SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Milliyetçilik

Konu: PKK

Sayfa: [ 1 ] 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11

23.11.2004 15:00:14







Kurdistan İşçi Partisi (KİP) PKK
 
KÜRDİSTAN İŞÇİ PARTİSİ PROGRAMIDIR
BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ VE EZİLEN HALKLARI BİRLEŞİN!

 



Kürt halkı, daha milattan binlerce yıl önce, bugünkü Kürdistan adı verilen topraklar üzerinde istikrarlı topluluklar kurmuş ve diğer komşu halklar ile birlikte, günümüz dünyası uygarlığına çok büyük katkısı olan Mezopotamya Uygarlığının temelini atmıştır.

O dönemde Kürtlerin ataları olan GUTİLER, LORLAR-URARTULAR-KARDUKLAR-MOTANİLER ve MEDLER diğer milliyetlerden değişik halklarla ilişkide bulunmuşlar, zaman zaman bu milliyetlerin akınlarına maruz kalmışlar, zaman zaman da kendileri akınlarda bulunmuşlardır. Hatta uzun tarihi dönemlerde, bugünkü Kürdistan'da, kendi ekonomik ve sosyal ilişkilerinin zorunlu sonucu olan ve yaşamlarını uzun dönemler sürdüren siyasi bağımsızlıklarına tamamen sahip devletler ve imparatorluklar kurmuşlardır.

M.Ö. 612 yılında, bugünkü Musul yakınlarında bulunan Asurluların başkenti NİNOVA' yı zapt eden ünlü Kürt imparatoru KEYEKSAR'dan beri Kürtler, Ortadoğuunun tüm sosyal ve siyasi olaylarında rol aldılar. Bu önemli rol özellikle arapların doğuya yayılması döneminde kendisini büyük oranda hissettirmektedir. Arapların Kürdistan'ı istila girişimleri M.S. 537 yılında Musul ve çevresine saldırmakla başladı.Bu saldırı, Kürtlerle Arapların askeri, siyasi ve kültürel alanda ilk direk karşılaşmalarıdır. Bundan sonra arka arkaya gelen ve Kürdistan'ı, İran'ı ve Azerbeycan'ı istila etmeyi amaçlayan Arap orduları daima karşılarında Kürtleri buldular. Kürt halkı, ekonomik, sosyal ve kültürel kurumların tahribi ile sonuçlanan bu istila dalgalarına karşı kahramanca savaştı. Fakat bu yiğitçe direnmeler ve kanlı savaşlar, iyi donanmış, disiplinli ve sayısız savaş deneyimine sahip komutanların yönettiği Arap ordularının Kürdistan'ın bir bölümü üzerinde egemenlik kurmasını önleyemedi (639). Ama halkımız köleliğe ve işgale boyun eğmedi.Ve zaman zaman yabancılara karşı ayaklandı. Fakat direnmeler yavaş yavaş kırıldı ve halkın büyük çoğunluğu islamiyeti kabul etti. İslamiyetin kabulünden sonra da Kürtlerin feodal devlet biçiminde örgütlendiklerini görmekteyiz.

Orta çağ boyunca komşularında olduğu gibi Kürtlerde hanedan tipi (feodal) devletler biçiminde örgütlenmişlerdir. 10.ve 11.y. yılları arasında Kürdistan'ın çeşitli bölgelerinde kurulan ŞADDADİTLER, HASANVAHİLER ve merkezi Diyarbakır'da olmak üzere Zagros dağlarının ötesinde ve bütün Güney Kürdistan'da hükmeden Kürt MERVANİ devletinden sonra Avrupa feodallerinin, bir yandan geniş köylü kitleleri ile olan kendi iç çelişkilerini birazcık olsun hafifletmek, öbür yandan Ortadoğudaki halkların ekonomik ve kültürel değerlerini talan etmek için başlattıkları haçlı istilalarına karşı, ilk olarak Kürt ve Arap ortak mücadelesini gerçekleştirerek meydan okuyan Kürt Eyyubi Devleti tarih sahnesine çıktı. Eyyubi prenslerinden Selahaddin sadece Kürtlerin değil, bütün dünyanın tanıdığı bir komutan olarak Avrupa ve dünya tarihinin önde gelen simaları arasında yer almaktadır.

13. yüzyıldan itibaren Moğol istila ordularının yakıp yıktığı Hindistan, İran ve Önasya topraklarının içinde Kürtlerin yurdu da vardı. Kürt halkının kendi özgücünün yüz yıllar boyu emek vererek meydana getirdiği değerler, sanat eserleri, şehirler, ekonomi bu barbar ve uzun süreli istila dalgaları altında bulundu.

Bir uçtan öbür uca yayılan Moğol istila dalgalarının ve ardından yıllarca süren egemenliklerinin, Kürdistan ekonomisini, insan gücünü tahrip etmesi, toplumsal ilişkilerinin gelişmekte olan bağlarının zayıflatmasına yolaçtı. Aslında Kürdistan'ın jeopolitik öneminden ve büyük ölçüde zenginlik kaynaklarına sahip oluşundan temellenen istila dalgaları Moğollardan önce ve onlardan sonra da süregelmiştir.

İşte bir yandan Moğol tahribatının yol açtığı dağınıklık ve Moğolların hemen ardından yayılmaya başlayan Osmanlı İmparator luğunun ortaya çıkardığı engeller, öbür yandan Moğollardan sonra dış tehlikelerle pek karşılaşmadığı için, kısa zamanda toparlanma fırsatı bulan İran Safevi devletinin ortaya çıkışı, hatta Safevilerin Kürdistan'ın bir bölümüne egemen olmaları ve ardından Osmanlılarla Kürdistan üzerine kıyasıya bir mücadelenin içine girmeleri sonucu Kürt feodalleri yakın çağlara kadar kendi aralarında merkezi bir otorite etrafında birleşebilecek gerekli objektif ekonomik ve sosyal şartları bulamadılar. Hatta kendi içlerinde merkezi bir örgütlenmeye gidemedikleri gibi aralarında çıkan çeşitli çatışmalar yüzünden Kürt feodal beylerinin bir kısmı Safevilerin yanında yer alırken diğer bir kısmının Osmanlılardan yana geçmelerine neden oldu. Bununla beraber yakın zamanlara kadar, içte tamamen otonom, yani kendi sosyal ve siyasi kurumlarıyla kültürel değerlerine sahip prenslikler halinde Osmanlı İmparatorluğu ve İran şehinşahlığının (hanedan tipi) siyasi birlikleri içinde yaşamakta devam etti.

OSMANLI DÖNEMİNDE KÜRTLER

Orta çağ feodalitesi döneminde hayvansal ve tarımsal ürünlerin, dokumacılığın önemli bir yer tutması ve en önemlisi, doğudan batıya, kuzeyden güneye uzanan karayolu tica retinin Kürdistan'dan geçmesi dikkatlerin ülkemiz üzerine çekilmesine neden oluyordu. Ve Kürdistan'ın önemini artırıyordu. Hem İranlılar ve hemde Osmanlılar, bu önemin farkında olduklarından Kürdistan üzerine ardı arkası kesilmeyen seferler düzenlediler. Kürdistan üzerine birbirleriyle kıyasıya sava şa giriştiler. Bu savaşlarda her iki devlet de Kürdistan Beylikleri'ni kendi yanlarına çekmek, onları kendilerine bağlamak i çin türlü entrikalara başvurdular. Kürt Beylikleri arasına ayrılıklar soktular, onları birbirleriyle savaştırdılar.

Bu "ustaca" siyaseti uygulamakta en bü yük başarıyı Osmanlı İmparatorluğu gösterdi. O dönemde Osmanlı İmparatorluğu için asıl önemli olan, Kürdistan'dan geçen ticaret yollarını denetim altına almak, Afrikaya sefer yapabilmenin yollarını açık bulundurmak ve belli ölçülerde Kürdistan'ın ekonomik ve askeri gücünden yararlanmaktır.

Söz konusu amaçlarını gerçekleştirmek için Osmanlılar, Kürdistan'a yaptıkları seferlerde ve İranlılarla giriştiği savaşlarda uyguladıkları politikayla en büyük başarıları Yavuz Sultan Selim zamanında aldılar.

Yavuz, l514 Çaldıran savaşında ve Osmanlıların zaferiyle sonuçlanan savaşın ardından bir Kürt "ilim" adamı olan İdrisi Bitlisi'yi kullanarak Kürt Beyliklerinden büyük bir bölümünü İranlılara karşı kışkırtmayı ve kendisine bağlamayı başarbildi. İdrisi Bitlisi, Osmanlı padişahı Yavuz'dan aldığı bağışlar ve "imtiyazlar" dolu fermanlar ile Kürt Beyliklerine gidiyor, aynı zamanda çeşitli mezhep ayrılıklarını da körükleyerek onları Osmanlı İmparatorluğuna bağlıyordu.

