|
||
| EVRİMİ SAVUN BİLİMDEN YANA OL Üniversite Konseyleri Derneği, 3 Mart 2006 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı’na fen bilgisi ve biyoloji derslerinde evrim kuramının bilimsel bir biçim ve içerikle işlenmesi ve yaratılış görüşünün müfredattan çıkarılması için dilekçe verdi. Konu ile ilgili olarak bilim insanları tarafından hazırlanan “bilimsel görüş”, Milli Eğitim Bakanlığı’na dilekçe ile birlikte iletildi. Ekteki çağrı, bilimden ve aydınlanmadan yana tüm bilim insanlarını Milli Eğitim Bakanlığı’na sunulan bu görüşe destek olmaya çağırmaktadır. Evrim kuramını savunan bilim insanlarının girişimini destekliyorum, çünkü... Okullarımızda bilimsel eğitim verilmeli, çocuklarımız ve gençlerimiz bilimsel düşünceyle donatılmalıdır. İnsanlık, bilim sayesinde, uzayı fethediyor, atomu parçalıyor, hastalıklara çare buluyor, bilgisayarları ve iletişim teknolojilerini geliştiriyor, depreme dayanıklı yapılar inşa ediyor, kısacası doğayı denetim altına alıyor. Ama bazıları, din adına, bilime ve eğitime müdahale etmeye çalışıyor. Geçmişte, din adına, Güneş’in Dünya’nın çevresinde döndüğünü savunuyorlardı. Bugün, yine din adına, evrim kuramına karşı çıkıyorlar. Evrim kuramı, dine karşı geliştirilmiş bir kuram değildir. Canlılardaki çeşitlilik ve benzerliklerin kökenlerini açıklayan bu kuram, bilimsel araştırmalara hız kazandırmış, bilim alanında sayısız uygulama alanı bulmuş, hastalıkların tedavisinde ve önlenmesinde ön açıcı olmuştur. Ama toplumsal yaşamın her alanını ve bu arada eğitimi dinselleştirmek isteyenler, evrim kuramını bir din-bilim çatışmasının konusu haline getirmeye çalışıyor. “Yaratılış”, bilimsel bir teori değil, dinsel bir inançtır. Bu inancı evrim kuramının karşısına çıkaranlar, insanlığın bilimsel birikimine katkıda bulunmayı amaçlamıyor. Onlar, doğa olaylarının, doğa dışı bir güç tarafından düzenlendiğini kanıtlamayı hedefliyor. Oysa bilim, doğa dışı bir gücün varlık ya da yokluğuyla ilgilenmez. Bu, bilimin bir konusu değildir. Bilimsel düşünce bir yana bırakılırsa, “hızlandırılmış tren” katliamları yaşanır, evrimsel süreçlerden geçen kuş gribi virüsünün ülkemizin dört bir yanına yayılmasına seyirci kalınır, en basit doğa olayları birer felakete dönüşür. Din adına bilime saldıranların gerçek amacı, bilimsel düşünceden yoksun bıraktıkları insanların dinsel inançlarını sömürmektir. Düşünmeyen, sorgulamayan, körü körüne itaat eden, bu dünyadaki yanlışlıkları, eşitsizlikleri ve haksızlıkları “kader” olarak gören insanlar yaratmak istiyorlar. Tüm bu nedenlerle, fen bilgisi ve biyoloji derslerinde evrim kuramı karşıtlığına yer yoktur. Tam tersine, bu derslerde evrim kuramının en iyi şekilde anlatılması bir zorunluluktur. Yine tüm bu nedenlerle, fen bilgisi ve biyoloji derslerinde yer alan bilim dışı vurguların Milli Eğitim Müfredatı’ndan çıkarılması için Üniversite Konseyleri Derneği tarafından Milli Eğitim Bakanlığı’na verilen dilekçeye ek olarak sunulan ve bilim insanları tarafından hazırlanan aşağıdaki görüşü benimsiyor ve destekliyorum. 3 Mart 2006 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı’na verilen dilekçeye ek olarak sunulan görüş Bilim doğayı açıklamak amacıyla kuramlar oluşturma ve bu kuramların deney ve gözlemlerle sınanması sürecidir. Evrim kuramı bilimseldir, çünkü öngörüleri, deney ve gözlemlerle sınanabilir, sorgulanabilir; yaklaşık 150 yıldır binlerce deney ve gözlem ile bilimin acımasız sorgulamasından geçmiş ve her zamankinden daha güçlü bir kuram haline gelmiştir. Bu nedenle evrim kuramı günümüzdeki biyolojik çeşitliliği açıklayan en iyi kuramdır. Evrim kuramı giderek gelişmekte, bu konuda yapılan araştırmalar, buluşlar hergün yeni soruların sorulmasına, yeni araştırmaların yapılmasına neden olmaktadır. Ayrıca, bugün evrim kuramı tıptan tarıma, ekonomiden bilişim bilimlerine çeşitli alanlarda bilimsel ve teknolojik uygulamaları olan bir kuramdır. Günümüzde yaşam bilimlerinde giderek artan çalışmalar evrimi bir gerçek olarak kabul eder. Yaratılış ise bilimsel değil dinsel bir öğretidir. Dinin canlılığı açıklaması, sorgulanabilen, sınanabilen, yanlışlanabilen, yeni araştırmaların, yeni soruların yolunu açabilen bir düşünce sistemine dayanmaz. Dinsel yaklaşımların, fen eğitiminin tanımı gereği olarak ve tüm laik ülkelerde olduğu gibi, fen eğitiminde yeri yoktur. Bilimsel olmak yerine dogmatik bir eğitim ve öğretimin, gelecekte yetişecek genç kuşakları bilimsel düşünceden yoksun bırakarak, ülkemizin bilimsel ve teknolojik gelişmesinin önüne geçeceği açıktır. Evrimle ilgili gelişmeleri doğru olarak yansıtmayan biyoloji ders ve kitaplarını orta öğretimde yetişmekte olan öğrencilere dayatmak aynı zamanda eğitim ve öğretimin temel amaçlarına aykırı bir nitelik taşımaktadır. Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, şu an uygulamada olan Milli Eğitim Temel Kanunu ve buna göre belirlenen öğretim programında yer alan ilk ve orta öğrenim derslerinde ve kitaplarında evrimin işleniş biçimi, evrimin temelsiz ve dayanaksız olduğuna dair ifadeler ve yaratılış görüşüne yer verilmesi, anayasanın laiklik ilkesi ile çelişmektedir. Bu çelişkinin giderilmesi için, üniversitelerin önereceği bilim insanlarından oluşan bir uzmanlar kurulu tarafından biyoloji eğitiminin ele alınarak yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Prof.Dr. Ali Nihat Bozcuk Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Prof Dr. Aykut Kence ODTÜ Biyoloji Bölümü Doç.Dr. Can Bilgin ODTÜ Biyoloji Bölümü Prof.Dr. Erhan Nalçacı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Prof.Dr. Işık Bökesoy Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Bölümü Prof.Dr. İzge Günal Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Doç.Dr. Meral Kence ODTÜ Biyoloji Bölümü Prof.Dr. Perihan Akın İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Prof.Dr. Rennan Pekünlü Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Prof.Dr. Serdar Demirgören Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Prof.Dr. Osman Açıkgöz Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi (ALINTIDIR : http://www.universitekonseyleri.org/index.php?option=com_content&task=view&id=43&Itemid= |
||
|
||
| Arkadaşlar bilimsel mekanlarda bilimsel olaylar konuşulur bahsi geçen yer okul ve biyoloji dersleri. Biyoloji de bilmin bir kolu.Eğer bilim okutacaksan o zaman bilimsel bir olayı okutmalısın değil mi?Din derslerinde de din hocası İslamiyette nasıl bir açıklama varsa onu okutur.Evrim teorisi ayrıca kimsenin dini inancına müdahele etmez.Kendimden örnek vereyim İslamiyete inanan bir biyoloğum ben.Lütfen evrim hakkında her denilene inanmayın.Ve evrim teorisini de anladığınızı zannederek bir biyoloji profösörü edasıyla yorumlar yapmayın.Evrim konusu öyle iki üç lafla anlaşılacak kadar basit değil.Zira yukarda ismi geçen insanların hepsi hayatlarını vermişler bu işe bırakında sizden bizden iyi bilsinler biyolojiyi.Saygılarımı sunuyorum... | ||
|
||
| allahın kuş gribini önleyecek olması başka bir durumdur bilimin önlemler alması başka bir durum sağduyu tabi ki de ikisinin de kendi yerlerinden taşmadan özgürce çalışması gerektiğini söylüyor madem herkes insanlığın iyiliğini istiyor bırakalım herkes elinden geleni yapmaya çalışsın bilim zaten ben kesin doğruyum demiyor e din de benim doğrum asla değişmez diyor o zaman sorun neden çıkıyor din ancak bilim kendisi gibi dogmatik olduğunda bu konuda söz hakkına sahiptir sonuçta |
||
|
||
| Ayrıca bilmin çerçevesi gereği dogmatik alanlara girmemesi gerekir. O zaman mitlerden veya dinlerden farkı olmazdı.Evrime dini düşünceleri yüzünden karşı çıkan arkadaşlar bir kez daha söylüyorum istediğinize inanabilirsiniz evrim kuramının bilimsel çevrelerde türlerin kökeni ile ilgili geçerli bir kuram olması sizin ateist olmanızı gerektirmez.Din ile bilim ayrımını yaptığınız yerde bunu çözeceksiniz zaten.Bilimsel olarak kabul edilmediğini söylüyorsanız evrimin işte o zaman yanıldığınızı her türlü gösterebilirim size.Şu sözü ekleyerek bitirmek istiyorum sözlerimi... "Çoğumuz kuantum kuramını ya da Einstein'ın Özel görelilik ve Genel görelilik kuramlarını anlamayız; ama anlamamamız bu kuramlara karşı çıkmamızı gerektirmez!"Einsteincılığın" tersine,Darwincilik konusunda bilgisi olan olmayan ahkam kesiyor. Sanırım Darwinciliğin bir sorunu da, Jacques Monod'nun dediği gibi,herkesin bu kuramı anladığını zannetmesi." Richard Dawkins(Kör Saatçi,s:III) Saygılarımı sunuyorum hepinize birde lütfen farklı görüşlere sahip olmamız bizi karşı karşıya getirmesin bilakis farklılığın çeşitliliğin olduğ yerde yeni düşünceler vardır.Zaten herkes aynı şeyi düşünüyor olsaydı şüphe edecek şeyler de azalırdı.Yorumlarınız için teşekürler. |
||
|
||
| Üç biçimde inanış var. İnanıyorum. çünkü inanmak istiyorum, hiç bir kanıta ihtiyacım yok. İnancım kendicevaplarını kendisi taşıyor. Din hiç bir kanıt sunmaz. Hiç bir din tanrının varlığını kanıtlamaz, Zaten gerek yoktur. İnanıyorum, çünkü kanıtları var. kanıtlayamıyorsa inanmam. Bilim bu yüzden söylediklerini kanıtlama zorunluluğu duyar. Bütün bilimsel varsayımlar kanıtlar bulmaya çalışır. Dinden farklı olarak bilim hatayı da içerir. İnanıyorum, çünkü savları ikna edici. temel varsayımını akıl yürütmelerle destekliyor. Felsefe. Bu üç farklı inanış birbirine karıştırılarak sonuç elde edilemez. |
