|
||
| Türkiye’de “milli mücadele” anti-emperyalist miydi? Türkiye’de sol hareketin büyük bölümü bu soruya evet yanıtını verir. Ama gerçek bu değildir. Mustafa Kemal önderliğinde verilen kurtuluş mücadelesi, emperyalist güçlerin işgaline karşı bir mücadeleydi, emperyalist sisteme karşı bir mücadele değil. Bu mücadelenin başarıya ulaşmasıyla, kapitalist üretim ilişkilerinin varoldukları kadarıyla tasfiye edilmesi şöyle dursun, kapitalizmi bizzat devlet eliyle geliştirmek için işçi sınıfı ve emekçiler yoğun bir sömürüye tâbi tutuldular. 30 yıl boyunca burjuva demokrasisinin en temel haklarını bile hiçe sayan bir tek parti diktatörlüğüyle burjuvazi devlet eliyle palazlandırılmaya çalışılırken, işçi sınıfı her türlü haktan yoksun bırakıldı. Sendika kurması, greve çıkması yasaklandı, o günkü Türkiye Komünist Partisi yıllar süren kovuşturmalara tâbi tutuldu. Binlerce komünist işkencelerden geçirildi ve hapislerde çürütüldü. Yüzlercesi katledildi. Kürt halkına karşı bugüne kadar süren bir imha ve inkâr politikasının temelleri o dönemde atıldı. Kürt isyanları on binlerce kişinin katledilmesiyle bastırıldı. Ülkenin temel sorunu olan toprak sorunu devrimci bir tarzda çözülmeden olduğu gibi bırakıldı. Kemalist hareket, ülkenin siyasal bağımsızlığı dışında hiçbir temel sorununa devrimci bir çözüm üretmeyen, güdük, sınırlı ve tepeden bir burjuva devrim gerçekleştirdi. Böylesi bir hareketin değil anti-emperyalist sayılması, burjuva anlamda devrimciliği dahi son derece güdüktür. |
||
|
||
| Anti Emperyalist bir mücadele olsaydı,zaten devlet kurulduktan sonra Fransa,İngiltere,ABD gibi kapitalizm savunucularının safında olmak yerine Sovyetlerin safında olurdu. | ||
|
||
| ulusal mücadele her zaman anti-emperyalisttir.mücadele illeki sosyalist olması gerekmez çünkü verilen savaş bagımsızlıktır.ulusal mücadeleiçinde(dini,milliyetçiligi,devrimciligi,vs....)barındırır önemli olan ulusal bagımsızlıktır. |
||
|
||
| peki tc ulusal bağımsızlığını kazanmışmıydı ve şuan tam bağımsızmı ? | ||
|
||
ulusal mücadele her zaman anti-emperyalisttir.mücadele illeki sosyalist olması gerekmez çünkü Mücadele sonrası yapılan reformlar anti sosyalistttir komünisttir diyelim o zaman...İsmet Paşanın ölümünden sonra Türkiye ulusal bağımsızlığınıda yitirmiştir
verilen savaş bagımsızlıktır.ulusal mücadeleiçinde(dini,milliyetçiligi,devrimciligi,vs....)barındırır önemli olan ulusal bagımsızlıktır. |
||
|
||
| kapitalizmden bağımsız bir emperyalizm olamaz. Emperyalizm bir dış politika değil, kapitalist sistemin en üst ve son gelişmişlik düzeyinin adıdır. Anti-kapitalist mücadeleyi içermeyen bir anti-emperyalizm söylemi, ulusalcılığı savunan burjuva ve küçük-burjuva siyasetlerin göz boyamacılığıdır. Emperyalizme karşı mücadeleyi ülke içinde kapitalizme karşı mücadeleyle birleştirmeyen ve böylece emperyalist-kapitalist işleyişe gerçek anlamda cephe almayan bir siyaset, işçi sınıfının devrimci stratejisi açısından anti-emperyalist değildir. İşçi sınıfını yalnızca yabancı kapitalist kuruluşlara karşı öfkelendirip, kendi yerli burjuvalarına daha dostane duygularla donatan siyasal akımlar, işçi mücadelesini zayıflatan etkenlerin başında gelir. |
||
|
||
Bu mücadelenin başarıya ulaşmasıyla, kapitalist üretim ilişkilerinin varoldukları kadarıyla tasfiye edilmesi şöyle dursun, kapitalizmi bizzat devlet eliyle geliştirmek için işçi sınıfı ve emekçiler yoğun bir sömürüye tâbi tutuldular. 30 yıl boyunca burjuva demokrasisinin en temel haklarını bile hiçe sayan bir tek parti diktatörlüğüyle burjuvazi devlet eliyle palazlandırılmaya çalışılırken, işçi sınıfı her türlü haktan yoksun bırakıldı. çark_che_kiç arkadaşım, bugün ikinci defa aynı konuyu paylaşıyoruz. giriş yazında katılmadığım bölümler var. 1. 