SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Anarşizm

Konu: Bütün Dindarlar ve ilahi inanç sahipleri Gönüllü kölelerdir.

Sayfa: 1 2 3 4 5 6 [ 7 ] 8 9 10

31.05.2008 20:32:04
... Din in kişisel düşünce olarak sunulma alışkanlığıdır. ...
Ben bunu bu sitede de gördüm. Bende yanlış buluyorum. Herkezin bir aklı var. sen busun gibisine ifadeler neyi değiştirir. kırıcı olmaktan başka.

31.05.2008 22:20:05
Köle ahlakı değil,insan ahlakıdır,insanın fıtratındadır teslim olmak...Her insan bir şeylere teslim...Eğer teslimiyeti kölelik olarak adlandırırsanız...O halde bütün insanlar köledir...Pinilti kurana teslim olur...Bir başkası İncile,tevrata,bir başkası bilime,doğaya,içinde İlahi din olmayan anlayış ve inanışlara...herkesin sığındığı bir kapı vardır...hepimiz teslimiz...Bundan kaçış yok...Şahıs sırf dine inanmıyor diye Teslim değildir denilemez...Bu temel bir ihtiyaçtır,yeme içme gibi...

O senin bile olmayan geleneksel olarak 1400 yıllık imparator ve hakim sınıflarının aksinin mümkünn olmadığıunı söyleyen düşüncesi. Öyle denemez böyle denemez diye birşey yok. İnsanın fıtratında teslimiyet olduğu gibi bir gerçeklik de yok öyle olsaydı hala firavunlar tarafından yönetiliyor olurduk. Demek ki insanın da hayvanın da fıtratında teslimiyet ve kölelik yok hepsi özgür yaşamaya çalışıyor. Ama egemenlik peşinde koşan her şeyi mülk edinmiş küçük bir azınlığın ahlak ve inanç diye gevelediği 100 yıl öncersibnin sahte düşünceleri atadan oğula sürekli aktarıldığı,bunun değişmesi birtakım çıkarları zedeleyeceği için de hala devam etmekte. İnsanın özünde bir yerlere sığınmak,bir hayalin peşinden koşup olmayanı düşleyerek teselli olmak gibi bir dürtü mevcut değildir. İnsan yemeden içmeden yaşayamaz ama din olmadan pekala daha ahlaklı ve iyi bir şekilde korjkusuz yaşayabilir. Din ise sadece onu korkutmak içibn uydurulmuştur, hem sürekli suç işler hem de sürekli af sdiler çünkü içinden gelen bütün hayatsal dürtüleri,ihtiyaç ve arzuları,yaşama dair beklentileri Din kurumu nefs e teslim olmak adı ile yasaklamış, zenginlerin sadece gösterişten uzajk durmasını öğütler gibni görünüp bir de üsrtüne onlardan sırtlarından geçindikleri yoksullar için sadaka dilenmeyi adet haline getirmiştir. Asıl teslimiyetin dik alası da budur. Hiç bir şey yapmadan kaderine razı ol çünkü bu tanrının senin için çizdiği yoldur itaat et. Din istisnasız olarak herkese bu düşünceyi empoze etmenin aracıdır. Dolayısıyla içinde bulunduğu koşullara isyan eden herkes de bozgunculuk ile fitne çıkarmak ile,şeytana hizmet etmek ile suçlanır ve halk meydanda toplanıp kendisinni kırbaçla terbiye edip önüne kemik misali sözde ahlak ve iyilik ölçüsü kutsal metinleri atan egemen hırsızlar yerine bu insanları taşlar. Tüm dünya tarihi de genellikle insanlığın kendi özgürlüğünü isteyen kurtarıcılarını din ve egemenm sisteme yaltaklanmak adına taşladığı bu olaylkların ve ihanetinin tarihidir. Hiç bir kutsal metinde bu olgunun nedeni açıklanmaz. Hiç bir tanrı şeytanddan daha masum değildir çünkü her ikisi de egemen anlayışın iyi ve kötü yani uysal ve asi karşıtlığının bilinçaltına çaklılmış halidir. Şeytan figürü otoriteye hayır demenin tüm varoluş boyunca bir lanet ile eşdeğer olacağının kanıtıdır. Allah ya da Tanrı, egemen sistemdeki kral ın mitolojik biçimidir. Ona hayır istemiyorum demek yasaktır. Dolayısıyla bir doğuştan teslimiyet söz konusu olmayıp tam tersinre bu anlayışın mutlak surette kabuşüne dayalı bir teslimiyet dayatmasından bahsedilebilir ki ilahi inanç sahiplerinin herşeyde bir mecburiyet ve doğuştan gelen teslimniyet fikerinin temelini de bu yaratır. Çünkü kendi teslimiyetçi düşüncelerinin zorunluluk olduğunna dair batıllarından vazgeçemedikleri için herkesi de kendileri gibi gösterme eğilimleri mevcuttur ve dar perspektiften bakarak her düşünce ve karşı tutumu kendi teslimiyetçi köle ahlaklarına indirgerler. Bu nedenlerle yapılmış ya da yapılacak olan dış görünüşte duygusal gösterilebilecek yakınma ve duygu sömürülerinin, kırgınlık olacak,lütfen inancımıza saygı duyulsun söylemleri manasızdır çünkü ortada aslında ne bir özgün inanç ve düşünce ne de kişisel sataşma mevcuttur bu söylemlerin tek niyeti duymak isttememekten kaynaklanmmaktadır.

