|
||
| Bellum Omnium Cantra Omnes "Insan insanin Kurdudur" diyor Bir düsünür Ve ekliyor: "Bellum omnium cantra omnes" Yani Yatkindir savasa Birbiriyle herkes... Su sonuç çikar Bu saptamadan: Dogasi geregi Savasçidir insan... Dogruluk payi Var mi bu görüste? Yanlislik var mi? Varsa nerde?... Insan insanin Kurduydu belki Gerçek kurttan Yokken farki... Onu kurttan Ayiran özellik Akil olmali Ve üretkenlik Ürününü Emeginin Alirsan, sevinçle Dolar yüregin Ve hele ortak bir Yaratiysa bu Daha da büyür Mutlulugu Oturursun Ayni sofraya Emektas olmanin Mutluluguyla Simdi sormak Gerekir yeniden Insan insanin kurdu mu gerçekten? Insan insanin Kurduydu belki Gerçekten kurttan Yokken farki Ama gelisen Bir sey var onda Sevgiye, iyiye Dogruluga Yaratirken Emegiyle Yaratir çünkü Kendini de... Soruyu yeniden Ve söyle sormali: Sevgiye, iyiye Barisa kim karsi? Emeginin Hakkini alan Ne çikar umar Savastan? Dünyayi ortakça Kardesçe üreten Ne yarar umar Kötülükten? Simdi degistirip Bu kavramlari Yeniden ve söyle Söylemek olasi: Emekçi insan var, baristan yana Dünyayi kardesçe yaratan, üreten.. Ve kurtlar - savasta çikarlari... Vurarak, kirarak, ezerek sömüren... Ataol Behramoğlu |
||
|
||
| Bebeklerin Ulusu Yok Ilk kez yurdumdan uzakta yasadim bu duyguyu Bebeklerin ulusu yok Baslarini tutuslari ayni Bakarken gozlerinde ayni merak Aglarken ayni seslerinin tonu Bebekler, cicegi insanligimizin Gullerin en hasi, en goncasi Sarisin bir IsIk parcasi kimi Kimi kapkara bir uzum tanesi Babalar, cikarmayin onlari akildan Analar, koruyun bebeklerinizi Susturun susturun soyletmeyin Savastan, yikimdan soz ederse biri Birakalim sevdayla buyusenler Serpilip gelissinler bir fidan gibi Senin benim hic kimsenin degil Butun bir yeryuzunundur onlar Butun insanligin gozbebegi Ilk kez yurdumdan uzakta yasadim bu duyguyu Bebeklerin ulusu yok, Bebekler, cicegi insanligimizin Ve gelecegimizin biricik umudu. Ataol Behramoğlu |
||
|
||
| Bir Gün Mutlaka Bu gün sevistim, yürüyüse katildim sonra Yorgunum, bahar geldi, silah kullanmayi ögrenmeliyim bu yaz Kitaplar birikiyor, saçlarim uzuyor, her yerde gümbür gümbür bir telas Gencim daha, dünyayi görmek istiyorum, öpüsmek ne güzel, düsünmek ne güzel, bir gün mutlaka yenecegiz! Bir gün mutlaka yenecegiz, ey eski zaman sarraflari! Ey kaz kafalilar! Ey sadrazam! Sevgilim on sekizinde bir kiz, yürüyoruz bulvarda, sandviç yiyoruz, dünyadan konusuyoruz Çiçekler açiyor durmadan, savaslar oluyor, her sey nasil bitebilir bir bombayla, nasil kazanabilir o kirli adamlar Uzun uzun düsünüyor, sularla yikiyorum yüzümü, temiz bir gömlek giyiyorum Bitecek bir gün bu zulüm, bitecek bu han-i yagma Ama yorgunum simdi, çok sigara içiyorum, sirtimda kirli bir pardesü Kalorifer dumanlari çikiyor göge, cebimde Vietnamca siir kitaplari Dünyanin öbür ucundaki dostlari düsünüyorum, öbür ucundaki irmaklari Bir kiz sessizce ölüyor, sessizce ölüyor orda Köprülerden geçiyorum, karanlik yagmurlu bir gün, yürüyorum istasyona Bu evler hüzünlendiriyor beni, bu derme çatma dünya Insanlar, motor sesleri, sis, akip giden su Ne yapsam...ne yapsam her yerde bir hüzün tortusu Alnimi soguk bir demire dayiyorum, o eski günler geliyor aklima Ben de çocuktum, sevgililerim olacakti elbette Sinema dönüslerini düsünüyorum, annemi, her sey nasil ölebilir, nasil unutulur insan Ey gök! senin altinda sessizce yatardim, ey piril piril tarlalar Ne yapsam...ne yapsam...Dekart okuyorum sonradan... Sakallarim uzuyor, ben bu kizi seviyorum, ufak bir yürüyüs Çankaya' ya Bir pazar, günesli bir pazar, nasil cosuyor yüregim, nasil karisiyorum insanlara Bir çocuk bakiyor pencereden hülyali kocaman gözlü nefis bir çocuk Lermontov' un çocukluk fotograflarina benzeyen kardesi bakiyor sonra Ben siir yaziyorum daktiloda, gazeteleri merak ediyorum, kus sesleri