||
|
||
| Beynini kullanmayan birisine hiç bir şey yol gösteremez buna Kuran da dahil gibi geliyor bana sonuçta Allah ile arasına setler kurmuş olana ancak Allah yardım edebilir.Ayrıca insan gelişmişlik seviyesi neyse o derece anlar Kuranı kap-okyanus örneği kabın ne kadar büyük olursa o derece fazla faydalanırsın okyanusdan.Bu yazdıklarımdan Kuran'ın yol gösterici olmadığı sonucunu çıkartmasın kimse.Bence o büyük bir kazanımdır bize ama daha büyük bir kazanım insanın kendi keşfi olacak diye düşünüyorum çünkü kendisinini farkında olmayanın başka şeylerin farkında olması da zordur ve bi o kadar da kısıtlıdır.Saygılarımla | ||
|
||
| Bu, provokasyon olsun da, nasıl olursa olsun diye bir davranış mıdır. Bir yerden öğrenilen bir şey mi? Nedir bu bilimsel kuramlara böyle saçma ve yalan, aslı astarı olmayan saldırının kaynağı. "hadi ya evrim safsatasını reddetmis binlerce bilim adamı neyden yana acaba " hiç bir yerinde ciddiyet olmayan bu cümlenize kanıt olarak şu bilim adamlarından biraz referans verin. hangi bilim dalından, hangi bilim adamları ne konuda evrimi reddetmiş. Bilimin hiç bir dini konuya açıklama getirmesi sözkonusu değildir. Hiç bir aklı yerinde bilim adamı, evrim var, öyleyse tanrı yok demez. Ama aklı yerinde olan ve dindar bir bilim adamı şunu der, diyelim evrim kanıtlandı. Bu bana tanrının olmadığını kanıtlamaz. Tanrının evrime izin verdiğini düşünürüm. Bunu da zaten söyleyen, üstelikte bu ülkede yaşayan bilim adamı var. |
||
|
||
| Uzun bir liste, rasgele ikisini googlede aradım, ilkinde yanlızca evrime karşı tezler savunan Türkçe siteler çıktı. İngilizce araştırma yapınca ünlü palaentolog kayıp. Diğer isimde ise Türkçe sitelerde bile referans bulamadım. Sanırım listeyi kim yaptıysa nasılsa araştırmazlar, uydur yaz demiş. |
||
|
||
| EVRİM TEORİSİ HAKKINDA SIKÇA SORULAN SORULAR... İnsan maymundan mı geldi? www.evrim-teorisi.org sitesinden alıntı yapılmıştır.Daha ayrıntılı bilgiyi orada bulabilirsiniz. Hayır! Bu tamamıyla insanları evrimden soğutmak için ortaya atılmış ve bilimsel hiç bir dayanağı olmayan bir sorudur. İnsan ve günümüz kuyruksuz büyük maymunları* ortak atalardan gelmişlerdir. Bu şu demek: insan ve diğer kuyruksuz maymunlar evrimin ilk aşamalarında bugünkü kuyruksuz maymunların ve insanın ortak özelliklerini taşıyan ama ikisinden de farklı tek bir türdüler. Evrim süreci içinde bu türden yeni türler ortaya çıkarak bugünkü kuyruksuz büyük maymunları ve insanları oluşturdu. Kısacası nasıl ki kuzenleriniz ile sizin aranızda bir kan bağı varsa insanlar ve maymunlar arasında da benzer bir evrimsel bağ vardır. * Kuyruksuz büyük maymunlar: Orangutan, goril, şempanze, ve insanları kapsayan, Hominidae olarak adlandirilan aile. Evrim teorisi ispatlanmış mıdır? Evrim teorisi ispatlanmış mıdır? Bilimde teoriler, matematikteki veya mantıktaki gibi ispatlanamazlar. İspatlama kavramı halk tarafından yanlış anlaşılmaktadır. Bilim bir konudaki gözlemlerini açıklayan teorileri öne sürerken daha önce bilinen bilgileri ve gözlenen olayları önüne koyar. Bu olaylarla ilgili bazı bilimsel kanunları ve kuralları matematik, fizik, kimya gibi bilimlerin yardımıyla çıkarır. Daha sonra, bu gözlemi açıklamak için, bazı hipotezler ortaya koyar. Bazı hipotezlerin doğruluğunu ve tutarlılığını, gözlenen ve test edilen deneylerle destekler veya bazı hipotezlerin yanlışlığını ispatlayarak bunları çürütür. Defalarca desteklenen hipotezler "Bilimsel Gerçek" [scientific fact] haline gelirler. Sonuçta bilim, teoriyi test edilen hipotezlerle ve gözlenen olgularla güçlendirir veya zayıflatır, bilimsel gerçeklerle destekler. Bilimin hiç bir dalında, teoriler matematikte veya mantıkta görüldüğü gibi %100 ispatlanamazlar; bilimde böyle bir ispat kavramı yoktur. Ayrıca bilimde doğma, dogmatik otorite, kutsal yasalar ve katı değişmeyecek evrensel kurallar da yoktur. Geçerli nedenler, kanıtlar bulunduğunda tüm kuramlar (teoriler) değiştirilebilir, yerine yenilerini bırakabilir. (Newton mekaniğinin yerini rölativite kuramına bırakması gibi). Bilimadamları artık evrimi kabul etmiyorlar mı? Bazıları "Bilimadamları artık evrimi kabul etmiyorlar. Siz neden hala tartışıyorsunuz?" diye bir soru sorabilirler. Bunun cevabı çok basit. Bilimadamları (burada kast ettiğim pozitif bilim ile uğraşan insanlar) evrimi reddetmek söyle dursun tam tersine tüm güçleriyle evrimi destekliyorlar. ABD'de yaşayan bir bilimadamı olarak çevremdeki bütün bilimadamlarının gerek yerel veya uluslararası toplantılarda olsun gerek dergilerde makaleler, mektuplar yoluyla olsun evrimi desteklediklerini ve de halka (sizlere), özellikle de gençlere, doğru bilgileri en iyi ulaştırmanın yolları üstünde tartıştıklarına bir çok kez şahit oldum. Bu site ile de amacımız bu. Mutasyonlar zararlı mıdır? 