31.05.2008 22:56:09
Bu 1.

Kölelik sistemi belli bir kişiye kayıtsız şartsız boyun eğmeyi gerektirir. Bu baskıyla olsa da köleler efendilerinin onları yönetme hakkı olduğunu kabul ederler. Bu durumda ilahi bir varsayımsal kuvvete mutlak boyun eğme de Köle ahlakı olarak değerlendirilmelidir. Tümm inanç sahipleri görece bir üst yetkiye ulaşma çabasındaki gönüllü kölelerdir bu durumda. Bunun doğruluğu sofu toplumlasrdaki katı ahlak ve aşiret yapısında kendini gösterir. Tüm Dinler ve her türlü mutlak yaratıcı inancı gönüllü köle yaratmak maksadıyla kurumsallaştırılmıştır. Bunun hiç bir alternatifi yoktur ve her türlü kanıtıyla da sabittir. Din ve inançlar Halk ı tasmalatyan zihniyetin ta kendisidirler. Ancak bireyler bu tasmayı isteyerek ve bilerek boyunlarına geçiriroler. Kölelik dindar kişide cennette yücelmenin en önemli şartıdır. Bu ise cennetin ve tanrının değil, düpedüz ücretli ya da ücretsiz köleliği kabulun varlığının kanıtıdır.

Dip Not: Bu ve benzeri fikirler düşünce özgürlüğü merkezinmde değerlendirilmelidir. Aksi halde faşizöm olur.


Alıntı
Kölelik sistemi belli bir kişiye kayıtsız şartsız boyun eğmeyi gerektirir.


Kölelik, bir insanın, başkasının malı ve mülkü olması anlamına gelir. Ve burada her hangi bir gönüllük söz konusu olamaz. Sadece koşulların oluşturmuş olduğu hegemonyanın ağır tahakkümleri söz konusudur. Kişi kendini, güçsüz ve  çareriz olarak kabul eder ve kendinden başka bir güce teslim olur. Günümüzde bunun şimdiki adı yalakalıktır.Kimse kimsenin kıçını boş yere silmez, bir çıkar söz konusudur. Ve Çıkar ilişkisinin fenomeninde bir güçsüzlük zayıflık yatmaktadır. Var olan zeminde kişiyi yalakalığa iten eşitsizlik, şartların olgunlaşmaması, adalet düşüncesini ortadan kaldırır ve insanı mahkum kılar. Bu olay dinsel açıdanda böyledir. Tanrı inanılmasa bile hep bir güç, bir gizdir.Acabaların yaşam pınarıdır. Sonsuz' döngülerin ülkesidir.

Alıntı
Bu baskıyla olsa da köleler efendilerinin onları yönetme hakkı olduğunu kabul ederler. Bu durumda ilahi bir varsayımsal kuvvete mutlak boyun eğme de Köle ahlakı olarak değerlendirilmelidir.