Giderek 17. yüzyılın ilk yarısında Kürdistan, büyük bir bölümü kalmak üzere Osmanlılar ve İranlılar tarafından paylaşıldı. Paylaşımdan sonra, Osmanlılarla yapılan anlaşmayla Kürdistan'ın statüsü şöyle bir sonuca bağlanmıştı: Kürdistan'ın merkeze uzak ve İran'a yakın bölgelerinde her biri kendi adına para basmak ve hutbe okutma haklarına sahip, içişlerinde tamamen otonom beş büyük beylik oluşturuldu. Buna karşılık sözkonusu beylikler, padişaha bir miktar vergi ve sefer zamanında ise asker veriyorlardı. Yukarı da değinildiği gibi bu statü ile Kürdistan, Osmanlılara yeni toprakların fethi için insan gücü ve ekonomik çıkarlar sağlıyabiliyordu. Fakat Kürdistan'ın bir bölümüne sağlanan otonomi statüsü de pek uzun sürmedi. 17. yüzyılın sonlarına doğru Batı Avrupada kapitalizmin oluşması, ticaret kapitalizminin gelişmesi, buna bağlı olarak deniz ticaretinin büyük bir önem kazanmasına ve ticaret yollarının değişmesine yol açtı. Bu durum Kürdistan'ın bu alandaki önemini belli ölçülerde yitirdi. Yine kapitalizmin gelişmesine bağlı olarak Avrupa orduları güçlendi ve Osmanlı orduları bunlara karşı ilk ciddi yenilgiler aldılar. Ayrıca Avrupadaki Osmanlı sınırları içinde ulusal hareketler başgösterdi. Bütün bunların yanında Kürt feodal beylerinin kendi aralarında birleşip bir devlet kurma eğilimi göstermeleri, Osmanlıların Kürdistana yeniden müdahale edip var olan otonom statüsünü ortadan kaldırarak tamamen sömürgeleştirme siyasetine baş vurmalarına yol açtı. Söz konusu müdahale aynı zamanda bir daha ardı arkası kesilmeyecek olan Kürt direnme hareketlerinin başlangıcı oldu.

18. Yüzyıl boyunca Kürdistan'ın yeniden paylaşılması ve tamamen sömürgeleştirilmesi için yürütülen mücadelelerde daha çok Osmanlılar ile İranlıları görmekteyiz. Fakat giderek 18. yüzyılın sonlarından başlayarak 19. yüzyıl boyunca Avrupa sömürge egemenliğinin ortaya çıkması ve buna bağlı olarak Osmanlı İmparatorluğunun bir yarı sömürge haline gelmesiyle, Kürdistan üzerine yürütülen mücadelelerde, Osmanlılar ile İranlıların yanında bazı Avrupanın sömürgeci ülkeleri de sahneye çıktı.

19. yüzyıl boyunca söz konusu mücadeleler, bir yandan sömürgeciler arasında yürütülen rekabetler, öbür yandan zaman zaman sömürgecilerin İran ve Osmanlıların saldırgan siyasetlerini denetlemeleri, kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeleri, zaman zaman Kürt beyliklerine saldırmaları, yada bazı Kürt beylerini saflarına çekerek onları bir birlerine saldırtmaları biçiminde görülmüştür. Bu dönem aynı zamanda daha önce Avrupada başlamış olan milliyetçilik hareketlerinin giderek daha da yoğunlaştığı ve bunun sonucu olarak bazı ülkelerin Osmanlılardan koparak bağımsız devletler kurdukları dönemdir.

Avrupadaki toprakların önemli bir bölümünü yitiren, içteki ve Kürdistan'daki ayaklanmalardan, huzursuzluklardan tedirgin olan Merkezi Osmanlı otoritesi, köylülerin de büyük ölçüde katıldıkları iç ayaklanmaları ve Kürdistan'daki direnmelere karşı daha büyük çapta baskı ve şiddete başvurdu.

Giderek yapılan bu baskı ve şiddet Kür distan'da ulusal bağlarla birbirine bağlı Kürt halkını etkiledi. Zaten daha önce varolan direnme hareketleri, daha da yoğunlaştı ve kısa zamanda bağımsızlık hareketleri hüviyetine büründüler. Bu dönemdeki belli başlı Kürt direnme hareketleri şunlardır: 1805' te Abdurrahman Paşa Baban Süleymaniyede, 1835'te Mehmet Paşa (Mirê Kor) Revanduzda ve 1842-46 arasında ünlü Bedirhanlılar Cizrede 1855'te de Yezdan Şer Hakkari'de ayaklandılar. Daha önemsiz bazı ayaklanma hareketlerinden sonra 1880'de Kürtler, Şeyh Ubeydullah Nehri'nin önderliğinde İran'a kadar sıçrayan bir ayaklanma başlattılar.

Daha önceleri ve özellikle 19. yüzyılda sürdürülen bu silahlı Kürt hareketleri, o dönemde en gerici bir rol oynayan despot yönetime karşıdır. Sömürülen, baskı altında tutulan, gelişmesi önüne set çekilen bir halkın, istilacı yabancının zulüm boyunduruğuna bölgesel de olsa topyekün silaha sarılışıdır. Hareketler, Kürdistan halkı yönünden gelişmeyi sağlayacak bir bütünleşmeye yöneliktir. Avrupa sömürgecileri bu hareketler sırasında genellikle istilacı despot Osmanlı yönetiminden yana çıkmışlardır. Bu yüzden bu hareketler ilerici öz taşırlar.

Bu dönem, Osmanlı Devletinin burjuva devrimleri sonucunda güçlenen avrupa kapitalizminin bir açık pazarı haline geldiği dönemdir. Bu durum Osmanlı Devletinde azda olsa kapitalizmin gelişmesini sağladı.

İktidarı bir darbe ile ele geçiren militarist emperyalistlerinin güvenilir işbirlikçileri olan ittihatçılar, başka ulusları ezme, asimile etme ve boyunduruk altında tutmada ifadesini bulan ırkçı-şoven bir milliyetçiliği tutturmuşlardı.

Bu iç ve dış etkenlerin tesiriyle 19. yüzyıl sonlarında ve 20. yüzyıl başlarında ülkede, gerek Türk küçük burjuvazisini, gerekse onlara bağlı diğer milliyetleri etkileyen siyasi akımlar yoğunlaştı. Bilhassa ikinci meşrutiyetin ilanından (1908) sonra, Kürt burjuva aydınlarının öncülüğünde sosyal, kültürel ve siyasi teşkilatlar kurularak, Kürt ulusal demokratik haklarının mücadelesi ileri bir aşamaya geçti. Böylece şimdiye kadar Kürt direnme hareketlerine öncülük eden feodaller tarihi fonksiyonlarını bir ölçüde kaybedip yerlerine Kürt burjuva aydınlarını geçiriyordu.

İktidara gelişlerinin üzerinden çok geçmeden, işçi grev ve hareketlerini zorbalıkla bastıran İttihat-Terakkinin ırkçı yöneticileri, Kürtlerin sosyal, kültürel ve politik kurumlarına karşı harekete geçtiler. Kürt hareketinin öncüleri olan aydınları çeşitli yerlere sürdüler.

Gerek bu yüzden, gerekse o zaman Kürdistan'da feodal üretim ilişkileri yüzünden ulusal birliğin, ulusal birlik etrafında toplanmayı sağlayacak kadar gelişmemiş olması, sonucu, Osmanlı İmparatorluğuna bağlı ve objektif şartları oluşan diğer milliyetler gibi kendi milli ve demokratik haklarını geri almak ve tamamen bağımsız yaşamak için gereken faaliyet, istenen olgunluğa erişmeden Kürdistan halkı, kendini, mukaddes cihad ilan eden "İslam dininin temsilcisi" Osmanlı halifesinin yanında Birinci Dünya Savaşı'nın içinde buldu.

Daha savaşın başlangıç yıllarında ittihat-Terakki her ne pahasına olursa olsun ellerinde kalan son Osmanlı topraklarından hiç olmazsa Önasya'yı kesin olarak Türkleştirme faaliyetlerine giriştiler. Bu nedenle bir milyon Ermeni jenoside tabi tutulup tamamen yok edildi. Bir o kadarı da yurtlarını terk etmeye mecbur bırakıldı. Kürtlerin asimilasyonu amaç edinen bir kanunla da yediyüzbin kürt batıya sürüldü. Bu insanların çoğu yollarda açlıktan, soğuktan ve hastalıktan kırıldılar. Geri kalan kürt halkının yarısından fazlası da emperyalist, saldırgan savaşın eli kanlı militaristlerinin emelleri uğruna gerek çeşitli cephelerde ve gerekse hastalıktan, açlıktan yok olup gitti. Kürdistan bir baştan bir başa leş ve duman kokan, baykuşların öttüğü viraneye döndü.

