|
||
| Bazilika olması seni bu kadar niye kastı. Ayosafya mimarisini ile sultanahmet mimaresini gördünmü. | ||
|
||
Alıntı Gönüllü kölelik ilahi anlamda bir sorgulamadır. Dolayısıyla salt kavramsal açıdan iktisadi kölelik ile ilişkilendirdiğin benim gönüllü kölelik tanımının doğrudan bir paralelliği olmadığı için karşı çıkışların manasız polemik çabası kapsamında değerlendirilir. Nietzsche nin hıristiyan ahlakını eleştirisinde de bu üslup kullanılmış olup, iktisadi açıdan satın alınan köleler ile kapitalist ücretli köleler arasındaki fark da göreceli bir farklılıktır. Yani efendisine karşı çaresiz olduğunu düşünen bir köle gerçek tarih de mevcut değildir bu noktada senin yaptığın şeye anakronizma denilir. Ortaçağ da mutlak surette özgürlük düşüncesi olmadığı için bir kölebnin efendisine direnişi de bizim bildiğimiz günümüz değerleri açısından mevcut olmayıp senin özgürlük arayışı dediğin şeye köle doğmuş nesiller sahip olamamıştırlar. Teslimiyeti kabul eden köle yapmak amacıyla zorla köle yapılan ilk nesil kölelerdir. Sonraki nesiller asimile edilmiş, çoğunluğu hıristiyan yapılarak vaftiz edilmiş fakat doğuştan kaderlerinin bu olduğuna inandırılmaya çalışılmışlardır. Zenci neslinin suç a yatkınlığı olarak görülen olguda da buu kimlik bunalımının etkisi vardır pek tabii ki artık buna inanmazlar. İlahi anlamda bir sorgulama nedir? diye sormadan önce toplum düşüncesini belirleyen bireyin düşünce mekanizmasını hangi güce dayandırıyorsun bunu sormak istiyorum.Kızılderili mitolojisinde olduğu gibi, gölün etrafında oturan ruh'un can sıkıntısının bir ürünümdür bu. Buysa eğer buna bir şey demeyeceğim, geçerli dinlerdede bu böyledir. Tanrının canı sıkılır, kendine melek yapar,tanırının canı sıkılır kendine insan yapar, tanrının canı sıkılır kendine kul köle yapar. Eğer nedensellik düşüncen bu ise düşünmeye gerek yok. Söz büyük yerden çıkmış bir kere, bunu düşünüp yorumlamak ve tartışmak bizim haddimize düşmez. Ama üretim ilişkilerini ret etmiyorsak eğer gerçeliliğini ve varlığını kabul ediyorsak eğer; Satır başında eksik bıraktığım soruyu sormalıyım. İlahi anlamda bir sorgulama nedir? Nietzsche'nin ahlakın soy kütüğü üzerine olan eserini okuduysan eğer, Nietzsche burada sosyolojik ilişkileri, tanrısal bir güç ile değil sadece nedensellik ilişkisi ile inceliyor. Sen ise tarihin sınıf savaşımları mücadelesi oldğunu ret ederek, orta çağda engizisyon mahkemlerinin kuruluş sebebini,hiçe sayarak silmeye çalışıyorsun. Nerdeyse bir orta okul öğrencisinin bile kavrayabildiği etki-tepki reaksiyonun tüm nedenselliğini kestirip atıyorsun.O döneme ait bir gerçelik var ise yasalar, insanlar istediği için değil, monarşi istediği için vardı.Ve monarşi bu yasaları, genelde ünvanları nam yapsın diye değil,insanlar üzerinde daha güçlü baskılar kurmak için yapardı.Çünkü yunan antik felsefesini, ve onun eseri olan roma hukuk sistemini yıkıp faşist, hristiyan zihniyetini yaymaktı. Yani bu kadar sert bir uslup kullanabilmesi için sencede sert tepkilerle karşılaşmış olması gerekmezmi monarşinin. Çaresizlik, güç ve koşullardan doğan bir şeydir. Musanın kavmi, ona mucizlerine rağmen ihanet edip kendi seçimlerinin peşinde koşabiliyorsa, orta çağ insanıda emin ol ki kendi istemlerinin peşinde koşandır.Derler ya insan çiğ süt emmiştir diye çaresiz kalmasa kendinden güçlü hiç bir şeye boyun eğmez.Bir zorlama ve baskı söz konusudur.Burada herhangi bir gönüllülük söz konusu değildir. |