Ve burada köle, teslimiyet dışında hiç bir şey kabul etmez. Tutsak olması,inançlarının ve hürriyet arayışının esareti anlamına gelmez. Kişi sadece kendinde karşı koyacak gücü bulamıyordur ama zihni mutlak bir biçimde bunu sorguluyordur.Zencilerin bu yüzyılda zırlamalarının bir sebebide geçmiştede köleliği kabul etmediklerini ama mecbur bırakıldılarını ifade etmelerindendir.Seni köle ahlakını kabul edişin kölelerden yana bir tavır değil tamamen efendiler yana bir kabulleniştir. Efendi kölenin düşünce mekanizmasını kilitlemek için sadece kırbaç kullanmaz, ona evcil bir hayvan ilgisine yaklaşır ve sadakatini ister. Ama köle aptal değildir;sadece çaresizliğini ve güçsüzlünü sürdürmektedir. Buda tam bir kabulleniş olamaz.

Alıntı
Tümm inanç sahipleri görece bir üst yetkiye ulaşma çabasındaki gönüllü kölelerdir bu durumda. Bunun doğruluğu sofu toplumlasrdaki katı ahlak ve aşiret yapısında kendini gösterir. ]Tümm inanç sahipleri görece bir üst yetkiye ulaşma çabasındaki gönüllü kölelerdir bu durumda. Bunun doğruluğu sofu toplumlasrdaki katı ahlak ve aşiret yapısında kendini gösterir.

Efendi inancına göre gönüllü köleliğe bağladığın için konuyu ben bu saptırma noktasından uzaklaşarak; Çaresiz ve tutsak kölelerin gelişim sürecine ve tanımlamana katılıyorum.Ne yazıkki toplum ve ve ahlak yapısı böyle gelişerek bizler hala feodalizmin varlığından söz edebiliyoruz.

Alıntı
Tüm Dinler ve her türlü mutlak yaratıcı inancı gönüllü köle yaratmak maksadıyla kurumsallaştırılmıştır. Bunun hiç bir alternatifi yoktur ve her türlü kanıtıyla da sabittir. Din ve inançlar Halk ı tasmalatyan zihniyetin ta kendisidirler. Ancak bireyler bu tasmayı isteyerek ve bilerek boyunlarına geçiriroler. Kölelik dindar kişide cennette yücelmenin en önemli şartıdır. Bu ise cennetin ve tanrının değil, düpedüz ücretli ya da ücretsiz köleliği kabulun varlığının kanıtıdır.]Tüm Dinler ve her türlü mutlak yaratıcı inancı gönüllü köle yaratmak maksadıyla kurumsallaştırılmıştır. Bunun hiç bir alternatifi yoktur ve her türlü kanıtıyla da sabittir. Din ve inançlar Halk ı tasmalatyan zihniyetin ta kendisidirler. Ancak bireyler bu tasmayı isteyerek ve bilerek boyunlarına geçiriroler. Kölelik dindar kişide cennette yücelmenin en önemli şartıdır. Bu ise cennetin ve tanrının değil, düpedüz ücretli ya da ücretsiz köleliği kabulun varlığının kanıtıdır.

Benim katılmadığım şey sadece gönüllü kölelik kavramı, böyle bir kavram yok, böyle bir efendi zihniyeti var. Din ise büyük bir kısmı dönem, dönem tüm üretim ilişkilerini etkilemesine rağmen bundan uzak bir kavram. Din güç ve çaresizlik karşısındaki bir çırpınış değil bilinmezlik karşısında ki bir tutsaklık olabilir. Kişin tanımlayamadığı doğa içerisinde, tüm sorunsallardan kendini çekip inzivaya çekilmesidir.

Ve dip not: Gerçek anlamında inan insan için; vücudundaki ruhun kaynağını bulan ve ona secde eden insan için günahlara sebebiyet kavramı tamamen ortadan kalmış konumdadır.Cennet ve cehennem ilişkisi; Sigara içme yasağından yada sigara içmeme kampayalarından farksız değildir.Bir caydırılık ve katılımcılık planı olarak düşünülebilir.

darius 31.05.2008 23:20:57
Bütün Dindarlar ve ilahi inanç sahipleri Gönüllü kölelerdir.