20 08 2007 Zararlı mutasyonlar olduğu gibi, yararlı ya da ne yararlı ne de zararlı mutasyonlar da vardır. Burada anlaşılması gereken nokta mutasyonların (aslında tüm genlerin tüm çeşitlerinin) yararlı veya yararsız olmasının canlının içinde bulunduğu çevreye bağlı olduğudur. Mesela sarı topraklı bölgede yaşayan bir tarla faresi için sarı renkteki kıl rengi sağlayan bir gen çeşidi (mutasyon sonucu ortaya çıkan bir allel) yararlı iken koyu renk toprakta yaşayan başka bir tarla faresi için zararlıdır. Bu konuda daha ayrıntılı bilgiye Mutasyonlar zararlı mıdır? başlıklı yazıda ulaşab Tür nedir? Tür, sınıflandırmanın temel birimlerinden biri olsa da tanımlaması çok zordur. Canlı çeşitliğinin çok fazla olması ve doğal veya deneysel ortamlarda görülen farklılıklar yüzünden tür için kesin bir tanım yapılmasını neredeyse imkansız hale getiriyor. Tür, benzer anatomik, fizyolojik ve genetik özelliklere sahip, birbirine benzeyen bireylerden oluşur. Canlı grupları aynı veya farklı türler olarak sınıflandırılırken şekil, işlev, ve genetik material (DNA, RNA) benzerlikleri ya da farkları yanında eş seçimi, eşeyli üreyebilme ve de evrimsel yakınlık gibi özellikler göz önüne alınır. Bu konuyu daha ayrıntılı işleyen iki İngilizce kaynak: http://plato.stanford.edu/entries/species/ http://plato.stanford.edu/entries/species/ Big bang'den önce ne vardı? Stephen Hawking bu soruyu şöyle cevaplıyor. Zaman büyük patlama ile başlamıştır, önce ve sonra kavramları zamansal kavramlardır, bu yüzden zamanın olmadıgı bir aşamada önce diye sormanın bir anlamı yoktur. "Kimse bilmiyor!" . Harward Üniversitesi' nden Avi Loeb, açık sözlü. "Belki evrenimizden önce hiç bir şey yoktu; belki de evren art arda Büyük Patlama döngülerinden geçiyor. Ne var ki bu ya da öteki hipotezi destekleyecek hiç bir veri yok." Bu soruya yanıt aramak için bilim insanlarının elinde iki kuram var. Kuantum mekanigi denen biri , en küçük yapıtaşlarının dünyasını irdelerken, öteki, yani genel görelilik büyük ölçüde evreni tanımlıyor. Her ikisi de kendi alanında başarılı . Ama gelin görün ki, bunlar birbiriyle uyumsuz. Loeb "Ta en başa, Büyük Patlama' ya kadar varan bir açıklamaya ulaşabilmemiz için kuantum mekanigi ile kütleçekimi özdeşleştiren bir kurama ihtiyacımız var" diyor. Yüzyıllar süren araştırmalar sonunda fizikçiler bugün dört temel doga kuvvetinin varlıgını biliyorlar. Bunlar kütle çekimi ve eloktramanyetizma ile şiddetli ve zayıf çekirdek kuvvetleri. Elektromanyetizma atomu oluşturan çekirdek ile çevresinde dolanan elektronları birbirine baglıyor. Şiddetli çekirdek kuvveti, atom çekirdegi içindeki proton ve nötron gibi bileşik parçaları oluşturan ve kuark denen yapıtaşlarını çekirdek içinde hapis tutuyor. Zayıf çekirdek kuvvetiyse madde parçacıklarının bozunarak kimlik degiştirmesinden sorumlu. Bilim insanları, kozmik tarihin daha da erken bir anında tüm temel kuvvetlerin, tek bir kuvvet halinde birleşmiş olduklarına inanıyorlar. Ancak genel görelilik kuramının üzerine oturdugu kütleçekim kuvveti, problem olmayı sürdürüyor. Öteki kuvvetlerle karşılaştırılamayacak ölçüde zayıf. Ama öteki kuvvetler ancak bir atom çekirdeginin yarıçapı kadar bir menzile sahipken, kütle çekim kuvvetinin erimi evrenin bir ucundan ötekine uzanıyor. Bu sorunun cevabı dört temel kuvvetin nasıl bir biçimde tek bir kuvvet oldugunun açıklamasında yatıyor. Genlerin evrim ile ilgisi var mıdır; varsa nedir? Genlerin evrim ile ilgisi var mıdır; varsa nedir? Bilindiği gibi görünen karakterlerimiz, dış görünüş ve kalitsal hastalıklar gibi, genler ve çevrenin etkileşimi sonucu ortaya çıkarlar. Genetik biliminde buna kısaca fenotip, genotip ve çevrenin toplamıdır denir. Canlının bütün özellikleri genlerinde çevrenin etkisininin sınırlarını da belirleyecek şekilde kayitli olduğundan evrim moleküler düzeyde bakıldığında genler üzerinde işler. Genler üzerindeki değişiklikler, mutasyonlar, çeşitliliği arttırarak doğal seçilim için gerekli olan havuzu oluştururlar. Darwin evrim teorisini ilk defa oluşturduğunda kalıtımın yasaları çok kısıtlı bir çevrede bilindiği için mutasyonlar ve evrim arasındaki bağlantı teoriye daha sonradan Hugo de Vires tarafından eklenmiştir. Doğal Seçilim nasıl işler? Doğal seçilim, topluluk içinde bulunan kalitsal değişikliklerden canlıya bulunduğu ortam içinde yarar sağlayanların seçilmesi; zarar verenlerin ise elenmesinin