||
|
||
| Kasan birşey yok tapınaklarınızın da büyük mimarları gibi benzeri başka kültürden direkt olarak devşirme olduğu sonucu çıkıyor buradan o kadar. Tıpkı Dinlerin birbirinden yeni baştan egemenlerce devşirilmesi gibi. Demek ki neymiş; Din nitelikten ziyade nicelik olarak tüm merkezi yapılanmaları ile bir iktidar çomağıymış. Uyarı: Siz mesajınızı yazarken yeni bir mesaj daha gönderildi. İsterseniz gönderilen mesajı okuyun. |
||
|
||
| abi,birine verilcek en büyük cezalardan biri camilerimiz belgeseli cekmektir..ayakların nasıl donuo anlatamam..bölece neden mes sorusu cevaplanmış oluo tabee.. mevsim kış doğal olarak .. |
||
|
||
günahlara sebebiyet kavramının tamamen ortadan kalkmış olmasını anlıyamadım izah edermisin? Doğru cennet cehennem kavramları bir caydırıcılık planı olabilir,bu da insanın hayatını daha sağlıklı ve düzgün geçirmesi için faydalı bir yöntemdir,fakat bu bu kavramların sadece caydırıcı bir nitelik taşıdığı anlamına gelmez gerçektir vardır ve o sebeple uzak kalınır oraya girme sebeplerinden... Tüm dinsel inançlara baktığımızda, bir teslimiyetten önce iman söz konusudur. Kişi inancını yaptırımlardan, yada ödüllerden kaynaklı değil sadece insan olmasıyla, sevgisiyle kazanmış ise doğaya egemen olma bilincede değil aksine onun bir parçası olduğu düşüncesindedir, hal ve hareketlerinin farkındadır. Bu durum ateistlerde nadiren ama materyalistlerde sıklıkla görünmektedir. İnançsız olmasına rağmen, zina yapmaz, alkol kullanıp arıza çıkarmaz, yada hiç bir sorumluluğu olmadığı halde cinayet işlemez, beşeri kuralları yaşamında çizer.İnançlı insanlarda ise sanırım bunun en güzel örneği tasavvuf felsefesi. Yunus Emre ye bu konuda bir hayranlık duyduğumu söylemeliyim ![]() Aşkın aldı benden beni Bana seni gerek seni Ben yanarım dünü günü Bana seni gerek seni Ne varlığa sevinirim Ne yokluğa yerinirim Aşkın ile avunurum Bana seni gerek seni Aşkın aşıklar öldürür Aşk denizine daldırır Tecelli ile doldurur Bana seni gerek seni Aşkın şarabından içem Mecnun olup dağa düşem Sensin dünü gün endişem Bana seni gerek seni Sufilere sohbet gerek Ahilere ahret gerek Mecnunlara Leyla gerek Bana seni gerek seni Eğer beni öldüreler Külüm göğe savuralar Toprağım anda çağıra Bana seni gerek seni Cennet cennet dedikleri Birkaç köşkle birkaç huri İsteyene ver anları Bana seni gerek seni Yunus'dur benim adım Gün geçtikçe artar odum İki cihanda maksudum Bana seni gerek seni |
||
|
||
| Demekki S.Ahmetle Ayasofyayı dikkatli ncelememişin Sen İzmirliydin değilmi. Gel İst beraber ikisinede bakalım aynı mimarimi. Bazilika mimarisi olması normaldir. Çünkü dinler arasında mimari yapılar birbirinden etkilenmiştir. | ||
|
||
Cennet cennet dedikleri evet yunus Emre'nin dediği gibi en yüksek mertebe Allah'ı görebilmekmiş. ne cennet ne huri nede başka birşey.