Feodal Osmanlı Devleti, Birinci Dünya savaşında yenilip çökerken ve camiaya bağlı birçok milliyetler bağımsızlıklarına kavuşurlarken, emperyalist devletler de imparatorluğu paylaşmak ve Ortadoğuda çıkarlarını koruma mücadelesini başlattılar.

EMPERYALİSTLERİN VE SÖMÜRGECİLERİN KÜRDİSTAN'I PAYLAŞMALARI VE BU DÖNEMDEKİ KÜRT ULUSAL HAREKETLERİ:

Birinci Dünya savaşı,emperyalistlerin dünyayı kendi aralarında yeniden paylaşmak için başlattıkları savaştı. Savaşın gerçek amacı ve uygulamaları kendini açık bir biçimde Ortadoğuda gösterdi.

Bu savaşta Alman emperyalistlerinin yanında yer alan Osmanlı İmparatorluğunun yenilmesiyle 30 ekim 1918'de emperyalist ve işgalci devletler Mondros mütarekesini imza layıp Anadolu'yu ve Kürdistan'ın bir kısmını işgal kararı aldılar. Irak Kürdistan'ı İngilizler, Güney Kürdistan Fransızlar tarafından işgal edildi. Bu, Kürdistan halkı tarafın dan tepki ile karşılandı. Kürdistan halkı kendiliğinden silahlı direnişe geçip yurdunu savunmaya, Ulusal ve Demokratik haklarını koruyacak teşkilatlar kurmaya başladı. Irak Kürdistan'ında Şeyh Mehmud Berzenci önderliğinde İngilizlere karşı, Güney Kürdistan'da Antep, Urfa v.s.bölgelerde halk milisleri Fransızlara karşı kahramanca savaştılar.

1919'da Anadoluya geçen Mustafa Kemal İstanbul hükümeti temsilcileriyle Amasya'da düzenlediği protokolde Kürtlere otonomi verilmesini prensip olarak kabul edip bu kararı Kürdistan'a duyurdu.

Kürdistan halkının destek ve onayı ile yapılan Erzurum ve Sivas kongrelerinde Mustafa Kemal ve arkadaşlarıyla; Ortak istilacı düşmana karşı "Kürt halkının ulusal hakları nın tanınacağı" şartıyla ortak mücadele üzerinde anlaşmaya varıldı. Mustafa Kemal bütün Kürdistan halkının desteğini sağlamak için emperyalistlerin Kürdistan'ın bir kısmını Ermenilere bırakmalarını İngiliz ve Fransızların Kürdistan'ı işgallerini, dini ideolojiyi ve Kürt halkının siyasi bütün haklarının Türk halkı ile eşit şekilde tanınacağını bütün çabası ve ustalığıyla işliyordu. Öbür yandan Kemalistler, Kürtlerin ulusal haklarının garantisi olacak kendi öz politik ve askeri güçlerini yaratmalarına, gerek aynı kurnazlık ve ustalıkla, gerekse halk içinde bu uğurda çalışan Kürt aydınlarının üzerine askeri birlikler yollayarak önlemeye çalışı yorlardı. Bunu gören Kürt aydınlarının öncülüğünde Kürdistan'ın bağımsızlığını amaçlayan direnme merkezleri oluşturuluyordu. Bu direnme merkezlerinin en önemlilerinden biri yıllarca sürecek olan Koçgiri hareketi idi.

10 Ağustos 1920 Osmanlı yetkilileriyle müttefik güçler (İngiltere, ABD, Fransa, İtalya v.s.) arasında imzalanan SEVR anlaşması Kürt milletini bir gerçek olarak tespit ve bu milletin kendi siyasi kaderini kendisinin tayin hakkını kabul ve ilan etti.

Kürtler için tarihi bir önem taşıyan bu anlaşma, Kürdistan'ın bütününü içine almadığından emperyalizmin bölme ve daha kolay sömürme siyasetinin kurnazca bir oyunu idi. Emperyalistler için ulusların kendi kaderlerini tayin ilkesi, ulusal kurtuluş savaşlarını yozlaştırmayı, ezilen halkları özellikle işçi ve köylü kitlelerini ebedi bir köleliğe mahkum etmeyi amaçlar. Nitekim daha başlangıçta tarım ve petrol bakımından zengin Kürdistan topraklarının büyük bir bölümünü işgal etmelerinin yanısıra, emperyalistler, Mustafa Kemal'in güçlenmesi üzerine, Sevr anlaşmasındaki Anadola halklarının ve bilhassa Kürt halkının hakları ile bütün taahütlerini görmezlikten gelip çıkarlarına daha uygun gördükleri Kemalistler ile anlaştılar. Böylece Anadoludan tamamen kovulup bu bölgeden gerçekte birçok özgür halk bırakmaktansa, Kemalistler ile anlaşıp kendilerine bağımlı kukla iktidarlar ve bu iktidarların egemenliğinde tutsak milliyetler bırakan Lozan anlaşmasını imzalamayı tercih ettiler.

Bütün bu nedenlerledir ki, Kürt burjuva aydın ve feodallerinin öncülüğünde Kürdistan'da halk özgürlüğü için bir yandan Türk halkı ile birlikte ve omuz omuza vatanı iş

gal eden emperyalist işgalcilere karşı sava şırken, öbür yandan da Kemalist önderliğin kaypak ve iki yüzlü siyasetine karşı politik ve askeri direnme hareketlerine giriştiler.

Türk kurtuluş savaşı, burjuva aydınları nın öncülüğünde, ticaret burjuvazisi ve feodal unsurların da desteğini alan burjuva istekli, başlangıçta emperyalizme karşı ama giderek emperyalizmle uzlaşır duruma düşmüş bir savaştır. Savaş içinde feodal unsurlarla ittifaka gidildiğinden ve dinci ideoloji geniş çapta kullanıldığından anti-feodal karekterden yoksun ve demokratik hakların gerçekleştirilmesinden uzak bir savaştı. Türk Kürt kardeşliğiyle bu iki unsurun memleketin yegane milli unsurları olduğu sloganının ustaca kullanıldığı ama bunun bir türlü gerçekleşmediği bir savaştı. Savaştan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti, kendi içinde iki ana çeliki ile hasta idi.

Birincisi: Ülkenin ekonomik ve sosyal yapısına bağlı sınıfsal çelişki.

İktidarı elinde bulunduran hakim sömürücü sınıf temsilcisi kadrolar, halktan yana temel sosyal dönüşümlere asla yanaşmıyorlardı. Kurtuluş mücadelesinin bütün yükünü sırtlayan, memleketin nimetlerine haklı olarak sahip olacaklarını uman geniş işçi ve köylü kitleleri kendi sınıf çıkarlarını ve demokratik haklarını koruyabilecek imkanlardan bile yoksun kılınmıştı. Bütün amaç, halk yığınlarını artan sefalete sürükleyip devlet eliyle bir burjuva yaratmaktı.

Yeni kurulan devlet tüm halk kitlelerinin aleyhine, hakim ve sömürücü sınıfların zorba silahından başka birşey değildi. Ordu ise bu zorba sınıfın yegane silahlı vurucu gücü idi.

Aynı gerici sınıflar ve aynı zorba güçler, çok geçmeden emperyalizmin Ortadoğudaki maşası olmakta gecikmiyeceklerdi.

İkincisi: Kürdistan'ın paylaşılmasından sonra sömürgeci Türk burjuvazisinin Kuzey Kürdistan'ın tamamını işgal edip ilhak etmesi, tüm yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarına el koyup kapitalist toplum biçimine uygun klasik anlamda sömürgeleştirilmesi ve ırkçı-şoven milliyetçi ideolojileriyle Türklerden ayrı diğer milliyetleri ve özellikle Kürt ulusunu inkar ve asimleyi öngören uygulamalarnın doğurduğu ulusal çelişki.

Milliyetçilikleri kendi sınıfsal karekterlerinden kaynaklanan ve diğer halkları türkleştirmek temeli üzerinde şekillenen ittihat-terakki kökenli Kemalistler, Kürt halkının bütün ulusal ve demokratik haklarını gasp ve inkar ettiler. Bunun için de şiddet terör ve asimlasyon politikasını benimsediler. Bir sömürge olarak işgal edilen Kürdistan'da Kürdistan egemen sınıflarının bir kesimi ile anlaşarak, Kürdistan halkının bütün maddi ve manevi değerlerini insafsızca sömürdüler.

Kaba kuvvet yolu ile inkar edilen, ekonomik ve toplumsal gelişimi engellenen, horlanan baskı altında tutulan ve yok edilmek, yani türkleştirilmek istenen Kürdistan halkının öz varlığını koruma çabalarına, kitle sürgünleri, yakıp yıkmalar ve jenosid hareketi ile cevap verildi.

