|
||
| Emperyalistler yarışıyor ABD'de başkanlık koltuğuna oturmak için meydana çıkan aday adaylarının dış politika vaatleri netleşirken birbirlerinden farkları olmadığı da görülüyor. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler emperyalist yayılmacılığı en iyi kimin şahlandıracağı konusunda yarışıyorlar. ABD'de 2008'de yapılacak başkanlık seçimine hazırlanan Cumhuriyetçi ve Demokrat Partili aday adayları emperyalist saldırganlık, militarizm ve yayılmacılık kulvarlarında birbirleriyle yarışıyorlar. Cumhuriyetçi aday adayları şu anki Başkan George W. Bush'un politikalarını şiddetlendirerek devam ettirme sözü verirken, Demokrat Partililer ABD'nin işgalci ufkunu nasıl daha da genişleteceklerini anlatıyorlar. ABD yayımlanan etkin dış politika dergisi Foreign Affairs son iki sayıdır 2008'in sonbahar aylarında yapılması beklenen başkanlık seçimlerine hazırlanan aday adaylarının bazılarının dış politika hakkındaki görüşlerine yer veriyor. Dünyanın en büyük ve "aktif" savaş makinasına ve neredeyse sınırsız maddi olanağa sahip olan ABD'nin müstakbel başkanının dış politika planları tüm dünyayı ilgilendirmekle birlikte, dış politikasını, ekonomisi ve hatta Kürt sorununu bile Washington'a bağlamış olan Türkiye için belirleyici bir önem taşıyor. Öte yandan Irak ve Afganistan'da ölen ABD askeri sayısının 5 bine dayanması ve yüz milyarlarca dolarlık kaynağın sonu gelmeyen savaşa harcanması, normalde evinin bahçesinden ötesini düşünmeyen sıradan Amerikalının dikkatini bile dış politika üzerine yoğunlaştırdı. Normal koşullarda vergi, sosyal güvenlik sistemi ve kürtaj gibi içi meseleleri odaklanan Amerikan seçmeni, bu kez Irak bataklığından nasıl çıkılacağının ve "teröre karşı savaş"ın nasıl kazanılacağının cevabını bekliyor. ABD halkının dünya konusundaki cehaletiyse başkan aday adaylarına geniş bir "serbest atış alanı" sunuyor. Demokrat Partililer diplomasi masasında nasıl harikalar yaratacaklarını, Cumhuriyetçiler Amerikan "değerlerini" nasıl benimseteceklerini anlatadursunlar, Foreign Affairs'teki sayfalarca yazıdan geriye daha fazla saldırganlık, yayılmacılık ve militarizm kalıyor. Asıl seçmen tekeller ABD'deki Cumhuriyetçilerin sağcı ve savaş yanlısı, Demokratların ise solcu ve barışçı olduğu yönündeki batıl inancın yaygın ve bir o kadar da temelsiz olmasının yanı sıra, Washington'ın dış ve iç politikalarının Başkanlık makamınca değil, silah kartellerinden CIA'ya, Pentagon'dan petrol tekellerine geniş bir zümre tarafından belirlendiği bilinen bir gerçek. Amerikan burjuvazisinin sesi olan bu zümre, emperyalizmin ihtiyaçlarını belirleyerek, kârlarına kâr katacak politikaları en iyi hangi adayın savunacağına karar veriyor. Tekelci burjuvazinin gücü ve müdahalesi, üçüncü partilerin ve "alternatif" aday adaylarının çıkmasını engellemese de, bunların görünür hale gelmesini olanaksız kılıyor. Bu neden seçimleri kazanma şansı olan aday adaylarının aynı telden çalmalarını yadırgamamak, kanıksamak gerekiyor. Foregin Affairs'te (muhtemelen "bilen" birine yazdırdıkları) makaleleri yayımlanan Cumhuriyetçi partili aday adayları Rudolph Giuliani ve Mitt Romney ile Demokrat Parti'den aday olmak için yarışan John Edwards ve Barack Obama'nın hep bir ağızdan "daha büyük ordu", "daha fazla NATO" ve "illa ki savaş" demelerine şaşmamak lazım. Anti-komünizm, Fidel Castro ve Hugo Chavez düşmanlığı ve Kuzey Kore fobisi içinde kıvranan aday adaylarının makalelerinde en çok değindikleri konuların başındaysa Irak ve Ortadoğu geliyor. Yeri geldiğinde Bush'u sertçe fırçalayan, yeri geldiğinde ovup parlatan aday adayları, ABD'nin işgal politikalarını Bush'tan daha iyi yürüteceklerini kanıtlamaya çalışıyorlar. Cumhuriyetçiler: Daha çok savaş, daha fazla