Birkaç köşkle birkaç huri İsteyene ver anları Bana seni gerek seni |
||
|
||
| alt kümelerde önemli valla.. | ||
|
||
| tabi ki önemli. önemsiz olduğundan değil. dikkat çekmek istediğim, cennet için, bunun için, şunun için söylemlerini. Allah ile olmaya çekmek istedim.Yunus emre burda bana seni gerek seni derken cennetteki tüm güzelliklerin üstünde tutmuş allah'ı ve deniyor ki herkez cennete gidebilir. Ama allah'ı herkez görmez. | ||
|
||
Tüm dinsel inançlara baktığımızda, bir teslimiyetten önce iman söz konusudur. Kişi inancını yaptırımlardan, yada ödüllerden kaynaklı değil sadece insan olmasıyla, sevgisiyle kazanmış ise doğaya egemen olma bilincede değil aksine onun bir parçası olduğu düşüncesindedir, hal ve hareketlerinin farkındadır. Bu durum ateistlerde nadiren ama materyalistlerde sıklıkla görünmektedir. İnançsız olmasına rağmen, zina yapmaz, alkol kullanıp arıza çıkarmaz, yada hiç bir sorumluluğu olmadığı halde cinayet işlemez, beşeri kuralları yaşamında çizer.İnançlı insanlarda ise sanırım bunun en güzel örneği tasavvuf felsefesi. Yunus Emre ye bu konuda bir hayranlık duyduğumu söylemeliyim ![]() Evet tanrı inancı taşımayan bazı insanlarda aynı disiplin söz konusu bunu yapma amacı kaliteli bir insan olabilmek,tanrı inancı taşıyan bir insanın bunu yapma gerekçesi ise iyi bir ''kul'' olabilmek içindir,burada bir büyüklenme var diyebiliriz,beni bir bilinmeyene inanmak hiç rahatsız etmiyor,ölümüme sağlığıma hastalığıma müdahale edemiyecek kadar aciz olduğumun farkındayım,inanmayan bir insan acziyete tahammül edemiyor,gördüklerinden öte bir memlekete inanmıyor,aklına bir hakaret olarak algılıyor bunu,işte problem bu şiir beni nerelere götürdü bir bilsen çok teşekkür ederim ![]() idare edin lütfen herşey içi içe girmiş ![]() |
||
|
||
| İlahi anlamda sorgulama yapmayan ilahi inanç sahipleridir benim öyle bir derdim mevcut değil söylediğim de budur ne anlama geldiği anlaşılmayacak bir söz değil. Tüm yazılarımda egemen sınıftan ve dayatmalarından bahsettiğim halde senin sınıf savaşımını reddettiğimi söylemen ise yazdıklarımı doğru dürüst okumadan cevap verdiğinin kanıtı olmaktadır. Engizisyon mahkemelerinin kuruluş sebebini hiçe saymak da saçma bir karşı çıkış noktasıdır. Din in amacı iktidara hizmettir zaten diyoruz ilahi kudretle oluştuğu ona fundamentalist bakış açısıyla gönülden bağlanmış olanların yanılgısıdır. Bir diğer kafa karıştırıcı saçma bakış açısı da monarşinin aniden ortaya çıktığı saçma düşüncesidir. Monarşi istedi kilise oldu engizisyon oldu diye saçma birşey olamaz. Monarşi uzaydan aniden gelmemiştir. İnsanların toplumsal hiyerarşiyi ve sınıf farklarını onaylayan ilahi bir inancı ve sınıfsal ayrımcı bir ahlakı olduğu için monarşi de mümkündür. Monarşi mümkün kılındığı içinde engizisyon hukuku geçerlidir. Olgulara salt sınıf savaşımları açısından bakıyorum derken bu savaşımın iktisadi süreçler vasıtasıyla kitle psikolojisine ne şekillerde hangi unsurlarla demir attığını bilmeden ekonomik tanımlarla bir şey açıklamak mümkün değildir. Halk kitlesi ve onun yaşama bakış açısı uygun koşullara sahip olmadan ne monarji gelir ne de varolan feodalizm yıkılabilir. Rönesans ve reform olmadan burjuva devrimi gerçekleşmez, olgu salt üretim biçimi temelinde değildir. Salt üretim biçimine bağlı olsaydı dünyanın hiç