Anadolu halk kitlelerinin (Kürt, Türk, Arap, Laz ve diğer azınlık milliyetlerin) ser best iradelerine aykırı olarak ve siyasi şiddet yoluyla uygulama alanı bulan çağdışı bilim dışı ve insanlık dışı bu ırkçı sömürgeci eylem, Kürdistan halkının güçlü ve kanlı direnmelerine neden oldu. Cumhuriyetin ilanından beri ırkçı-sömürgeci iktidarların başvurdukları kanlı asimlasyon (zor kullanarak Kürt dilini, kültürünü, sanatını, edebiyatını, tarihini inkar ve Kürdistan ekonomik ve sosyal değerlerini gasp) zorlamalarına karşı Kürdistan halkının ideolojik, politik ve askeri direnme hareketlerini asla durdurulamadığı ve durdurulamayacaktır.

23.11.2004 15:01:33
IRKÇI - MİLİTARİST TÜRK SÖMÜRGECİLİĞİNE KARŞI 1925-1938 KÜRDİSTAN ULUSAL HAREKETLERİ

1925 yılından 1938 büyük Dersim katliamına kadar geçen onüç yıllık bir tarihi dö nem içinde ırkçı Türk sömürgeciliğinin Kür distan'ı sömürgeleştirme ve türkleştirme uygulamalarına karşı, Kürdistan halkının başvurduğu silahlı ulusal hareketler objektif olarak kaçınılmazdı.

Bu hareketler daha çok 1908 yıllarından sonra başlayan örgütlenme ve çalışmalara dayanmakla beraber, esasında Azadi teşkilatından kaynaklanır. AZADİ Miralay Cıbranlı Halit ve arkadaşlarının öncülüğünde, milli Kürt burjuva aydınları tarafından Kürt halkının ulusal ve demokratik haklarını gerçekleştirmek amacıyla gizli olarak 1922 yılında kurulmuştu. Birçok feodal beyin ve şehir eşrafının da üye bulunduğu bu parti kısa zamanda genişleyip, Kürdistan'ın birçok vilayetlerinde örgütlenmişti.

1925 ve sonrası Kürdistan ulusal hareketlerinin lider kadrolarını bağrından çıkaran bu teşkilatın üyelelerinin bir kısmının asılmasıyla şiddetini artıran ulusal baskı ve terör sonucu, Kürt burjuva aydınları ve etkilerindeki birçok aşiret reisi Şeyh Said'in önderliğinde silaha sarıldı. Kürdistan halkı sömürü, ezme ve eritme boyunduruğunu, sömürgecilik zincirini kırmak için kahramanca çarpıştı.

Yine benzer neden ve amaçlarla 1928, 1930 İhsan Nuri Paşa liderliğinde Ağrı ve 1937-38 Seyid Rıza yönetiminde Dersim hareketi patlak verdi. Bu güçlü direnmelerin yanında sayısız küçük direnmeler oldu.

Kürdistan halkının özgürce yaşamak için başlattığı bu ulusal hareketleri her seferinde militarist-sömürgeci Türk burjuvazisi tarafından kanla ve ateşle boğuldu. Her hareketin ardında yüzbinlerce Kürt kadın erkek, büyük küçük demeden öldürüldü, köyler yakıldı, yüzlerce aile sürgüne gönderildi.

Ama direnmede kararlı halkımız, bu kara günlerin, yüzbinlerce masum şehidinin hesabını barbar Türk sömürgeciliğinden soracaktır.

Bu hareketler zamanın sömürgeci iktidarlarının dünya kamuoyuna açıkladığı, veya burjuva yazarlarının tek taraflı belirttiği gibi, Kürt feodal beylerinin padişahı geri getirmek ve salt içişlerine karışıldığı için cumhuriyet yönetimine karşı ayaklanmalar değildi bunlar tamamen Kürdistan halkının ulusal ve demokratik taleplerini yani burjuva demokratik isteklerini gerçekleştirmeyi amaçlayan haklı silahlı direnişler idi.

Ebet, Kürt burjuva aydınları, Kürt feodal ve eşrafını da harekete kazanmışlardı. Harekete o günkü koşullarda feodallerin de yer alması, hareketin niteliğinin gerici olduğu ölçüsü olamaz. Bu hareketlerin ilerici veya gerici olduğunu belirleyen şey o döneme göre oluşan istek ve amaçlardı. Bütün Kürdistan ulusal hareketlerinde ana amaç ve hedef eşit haklar çerçevesinde bir otonomi veya tamamen bağımsız bir Kürdistan devleti kurmaktı. Bu istekler en azından burjuva demokratik bir ideolojiyi taşıyan hareketlerin programlarında yer alır.

Hareketler, belli ölçülerde filizlenmiş olan Kürt burjuvazisinin sözcülüğünü yapan Kürt burjuva aydınlarının öncülüğünde yapılmıştı. Kürdistan'ı sömürgeleştirmek, Kürdistan halkını ulusal, ekonomik ve kültürel yönden sömürmek için başvurulan şiddet ve terör hareketlerine karşıdır. Kendi özvarlığına ve meşru haklarına haklı sahip çıkmasıdır. Çağ dışı sömürgeciliğe karşı bir ulusal birliğin sağlanması mücadelesidir. Onun için de ilerici ve devrimci bir öz taşımaktadır.

Bununla birlikte bu hareketler, milli-burjuva aydınlarının ve feodal beylerininin öncülüğünde olduklarından, geniş çapta ve tamamen kararlı bir ulusal birliğe kavuşamadılar. Yine öncülüğün egemen sınıfların elinde olması, bu sınıflarla Kürdistan emekçi sınıf ve tabakaları arasındaki çelişkiler her zaman kendisini hissettirdi. Geniş emekçi kitlelerden yana önemli taleplerin gerçekleştirilmesi uğruna ciddi mücadeleler yürütülmemesi, bu kitlelerin büyük bir azimle hareketlere katılmaları sağlanamadı. Ayrıca bu hareketlerin yenilgiyle sonuçlanmalarının en büyük nedenlerinden birisi de çağın gelişmiş yöntemleriyle eylemlerini sürdüren politik bir organizasyonun, politik birliği sağlanmış bir öncü gücün oluşturamamasıdır.

Kürdistan halkının ulusal ve demokratik hakları uğruna verdiği mücadeleler, Kürdistan'ın yeniden parçalanıp paylaşılmasından sonra Türkiye Kürdistan'ında olduğu gibi diğer parçalarda da devam etti. Irak Kürdistan'ında daha önceki hareketlerin devamı olarak 1930 yılında Şex Mehmûde Berzenci yönetiminde ingilizlere karşı bir savaş başlatıldı. Şex Mehmûd'un ingilizlerler tarafından tutuklanmasından sonra Barzani kardeşlerin öncülüğünde 1931 yılında başlayıp çeşitli aralıklarla 1945 yılına kadar süren silahlı hareketler oldu.

İranda da 1922 yılında Sımko önderliğinde bir silahlı hareket oldu. Yine 1946 yılında Qazi Mıhemed önderliğinde ayaklanan Kürtler, Mahabat Kürt Cumhuriyetini ilan ettiler. Fakat bu cumhuriyet 194'7 yılında emperyalistler ve İran sömürgeciliği tarafından vahşi ve kanlı bir şekilde bastırılarak ortadan kaldırıldı.

Yine 1961 yılında Irak Kürdistan'ında KDP yönetiminde başlatılan ama daha sonra Barzani liderliğine geçen ve 1970-'74 ara barış döneminden sonra 1974'te tekrar başlayıp 1975 yılında dağıtılan hareket ki, Kürdistan tarihinde önemli bir dönüm noktasını meydana getirmektedir.

Bu hareket, KDP yönetıcilerinin burjuva kararsızlığı ve devrimci uzak görüşlülükten yoksunlukları yüzünden daha sonra Barzani önderliğinin altına girdi. 11 Mart 1970 otonomi antlaşmasından sonra geçen dört yıllık barış döneminde hareketin önderliği içte Kürdistan halkına karşı tamamen anti-demokratik, despot, dışarda da İran, siyonizm ve emperyalizmle tamamen bütünleşen bir yönetim haline geldi. l974'te Irak BAAS yönetimi, 11 Mart antlaşmasını tek taraflı feshedip kendisince bir otonomi yasası çıkarınca hareket yeniden başladı. Ama Mart 19'75'te İranla Irak arasında Cezayir anlaşması imzalanıp, İran desteğini çekince önderlik çok kısa bir dönem içinde hareketi boğdu. Aslında bu hareket, KDP yönetiminden çıkıp Barzani liderliğine geçtiğinden beri, giderek çağdaş anlamda bir ulusal kurtuluş hareketi olmaktan çıkıp yavaş yavaş emperyalizm, siyonizm ve İran gericiliğiyle bütünleşen bir hareket haline gelmişti. Emperyalizm desteğini çekince de bir anda dağılıp gitti.

