme... |
||
|
||
Ben deliyim; Yorgun ve yalnız kaldırımlara misafirim... Gecenin gözleri her daim üzerimdedir. Denizin ortasında küçük bir adayım, yüzme bilmem; Yüreğimi bir yerde bırakmışım, bıraktığım yerlerden çok uzaklardayım. Kapıları kapatmışım üstüme, sürgüleri beynime çekmişim. Ben deliyim, ama çok şey bilirim. Renkler ve zevkler hiçbir şey ifade etmez benim için... Sonların başladığı yerden, başlangıçların son bulduğu bir yere gidiyorum. Kara bir tren gibiyim, bir istasyondan bir istasyona, hep aynı raylar üzerindeyim. Ben deliyim; Yağmurun yağması benim için romantik değildir, ben kurşun yağmurlarını bilirim. Benim güneşim batmaz, dünyam dönmez, ay'ım hep mehtap halindedir, rüzgârlarım hep doğudan eser... Ezbere bilirim yaşamayı, yaşarken savaşmayı; Ben deliyim; Benim mevsimim değişmez, kuşlardan sadece güvercini bilirim, yüreğim kanatlarıyla beraber çarpar. İnsanlardan sadece çocukları severim, onları da büyüyünce terk ederim. Bağıra bağıra şarkılar söylerim, sessiz sessiz şiirler yazarım. Bilmediğim yerlerin, tanımadığım kişilerin resimlerini çizerim. Ben deliyim... Kendimle sohbet eder, kendi kendime gülerim. Telefon kulübeleriyle kavga ederim. Asfaltın siyahında kaybolur, düşüncelere dalarım. Çıkmaz sokaklarda kendimi arar, bir de üstüne güzel hayaller kurarım. Sonra hayallerimle beraber suya düşerim. Ben deliyim; Çayım sekiz şekerlidir, cigara üstüne cigara yakarım. Parayı sevmem ama para için çalışırım. Dört yaşında aşık olduğumu, sonra babamın hiç başımı omuzuna dayamadığını hatırlar, hayal de olsa omuzlarında uykuya dalar, rüyalar görürüm, uyandığımda hiçbirini hatırlamadığım halde... Ben deliyim. Güzel bir yaşam benim için anlam taşımaz, kimseye düşman değilim, kimseye de dost olmadım. Ben kendime bile yabancıyım... Benim bana söylemediğim düşüncelerim vardır. Ben deliyim, ben buralara ait değilim. Dağları sırt sırta vermiş bir ülkem, etrafı surlarla çevrili bir şehrim, saat on ikiden sonra uyanan caddelerimi bilirim. Ben deliyim... Çizilmiş sınırları reddetmişim. Ölüm kurşun olup yağmış üstüme, ben öldürülmüşüm ama ölmemişim. Duygularım hep sansüre uğramış...Ufacık bir bakış boğazımı düğümlendiririr. Neye hüzünlendiğimi bilmeden, hasretin en yoğun halini yaşarım. İçimden dağıtmak gelir, dağıtamam ya, kendimi dağıtırım. Gözlerimin yeşili gitgide koyulaşır, tüm insanlarınki kankırmızılaşır. Bakamam kimsenin yüzüne, sevgiye muhtaç bir yavruya döner yüreğim... Kalbim titrer, haykırırım ama duyuramam sesimi... Yine de sardığım tütünde, yaktığım cigarada bulurum mutluluğu... Ben deliyim, ağlamamaya yemin etmiş gözlerim... Sonu dramla biten bir hatıra, üç bölümlük bir komedi dizisiyim. Çoğu zaman çorbama kinimi doğrar, öfkemi kaşıklarım. Zehir kokan bir gül biter dudaklarımın arasından, sonra bir bidon gökkuşağına döküp yakarım gülü, külüyle birlikte zamana savrulurum. Ben deliyim, geceyi ikiye böler, sonra hayatın adını yalan koyarım... Ben deliyim, ben yüreklerde ünlem, kafalarda soru işaretiyim. Ben deliyim, bağrı taşlarla dolu bir toprak parçasıyım. Bir uçtan bir uca kurumuşum. Karınca yuvaları ve ayak izleriyle süslüdür tenim... Kar yağar üşürüm, güneş olur kavrulurum. Kimisi tükürür, kimisi öper ya; tükürene mezar, öpene lalezâr olurum. Ben deliyim... Mutluluğu uzaktan seyrederken cebimde küçük umutlar biriktirir, gözlerimi kapının eşiğine dikerim. İşte o zaman hayat acı kahve tadı verir, hep içime atarım ama, kendimi içine atacak bir yer bulamam. Anlamayana az gelirim, anlayana çok... Ne yarınlar birşey bekler benden, ne de ben yarınlardan... Dedim ya, ben deliyim... Ağlamamaya yemin etmiş gözlerim... ( deli senin için dost ) reısss valla tam delıcocugu anlatmıssın helal sana ...
|
||