geliyor kulagima Ben mütevazi bir sairim, sevgilim, her sey coskulandiriyor beni Sanki aglayacak ne var bakarken bir halk adamina Bakiyorum adamin kulaklarina, boynuna, gözlerine, kaslarina yüzünün oynamasina Ey halk diyorum, ey çocuk, derken bende bir aglama Ilençliyorum bütün bireyci sairleri, hale gidiyorum portakal almaya Ilençliyorum o laf kalabakliklarini, kurumus yürekleri, bireyin kurtulusunu filan Ilençliyorum o kitap kurtlarini, bagisliyorum sonradan Uzun kis gecelerinden sonra kim bilir nasil olur her sey Uzun kis gecelerinden sonra, masallarda anlatilan Durup durup bunlari düsünüyorum, bir sevinci bir hüzün izliyor arkadan Yüregim ipe sapa gelmez bir bahar gögü, Türkçe bir yürek kisaca Beklemek usandiriyor, telasli telasli bir seyler anlatiyorum sagda solda Bir otobüse biniyorum, inceliyorum bir böcegi tutarak kanatlarindan merakla Yürürdüm eskiden baharda, o yikintilarin ve çayirlarin oldugu alanlara Aklima siiri gelirdi o yasli Amerikalinin, sonbahari anlatan siiri Çayirlar vardi o siirde, bahari animsatan ne de olsa Böylece yeniden hazirlaniyorum bir coskuya, yeniden sokaklara firlamaya Kendimi atmak için bir uçurumdan baliklama Büyük ve mavi bir sey izlenimi var bende, gördügüm filmlerden mi ne Bir sapka, telasli bir gök, sicak yapay bir dünya Anlat anlat bitmiyor, bitmiyor bendeki daüssila Bütün sevgilerimi harcayabilirim bir çirpida, yagmurlu o yollar geliyor aklima Benzin kokulari, islak direkler, babamin esmer bir somun gibi tombul ve sicak elleri Uyurdum. Bir de bakmissin yeni bir film sinemada, sehirde yeni bir kiz, kahvede yeni bir garson O üzgün ve sabahlikli dururdu balkonda... Simdi ne var hüzünlenecek burda, nedir bu çatlatan yüregimi bu telas Sanki ölecek gibiyim, sanki birazdan polisler gelecek ya da Gelip alacaklar kitaplarimi, bu siiri, sevgilimin fotografini duvarda Soracaklar babanin adi ne, nerde dogdun, tesrif eder misiniz karakola Dünyanin öbür ucundaki dostlari düsünüyorum, öbür ucundaki irmaklari Bir kiz sessizce ölüyor, sessizce Vietnam' da Aglayarak bir yürek resmi çiziyorum havaya Uyaniyorum aglayarak, bir gün mutlaka yenecegiz! Bir gün mutlaka yenecegiz, ey ithalatçilar, ihracatçilar, ey seyhülislam! Bir gün mutlaka yenecegiz! Bir gün mutlaka yenecegiz! Bunu söyleyecegiz bin defa! Sonra bin defa daha, Sonra bin defa daha, çogaltacagiz marslarla Ben ve sevgilim ve arkadaslar yürüyecegiz bulvarda Yürüyecegiz yeniden yaratilmanin coskusuyla Yürüyecegiz çogala çogala... Ataol Behramoğlu |
||
|
||
| Ben Mi? Evet. Ben mi? Evet... bir gün çıkıp gideceğim kapıları,evleri,dergileri,hüzünler bırakarak... bir çiçek merhaba diyecek... hoş geldin diyecek dağ... orman gülümseyecek... anımsayışların,bekleyişlerin,ümitlerin ya da ümitsizliklerin hırsların,yarışların,tasaların kalktığı yerde tam anlatının kaldığı yerde başlayacak şiir... hiç kimseye seslenmeyen,kendi kendine yeten sadece... kendi mantığı;kendi güzelliği içinde tutarlı... ama halkın yaşantısı girecektir oraya,çünkü yaşayan büyük bir şeydir halk... deniz ve ufuk girecek,karınca yuvaları,gökyüzü,kozalaklar ve kopuk ve artık hasetsiz bir aşk... yani sevişmek denizle,koşulsuz,önyargısız,hesapsız... yani uzanmak ve düşünmek binlerce yıl.. doğan,ölen ve yaşayan şeyleri... doğumu,ölümü ve yaşamayı yani dingin ve büyük olan herşeyi anlatmak... ben mi?evet .çıkıp gideceğim bir gün... tasasız,gözyaşsız,geride birşey bırakmadan ve birşey beklemeden ilerde... sadece yağmur sularından pırıl pırıl bir yürek artık kendi kendinin anlamı ve nedeni olan bir yürekle… |
||
|
||
| Bu Yangın Yerinde Yaşamak bu yangın yerinde Her gün yeniden ölerek Zalimin elinde tutsak Cahile kurban olarak Yalanla kirli havada Güçlükle soluk alarak Savunmak gerçeği, çoğu kez Yalnızlığını bilerek Korkağı, döneği, suskunu Görüp de öfkeyle dolarak Toplanıyor ölü arkadaşlar Her biri bir yerden gelerek Kiminin boynunda ilmeği Kimi kanını silerek Kucaklıyor beni Metin Altıok "Aldırma" diyor gülerek "Yaşamak görevdir bu yangın yerinde Yaşamak, insan kalarak" |
