|
||
| Yasam tarzinin ilkelerinden 2 tanesidir..Kendine Yetme ve Utanmazlik fakat bu ilkeler gercekten bizde mevcut mu? iradenin gucunu sinayip pratik egzersizler Yozlugu-kendini begenmisligi ve kaybedilen ahlak yetkinligini duzeltebilir mi? kendimize ve ilkelerimize nasil ulasabiliriz? |
||
|
||
| utanmazlık bence artık yaşam şekli haline dönüştü ve bunun getirisi yozlaşma ahlak çöküntüsü ve kendini beğenmişlik aklıma gelen birşey var insan insan bir şekilde muhtaç kimse kendi kendine yetemez herkez bir şekilde birbirine muhtaç sonucta toplumsal bir açlık var bu konuda kendini beğenmişlik şimdilerde yeni bir akım tikyylik artık jargonlari bile var buda bazı değerleri kendi hayatımızdan elimizle çıkartmamaızdan kaynaklanıyor ve sistem bunu iyi şekilde kullanıyor | ||
|
||
| Bana kibir ,insanlar arasında kenidini ifade etme ve kendini diğerlerinden ayrıma gücü ve şuuru olmayan insanların bakın ben burdayım gibisine yardım çığlığı atması ama bu zaafını da açık etmemek için diretmesi gibi gelir. Giderek içeriksel olarak hafifleyen yaşama biçimleri insanların fikirsel ve hissel olarak değil ancak bağırarak kendilerine ifade etmelerine olanak verdiği için sanırım kibir de gündelik yaşamın revaçta akımı olarak yerini buluyor. |
||
|
||
| kendine yatme diye bir şey yok bence sadece biz uyduruyoruz bunu.. kim şimdiye kadar kendine yetebilmiş ki.. bu kendi kendine yetme durumununda olduğunu kabullenen insanlarda gözümüze kibirli ve ukala olarak gözüküyo bence..:? |
||
|
||
| Kendine yetme olgusundan ne anladığına oldukça bağlı bence. Burada tüm yaşamını yalnız geçirebileceğin fikriyse oldukça zor olabilir. Ama kendine kalabilme ve aslında onunla bir anlamda başedebilmeyse hiçbir kibir ifadesini barındırmaz... | ||
|
||
| modern yaşam kendi kendine yetme üzerine amacına yönelik bina edildiği için ultra modern yaşamlar kendi kendine yetebilirler. ama bu tercih meselesi. olay sadece fizik gereksinimlerin karşılanması değil. insan paylaşım olmadan yaşayamaz. insan hücre zarı gibi seçici geçirgendir. yaşaması için alıp vermesi gerekir. |
||
|
||
| Hücre zarı dediğinde aklıma geldi: İnsan gerçekten seçici geçirgenmidir? Etkileşimlerini seçebilirmi? | ||
|
||
evet öle. en baş seçicilik önyargılarla olur. başka şeylerde var. derin konu
|
||
|
||
Bazen yaptigimin dogru oldugunu bilsem bile sanki hata yapmisim duygusuna kapilmis gibi insanlara sorarim yaptim ama dogru mu ki diye,paylasmak isterim o eylemi cunku, kendime yeterim ama paylasmadan yapamiyorum, sahtelikle de saglasam o paylasimi, hosuma gidiyor. Utanmakta ayni sekilde bazen utanmasam bile yaptiim biseyden cogu kisi utaniyorsa bende utaniyormus gibi yapiyorum, bu sanirim su tartistiginiz suskunluk sarmalina giriyor, ama nedeni yalniz kalma korkusu disinda bir his, adlandiramadiim
|
||
|
||
| yaa insan kötü bişey yapsa bile paylaşmak isteyebiliyor. hatta sırf paylaşım olsun (azarlansın) diye kötülük/yaramazlık yapan çocuklar yetişkinler bilirim. |
||
|
||
| :lol: :lol: :lol: doğru amadeus bir arkadaşımla yaptığım konuşmalar aklıma geldi elaman sırf yaptığı kötü şeyleri iyi bir dille anlatma cabasındaydı böyle tiplerde var | ||
|
||
| KEndine yeten her parçası insanın,yaşamın ortaklaşa pisletilen saçmalığına karşı kurtarılmış olağandışı bölgesidir insanın.Sonsuza değin bu parçanın alanı genişletilemez ama ne kadar büyütülürse de insan bir kaç katı özgürleşir ve sonra insana olan ihtiyacında sırtındaki kambur daha insanileşebilir. Elbet diğerine ihtiyacı vardır insanın,ama bu kendinde çoğalma arzusunun karşısında yeterince caydırıcı değildir.En azından daha eşit koşullarda bir araya gelmek için,diğerinin kuyusunda kaybolmamak için inatçı bir direniş şart. |
||
|
||
| kendine yetmek toplumdan kopmak demek değil ki. kendine yetmek bütün ilişkilerde beklentisiz olmak demek. kendinden başka kimseden beklemiyceksin. bu kadar basit. | ||
|
||
| İnsanın toplumsal bir varlık olduğunu kabul etmemiz halinde, kendine yetme kavramının bir anlamı kalmaz. Ancak toplumsal yaşamın temeli, kişilerin birbirine bir şeyler verip alması üzerine kuruludur. Bu kurulumda bireysel yalnızlığımız bir seçim olabilir, ama hiç bir zaman ıssız bir adada yaşamak gibi bir seçimimiz olamaz. Eğer böyle bir yaşamı seçmişsek, yaşadığmız yerin bir çeşit akıl hastanesi olması gerekir. | ||
|
||
| robinson krusoe 20-30 sene bi adada kalmış (roman gerçek hayat hikayesi üzerine kuruludur. diğer taraftan toplumsal yaşantı yardımlaşma ve dayanışma demek. buna bişey demiyorum. ama önce sunarım sunduğum şeyin bana döneceğini bilirim. ama beklenti içinde değilim. yani birinin ödevine yardım edersin bi gün o senin ödevine yardım eder. ama kimse ödevine yardım etmek zorunda değil. |
||