Amerika Birleşik Devletleri’nin yanı başımızda yarattığı mikrop saçan bataklık Türk evlâtlarının canına mâl oldu. Murat Yüce adlı bir Türk’ün Irak’taki militanlarca katledildiğini duyunca hepimiz üzüntüyle irkildik. Bu haber muhakkak hepimizin gönlünü kanattı. Peki, ne kadar sorguladık bu olayı? Yaşananlardan aldığımız ders nedir ve ne olmalıdır?
Murat Yüce bir Türk idi... Onu vahşice öldürenler ise Ürdünlü Arap Ebu Musab El-Zarkavi’ye bağlı militanlar. Sorsanız, “cihad” uğruna öldürdüler. Allah’ın adını yüceltmek, müslümanları korumak için... Murat Yüce’nin kafasına mermileri boşaltırken ağızlarında bir söz: “Allah-ü Ekber!”. Öldüren, güya Müslüman, öldürülen yine Müslüman, slogan: “Allah-ü Ekber!”. Bu işte bir terslik yok mu dersiniz? Biz söyleyelim.. Bu işteki terslik hain Arap’ın doğal karakteridir. Başka bir şey değil... Arap, yaratılışının gereği olarak savunmasız ve masum bir insanı bu şekilde katlederken onun dinini düşünmez.. Çünkü o bize anlatılan “din kardeşliği” masallarının uydurma olduğunu bilir. Bize hep güzel masallar, öyküler anlatıldı… Bu masallarda bütün Müslümanlar eşit ve kardeşti. Bir Müslüman diğerinin iyiliğini gözetir, din kardeşlerini korurdu. Buna göre, biz de din kardeşimiz olan Araplarla, Farslarla, kürtlerle, Arnavutlarla iyi geçinmeli ve onları kendimizden ayrı görmemeli idik.. Hep onların iyiliği için çalışmalı idik.. Öyle de yaptık.. Karşı tarafın umursamazlığına bakmaksızın bize biçilen bir rolü oynamaya çalıştık. İslâm dinine geçtiğimiz zamanlardan beri hep “din kardeşlerimizin” menfaatini gözettik. Haçlılar akın ettiğinde biz yığınla can harcadık, göğsümüzü siper ettik, “kardeşlerimize” zarar dokundurtmadık. Onlara bir şey olmasın dedik, kendimizi feda ettik. Himayemizde yaşadılar, askerlik yaptırmadık, vergilerden muaf tuttuk. Kısacası ellerini sıcak sudan soğuk suya değdirtmedik. Onlar ne yaptılar peki? Hep ihanet etmediler mi? Hep arkadan vurmadılar mı? Henüz Türklerin Müslüman olmadığı zamanlarda bile kahpeliklerini esirgemediler. Türk Kağanlığı’nın dağıldığı, Türklerin zayıf düştüğü zamanlarda Türk kalelerini “içindekilere zarar vermeyeceklerine dair” söz vererek teslim aldılar ve “Kafire verilen söz müslümanı bağlamaz” diyerek büyük katliamlar yaptılar. Hazar Türkleri ile sürekli savaş hâlinde bulundular. Birinci Dünya Savaşı’nda yıllarca ekmeğini yedikleri Müslüman Türkleri arkadan vurdular. Peygamber’in kabrini savunmaya çalışan Türk neferlerini, peygamberin torunları olarak katlettiler. Ve nihayet Irak’ta, borcunu ödemek için çalışmaya gitmiş masum bir Türk oğlunun canına kıydılar...
Biz “din kardeşliği” masalları ile avunurken onlar hep kuyumuzu kazdılar. “Su uyur, düşman uyumaz” derler ya, uyumadılar. Ellerine geçen her fırsatta bizi hançerlediler. Hem de en adi biçimde, sırtımızdan… Ama bize hâlâ aynı masallar anlatılıyor.. Hâlâ aynı deli saçmalarını dinleyecek miyiz? Hayır! Türk, Arap ve kürt, üç kardeş, üç din kardeşi imiş(!) Buraya kadar beyler! Irak’ta ölen yalnızca bir Türk değildi.. Irak’ta “din kardeşliği” kavramı da o mermilerle birlikte toprağa karıştı.Araplar, din kardeşliğinin de kafasına üç mermi sıktılar, aynı sloganla: “Allah-ü Ekber!”.
Araplar gibi, kürt gibi hain müslüman unsurlar din kardeşliği diye bir şey tanımazlar. Zor duruma düştüklerinde “Biz de müslümanız” diyerek Türk’ten yardım isterler, Türk zor durumda kaldığı zaman ise onun düşmanları birlik olmaktan utanmazlar. Çünkü utanmak insanlara mahsus bir özelliktir!
“Din kardeşimizdir.” diyerek Araplara sempati beslemek, dünya durdukça tek taraflı kalmaya mahkûm bir olgudur. Din kardeşliği diye bir yoktur. Malazgirt Savaşı’nda Bizans ordusundaki Peçenek Türkleri, Hıristiyan olmalarına rağmen Müslüman Türklerin tarafına geçtiler. Çünkü onlar için kan kardeşliği daha önemli idi. Birinci Dünya Savaşı’nda ise Osmanlı Sultanı ve halife, cihad ilân etmesine karşın, Müslüman Araplar İngilizlerin tarafına geçtiler. Çünkü Araplar müslümanlar için önemli olan menfaatleri idi, ve hainlik etmeden duramazlardı.. İşte bugün görüyoruz ki bildiklerini okumaya devam ediyorlar. Ya biz ne yapacağız? Biz Türkler, bu ilkel Arapların, kürtlerin vb. müslümanların bizi kullanmasına göz yummaya devam mı edeceğiz, yoksa siz de bizim gibi bu son damlanın bardağı taşıdığını mı düşünüyorsunuz? Bu sorunun yanıtı, Türklüğün geleceğine ışık tutacaktır. Bu yüzden iyi düşünmekte fayda var... Din kardeşliği afyonunu içmeye tamam mı, devam mı?
|