emperyalizm Başkanlık seçimlerinde Demokratlar karşısında şansı az görünen Cumhuriyetçiler, ABD Başkanı George W. Bush'un Irak savaşının enkazını daha fazla saldırganlık ve savaşla temizlemeye çalışıyorlar. Cumhuriyetçilerin en güçlü adaylarından eski New York Belediye Başkanı Rudolph Giuliani, Bush'un korku politikasını devam ettirmeyi vaat ediyor. "teröristlerin küresel düzene karşı savaşından" ve "radikal İslami faşizmden" bahseden Giuliani, barış için savaşın şart olduğunu söylüyor. Benzer bir biçimde diğer bir Cumhuriyetçi başkanlık aday adayı olan Mitt Romney de makalesinde sık sık "radikal İslam'dan", "cihatçılardan" ve İran'ın nükleer programının yarattığı tehlikelerden söz ediyor. Görünüşe göre Irak'taki savaşın kazanılabileceğine, ya da en azından sürdürülmesi gerektiğine inanan Giuliani, bunun için işgal ordularının görevlerine bir süre daha devam etmesi gerektiğini söylüyor ve seçmenlere "uzun bir savaş" vaat ediyor. Giuliani ayrıca savaş bitse bile bir kısım ABD askerinin "dış tehlikelere karşı" Irak'ta kalmaya devam edeceğinin de altını çiziyor. Makalesinde İran'ı "rejime karşı halk desteğini azaltmak, ekonomiye zarar vermek, ülkenin askeri ve nükleer altyapısını yok etmekle" tehdit eden Giuliani buna karşın "havuçtan da" yararlanacaklarını belirtiyor. Müttefikler görev başına! Tıpkı Demokratlar gibi, Giuliani de savaşın Irakla sınırlandırılmamasından, aksine çok daha geniş bir coğrafyada sürdürülmesinden yana. Buna kaşın, Giuliani ABD halkının savaşta verilen kayıpla konusundaki endişelerini dikkate alıyor ve savaşın önemli bir kısmının ordularla değil, "istihbarat örgütleri, paramiliter gruplar ve Özel Harekat Kuvvetleri'nce" verileceğini müjdeliyor. Üstelik Giuliani emperyalist çıkarlar için verilen savaşta bundan sonra daha az Amerikan kanı döküleceğini, "yerel güçlere" ağırlık verileceğini söylüyor. Ülkemizdeki kan tacirlerinin kulakları çınlasın! Demokrat Partili rakipleri gibi ordudaki asker sayısının arttırılmasını savunan eski belediye başkanı, silah tekellerine açık pas vererek rakiplerine karşı üstünlük sağlıyor. Giuliani başkan seçilirse "denizaltılar, modern uzun menzilli bombardıman uçakları ve yakıt ikmal uçakları" alınacağını söyleyerek silah tacirlerinin yüzünü güldürüyor. Ordunun yeniden yapılandırılmasının "ucuz olmayacağını" itiraf eden Giuliani buna karşın, "getirisi götürüsünü geçecek" diyor. Mitt Romney ise Amerikanın askeri yetersizliğinin yeni silahların yanısıra 100 bin yeni askerle çözümlenebileceğine inanıyor. Pepsi, Coca-Cola, McDonald's ve Levi's Bush'un "haçlı seferleri" söyleminden etkilenmiş görünen Giuliani, Amerikan değerlerinin ve kültürünün tüm dünyaya, özellikle de Ortadoğu'ya yayılması gerektiğinin önemle vurguluyor. Giuliani'nin dünyanın dört bir yanına ihraç etmek için yırtındığı bu değerlerin en başında "serbest pazar ekonomisinin" bulunduğunu belirtmeye gerek yok. Zira Giuliani serbest piyasanın Ortadoğu'da oynayacağı rolü anlatırken "Pepsi, Coca-Cola, McDonald's ve Levi's gibi şirketlerin Soğuk Savaş'ın kazanılmasına nasıl da yardım ettiklerini" hatırlatıyor. İdeolojik mücadele işini ciddiye alan Giuliani, bu konuyu diplomatlara havale edecek. Yurtdışında çok fazla Amerikan karşıtlığı yapılmasından şikayet eden Giuliani, "bedelsiz anti-Amerikancılık dönemi sona ermelidir" diyor. Sabık belediye başkanı buna karşın ABD'li diplomatların yurtdışındaki anti-emperyalistlere ne şekilde bedel ödeteceklerini açıklamıyor. Demokratlar: Daha fazla emperyalizm, daha çok savaş: Demokrat Partili aday adayları emperyalist saldırganlık ve yayılmacılık konularında Cumhuriyetçi rakiplerinden geri kalmıyorlar. ABD'nin Irak ve Afganistan'da yenilgisinin kesinleşmesinin ardından, geçtiğimiz Kasım