bir yerinde hele ki arap dünyasında petrol ve sanayi üretimi olduğuna göre feodal aşiretlere bağlı yönetim biçimleri olamazdı. Dolayısıyla da halk ın içselleştirmediği hiç bir dayatma mevcut değildir. İnançlarda ve kültürde içselleşen bu değer sistemleri vasıtasıyla egemen sınıflar mülkiyetini hukuki yasalarla korurlar. Hukuk temelini kitlenin ilahi inancından alır. Eğer zenginliği tanrının ödülü, çalışan kişinin emeğinin sömürülmesini de çalışanın dünya malından elini eteğini çekmesi düşüncesi ile engellemezseniz işçiler hergün devrim yapmaya kalkışacaktır. Dolayısıyla sözlerim sınıf savaşımını reddetmez o bakış açısına da uygundur. Ancak bazılarının anlamak istemediği şey ise kurumsal din in bir iktidar eğitimi yaratma örgütlülüğü olarak toplumsal etkilerini küçümsemesidir. Oysa her birey amaçlarına ulaşamadığı noktada teselliyi hayali tasarılarda arama alışkanlığına mahkum edilmiştir. Halk ın inançları 6000 yıllık uygarlığın sınıf savaşımının örtbas edilme yöntemidir. Tanrılar sınıf savaşımlarının bir nevi simgesidir. Çok tanrılar kent devletleri ve imparatorluklar arası geçiş dönemindeki kent savaşlarının yani her kentin egemen sınıfının,tek tanrılar mutlak egemen imparatorların dini simgesidir. Tek tanrı tek imparator demektir. Bu halkın bakış açısına yönetim mutlakiyetinin işlenme biçimidir. Kuzey mısır ın egemenleri ile güney mısır ınkiler savaşır fakat bu mısır mitolojisinde Seth ile Osiris in savaşı olarak geçer. Çöl ün daha fakir halkı yenildiği içinde Osiris iyi Seth kötü olur sonrasında. Oysa öncesinde o da çöl halkının kutsalıdır. Dolayısıyla iktisadi açıdan Marksist diyalektik perspektifinden olguları betimlemenin o olgulara inançla bağlı kitle üzerinde direkt bir etkisi yoktur. Yani bir kapitalist artı değeri sömürmek üzerine düşünmez elindeki toplumsal ayrıcalığı kullanır. İşçi eğer devrimci değilde sınıfsal yapısının tam tersine egemenliği savunan bir faşist ise inandığı geleneksel değerleri adına bu şekilde davranmaktadır. Dolayısıyla ona sınıf savaşımı tarihi anlatarak bir yere varılmaz, önce en yüzeydeki inancının özüne ve aslında neye hizmet ettiğine girilmesi gerekmektedir. Sonuç olarak da gönüllü kölelik kavramım kişinin inandığını söyleyerek toplumsal hiyerarşiye olan geleneksel bağlılığına karşı bir göndermedir. O köle olduğunun bilincinde değildir çünkü kader kavramı bu durumunu somut olmaktan çıkarıp dünya ötesinden yapılmış bir kurguya indirger. Kişi bu hayatı geçici bilir,ölümlü oluşunun algısıyla sömürülür ve kendisine ölümsüzlük ödülü hayali bir din vasıtasıyla sunulur. Bu kişiye seni kullanıyorlar demek anlamsızdır çünkü geleneksel olarak tüm emeğinin karşılığını alması ve buna hakkı olduğu noktasında bir anlayışı yoktur o tüm varlığını geleceğe feda eder. Ancak aslında geleceğe değil egemenlere feda eder, fakat bunu düşünmez öte dünyayı düşünüp oradan medet umar. Dolayısıyla da bilerek köle olmayı sürdürür. Çıkar ilişkilerine mahkum olur ve bir üst mertebeye belki geçerim ödüllendirilirim diyerek işverenini örnek alır çalışma ahlakını değil. Evladına kendini değil patronu örnek gösterir. Aynı gönüllü köle ahlakı memurlarda daha yaygındır. Amirlerinin arkasından konuşup yüzüne gülümser ve gerektiğinde ona yaranmak için dostlarını satabilirler. Bunun adı yalakalık değildir çünkü sebebi hem