KÜRDİSTAN İŞÇİ PARTİSİ YÖNETİMİ ALTINDA YÜRÜTÜLEN ULUSAL DEMOKRATİK HALK DEVRİMİ MÜCADELESİ HALKIMIZIN TARİHİ SÜREÇ İÇERİSİNDE VERDİĞİ MÜCADELELERİN BİR DEVAMI VE ONLARIN İLERİ BİR AŞAMASIDIR.

Türkiye'deki ulusal kurtuluş savaşı kararlı bir anti-emperyalist mücadele olmadığı gibi, savaşın ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti de emperyalizme verilen bir çok ekonomik ve siyasal tavizler, onlarla yapılan anlaşmalar sonucu gerçekleşti.

Kurtuluş savaşı içinde emperyalizm ile ilişkisini hiçbir zaman koparmayan Türk burjuvazisi, devletin kuruluşundan sonra da giderek emperyalizmle bütünleşerek gelişti. İçte Türkiye emekçi sınıf ve tabakalarına karşı uyguladığı baskı ve zulümler her türlü demokratik hakları yok etmeler, ve Kürdistan'da ardı arkası kesilmeyen katliamlar, kökten imhalar sonucu devlet üzerindeki egemenliğini pekiştirdi. Türkiye burjuvazisinin emperyalizme bağımlı olarak gelişmesi ile giderek işbirlikçi-tekelci-sömürgeci bir burjuvazinin oluşmasına neden oldu.

İkinci Dünya savaşından sonra Türkiye'de sanayi ve tarımsal alanlarda kapitalizmin gelişmesi hızlandı. Bu gelişmeyi Kürdistan'da özellikle tarımda ve ticarette görmekteyiz. Kürdistan feodal beylerinin bir kısmı burjuvalaştılar. Eperyalizmle işbirliği içinde bulunan sömürgeci Türkiye burjuvazisinin yedeğinde gelişen bu sosyal sınıf pek doğaldır ki bağımsızlığını koruyamazdı. Nitekim de öyle oldu. Bu dönemde gelişen Kürdistan ticaret burjuvazisi sömürgeci burjuvazi ile bütünleşip komprador bir burjuvazi haline gelerek Kürdistan halkının sömürülmesinin ortağı oldu.

Sömürgeci burjuvazi ile birleşen Kürdistan burjuvazisinin bu komprador kesimi ulusal ve ilerici özelliklerini tamamiyle yitirdi. Kürdistan halkının ulusal ve sınıfsal mücadelesinde emperyalizmin ve sömürgecilerin saflarına geçti.

Yukarıda kısa bahsettiğimiz Kürdistan'ın ekonomik ve sosyal yapısındaki gelişme, modern sosyal sınıfların ortaya çıkmasına ve feodal beylerin köylüler üzerindeki egemenliklerinin büyük ölçüde sarsılmasına sebep oldu. Bu dönemde gelişen aydın kitlesi ilerici fikir akımlarının Kürdistan toplumu arasında yayılmasına yardımcı oldu.

1961 Anayasası'nın getirdiği kısıtlı özgürlük ortamında gelişen ve güçlenen Türkiye sosyalist hareketi Kürdistan aydınlarını ve geniş tabakaları büyük ölçüde etkiledi ve sosyalist dünya görüşünün Kürdistan aydın ve emekçileri arasında yayılmasına yardımcı oldu.

Bu dönemde Kürdistan sosyalistleri, emekçileri ve köylüleri Kürdistan halkı üzerindeki sömürgeci baskılara karşı ırk ayrımına, sömürüye, feodalizme ve emperyalizme karşı yiğitçe mücadele verdiler.

Kürdistan halkının bilinçlenmesinden, örgütlenmesinden, ulusal kurtuluş hareketinin gelişip kök salmasından korkan işbirlikçi sömürgeci burjuvazi zaman zaman ırkçı sömürgeci baskılarını artırarak legal yayınlanan kürtçe kitap ve dergileri yasakladı. Devrimcileri zindana attı. Kürdistanın köy ve şehirlerine özel yerleştirilmiş askeri komandolarla baskılar düzenledi. Halkımıza işkence ve zulüm yaparak ulusal ve sınıfsal haklar istemesine set çekti. Nihayet bu baskı ve terör, işkenceler Kürdistan köy ve şehirlerindeki komando baskınları ve Türkiyedeki emekçi sınıf ve tabakalar üzerindeki baskılar giderek 12 Mart sömürgeci faşist müdahalesinde ve ondan sonra süren ağır baskı döneminde ifadesini buldu.

Halkımız sömürgeci ve emperyalist baskılardan, Dünya devrimci pratiğinden ve geçmişteki savaşımından dersler çıkararak giderek örgütlü mücadelenin gerekliliğine inanıyordu. Bu nedenle Marxsizme-Leninizme inandığını söyleyen Kürdistan yurtsever aydınları, geçmişte kurulmuş bulunan KDP'nin mücadeleyi yürütemeyeceği gerçeğinden hareketle yeni bir partinin oluşturulması zorunluluğunu ortaya koydular. Böylece Türkiyede Kürdistan Demokrat Partisi (T-KDP) oluşturuldu. (T-KDP), KDP'den daha ilerici bir parti idi.

Fakat önderleri Marxsizme-Leninizme inandıklarını söylemelerine rağmen daha çok küçük burjuva milliyetçi bir karekter taşıyordu. Zaten partinin ömrü uzun sürmedi. l2 Mart'tan sonra yöneticilerinin bir bölümünün Irak Kürdistanına gitmeleri ve daha sonra bazılarının Barzani önderliği tarafından öldürülmeleri üzerine parti fiilen çalışamaz hâle geldi. Kısa bir süre sonra 1972'de içteki yöneticilerin bir kongre yaparak partiyi resmen fesh ettiler. 1973 yılına kadar Türkiye Kürdistanında yanlız KDP vardı. 1973 yılında Kürdistan sosyalistleri, Kürdistan ulusal demokratik halk devrimimize öncülük edecek bir işçi sınıfı partisinin oluşturulmasının bir zorunluluk haline geldiği yolundaki inançlarını dile getirerek yeni bir partinin oluşturulması çabasına giriştiler. Böylece yine (T-KDP) adıyla bugünkü partimiz oluşturuldu. Partinin oluşum ve gelişim süreci zorlu bir savaşımı içerdi.

1975 yılında Merkez Komitesi aldığı bir kararla, devrimci savaşımın vardığı ileri boyutlara programın tam anlamıyla cevap veremediğini ve programın günün koşullarına göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca sınıf temeline dayanan ve Marxizmi-Leninizmi kendisine klavuz edinen partimizin isminin de değiştirilmesini de önerdi.

Bu amaçla gizlilik koşullarına rağmen ve çok zor şartlar altında, bütün parti örgütlerinin yaptıkları toplantıların sonucunda ve Merkez Komitesinin de son onayı ile bugünkü programımız oluşturulmuş bulunmaktadır. Ayrıca partimizin adı da değiştirilerek Parti Karkeri Kurdistan (PKK) (Kürdistan İşçi Partisi) olarak kabul edilmiştir.

Partimiz Kürdistan sosyo-ekonomik yapısını, orta-doğunun ve Dünyanın bugünkü objektif koşulları içinde Marxsizmin-Leninizmin klavuzluğunda doğru değerlendirerek, Kürdistan halkının ulusal ve sınıfsal kurtuluş mücadelesini emperyalistlere işbirlikçileri olan sömürgeci güçlerle kaynaşıp bütünleşen Kürdistan burjuva ve feodallerinin yürütemeyeceğinden ve bu sömürücü sınıfların karşı devrimci saflarda yer alacağından hareket eder. Bu nedenle partimiz, siyasi programının 4. maddesinde devrimin güçlerinin ve bu güçlerin yerlerini şu şekilde formüle etmiştir: "Kürdistan'da yaşayan halkın tabanı, geniş köylü kitlelerinden, tarımsal ve belli ölçülerde sanayi alanlarındaki proleterlerden oluşmaktadır. Bu nedenle partimiz, ULUSAL DEMOKRATİK HALK DEVRİMİ aşamasında ana amaç ve hedeflerinin gerçekleştirilmesi uğruna giriştiği mücadelesinde, Kürdistan İşçi Partisi'nin öncülüğünde, işçi-köylü ittifakı temelinde, tüm anti-emperyalist, anti-sömürgeci ve anti-feodal yurtsever güçlere dayanacaktır."

Amacına Ulusal Demokratik Halk Devrimi ile varacağına inanan partimiz, bu amacını nasıl gerçekleştireceğini programın 3. Maddesinde söyle dile getirmektedir: "Partimiz, her türlü barışçıl ve demokratik mücadele biçimlerini benimser. Ancak ulusal demokratik halk devrimimizin gerçekleştirilmesinde son aşamada silahlı halk savaşının belirleyici olduğuna inandığından, işçi ve köylülerden bir halk ordusu oluşturacak ve somürgeci güçlere karşı uzun vadeli bir HALK SAVAŞI'nı örgütleyecek ve yönetecektir."