mekanizmasidir. Yaygın şekilde yanlış bilgilendirildiği gibi güçlü olan değil daha iyi uyum yapan canlılar doğal seçilim sürecinde başarılı olur. Canlının uyumu hem kendi özelliklerine hem de içinde bulunduğu çevreye bağlıdır. Mesela hem açık hem köyü renk kelebeklerden oluşan bir topluluk köyü renkli bitkilerin olduğu bir ortama yerleşirse köyü renkli kelebekler düşmanlarından kolayca saklanabilecekleri için daha uzun süre yaşayıp daha çok yavru üretme şansına sahip olurlar. Bu nedenle köyü renk veren karakterin görülme şikliği, dolayısıyla köyü renk sağlayan genin oranı artar. Açık renkli bitkilerin olduğu bir ortamda ise aynı nedenler ile doğal seçilim sürecinde açık renkli kelebekler seçilirler. |
||
|
||
| Bilim nedir? 06 06 2007 Bilim nedir? Bilim, gözlenebilir olguları betimleme, olgular ve olgular arasındaki ilişkileri açıklayarak genel ilkelere varma ve bu genel ilkeleri ve genellemeleri tekrar olgulara dönerek test etme, yani dogrulama ve yanlışlama sürecidir. O halde bilimin gerçek amacı, duyumlar ve algılar yolu ile düşünceye ulaşmadır. Daha sonra da duyumlar ve algılar yolu ile elde edilen düşünceler sayesinde nesnel şeylerin ve olguların iç çelişmelerini, çeşitli süreçlerin iç ve dış ilişki ve baglantıları anlayacak, yavaş yavaş ve derece derece bütünsel bilgiye varacaktır.Bu tariften yola çıkarak bilimin temel özelliklerine bir göz atarsak : 1- Bilim varlık alanı olarak gerçegi, gerçek somutu kabul eder. Gerçege saygılıdır, bilim nesnel gerçege dönüktür ve olgusaldır. Bilimsel önermelerin tamamı dogrudan dogruya veya dolayısıyla gözlenebilir olguları ve olgusal ilişkileri ifade eder. Bu önermelerin dogru ya da yanlış olması ifade ettikleri olguların ve olgusal ilişkilerin var olup olmamasına baglıdır. Bilimde hiç bir hipotez veya teori, gözlem ve deney sonuçlarına dayanılarak kanıtlanmadıkça dogru kabul edilemez. Bilim kendiliginden dogru sayılan ya da tanımı geregince dogru olan önermelerle ugraşmaz. Madde, şey, olgu insan düşüncesinin ve aklının ötesinde objektif olarak vardır. Objektifl gerçek, insanın iradesinden arzularından bagımsız olarak vardır. Yine, bilimsel görüşe göre bilim, gözlem ve deney yolu ile objektif gerçegi kavramaya imkan verir. Bir şeyi bilmek için bütün yanlarını, bütün baglantılarını ve ara baglantılarını kavramamaız, incelemememiz gerekir. Bunu tam olarak asla başaramayacaksak da, çok yanlılık, yanılgılara ve katılıga karşı en iyi bir güvencedir. 2- Bilim Objektiftir : Bilgin dogruyu arama çabasında kişisel egilim, istek ve önyargılarının etkisi altında kalmaya, olguları oldugu gibi saptamaya çalışacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki bilim de sanat, edebiyet ve felsefe gibi bir ugraşıdır. Hipotezlerin kurulmasında veya seçiminde bilim adamı, ister istemez bazı deger yargılarına, hatta bir ölçüde kişisel duygu ve begenilere yer vermekten kaçınamaz. Yeni bir hipotez ve teorinin ortaya konması, aklımıza oldugu kadar, hatta belki daha fazla sezgi ve muhayyilemize dayanan bir oluşumdur. Böyle olunca bilimde objektifligi mutlak degil, sınırlı anlamda yorumlamak gerekir. Bu da bilimsel olma iddiası taşıyan her sonuç ve dogrunun güvenilir olması, bir kişi veya grubun tekelinde degil, kamunun soruşturmasına açık ve elverişli olacak şekilde ifade edilmesi demektir. Araştırmacının araştırmacıyı çarpıtabilecek, sonuçları degiştirebilecek deger yargılarından, ideallerden, kendisini mümkün oldugu kadar sıyırması gerekir. Araştırmacı dogrulugu gözleme gitmeksizin bilinen bilgilerden çok, dogrulugu gözlemsel yollar aracılıgı ile bilinebilen bilgilere itibar etmelidir. Bilim yönteminde objektif olmak mutlak olarak saglanamazsa da araştırıcı kendini deger yargılarından mümkün oldugu kadar kurtarmalıdır. Bilim yönteminde en önemli teknik gözlemdir. Olguları ve olgular arasındaki ilişkileri ancak gözlem sayesinde anlar ve kavrayabiliriz. Bu bakımdan gözlem olmadan bilim olmaz. Çünkü bilimde dogrunun ya da hakikatin ölçüsü, ancak dogrulardır. Hipotezler ve teoriler, bunları ifade eden önermeler, ancak olgular tarafından dogrulandıgı sürece bilimsel bilgi haline gelir, dogru kabul edilir. 3- Bilim dogmatizme karşıdır, eleştirici ve özeleştiricidir : Her türlü düşünce gerçege erişmek ister. Ama gerçege bilgi yoluyla degil de inanç yoluyla kavramaya çalışan yaklaşımlarda, yani bilime karşı dinde dogmatizm dogaldır. Bilim alanında akıl, din alanında duygu egemen oldugu için, inanılan gerçeklerse ancak yanlışlıkları ortaya çıkarılıncaya kadar, öyle imişler gibi kabul edilir. Bilimsel çözümün başlıca üç ölçütü vardır. Birincisi çözümün mantıksal yönden kabul edilebilir olması, yani düşünce kurallarına uygun olmasıdır. İkincisi çözümüm dogru olması, yani gözlemve deneysonuçlarına uygun olması gerekir.