iktisadi yoksunluktan ve çaresizlikten geldiği gibi aynı zamanda kültürel olarak amir e patron a,yöneticiye,babaya duyulan oidipal göstermelik saygı tepkisinden dolayı oluşur. Bu nedenle de bu kültürü her nesilde üretip devam ettiren kamu ahlakı ve geleneğinin en temel önermeleri yerini kurumsal inançlarda bulur. Ailede ve eğitim sisteminde aralıksız olarak bu şekilde beyin yıkama merkezleri işletilmektedir. Bireyler bütün bunları içselleştirdikleri içinde sadece huysuzlanırlar mücadeleye ya da mutlak reddedişe yönelemezler. Ezilenler ezenden yana olur, kıtlık ve ekonomik felaketler devrim yerine faşizmi getirir. Çünkü sınıf savaşımı denen olgu tam manasıyla bir sınıf savaşımıdır. Yani ezilenler de ezen olmanın yolunu ararlar. Dolayısıyla da ilahi inanç a olan fanatik bağlılıkları oranında köle ahlakına bağlıdırlar. Yani onlar en acımasız ezenler de olabilirler koşullar tersine döndüğünde ancak paylaşma ve üretim kabiliyetine yönelmezler. Çünkü egemen sınıfın düşünceleri egemen olduğu sınıfın düşünceleri ile aynı olmuştur. Aralarında sürekli birbirini türeten bir diyalektik ilişki vardır. Toplum yönetimini ve yönetim biçimi ve figürlerini, o figürler de sürekli toplumun inanç değerlerini etkilemektedir. Ülkemizde Akp den sonra artan muhafazakarlar, aslında pek de bir düşünce ve inanca sahip olmayan gerçekte tepeden inme şartlandırılmış ilahi inanca bağlı olduğu için aslında tepesindeki adam ne derse ona inanan kişilerden oluştukları için birdenbire daha dindar olmaya karar vermişlerdir. Zaten hiç inanmıyor değillerdir sadece kafasına türban takıp biraz da çıkarını düşünmesinde şaşılacak bir durum yoktur bu insanlar zaten özgür irade ile bir seçim yapmamışlardır hayatları boyunca. Artık bu egemen sistem düşüncelerinin kimin lehine olduğu önemsizdir çünkü ezen de ezilende genel olarak bu etki tepkiye yani vahşi sömürü ve çıkar sistemine inananlardan oluşmaktadır. Gönüllü kölelik de açıktan satılık olmasa da değeri oranında ticarete açık olan yani bir fiyatı bir ücreti olan ve bunun karşılığında kendini satılığa çıkarabilen kölelere denir. Onlar fiyatlarını kendileri belirler ama bu onları köle olmaktan çıkarmaz. Demekki S.Ahmetle Ayasofyayı dikkatli ncelememişin Sen İzmirliydin değilmi. Gel İst beraber ikisinede bakalım aynı mimarimi. Bazilika mimarisi olması normaldir. Çünkü dinler arasında mimari yapılar birbirinden etkilenmiştir. İzmirdeyim ama merak etme S. Ahmet i de ayasofyayı da biliyorum hem gördüm hem içine girip baktım hem de mimari planı açısından yani ortaçağ mimarisi açısından karşılaştırabiliyorum tüm tuğlaları ve biçimi aynı olması gerekmiyor ana tema aynı. Ama islam açısından kiliseye özenip dev tapınaklar yapmak ve gösterişe yönelmekpek de kendi mantığına uygun değil hani çelişki yok dersiniz ya hep. Kaldı ki caminin Bizans bazilikasından örneklenmesi benim için yeterli bir kanıttır bazı gerçekleri görmek açısından. |
||
|
||
| Khoas dostum aynı olması kanıt olamaz çünkü Mimariler birbirinin aynısıdır. Sana şunu söyleyim Klisede Allah'In evidir. Camide. Ayosafyada Fatih zamanında. Minareler ve gök kubbesi sonradan eklenmiştir. | ||
|
||
| mimArilEr birbirinin aynısıdr ne demek? | ||
|
||
| DÜnyadaki ünlü mimareilere bak Görünüş aynı olmayabilir ama teması aynıdır. | ||
|
||
| tema dan kastınız nedir | ||