1915-1925 Türkiyesi, Çarlık Rusyası'yla aynı koşullarda değildir. bunun böyle olmadığı, Lenin'in M. Kemal'e göndermiş olduğu hem Aralov hem de M. Frunze (olağanüstü yetkilerle gelmiştir)'nin yaptığı görüşmr tutanaklarında ayrıntılı vardır. M. Kemal, Lenin'i bu konuda ikna etmiş, Andolu'daki haraketin bolşevik olamamasının sebeplerin anlatmıştır. Özellikle, Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Olağanüstü Yetkili Elçisi M. Frunze'nin Ankara'ya gelişi ve burada Mustafa Kemal ile yaptığı görüşmelerde bu konular çok ayrıntılı tartışılmıştır. (M.Kemal-M.Frunze Görüşmeleri / Yavuz Aslan ) 2. Sonuçta bolşevik olmasada, bir devrim yapıyorlar; devrim yapanların yeni sistem oturuncaya kadar bazı tedbirler almak zorunda değiller midir? Bu Sovyetler Birliği'nde, Çin'de, Küba'da ve dah başka yerlerde böyle olmamış mıdır? 3. Eksikliklerin ve yalnışların yanında 1925 - 1940 yılları arası Türkiye bir aydınlanma, yeniden yapılanma, ekonomik büyüme geçirmemiş midir? 4. Belki yalnış olan şuydu; o sürecin kısa sürmesi ve hızla kesintiye uğraması. Süreç devam edebilseydi, sorunlarımız bugün bu boyutlarda olmazdı. Sonraki aşamaya geçişimizde daha kolay olurdu... Konuyu değerlendiriken günün koşullarını da gözönünde bulundurmak gerekiyor. Okumuşmuydun bilmiyorum, 'Din konuları Cumhuriyetin ilk yıllarında nasıl anlatıldı' başlıklı konuya 1931-1941 yılları arasında liselerde okutulan tarih kitaplarından alıntılar yapmıştım. Onu okuduğumuz zaman döneme gıptayla bakmamak mümkün mü? Tabiki olayın tek boyutu bu değil, fakat bir veri... |
||
|
||
| Emperyalizm kavramı güçlü devletlerin sömürgeci dış politikası anlamına gelmeyip, bir bütün olarak kapitalist sistemin 20. yüzyılın başından itibaren girdiği evreyi anlatır. Kapitalizmin geçmişteki sömürgecilik dönemine özgü yayılmacılık eğilimi ile, günümüzde mali sermaye egemenliğine dayanan emperyalist tarzda yayılma eğilimini birbirinden ayırt etmek gerekir. Sömürge, bir ülkenin siyasal ve hukuksal olarak bir başka ülkenin eklentisi haline getirilmesi demektir. Bu durum yalnızca bir sömürü ilişkisini değil, esas ve ayırt edici özelliği bakımından hukuksal-siyasal bir statüyü anlatır. Sömürgecilik, siyasal bağımsızlıktan yoksun kılınmış sömürgelerden oluşan bir sömürge imparatorluğu kurmak anlamına gelir. Kapitalizmin emperyalizm çağı ise en güçlü mali-sermaye gruplarının dünya ölçeğinde oluşturdukları nüfuz alanlarına dayanır. Bu mali-sermaye gruplarının tüm dünyayı sömürmeleri için, çağımızda artık geri ülkeleri mutlaka sömürge statüsünde tutmaları gerekmiyor. Geri ülkeler siyasal bağımsızlıklarını kazanmakla sömürge statüsünden çıkıyorlar. Ama emperyalizm kıskacından çıkmaları yine de mümkün olmuyor, çünkü emperyalizm esas olarak bir siyasal bağımlılık biçimini değil, ekonomik ve mali bağımlılığı anlatır. |
||
|
||
| toplumsal yapı, parlamento, sendikalar, partiler, çeşitli türden kurumlar ve bütün bir sistem, 12 Eylül’ün biçimlendirdiği haliyle ayakta duruyor. İşçi sınıfı, o günkü teslimiyetin ve yenilginin faturasını uzun bir süredir ödemeye devam ediyor. Türkiye’de yaşanan bu yenilgi, sınıf hareketinin zaman zaman yeni biçimlerde gelişen atılımları ve mücadelenin yükselmesine rağmen esas olarak devam etmiştir. Özellikle darbenin etkilerinin toplumsal sonuçlarıyla birlikte daha yeni anlaşılmaya başlandığı seksenlerin sonuna doğru, sosyalizmlerin çözülmesi sürecinin bir yıkımla tamamlanması, yenilginin iyice perçinlenmesine neden olmuştu. Sonrasında dünya işçi sınıfı açısından da bir bütün olarak geçerli olacak sınıf hareketinin yenilgisi, geri çekilmesi ölçüsünde, Türkiye’deki hak kayıplarının telafisi mümkün olmadı. Dünya çapındaki bu etken, sınıf örgütlülüklerin zayıflamasına bir çok durumda yıkımına ve dolayısıyla anti-demokratik gelişmelerin artmasına neden olduğu için, belki de içine girilmesi muhtemel bir 12 Eylül hesaplaşmasının maddi imkanlarını sekteye uğrattı. Bu olumsuzluk, hesaplaşmanın gerçekleşebilmesi için mutlak ölçüde gerekli olup önemli bir katkı yapacak olan uluslararası dayanak ve desteklerin yitimini getirmiş ve sonuç olarak bugüne kadar böyle bir imkanın, koşulların oluşmasını engellemiştir. 