Üçünci ölçüt ise çözümün güvenilir, gözlem ve deney sonuçları ile dogrulanabilir nitelikte olmasıdır. Herhangi bir bilgi, sarsılmaz, yanılmaz, tek dogru olarak kabul edildi mi, artık fikir üretmek mümkün degildir. Fikir üretmeyi olanaksız görme ise, bilimsel gelişmeyi durdurur. 4- Bilim seçicidir. Bilim evrende olup biten tüm olgularla ilgilenmez. Ancak önemli gördükleri ile ilgilenir. Bilim evrende yer alan gözlenebilen, gözlemleri kanıtlanabilen olgularla ilgilenir.Olguların bilimin seçiciligine tabi olabilmeleri için veri giriş ve çıkışına sahip olmaları gerekir.Bilim yönteminde olguların seçici olma özelligi, olguların araştırılan konuya ilişkin olup olmamasıdır. Hipotezlerin ve teorilerin test edilmesinde, olguların kanıtlama gücüne sahip olup olmaması ile ilgilidir. Örnegin evrimde bir başlatıcının rolü olup olmaması bilimin ilgi alanında degildir. Böyle bir konu ile ilgili, ne başlangıçta ne de sonradan kuramı destekleyecek herhangi gözlenebilir bir veri mevcut degildir. Bu anlamda bilim evrimde bir başlatıcının rolü ile ilgilenmez ve seçici davranır. 5- Bilimsel yöntem, birbirinden kopukmuş gibi gözüken olgular arasında problem gören, aykırılıkları yakalayan bir bakıştır : Olgulara ve olgusal ilişkilere bilimsel bakış, problem gören, aykırılıkları yakalayan bir bakıştır. Bilimde, araştırmacı, bir sorunu, bir aykırılıgı yakalar ve onu araştırmaya konu edinir. Bilim, olgular ve şeylerin iç çelişmelerini, iç ve dış baglantılarının bütünlüklerini kurmaya çalışır. Bu bilimin temel özelliklerinden biridir. Yani; dogadaki, toplumdaki veya tarihteki bütün şeyler ve olgular birbirlerine baglıdırlar. Hiç bir şey ya da olgu ötekinden bagımsız degildir. Bütün bunlar diyalektik bir bütünlük içerisinde birbirleriyle ilişkilidirler. Her olgu veya şey, öteki olgu veya şeyleri etkiledigi gibi, kendisi dışındaki olgu ve şeyler tarafından da etkilenir. Öyleyse bilimsel bir tahlilde, bütün olgu ve şeyler dikkate alınmak zorundadır. Bazı olgu ve şeyleri mübalagalı bir şekilde öne çıkarıp, gerektiginden fazla agırlık verip, bazılarını görmemek veya yok saymak bilim yöntemine ters bir davranıştır. Bilim yöntemini kullanan bir araştırıcının sahip olması gereken bir takım özellikler vardır : Birinci olarak araştırmacı, araştırdıgı konu hakkında gerekli önbilgilere sahip olmalıdır. İkincisi, o zamana kadar okuduklarını şüphe ile karşılamasını bilmelidir. Üçüncü özellik ise, incelenen konunun bitiminde gerekli yorumları yapabilecek yetenege sahip olmasıdır. 6- Bilim Genelleyicidir ve geneli arayıcıdır : Bilim, tek tek olgularla degil, olgu türleri ile ilgilenir. Bir olgunun yalnız başına önemi yoktur. Olgular ancak bir genellemenin dogrulanmasında veya yanlışlamasında, bir ispat vasıtası olarak kullanılıyorsa önemlidir. O halde bilim elde ettigi sonuçları, genel bir biçimde ifade etmeye çalışır.Belirli bir olgu ile degil, belli bir türdeki olgular ve olgular arasındaki ilişkilerle ugraşır. Bilim yöntemi, benzer koşullar altında aynı yöntem ile, aynı sonuçların elde edilecegini bildirir. Zaten bilim, "eger şu şartlar var ise, şöyle şöyle olur" şeklinde önemeler yapmak olanagı veren bir düşünce ve tahlil yöntemidir. Bilim genelleyici oldugu gibi, geneli arayıcıdır da.Kamunun denetimine ve eleştirisine açık olmayan, bulgu veya dogrular, ne kadar önemli olursa olsunlar, bilimsel sayılamazlar. Bilimin sonuçlarının kamuya açık olması, onun, belirli bir dil, belirli bir ifade ile anlatılır olmasını gerektirir. 7- Bilim Mantıksaldır : Bilimin mantıksal olma özelligini iki yönden açıklamak mümkündür. Birincisi bilim ulaştıgı sonuçları her türlü çelişkiden uzak bir şekilde sunmalıdır. Örnegin birbirini izleyen iki önerme birbiriyle çelişiyorsa, mantıksallık yok demektir ve bu önermeler dogru kabul edilemez. Bilimin mantıksal olmasının ikinci yönü ise, teori ve hipotezlerden gözlenebilir sonuçlar çıkarmak süreci ile ilgilidir. Bilindigi gibi, bir hipotez veya teoriyi test etmek için, gözlem yoluna başvurmak gerekir. Fakat olgulara başvurabilmel için, teoriden veya hipotezden, gözlenebilir sonuçlar çıkarmak gerekir. Bu çıkarım işlemi ise mantık kurallarına dayanılarak yapılır. 8- Bilim Gelecek hakkında öngörüde bulunur : Bilim sadece mevcut durumu kavramak, betimlemek ve açıklamakla yetinemez. Gelecekte olacaklar hakkında da bilgi verir. Öngörüde, yani gelecek hakkında bazı yorumlarda, belirlemelerde bulunur. Bilimin gelcek hakkında bazı öngörülerde, yorumlarda bulunması, kuşkusuz kehanette bulunmak anlamında degildir. Geçmişin ve bugünün olgularına dayanarak, doganın, tarihin, toplumun ve insanın gelişim dogrultusunu göstermektir. Geçmişi kavramadan, bugünü kavramaya çalışmak mümkün degildir.