ilahi kısmı bana bu cümleye bir önyargı katmış gibi geliyor.yukarıdaki yazıların çoğunda söylendiği gibi, her insanın bir yaşama amacı ve bu amacında kendine belirlediği bir pusulası vardır.İslamı seçenler İslamın artı ve eksilerini hayatlarına yol gösterici seçmişlerdir.Ateistler bile hiçbrşeye inanmamaya inanıyorlardır.
Önemli olan inancın çeşidi değildir, yani inancın çeşidi kişinin köle olup olmadığını belirlemez.
Doğrudur, İslam ve diğer ilahi dinler kendi kurallarını sorgulatmaz.Bu da kişinin aklının tasmalanıp köleşmesine neden olur.Ama sorgulayıp sorgulamak kişinin elindedir.Yıllar önce Komünizmin vaadettiklerini sorgulamadan militan olan kişilerin demir ökçeye hizmet ettiklerini hepimiz biliyoruz.Ben İslamı sorguladım, içime sinenleri aldım.Herşeyi sorgulamaya devem ediyorum, her teoloji ve ideolojiden ruhumu olgunlaştıracak şeyleri alacağım.Bu beni köleliktek kurataracak.Bence radikalleşmeyi bırakıp herşeyi yargılamayı bilmeliyiz.

31.05.2008 23:40:29
Gönüllü kölelik ilahi anlamda bir sorgulamadır. Dolayısıyla salt kavramsal açıdan iktisadi kölelik ile ilişkilendirdiğin benim gönüllü kölelik tanımının doğrudan bir paralelliği olmadığı için karşı çıkışların manasız polemik çabası kapsamında değerlendirilir. Nietzsche nin hıristiyan ahlakını eleştirisinde de bu üslup kullanılmış olup, iktisadi açıdan satın alınan köleler ile kapitalist ücretli köleler arasındaki fark da göreceli bir farklılıktır. Yani efendisine karşı çaresiz olduğunu düşünen bir köle gerçek tarih de mevcut değildir bu noktada senin yaptığın şeye anakronizma denilir. Ortaçağ da mutlak surette özgürlük düşüncesi olmadığı için bir kölebnin efendisine direnişi de bizim bildiğimiz günümüz değerleri açısından mevcut olmayıp senin özgürlük arayışı dediğin şeye köle doğmuş nesiller sahip olamamıştırlar. Teslimiyeti kabul eden köle yapmak amacıyla zorla köle yapılan ilk nesil kölelerdir. Sonraki nesiller asimile edilmiş, çoğunluğu hıristiyan yapılarak vaftiz edilmiş fakat doğuştan kaderlerinin bu olduğuna inandırılmaya çalışılmışlardır. Zenci neslinin suç a yatkınlığı olarak görülen olguda da buu kimlik bunalımının etkisi vardır pek tabii ki artık buna inanmazlar.

Ancak dikkat edilmesi gereken anlam karmaşası da buradadır. Beyaz adamın kölelik anlayışı ırkçılık vasıtasıyla kullandığı yapıdan bazı farklılıklar da taşır. İktisadi mülk olan köle esir olduğunun farkında olsa da beyaz adamın her dediğini yapan senin yalaka olarak adlandırdığın fakat gerçekte sosyolojik açıdan anlamı olmayan bu kavramın karşılığı da gönüllü köleliktir. Astsubay ın tanımıdır. Şövalyenin tanımıdır. Buradaki kölelik sisteminde üst sınıfta olana karşı onun alt sınıfındaki herkes gönüllü köledir. Köle bağlı bulunduğu efendisinin malıdır ve en alt sınıftır. Ancak köylü de derebeyinin kölesidir onun emrinden çıkamaz. Hatta tarihte ilk gece hakkı gibi durumlar da dahil bu hiyararjik sistem her daim yukarıdan aşağı korunmuştur. Soyluluık ünvanı olmayan şövalyelik dahi sıradan bir köylüye göre efendidir ve bağlı bulunduğu efendisi soylu sınıftır. Bu durumun feodalizmden sonra tamamen kapital ve ücret ilişkilerine indirgenmiş olması yalakalık tanımı ile sunulamaz. Yalakalık ve çıkar nedeniyle dalkavukluk sebebi yine iktisadi egemenlik ilişkileriyle belirlenir. Dolayısıyla benim burada anlatmaya çalıştığım şey Din kurumunun bunu nasıl beyinlere çaktığı olyup iktisadi köleliktenb hareketle gönbüllü kölelik yoktur diye orrtaya çıkmak konuyu dağıtma amacından ve skolastik kavramsal tartışmalara dalmaktan başka bir anlam ifade etmek. Hangi kavramı sözlük anlamı dışında ve alışılmış şekilde kullanıp kulanmadığım değil,neyi anlatmaya çalıştığım önemlidir.
Ateistler bile hiçbrşeye inanmamaya inanıyorlardır.
Bence radikalleşmeyi bırakıp herşeyi yargılamayı bilmeliyiz.