Partimiz sıcak savaşım içinde de ırkçı sömürgeci güçlerden arındırılmış bölgeler tesis ettikçe, bu alanlarda parti programını tam olarak uygulayacak ve böylece Kürdistan'da adım adım DEMORRATIR HALK İKTİDARINA GİDEN YOLU açacaktır.

Bu uzun mücadele döneminde partimiz, Kürdistan halkının kendi kaderini kendisinin tayin etmesi amacı etrafında Kürdistan halkının geniş emekçi sınıf ve tabakalarıyla yurtsever güçlerden oluşan ULUSAL DEMOKRATİK CEPHE'nin oluşturulmasına öncülük edecektir...

ÇAĞIMIZ KAPİTALİZMDEN SOSYALİZME GEÇİŞ VE ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞLARI ÇAĞIDIR.

Büyük Ekim devriminin başlattığı kapitalizmden sosyalizme geçiş çağında bugün dünyanın 1/3'ünde sosyalizmin yüce ideolojisi kesin zaferini sağlarken, öbür yandan kapitalist ülkelerdeki işçi sınıfı hareketleri ileri boyutlar kazanmakta ve dünyanın bağımlı ve sömürge uluslarının ulusal ve sınıfsal kurtuluş hareketleri emperyalizmi ve sömürgeciliği bozgundan bozguna uğratmaktadır.

Özellikle 1917 Ekim Devrimi ve İkinci Dünya Savaşından sonra oluşan Dünya Sosyalist Sistemi ile destanlar yaratan yiğit Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarının Ulusal ve Sınıfsal kurtuluş devrimleri günümüz devrimci savaşımına ışık kaynağı olmuşlardır. Zafere ulaşmış olan bu devrimler kapitalist ülkelerdeki işçi sınıfının ve dünyanın diğer halklarının kurtuluşlarını da yakınlaştırmışlardır. Çünkü emperyalizme karşı Dünya Sosyalist Sistemi, kapitalist ülkelerdeki işçi sınıfı hareketleri ve ulusal kurtuluş savaşları birbirlerine ayrılmaz bağlarla bağlı olup dünya devrimci sürecini meydana getirmektedirler.

Sömürge üzerine sömürge kaybeden emperyalizm, son zamanlarda bütün gücüyle Latin Amerika, Afrika ve Orta-Doğuya yüklenmektedir.

Emperyalizmin Orta-Doğudaki kaleleri olan İsrail, Türkiye, İran, Suudi Arabistan v.s sadece Filistin, Dofar ve ezilen diğer Arap halklarının ve Kürdistan halklarının cellatları değil, aynı zamanda bu bölge proleter hareketlerinin de en büyük düşmanları ve sosyalist sistemi tehdit eden birer ileri karakoldurlar.

Irak da günümüzde bir yandan Kürdistan halkına insanlık dışı zulüm ve baskılarla sindirmeye ve yoketmeye çalışırken bir yandan da emperyalizmle olan bağlarını pekiştirmekte ve Orta-Doğu devrimci hareketleri karşısında olumsuz bir rol oynamak çabasındadır.

Emperyalizmin ve gerici güçlerin bütün çabalarına rağmen halkların mücadelesi susturulmamakta ve büyük kahramanlıklar göstererek ileri boyutlara varmaktadır.

Bu açıdan yorulmak bilmez yiğit Filistin ve Dofar halklarının siyonizme, İran ve Arap gericiliğine ve emperyalizme karşı verdikleri mücadele bölgemiz proleter hareketlerinin ve Kürdistan ulusal kurtuluş hareketinin ayrılmaz birer yandaşıdırlar.

Dünya devrimci süreci bütünlüğü içerisinde Orta-Doğudaki Kürt ve diğer ezilen halkların kurtuluş mücadeleleri ile Türk, Arap, İran v.s. proleteryasının iktidar mücadeleleri bir bütündür.

Kürdistanda, Dofarda, Belucistanda v.s. ülkelerde zindanlara tıkılan, işkence ve zulüm görenlerle, Ankara, Tahran ve Bağdatta asılanların hepsi emperyalizmin, sömürgeciliğin ve faşizmin kurbanlarıdırlar. Ama Kürt ve Orta-Doğudaki diğer ezilen halklar haklı mücadelelerinde mutlaka zafere ulaşacaklar ve mahsum kurbanların hesabını emperyalizm, siyonizm ve sömürgecilikten mutlaka soracaklardır. Orta-Doğunun emperyalizme, siyonizme ve ırkçı sömürgeciliğe mezar olacağı günler yakındır. Dünya Vietnam'dan sonra Orta-Doğu'da da emperyalizmin ve yandaşlarının yenilgisine şahit olacaktır.

Partimiz Türk, İran, Arap v.s. halklarının ve Filistin halkının emperyalizme, siyonizme ve İran sömürgeciliğine karşı verdikleri haklı mücadelelerini sonuna kadar destekliyecektir.

YAŞASIN ORTA-DOĞU'DA EMPERYALİZME SÖMÜRGECİLİĞE SİYONİZME VE FAŞİZME KARŞI DEVRİMCİ GÜÇBİRLİĞİ.

ORTAK DÜŞMANA KARŞI DAYANIŞMA HAYATİ BİR ZORUNLULUKTUR.

Demokratik halk iktidarı için Türkiye halkının emperyalizme, faşizme ve diğer egemen güçlere karşı verdiği mücadele ile Kürdistan halkının kurtuluş için verdiği mücadelenin ortak düşmanları emperyalizm, işbirlikçi sömürgeci Türk burjuvazisi ve Kürt komprador burjuvazisi ile gerici feodallerdir. Bu ortak düşmanları yenmek ve gerçek kurtuluşu sağlamak için Kürt ve Türk halklarının ortak dayanışması hayati bir zorunluluktur.

Partimiz, Kürdistan halkının Türk sömürgeci burjuvazisine ve onu askeri-ekonomik yardımlarla güçlendiren emperyalizme karşı verdiği ulusal ve sınıfsal mücadelesinde, Türkiye emekçi sınıflarını ve onlarla devrimci dayanışmayı sağlayacak bir politikayı sürekli destekleyecek ve bunun gerçekleşmesi için mücadele edecektir.

Partimiz bu dostluk ve dayanışmayı aynı zamanda sömürge ulusların ve dünya proletaryasının sömürücülere karşı uluslararası dayanışmasının bir gereği sayar. Şuna inanıyoruz ki: Türkiye halkının gerçek özlem ve çıkarları asla Kürdistan halkının ulusal ve demokratik haklarının gaspını gerektirmez ve bu doğal hakların kullanılmasıyla çelişmez. Bu nedenledir ki Kürdistan halkını bir dile, bir kültüre, bir ulusa tanınmış tüm ayrıcaklara karşı verdiği mücadele, Türkiye halkının ve tüm ezilen ulusların gerçek mücadelesinden ayrılmaz. Yani Kürdistan halkının temel ulusal ve demokratik haklarının kazanılması Türkiyede gerçek demokratik bir iktidarın kazanılmasını da çabuklaştıracak ve yakınlaştıracaktır. Bu nedenle partimizin mücadelesi sadece eömürgeleştirilmiş, bütün ulusal haklardan yoksun bırakılmış Kürdistan halkının değil, daha insanca ve daha mutlu bir yaşam düzeyine serbest ve gerçek bir halk iktidarı yoluyla ulaşmak çabasında bulunan kardeş Türk halkının ve emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı savaşan tüm ezilen halkların mücadelesidir. Kürdistan halkının sömürgeci baskı ve zulümden kurtuluşu hem Türk halkının hem de ezilen tüm ulusların ve proleteryanın kurtuluşunu yakınlaştıracaktır.

Kürdistan halkının kendi kaderini bizzat kendisinin tayininin garantisi, Kürdistan halkının ulusal ve sınıfsal kurtuluşunu amaçlayan, Marxsizm-Leninizmle donanmış partisidir.

Türkiye proleteryasının iktidar için emperyalizme ve egemen sınıflara karşı verdiği mücadeleyi partimiz destekleyecektir.

YAŞASIN ULUSLARIN KADERLERİNİ SERBESTÇE TAYİN HAKKI

YAŞASIN ULUSLARIN TAM HAK EŞİTLİĞİ ÖZGÜR VE MUTLU OLMA HAKKI

YAŞASIN KÜRDİSTAN VE TÜRKİYE HALKLARININ KARDEŞLİĞİ VE DEVRİMCİ DAYANISMASI

MADDE 1: Kürdistan İşçi Partisi, Kürdistan işçi sınıfının Marxsizm-Leninizmle donanmış siyasi partisi olup Türkiye Kürdistanında kurulmuştur.