İşte bugün ne kadar iyi ve saglam bir şekilde bilinebilirsegelecek hakkında yorumlarda, belirlemelerde bulunmak da o nispette mümkündür.Bu hiç bir zaman gelecegi tam olarak bilmek anlamına gelmez. Zaten bilimin, herşeyi tam ve kesin olarak bildigi, bildigi şeylerin degişmedigi, mutlak oldugu iddiası yoktur. Bilimin ürettigi bilgiler, her zaman nısbi dogrularla, nisbi gerçeklerle ilgilidir. Fakat, her nisbi gerçegin, mutlak gerçege yaklaşımda bir adım oldugu da bilinmektedir.Bunun yanısıra, bilimin diyalektik bir süreç içerisinde geliştigini, geçmiş, bugün ve gelecegin, diyalektik bir bütünlük meydana getirdiklerini de unutmamak gerekir. |
||
|
||
| devamı... 9- Bilim toplumsal ihtiyaçlardan dogar, dinamik bir etkinlige sahiptir : Bilimin toplumsal ihtiyaçlardan dogması onun en önemli özelliklerinden biridir. Üretim sürecinde sorunlar ve ihtiyaçlar sürekli olarak kendini hissettirir. Yaşantı içinde, toplumsal yönden bilinçlenen kişiler, sorunları inceleme ve çzme gayreti içerisine girmektedirler. Toplum için, yaşantı için, kısaca, üretim süreci için gerekli olan bilgileri üretmeye çalışmaktadırlar. Bilimsel bilginin artması ve yogunlaşması, toplumsal bilincin de gelişmesini hızlandırmaktadır. Bu süreç içerisinde, hem bilim adamının bilinci, hem de toplumun bilinci artar. Bu bakımdan, bilim üretme süreci , önemli bir toplumsal etkinligi geliştirme sürecidir. O halde, bilginin artması ile, üretici güçlerin ve üretim ilişkilerinin gelişmesi arasında dogru bir orantı vardır. Bu iki etken birbirlerini yogun bir biçimde geliştirme yetenegine sahiptir. Bilim geliştikçe üretim güçleri gelişir.Üretim güçleri üretim ilişkilerini zorlar ve giderek degiştirir. Üretim ilişkileri geliştikçe, insanlar tek ve dar yanlı bir bakış açısı içinde düşünmekten kurtulur. Dinamik bir düşünce biçimine erişirler. Bilimle devamlı olarak iki yönlü bir soruşturmayı sürdürürler ve bu soruşturmalarını yeni tanımlarla tamamlarlar. Bu soruşturmanın bir yanı, toplumların ve insanların ihtiyaçları ile ilgilidir. İkinci yanı ise, bu ihtiyaçları karşılayacak kaynaklar ve bu kaynakları kullanma yöntemleri hakkındadır.Gözlemsel ve kavramsal bir bütünlük içerisinde yürütülen bu soruşturmalar sonunda yeni tanımlara varılır. Soruşturma ve tanımlama faaliyeti dinamik bir süreçtir. Bu süreç içerisinde, kendi toplumunun sorunlarını, çagdaş gelişmeler ile birlikte yorumlayabilecek ve anlatabilecek yeni kadrolar ortaya çıkar. Bilimlerin gelişmesi, bu tür dinamik ilişkilerin yogunlaşmasına neden olacagı gibi, bu ilişkilerin de üretimi arttıracagı, üretim güçlerini ve üretim ilişkilerini geliştirecegi şüphesizdir. Demek ki toplumların gelişmesi ve modernleşmesinde, demokratikleşmesinde bilimsel düşünce çok önemli bir rol oynamaktadır. Bu özelliklerden ortaya çıkan bilimsel yöntemin bir düşünce biçimi oldugudur.Fakat bilgi edinmede kullanılan en geçerli ve saglam yöntemdir. Bilimsel yöntem, insan düşüncesinin, insanı dogayı ve toplumu bilmek ve kavramak bakımından geliştirdigi en önemli düşünce yöntemidir. Bilimsel yöntemi kendisinden önceki düşünce biçimlerinden ayıran en önemli fark, bilimin daima olgusal oluşudur. Bilim yöntemi, daima, gözlenebilen, dogrulanabilen veya yanlışlanabilen önermelerle meşgul olur. Bilimsel önermelerin en önemli özelligi gerçege dönük olması ve olgusal olmasıdır. Örnegin, din ve teoloji düşüncesinde ise, sevgi inanç, duygu gibi kavramlar düşüncenin temel kavramları olmaktadır. Bunlar olgulardan kopuk oldugu için, gözlenme, dogrulanma veya yanlışlanma niteligine sahip degildirler. Mitoloji, metafizik gibi düşünce biçimleri de aşşagı yukarı böyledir. Korku, endişe, kaygı, umut, güvensizlik, yüce bir güce sıgınma ihtiyacı gibi duyguları dogrulamak veya yanlışlamak olanagı yoktur. Bu bakımdan bunlar bilimsel bir önermeye konu olamazlar. Sadece kişisel inanç ve özlem düzeyindedirler. Psikoloji, bu duyguları bilim yöntemi ile gözleyebilir ve ölçebilir, fakat bu duyguları ifade eden önermeleri dogrulamak veya yanlışlamak olanagı yoktur. Bilim , gözlenebilen ve ölçülebilen olgularla ilgilenir. Bu bakımdan bilim nesnel gerçege dönüktür. Bu olguları ifade eden önermeler dogrulabilen ve yanlışlanabilen önermelerdir. Olgulara dayanmayan, nesnel gerçege dönük olmayan hiç bir iddia, hipotez veya teori, bilimsel degildir. Bilim yönteminde olgular tarafından dogrulanmayan önermeleri kabul etmek olanagı yoktur.O