ayında Kongre'nin iki kanadını da ele geçiren Demokrat Partililer başkanlık konusunda iddialılar. Parlamento'daki icraatlarıyla ABD'deki savaş karşıtlarını hayal kırıklığına uğratan Demokratların buna karşın savaşın baş mimarı Cumhuriyetçilere karşı kazanma şansı bulunan tek alternatif olmaları nedeniyle büyük çoğunluğu savaşın sona ermesini isteyen ABD halkının desteğini almayı umuyorlar. Çekermiş gibi yapmak... Demokratların askerlerin Irak'tan geri çekilmesini savunmaları, savaştan bıkan Amerikan halkının desteğini almanın ötesinde, egemen sınıfın emperyalist politikalara "rötuş çekme" ihtiyacından ileri geliyor. Seçilirse ABD'nin ilk zenci başkanı olacak olan Barack Obama'ya göre "Amerika'nın dünyadaki liderliğinin tazelenmesi için" Irak'taki savaşın "sorumlu bir şekilde" sonlandırılması gerekiyor. Obama'ya göre ABD böylece "büyük Ortadoğu'ya odaklanma" olanağı bulacak! Kısacası Obama, Irak'a takılıp kalmayalım, büyük düşünelim diyor. Yanlış anlaşılmasın, Obama gerçekte Irak'tan çekilmeyi savunmuyor; üsleri komşu ülkelere taşıyalım, Irak'ta da "Amerikan tesislerini ve personelini koruyup, Irak güvenlik güçlerini eğitmeye devam edecek ve El Kaide'nin kökünü kurutacak kadar" asker bırakalım diyor. Diğer bir Demokrat Partili aday adayı olan John Edwards da ABD askerlerinin Irak'tan çekilmesini, ancak her an müdahaleye hazır bir biçimde bölge ülkelerine konuşlandırılmasını savunuyor. Sopalı diplomasi "Diplomasi" ise Demokratların en şık yalanı. Filistin sorununu ve İran'la yaşanan gerginliği "diplomasi yoluyla" çözmeyi öneren Obama, diplomatik girişimlerin arkasında "ABD'nin iktidarının -siyasi, ekonomik ve askeri- tüm araçlarının" bulunması gerektiğini önemle vurguluyor. Filistin sorununda önceliğin "İsrail'in güvenliği" olduğunu söyleyerek Yahudi lobisinin yüreğine su serpen Obama, İran'la ilişkilerde de "askeri seçeneğin göz ardı edilmemesi" gerektiğinin defalarca altını çiziyor. Obama'nın "diplomatik" yaklaşımı, sopayı kurbanının kafasına geçirmeden önce "ya paranı, ya canını" diyen gaspçıyı andırıyor. Obama'nın diplomasi konusunda ne kadar "ısrarcı" olduğu orduya verdiği önemden de anlaşılıyor. "Barışın sürdürülebilmesi için her şeyden önce güçlü ordu gerekir" klişesini kullanan Demokrat aday adayı, ABD ordusunu 92 bin yeni askerle genişletmeyi vaat ediyor. Böylece silah tekellerinin yüreğine de su serpiliyor. John Edwards da "teröristlere" karşı ABD'nin tüm silahlı gücünü kullanmaya hazır olduğunu belirterek militarizmin Demokratların genel tutumu olduğunu kanıtlıyor. Edwards, Obama'ya benzer bir şekilde İran'a karşı "etkin bir havuç-sopa politikasının" izlenmesi gerektiğini savunuyor. Ancak hakkını yememek lazım, Edwards ABD ordusunun asker sayısının arttırılmasını savunmuyor. Ona göre ordunun verimliliğinin arttırılması hem daha hesaplı, hem de daha etkili! "Ekibi topluyoruz" Elbette diplomasi yalnızca düşmanlarla yapılmaz. Bush'un "tek yanlı" yaklaşımını mahkum eden Obama, teröre karşı savaş için geniş bir koalisyon kurmayı öneriyor. Kuracağı koalisyonun Kandahar'dan Cibuti'ye kadar saldırıya hazır ve "en az soğuk savaşı kazanan anti-komünist ittifak kadar güçlü olacağını" söyleyen Obama'ya birinin El Kaide'nin bir zamanlar söz konusu anti-komünist ittifakın baş köşesinde oturduğunu hatırlatması gerekiyor. John Edwards ise diğer aday adayları gözden kaçırdığı ince bir noktayı yakalayarak farkını kanıtlıyor. Edwards'a göre dünya halklarının ABD'yi sevmemelerinin en önemli nedenlerinden biri "teröre karşı savaş" sözcüğü ve bu sözcüğün kullanılmaması her şeyi değiştirecek. Edwards, "savaş" sözcüğünün telaffuz edilmemesi durumda, bombalar altında can verenlerin savaşa kurban gittiklerini anlamayacaklarını düşünüyor! |
||