1984 sonrasında Kürt ulusal kurtuluş mücadelesinin gelişimi hızlanırken, yenilgi koşullarını yaşayan işçi sınıfı içinde şovenizm büyük oranda kök salmıştır. Bu zafiyette kuşkusuz ki, işçi sınıfı içerisinde komünist bir etkinliğin yokluğunun ve kendilerini sosyalist olarak niteleyenlerin, şovenizme karşı mücadele etmek yerine, sömürgecilik karşıtı söylemlerin ve bu yönde Kürt ulusunun demokratik taleplerini desteklemenin işçi sınıfı saflarında karşılık görmeyeceğini, milliyetçiliği yükselteceğini ileri sürmelerinin büyük payı vardır. Yükselen ulusal mücadeleye, faşist hareketin ve milliyetçi karşı tepkinin koşullarını yarattığı için karşı çıkılabilmiş, Kürt ulusunun demokratik talepleri sahiplenilmemiştir. Bugün işçi sınıfının her düzeyde yaşadığı sorunların, sınıf uzlaşmacılığının, faşist hareketin sınıf içinde kazandığı mevzilerin sorumlusu, ulusal hareketten çok, asıl işçi sınıfının komünist örgütlenmesinin gerektirdiği görevleri yerine getirmemelerine ek olarak ulusal hareket karşısında demokratik görevlerini de yerine getirmeyen sosyalistlerdir. İşçi sınıfının demokratik eğitimi açısından anti-şovenizm, Kürt ulusunun demokratik taleplerini sahiplenmekten geçer, bunun başkaca bir yolu yoktur. Bugünkü yenilgi, işçi sınıfının anti-sömürgeci ve anti-şovenist görevleri, bu yöndeki eğitimi eksik bırakılarak tersine çevrilemez, bu görevler yerine getirilmediğinde, yapılan her şey eksik ve o ölçüde de yanlış olacaktır |
||
|
||
| sanırım soru: "milli mücadele sosyalist gözlüklerimizle bakınca güzel görünüyor mu?" sosyalizm'e uyuyorsa, antiemperyalistse iyi, değilse kötü.. biraz daha objektif bakıp tartışsak olur mu? mesela: "2. Sonuçta bolşevik olmasada, bir devrim yapıyorlar; devrim yapanların yeni sistem oturuncaya kadar bazı tedbirler almak zorunda değiller midir? Bu Sovyetler Birliği'nde, Çin'de, Küba'da ve dah başka yerlerde böyle olmamış mıdır?" sosyalistler komünistler de böyle önlemler almıştı; demek ki atatürkün önlemleri de iyi.. hayır, kübada da düzeni koruma adına benzer ÖNLEMlerin alınması bana, orada da insanlıkdışı, baskıcı bir rejimin sürdüğünü gösterir sadece. |
||
|
||
| ben uygulamanın içeriğiyle ilgili yorum yapmadım. sadece bir zorunluluktan bahsettim... bu zorunluluk sadece menşei sosyalist olan sistem değişiklikleri için değil, sistem değiştirmek isteyen tüm liderler aynı şeyi yapmaya mecburlar, ister ulusal, ister sosyalist, ister komünist, ister islam, ister nasyonal olsun hiç farketmez. tabi ki her sistem değişikliği ilk başlarda birilerini sevindirirken birilerini üzer. eğer devrim başarılı olursa üzülenler zamanla azalır ve devrim başarıya ulaşmış olur. ama her devrimin başarılı olup olmadığını test edebilmek için o sistemin belli bir süre kesintisiz devam etmesi gerekir. Türkiye'de bu süre gerçek anlamda sadece 15 yıl sürmüştür ve yetersiz kalmıştır... |
||
|
||
| 15 yıl yetersiz kalmıştır. rusyada 40 yıl sürmüştür yetersiz kalmıştır... kübada bilmemkaçyıl sürmüştür yeterli olmuş mudur? bu böyle yapılır diye kuralı mı var? böyle yapıldığında çok güzel sonuçlar alındığına dair kanıtlar mı var? devrimi "insanın insanca yaşaması" adına yapıyoruz hesapta, o arada insanlığından edilenler sayılmıyor.. çünkü matematik hesapta (+)ya geçiyoruz. bir kere yeni getirdiğin sistemin çok güzel olduğuna sen kanaat getirmişin; elinde sopayla kanaat getirmeyenlerin kafasına vuracaksın ki, heryer güllük gülistanlık olsun. yok arkadaş adam asmalı devrim istemem. sosyalist de istemem, kemalist de istemem. sen kimsin bi kere? 40 yıl sonra, "o kadar da haklı değilmişim" demeyeceğin nerede belli. hapsetmek, sürmek bir yere kadar olsa da adam asmak ne oluyor!!! |
||