MADDE 2: Kürdistan İşçi Partisi'nin nihahi amacı, her türlü sınıf egemenliğine, sömürü ve zulme son vererek, sınıfsız toplumu gerçekleştirmektir. Kürdistanın bütünlüğünü sağlamayı hedef edinen Kürdistan İşçi Partisi ilk aşamada, Türk sömürgeciliğini, onunla uzlaşan Kürt komprador burjuvazisi ile feodal gericiliği ve bu güçleri ayakta tutan emperyalizmin yurdumuz üzerindeki egemenligi yıkıp Kürt ulusunun KENDİ KADERİNİ BİZZAT KENDİSİNİN TAYİN HAKKINI gerçekleştirecektir.

MADDE 3: Partimiz, her türle barışçıl ve demokratik mücadele biçimlerini bebenimser. Ancak, ulusal demokratik halk devrimimizin gerçekleştirilmesinde şon aşamada silahlı halk savaşının belirleyici olduğuna inandığından, işçi ve köylülerden bir halk ordusu oluşturacak ve sömürgeci güçlere karşı uzun vadeli bir HALK SAVAŞI'nı örgütleyecek ve yönetecektir.

MADDE 4: Kürdistanda yaşayan halkın tabanı geniş köylü kitlelerinden, tarımsal ve belli ölçülerde sanayi alanlarındaki proleterlerden oluşmaktadır. Bu nedenle partimiz, ULUSAL DEMOKRATİK HALK DEVRİMİ aşamasında ana amaç ve hedeflerinin gerçekleştirilmesi uğruna giriştiği mücadelesinde, Kürdistan İşçi Partisi'nin öncülüğünde, işçi-köylü ittifakı temelinde tüm anti-emperyalist, anti-sömürgeci, anti-feodal yurtsever güçlere dayanacaktır.

MADDE 5: Çağımızda, Dünya Sosyalist Sisteminin, Uluslararası işçi sınıfı hareketinin Ulusal kurtuluş ve bağımsızlıkları için halkların baş düşmanı olan emperyalizmle, işbirlikçi sömürgeci Türk burjuvazisine, onlarla uzlaşan komprador Kürt burjuvazisine ve feodal gericiliğine karşı olan partimiz savaşımında anti-emperyalist ve anti-feodal bir siyaset izler.

MADDE 6: Kürdistan İşçi Partisi, yıllardan beri sömürgeleştirilmiş, yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynakları, büyük işgücü sömürülen ve halkın her türlü ulusal ve demokratik hakları yokedilen ülkemizde ulusal demokratik halk devriminin gerçekleştirilmesiyle, kurulacak olan DEMOKRATİK HALK İKTİDARI döneminde, Kürdistandaki yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarını, yabancı sermayeyi ve ona bağlı tüm emlak ve kurumları millileştirecek ve yabancı sermayeye bir daha izin verilmiyecektir. Millileştirmeye girecek bellibaşlı alanlar şunlardır: Madenler, petrol, ormanlar, göller, büyük sanayi kuruluşları, dış ticaret, bankalar, sigortalar, demiryolları, telefon ve telgraf şebekeleri, radyo TV gibi haberleşme araçları, devlet üretme çiftlikleri, hazine ve vakıf malları, turistik alan ve tesisler v.s. dir. Bunlar halk iktidarının eliyle işletilecektir.

MADDE 7: Ülkemizin öncelikle kalkındırılması için, Kürdistanın öz kaynaklarına dayanmayı temel hedef sayarak sanayi, özellikle ağır sanayi gerçekleştirilecek ve geliştirilecektir.

MADDE 8: Bunun yanında halkın refah seviyesini yükseltecek olan ihtiyaç maddelerinin üretilmesine özen gösterilecek, küçük sanayi girişimlerinin, küçük el sanatlarının üretkenliklerinin yükseltilmesine ve ürünlerinin çeşitlendirilmesine yardım edilecek, pazarlamada gerekli kolaylıklar sağlanacak ve küçük ticaret korunacaktır.

MADDE 9: Kürdistan İşçi Partisi, toprak devrimini köylüler yararına uygulayacak ve TOPRAK İŞEYENİNDİR sloganını gerçekleştirecektir. Büyük toprak ağalarından alınarak işlemek üzere köylüye verilecek toprağın sahiplik hakkı garantilenecek, köylüler, aracı ve tefecilerin elinden kurtarılacak, üretimi arttırma ve pazarlamada köylülere her türlü yardım yapılacaktır.

MADDE 10: Adaletsiz ve zor koşullar altında topraksız ya da az topraklı köylüler aleyhine yapılmış olan her türlü anlaşmalar fesh edilecek, köylülerin banka ve tefeci borçları, toprak kira anlaşmaları ve faiz borçları iptal edilecek. Sözkonusu anlaşmalarla konan bütün ipotekler kaldırılacak, senetler imha edilecektir. Köylüleri aşırı faizlerle borçlandırarak büyük servetler biriktiren aracı ve tefecilerin servetlerine elkonacak, tefecilik ve karaborsacılık yasaklanacaktır.

MADDE 11: Orta halli köylülerin mallarına ve topraklarına el sürülmeyecek ve mülkiyet haklarını koruyan yasalar çıkartılacaktır. Ayrıca topraklarının islahı için HALK İKTİDARI tarafından kendilerine yardım edilecektir.

MADDE 12: Toprak veriminin yükseltilmesi için traktör ve diğer tarım makinaları istasyonları kurulacak, köylülere tarım için gerekli her türlü alet ve makina, faizsiz kredi, tohumluk ve gübre sağlanacaktır.

MADDE 13: Millileştirilecek olan sömürgeci devletin yurdumuzdaki üretme çiftlikleri ve bazı hazine toprakları üzerinde, HALK İKTİDARI eliyle işletilen örnek tarım kooperatifleri kurulacak ve köylülerin bu kooperatiflere kendi istekleri ile katılmaları için çalışılacaktır. Köylüler, hiçbir şekilde tarım kooperatiflerine girmeye zorlanamazlar.

MADDE 14: Halkımızın ulusal ve toprak devrimi mücadelesine karşı çıkmayan toprak ağaları ve ailelerine kendilerine yetecek kadar toprak ve alet bırakılacak ve bu alandaki mülkiyetleri korunacaktır.

MADDE 15: Ulusal Demokratik Halk Devrimi mücadelesinde, sömürgecilerin ve yerel gericilerin yanında yer alarak halkımıza ihanet edenlerin topraklarına ve her türlü mallarına elkonacak ve toprakları karşılıksız olarak köylülere dağıtılacaktır.

MADDE 16: Toprak dağıtım işlemi ve toprak devrimi programının uygulaması, işçi ve köylüler tarafından seçilmiş bulunan kişilerden oluşacak komiteler tarafından partimiz yönetim ve denetiminde yürütülecektir.

MADDE 17: Göçebe aşiretler karşılıksız olarak toprağa yerleştirileceklerdir. Hayvancılığın modernleştirilmesi ve geliştirilmesi, hayvan ürünlerinin üretiminin artırılması ve pazarlaması için gereken bütün olanaklar harcanacak, mera, otlak ve yaylaklar ücretsiz olarak halk yararına sunulacaktır.

MADDE 18: Şimdiye kadar sömürgeci politikaya uygun olarak imha edilmeye çalışılan ülkemiz ormanları islah edilip genişletilecek ve bu suretle Kürdistanın ekonomik yönden kalkındırılmasına katkıda bulunulacak ve ülkemiz tabii güzelliğine kavuşacaktır.

MADDE 19: Kürdistan İşçi Partisi sanayi ve tarım işçilerinin sosyal, ekonomik ve politik hak ve isteklerini çağımızın koşullarına uygun olarak, işçi sınıfı ideolojisi ışığı altında yerine getirilecek ve onların mücadelesinin öncüsü olacaktır.

MADDE 20: Kürdistan İşçi Partisi, insanca yaşama koşullarına uygun olarak halkımızın konut, yol, su ve elektirik gibi hayati sorunlarının çözümlenmesine öncelik tanıyacak ve halkın yaşam seviyesinin yükseltilmesine çalışılacaktır.

MADDE 21: Kürdistan'ın sağlık, eğitim ve öğretim hizmetlerini tamamen karşılıksız görülecektir. Kürdistanda Kürt ve ulusal azınlıkların çocukları için eğitim her kademesi ile ders kitap araç ve gereçleri tamamen parasız olacaktır.

MADDE 22: Kürdistan'da yaşayan bütün bireylerin emeklilik ve sigorta hakları garantilenecektir.

MADDE 23: Erkek ve kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal hak eşitliği garantilenecektir. Kadınları ortak mücadeleye tümüyle katılmalarına yardım edecek olan mesleki ve kültürel gelişmeleri sağlanacak, kadınlar gerici geleneklerden kurtarılacaklardır.