halde bilim yöntemi bir süreçtir. Hakikati yani dogruyu arama süreci. Bilimsel bilgi ise bir sonuçtur. Herhangi bir hipotez veya teori olgular tarafından dogrulanıyorsa, elde edilen bilgi bilimsel bir bilgidir. Bilim, bilgi yıgını degil, düşünce yöntemidir. Bu süreçte bilimsel faaliyetin üç yönü birbirleri ile dinamik bir bütünlük halindedir. Bilimsel faaliyetin birinci yönü eylemseldir. Burada gözlem, deney, ölçme, karşılaştırmalı gözlem, çözümleme gibi tekniklerle somut şeyleri ve olguları saptamaya çalışırız.Bilgi elde etmenin hareket noktası, somut şeylerdir. Buna maddi dünya, somut gerçek, madde de diyebiliriz. Birinci safhada elde edilen gerçek somut, nesnel varlık, maddi dünya ile ilgili bilgiler insanın bilincine yansır. Buradan bilimsel faaliyetin ikinci safhasına geçilir. Bilimsel faaliyetin ikinci yönünü kavramsal, zihinsel bir faaliyet olarak degerlendirebiliriz. Bu safhada nesnel faaliyet bir bütün olarak kavranılmaya çalışılır. Olguların çeşitli yönleri, bunların birbirleri ile ilişkileri, çelişmeler, degişmeler, bir bütün olarak bütünsellik ilişkileri içerisinde kavranılmaya çalışılır. Olgular nesnel olarak somutlanır. Bu safhada çelişkileri yakalama, olgular arasında ilişki kurma ve bunları açıklama önem kazanır. Burada önemli olan akıl yürütmr yolu ile mantıksal çıkarımlar yapmaktır. Hipotezler ve teoriler kurarak olguları ve olgular arasındaki ilişkileri kavramaya çalışmaktır.Akıl yürütmenin ve akıl yürütme ile mantıksal çıkarımlar yapmanın tek bir amacı vardır. O da olguları, olgusal ilişkileri açıklayıcı hipotezler, teoriler kurmaktır. Olgular ve şeyler, tümevarımcı düşünce ile ne kadar saglıklı bir şekilde gözlenmiş, ölçülmüş ve algılanmışsa, onlara dayanılarak geliştirilmiş hipotez ve teorilerin açıklama gücü de o kadar geçerlidir. Bilim yönteminin üçüncü yönüne gerçekleşme faaliyeti diyebiliriz. Bu safhada, ikinci safhada elde edilen hipotez ve teoriler tekrar olgulara dönülerek denetlenmeye çalışılır. Bu denetleme sırasında hipotez ve teorilerle olgular arasında bir uyum saptanırsa yani olgular hipotez ve teorileri dogruluyorsa elde edilen bilgi bilimsel bir bilgidir. Aksi halde, olguları ve ilşikileri, yani nesnel gerçegi açıklama gücü olmadıgından, hipotezlerin veya teorilerin reddedilmesi gerekir. Bilim yönteminin nesnel gerçeklere ve olgulara dayalı olması, onun asla vazgeçilemeyen, onsuz olunamayan bir özelligidir. Zaten bilim yöntemini, bilgi edinmenin öteki yolları olan, din, mitoloji, metafizik, sanat, edebiyat gibi düşünce biçimlerinden ayıran en önemli özelligi budur.Ve bu özelligi, bilim yöntemini , bilgi edinmenin bir yolu olması bakımından, kendisinden önceki düşünce biçimlerine üstün kılmaktadır.Bilgi edinmenin, öteki biçimleri olan, din, mitoloji, teoloji, metafizik, sanat-edebiyat gibi düşünce biçimlerinde bu özellik yoktur. Bu tür düşünce biçimleri ile dünya algılanırken ve kavranırken, somut olgulardan hareket etmek ilk koşul degildir. Bazen hiç koşul degildir. Örnegin sanatı, edebiyatı ele alalalım. Burada sanatçının psikolojik yapısı, subjektif tavırları, yazılarında görülebilir. Somut olguları, gerçegi başka biçimlerde anlatmanın yollarını bulabilir. Olguları ve algıladıgı şeyleri, subjektif tavırları ve psikolojik yapısı içerisinde verebilir. Halbuki olguların ve olgusal ilişkilerin , nesnel gerçegin oldugu gibi yazılması ve anlatılması bilim yönteminin bir geregidir. Alıntı www.evrim-teorisi.org |
||
|
||
| Konuyla alakasız polemikler polemiklere verilen cevaplarla birlikte ve bilimsel yöntem dışındaki uydurma haber ve karalamalar silinmiştir. Konu içerisinden bilimsel teori çatışmalarına devam edebilirsiniz.Konuya açıklık getirmek maksadıyla Apostosis in imzası ders vericidir öğrenmek isteyenler tartışsın. "Einsteincılığın"tersine,Darwincilik konusunda bilgisi olan olmayan ahkam kesiyor.Sanırım Darwinciliğin bir sorunu da, Jacques Monod'nun dediği gibi,herkesin bu kuramı anladığını zannetmesi." R.Dawkins |
||
|
||
| Evet dindarların biyolog iddiasıyla en başa evrim çürüdü bak hani evrim geçirmedim ben doğdupğğumdan beri diye sabit fikrini evrime malzeme edip onunla savaşmayı tanrı emri zannettiği az gelişmiş uygarlıklarda antipati ile tartışılıp boş sözlerle lafla çürütülerek tartışıldığı sanılır. Gelişmiş ülkeler ise artık tartışmamaktadır uygulamada nasıl yaralanabileceklerinin araştırmasına vermişlerdir kendilerini. | ||
|
||
Başlık bir siyasi partinin sloganı gibi olmuş,ama bu sloganla seçim kazanılmazkiii
|
||
|
||
| evrimi savunmak yada evrim teorisine inanmak ile bilime inanmak arasındaki ilişkiyi anlayamadım..bi açıklayan olsa.. | ||