Ateistler hiçbirşeye inanmamaya inanmazlar. Ateistler tepeden inme ve inanılması gereken ilahi kudrete ihtiyaç duymazlar dolayısıyla da olgulara inanıp inanmamak açısından değil inananların aksine nesnel ve somut gerçekler açısından bakarlar. Allah a ya da tanrıya inanmak da ateistler için inanç olarak algılanmaz inanç onlar için yoktan varsayım mevzusu değil,olguların ihtimal dahilindeki olasılıklarının toplamıdır. Dolayısıyla ateist sadece kutsal varlıklara inanmaz insanlığa ve doğaya inanır ama onun tepesine hayaletler hükümdarlar dikmez. İnanç ilahi olan manasına da sadece ilahi inanç sahiplerince verilir çünkü asıl onlar bu uyduruk kul ver hiyararşi sistyemi dışındaki hiç bir nesneklliğe inanmamakta herşeyi uydurma hayaletlerle açıklayıp adını da inanç koymuşlardır. Dolayısıyla doğrunun inanca ihtiyacı yoktur sadece yalanlar inanç yoluyla sürdürülebilir. O nedenle de Nietzsche nin doğru tespit ettiği gibi inançlar en büyük ve kesin hakikat düşmanlarıdır.

Radikal olmaya gerek yok söylemi egemenlerin arzusudur. Savaş ve yönetim yeterince radikaldir ve bu noktada geleneklerde savaş için oy a başvurma kuralı bulunmaz. Ancak savaş karşıtı olmak radikaldir. Bu kadar geri zekalıca kendi kendine düşmmanlar yaratan ideoloji ve innançları aklamakl için uysalca radikallikten uzak durma noktasında eleştiriler sunmak da kafalara çakılan başka bir şartlı refleks tepkisidir. Çünkü her şeyi yargılayan ilk önce tanrının varlığı düşüncesini yargılamayı düşünür gerçekten öyle düşünüyor olsa. Ancak yargıladığı sadece kendi kaygılarıdır yani gerçek anlamda yargılama mevcut olmayıp yargılar gibbi görünmekten bahsedilebilir ancak nihai amaç yine uyum sağlamaya yöneliktir tepeden inmiş genellemelere.

gostragon 31.05.2008 23:47:48
Biz Allaha İnanıyorsak Allahın Kölesiyiz. Sadece Allah'ın kölesiyiz kimsenin değil.

31.05.2008 23:52:09
Allah ın özgür olduğunu kim söyledi? Kuralları bizzat onunla konuşup öğrenemediğin farazi varlığa inanman senin aslında neye inandığını ve kime hizmet ettiğini saklama işlevi görür. Senden bile.

gostragon 31.05.2008 23:54:14
O size göre öyle

31.05.2008 23:56:26
Niye sen camiye gitmiyor musun?

gostragon 31.05.2008 23:59:59
gidiyorum ama emir olduğu için değil İnancım gereği gidiyorum. Peki %99 Müslüman  olan bu ülkede kaç kişi camiye gidiyor biliyormusun yarıdan az.

01.06.2008 00:01:31
nasıl özledim camide namz kılmayı. o havayı teneffüs etmeyi.

gobilibozo 01.06.2008 00:10:23
Benim katılmadığım şey sadece gönüllü kölelik kavramı, böyle bir kavram yok, böyle bir efendi zihniyeti var. Din ise büyük bir kısmı dönem, dönem tüm üretim ilişkilerini etkilemesine rağmen bundan uzak bir kavram. Din güç ve çaresizlik karşısındaki bir çırpınış değil bilinmezlik karşısında ki bir tutsaklık olabilir. Kişin tanımlayamadığı doğa içerisinde, tüm sorunsallardan kendini çekip inzivaya çekilmesidir.