||
|
||
| bi yazarın ya da şairin iyiliği, doğruluğu yazdıklarındaki samimiyetindedir diye düşünüyorum. ataol bahramoğlu: orta sonda bir söyleşisinde asistanlığını yapana kadar çok sevdiğim, söyleşi boyunca batı hayranlığı, batıcılığı karşısında şok olduğum, viskisini yudumlarken türkiye'nin griliği, batının renkliliğinden başka bişeyden bahsetmeyen, bi de bunu türkiye'deki kadın nüfusun azlığına, erkeke nüfusun çokluğuna bağlayan, yılışık insan.. |
||
|
||
| BU DERT BENİ ADAM EDER Gece gündüz dolaşırım tenhalarda menhalarda Benim annem güzel anem beni koyver Sağ yanımda bir sızı var, sol yanımda yandım aman altıpatlar Bu dert beni verem eder Eğri büğrü bakar oldum boyunbağı takar oldum şaşkın oldum sakar oldum İkide bir yüreğimi dağa taşa diker oldum Şunca yıl karanlıkta göz kırpmaktan bıkar oldum Benim annem şeker annem gençlik elden gitti gider Dama çıktım damdan düştüm kılıç kestim esrar içtim Şahin oldum keloğlanın külahını kaptım kaçtım Yâre ağlar güler uçtum yarı yolda yorgun düştüm Benim annem kadın annem bu nasıl iş bana deyver Gece gündüz düşünürüm tenhalarda menhalarda Aman annem güzel anem beni koyver Sağ yanımda bir sızı var, sol yanımda dağlar duman altıpatlar Bu dert beni adam eder. 1963 Ataol BEHRAMOĞLU |
||
|
||
| Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kusa, bir çocuğa Yasamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir tas gibi dinleneceksin İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yasamak özlemiyle dolmalısın Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatin sonsuz taze kani Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana ATAOL BEHRAMOGLU (1977 Kuşatmada) |
||
|
||
| BİR ÜLKE NEDİR? bir ülke nedir diye sordum düş kuranın birine ülke düşlerdir dedi gerisinden bana ne bir ülke nedir diye sordum kırda açan çiçeğe ülke kokumdur dedi gerisinden bana ne bir ülke nedir diye sordum gökte uçan şahine ülke avımdır dedi gerisinden bana ne bir ülke nedir diye sordum yerde sürünen yılana ülke yuvamdır dedi gerisinden bana ne bir ülke nedir diye sordum cebi dolu birine ülke paramdır dedi gerisinden bana ne bir ülke nedir diye sordum cebi delik birine şöyle bir süzdü beni dedi ki git işine |
||
|
||
| dostları özlemle kucaklamayı unutma çocuk sevmeyi, çiçek koklamayı unutma en zorlu anındayken bile kavganın gökyüzüne bakmayı unutma |
||
|
||
| gök yüzü parçalanmış dışarıda ihanet warmış sürtme lan zeyrin çekirdeğini yere.. aşk başkasının koynunda zewke dalmış.. |
||
|
||
| Bu sabah mutluluğa aç pencereni bi güzel arın dünki kederinden Bahar geldi bahar geldi güneşin doğduğu yerden çocuğum uzat ellerini... Şu güzelim bulut gözlü buzağıyı duy böyle koşturan sevinci dinle nasıl telaş telaş çarpıyor Toprak ananın kalbi şöyle yanıbaşıma çimenlere uzan kulak ver gümbürtüsüne dünyanın baharın gençliğiin ve aşkın Türküsünü söyleyelim bir ağızdan.. |
||
|
||
| Toprağa Düşen Ona 'Haydi Savaşa' dediler Başkaca birşey Söylemediler Aldılar köyünden Davulla zurnayla Geride üç çocuk Bir eş ve bir ana Eline bir silah Tutuşturdular Ve karşılaştı Düşman ordular Vurulup düştü İlk çatışmada Göğsünde bir oyuk Üç delik alnında 'Ey bu topraklar için Toprağa düşen' Bir karış toprağın Var mıydı yaşarken? |
||
|
||
| ÇIĞLIK Bir adamı öldürmenin tam sırası kurşunlarla Çocuğunu öpüp kapıya çıktığında Ey kanatılmış çiğnenmiş bahar günü Birden bir çığlıkla kapatır yüzünü Ezik bir gül gibi çığlık, yitik bir umut gibi Boğmak boğma bir telle bir insan olmanın sevincini Kederli yağmur, usulca düşen akşama Çığlık. Bir çocuk yüzü. Dayalı cama... ATAOL BEHRAMOĞLU |
||