MADDE 24: Kürdistanda vatan hainleri dışında bütün halkımızın seçme ve seçilme hakkı tanınacak, konuşma, düşünme, toplanma, gösteri yapma, yerleşme ve seyahat özgürlüğü sağlanacak, haberleşme, kişi ve konut dokunulmazlığı güven altına alınacaktır.

MADDE 25: Kürdistanda resmi dil Kürtçe olacaktır.

MADDE 26: Devrimci demokratik halk kültürü ve eğitimi geliştirilecek, halkımızın kültür ve bilim seviyesi yükseltilecektir. Eğitimin bütün aşamalarında Kürdistan çocukları kendi ana dilleri ve ulusal kültürleriyle yetiştirileceklerdir. Kürdistandaki ulusal azınlıkların, ana dilleri ile kültürlerinin gelişmesi sağlanacaktır.

MADDE 27: Demokratik halk iktidarı döneminde, yerel yöneticiler halk tarafından seçilecek, tüm idari yönetim birimleri ve memurları partinin denetimine tabii olacaklardır.

MADDE 28: Kürdistan İşçi Partisi, milliyet, ırk, din, dil ve mezhep farkı gözetmeksizin insanlığa dayalı bir eşitlik garantiliyecek, vicdan ve ibadet özgürlüğüne saygı gösterecektir.

MADDE 29: Kürdistan İşçi Partisi, tam hak eşitliği ilkesine sadık kalarak Kürdistanda yaşayan bütün ulus ve ulusal azınlıklar arasında eşitliği ve karşılıklı yardımlaşmayı pratikte uyguluyacaktır.

MADDE 30: Kürdistan İşçi Partisi, Kürdistanda bilimin ve tekniğin geliştirilmesi için çaba sarfedecek bilim adamlarına her türlü kolaylığı sağlayacaktır.

MADDE 31: Kürdistan İşçi Partisi, başta sosyalist dünya sistemi olmak üzere, dünya ulusal kurtuluş hareketlerinin ve uluslararası işçi sınıfının bağımsızlık, demokrasi, ve dünya barışı için emperyalizme her türlü sömürgeciliğe ve ırk ayrımına karşı verdiği mücadeleyi destekler.

MADDE 32: Ulusların kendi kaderlerini bizzat kendilerinin tayin hakkına saygılı olan ve savunan, barış, eşitlik tarafsızlık ve egemenlik hakkına saygılı, insan haklarına ve adalete bağlı butün halklar ve devletlerle dostluk ve dayanışma siyasetini sürdürür.

MADDE 33: Ülkemizin sömürgeleştirilmesinin bir sonucu olarak kurulan, sosyalist dünya sistemi ve ulusal kurtuluş mücadelesi veren tüm ülkeler için sürekli bir tehdit ve tehlike olan emperyalistlerin ve sömürgecilerin üsleri, askeri birlikleri ve personellerini yurdumuzdan atacak, bunların bir daha kurulmasına izin vermiyecek olan partimiz aynı zamanda hiçbir askeri ittifakın himayesini de kabul etmeyecektir.

MADDE 34: Kürdistan İşçi Partisi, dünya halklarının emperyalizme, sömürgeciliğe, ırk ayrımına ve faşizme karşı mücadelelerini, orta-doğu halklarını emperyalizme, sömürgeciliğe, siyonizme ve her türlü gericiliğe karşı verdikleri mücadelelerini ve yiğitliklerini saygıyla selamlar.

MADDE 35: Kürdistan İşçi Partisi, Irak Kürdistanında ve bölünmüş olan yurdumuzun diğer parçalarında, emperyalizme ve ırkçı-sömürgeciliğe karşı kahramanca savaşan Kürdistan halkının ilerici ve devrimci güçlerini desteklediğini açıklar.
 
© Kitêbxaneya Kurdî 18-07-2000
 
 

26.11.2004 03:29:53
herşey güzelde biri bana bunun kürt milliyetçiliği olmadığını açılayabilirmi

09.02.2006 06:36:15
evet kürt milliyetçiliği olduğunu söylemek yanlış olmaz. sonuçta asıl hedef kendi ulus-devletini ( kürt devletini ) kurmak. fakat başka bir devletin ( türk devletinin ) egemenliği altında ulusal haklarından mahrum yaşamak zorunda bırakılmış bir halkın milli taleplerle mücadele etmesi kadar doğal ne olabilir ? kendi ulus-devletini kurmuş ( örneğin türkler ) ve bu sayede ulusal sorunu hallolmuş (1923) bir halkın milliyetçileri ile ezilen ( yani kendi ulusdevletini kuramamış ) bir halkın milliyetçileri bir tutulabilir mi? ezilen ulus milliyetçiliği doğası gereği demokratik, diğer uluslarla eşitlik taraftarı ve barış yanlısı olmak mecburiyetinde. türk milliyetçiliği ise saldırgan ve diğer uluslar üstünde hak iddia etmek durumunda. son 50 yıldır dünyadaki ulusal kurtuluş savaşlarının çoğu başarıya ulaştı ve dünya genelinde ulusan sorun büyük ölçüde çözümlendi. fakat tc nin 80 yıllık inkar ve imha politikası bazı rötüşlarla halen sürüyor. şu unutulmamalı ki kürtlerin ulusal özgürlüğü, türkiye işçi sınıfının ve diğer ezilen türk halk kesimlerinin de bir ölçüde özgürlüğü anlamına gelir. son 20 yıldır bütün ağırlığıyla süren devletin kara propagandasına, yalanlarına, çarpıtmasına rağmen kürt meselesine önyargısız ve cesurca yaklaşmak gerek derim ben. ve eklemeliyim ki, kürt değilim ama kürt halkının kendi kaderini özgürce tayin etme hakkını savunuyorum.

deniz 09.02.2006 09:05:43
bence de bir milet kendi kaderini tayin edebilmeli.

ama evden kaçmaya çalışan kızkadeşine engel olmak istenmez mi ?

penche 27.02.2007 15:04:42
arkadaşlar ben pkk nin 1984 e kadar sahip çıkarım ama ondan sonra abd ile işbirliğine girdi ben daha neyini destekleyeyim

zuğaşi berepe 11.08.2007 17:56:24
bu forumda terör örgütü propagandası yapmak serbest mi?

11.08.2007 18:04:36
Forumun sloganı "ÖZGÜR BİLİNCİN İFADE ZEMİNİ".

Tigris 11.08.2007 18:18:10
Al işte komunistmişte,
solcuymuşta,
efendim halkların eşitliğiymiş,
bir de gelmiş hala utanmadan propaganda yapıyorsun..

PKK'yı sen mi öğreteceksin bana,
büyük büyük yazmış bide,
gözünüze girsin...

birisi soruyordu pkk'ya kim komunist devrimci dedi diye,
al işte konuş şimdi..

PKK zihniyetine izin veren,
sol ideoloji için,

oturupta sol neden sol değildir,
sol nereye gidiyor gibi soruların mantıksızlığı

çözüm buluyor..

Bunlar gibiler yüzünden
daha nice yıllar sol kurtuluş yerine
terörist yuvası olarak görülmeye devam edecektir..

...σzαη... 11.08.2007 18:19:47
öyle fakat bu gercekten bir örgüt propagandasi,hemde katil bir örgütün,sizinle tartismayacagim  ....

özgürlük nerde baslar ve nerde biter ...

zuğaşi berepe 11.08.2007 18:20:03
sizin özgürlük anlayışınız nedir?ben kendi ideallerim uğruna seni kessem,sonrada burada reklamını yapsam özgür düşünce mi olacak bu?

11.08.2007 18:25:52
O özgür "düşünce ve ifade" olmaz.

Benim özgürlük anlayışım ise başkalarına dayatma seviyesine gelmeyecek şekilde ve tartışılmaz temel insan haklarına aykırı olmayacak şekilde düşünme ve hareket özgürlüğüdür.

Elbetteki benim yaşam hakkımı almaya kalkmanın özgürlük ile hiç bir alakası yok.

zuğaşi berepe 11.08.2007 18:31:45
bak isteyince ne güzel söylüyorsunuz.birileri bi taraftan dediğiniz gibi yaşama hakkı alıyor,yandaşları da burada reklamını yapıyor,siz ise karşı duracağınıza özgürlük zırvalarıyla bu insanlara maşa tutuyorsunuz.bravo.

11.08.2007 18:39:12
Burda sen gelip bunların neden yanlış olacağını anlatmaya kalkmayıp,direk bu şekilde bir yargıda bulunursan malesef ne pkk son bulur ne de insanca bir yaşam ideali gerçekleşir.


Tigris 11.08.2007 18:50:51
Görende arkadaş kapitalizmin sonunu getirmiş,
bize pkk'yı nasıl yok edeceğimizi anlatıyor sanır.

töbe töbe Smiley


Sayfa: [ 1 ] 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11