Ve dip not: Gerçek anlamında inan insan için; vücudundaki ruhun kaynağını bulan ve ona secde eden insan için günahlara sebebiyet kavramı tamamen ortadan kalmış konumdadır.Cennet ve cehennem ilişkisi; Sigara içme yasağından yada sigara içmeme kampayalarından farksız değildir.Bir caydırılık ve katılımcılık planı olarak düşünülebilir. 'demişsin'

Evet inanan insan bir bilinmeyene inanıyor,inanmayan ise bilinmediği için inanmıyor,insan bir şekilde varoluşunu adlandırmak zorunda bu arayış onun doğasında var,bu arayışın sonu kiminde maddeye inançla tezahür eder kiminde tanrı inancıyla tezahür eder bunun adı tutsaklık ise her iki inançtada tutsaklık vardır zira temelinde inanç bütünlüğü olan her düşünce dindir esasında.Tüm sorunlardan kendisini inzivaya çekmesine gelince,tam aksi sorunlarla yüzleşmeyi ve onların üzerine gitmeyi prensip edinmiştir din...

günahlara sebebiyet kavramının tamamen ortadan kalkmış olmasını anlıyamadım izah edermisin?

Doğru cennet cehennem kavramları bir caydırıcılık planı olabilir,bu da insanın hayatını daha sağlıklı ve düzgün geçirmesi için faydalı bir yöntemdir,fakat bu bu kavramların sadece caydırıcı bir nitelik taşıdığı anlamına gelmez gerçektir vardır ve o sebeple uzak kalınır oraya girme sebeplerinden...


01.06.2008 00:19:13
Camiler hiç bir işe yaramayan gürültü merkezleridir ve bir sürü masraf ile geçmişin ve bugünün hükümdar ve zenginliklerinin şaşasını göstermek maksadıyla adlarından da anlaşılacağı gibi ünvan maksadıyla yapılmış tapınaklardır. (Selimiye,süleymaniye vs bunlar türkiyedeki en büyükleri) Camilere ve kiliselere harcanmış parayla yararlı pek çok iş yapılabilir. Onların kendi inanç merkezi olduğunu zannetmek de ümmetçi müslümanların yanılgısıdır. Yüksek duvarlar,içinde insanı olabildiğince küçük hissettirecek mimari heybet,bireylerdeki aşağılık duygusunu harekete geçirip azametli şeylere hayranlık duymak vasıtasıyla bağlılık sağlarlar. Bir ağaca,uçan kuş a bakmazlar ama kocaman taş binada gözyaşlarıyla yüksekte oturan tapınak bekçisinin masallarını dinleyip kendi suçlarını ve acizliklerini düşünüp sözde kahramanlık masallarıyla duygu seli yaşarlar. Camiler sizin değildir, geçmişte hükümdarların zenginlik göstergesiydi şimdi de bazı zenginlerin bağış adıyla vergi kaçırma aracıdır. Türkiyedeki camilerin ilk prototipi de Justinianus un dev bazilikası olan ayasofyadır. Yapımı 5 yıl sürmüş uğruna halkın sefaleti uğruna vergi kesilmiştir imparator Jüstinyen hava atacak Roma hükümdarı olarak diye. Zaten jüstinyen de bu kiliseyi bir halk isyanından sonra sürü halk a eşi benzeri görülmemiş bir kilise yaparak uyutmmak maksadıyla inşa ettirmiştir. Sonradan anadoludaki tüm camilerde ana mimari biçim bu bazilika yapısından alınmıştır. Adı da cami konmuştur. Görüldüğü gibi rahipler sınıfı ve din farklı inançlarda da aynı bakış açısıyla çalışmaktadır. Saraya adım atamayan halk kilise ve camiye gidince kendini daha yüksekte zannetmektedir amaç bu yolla beyin yıkamaktır.

gostragon 01.06.2008 00:22:40
Khoas bu söylediklerin ateislerin uydurmuş ollduğu bir yazı değilmi.

01.06.2008 00:25:00
Nesi uydurma? Bütün cami mimarilerinin ayasofyadan alıntılandığı mı uydurma? Kubbeden avluya kadar tamamen bazilika mimarisi. İşinize gelmiyor değil mi? Smiley


Sayfa: 1 2 3 4 5 6 [ 7 ] 8 9 10