SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İslamiyet

Konu: Nur Cemaati

Sayfa: [ 1 ] 2 3 4

23.11.2004 12:46:18
Sanirim hepinizin pesine takilmislardir lisede veya universitelerde ellerindeki kucuk risalelerle birseyler okumaya kalmislardir..Fikir olarak belki benim gibi dusunenlerle pek ilgilenmeselerde görusu olmayan veya dine daha yakin olanlarin pesinde kostuklarini cok görduk..Bunlarin amaci gercekten Teblig mi?...Neden böyle bir yolla kitle kazanmaya calisiyorlar? SIK bogaz ediyorlar gibi gelmiyor mu? Nedir gercek amaclari? gercekten din ögrenmek isteyene neden Kuran degilde o kucuk kitapciklari veriyorlar surek li?

deniz 23.11.2004 12:49:33
bu işin profesyonel satıcıları onlar.
işlerini çok ii yapıyorlar.
 

23.11.2004 12:51:44
Peki amadeus Madem amaclari dini satmak o kucuk kitaplari okudum Kurandan daha zor..öyle bir amacim olsa gider kurani okumazmiyim?Hadi o kitalar kuranin özeti ve daha hafif dille anlatilis olsa anlarimda bunlar ne satiyor? Dini mi? baska birsey mI?

deniz 23.11.2004 13:16:59
feto klasik bir erzurumlu/milliyetçi/vaiz dir.
edebiyatı çok güçlüdür. çok iyi etki bırakır insan üstünde.

said nursi bir kürttür. dili çok ağır bir osmanlıcadır. kendi katagorisinde uzun ve zor anlaşılır cümleler kurar. bizim IMAN adlı üyemize çok benzer tarzı. ama o da karizmatik bir şahsiyettit.

nurcuların değişik fraksiyonları var. benim bildiklerim şunlar. eksiğim yanlışm varsa düzeltin.

en büyükleri fetocular: milliyetçi muhafazakar. fetonun ruhaniyitini said nursi ve peygamber ile bütünleştirirler. dolayısıyla feto ve said nursi kutsaldır.

yazıcılar: said nursinin kitaplarını o yaşarken yazarak çoğaltan kişlerden alırlar isimlerini. bunalrdan milliyetçi ve muhafazakardır. said nursiden sonra onun yazıcılarını ve yakın adamlarını kutsarlar. risaleleri günümüz türkçesine çevirmeye karşı çıkarlar.

kürtçüler: said nursinin kürt olmasına vurgu yaparlar. risalalerin içeriğinden kürdistan ve kürtlükle ilglli kavramların çıkartıldığını iddia ederler. bi derileri vardı. şimdi hatırlamıyorum ismini. o dergiden isimlerini alırlar.

yeni asyacılar: süleyman demirelin said nursi tarafından işaret edilen halefi olduğunu inanırlar. demirelin iktidara gelmesine muhafazakar oyları yönlendirmek için kullanılmıştır. yeni asya gazetesi etrafında kümelenirler. bunlarda muhafazakar milliyetçi olmakla birlkte siyasal anlamda iğrençtirler. sistemin islamcıları sistem içine çekmenni islamcı siyasal bilincin oluşmasına engel olmak türetilmişlerdir. bürokrasi ve eğitimde güçlüdürler.

23.11.2004 13:19:14
Nurcular nurculuğu,komünistler komünizmi,anarşistler de anarşizmi anlatır ve doğaldır bu ama ben kemalistlerin kemalizmi anlatma direncini hiç birinde görmedim.

23.11.2004 13:37:55
sevgili buz Tamam komunistler komunizmi anlatir..Anarsistler anarsizmi fakat nurcular nurcuglugu anlatacaklarina dini anlatsinlar o zaman demek istiyorum?

23.11.2004 13:48:19
Nurcular bir tarikatı temsil ediyorlar ve bu tarikatı anlatıyorlar.Gerçi bana pek rağbet ettikleri söylenemez ya da benim tanıdığım nurcular bana pek içeriklerini anlatmıyor ama sonuçta İslam'ı değil nurculuğun müslümanlığını anlatmaya çalışıyorlar.

 

26.11.2004 23:07:11

  buz


nurculuğun müslümanlığı nasıl oluyor biraz açabilir misin?

26.11.2004 23:27:18
Nurcuların amacı şeriattir.

korkmayın komplo teorisi üretmeyeceğim, ve şeriati olduğu anlamda kullanıyorum.

yani kuran merkezli bir toplum ve devlet örgütlenmesi, kuranın ortaya koyduğu kural ve esaslara uygun bir yaşam.

amaçlı budur fakat bildiğimiz daha çığırtkan ve eylemci şeriatçi tipinin aksine bunların politikası çok açıktır: sinsice mevcut örgütlenmelere sızma.

nurcular tahmin edemeyeceğimiz kadar kurumların içine sızmış bulunmaktalar, fem çığ gibi büyüyor.

nurculara karşıt insanlar bile çocukları iyi eğitim alsın düşüncesiyle bu kurumlara veriyor çocuklarını, ateşli fem karşıtı olup feme giden birsürü insan var.

eğitim dümenini iyi kurmuşlar ve olayın üzerine ciddi eğiliyorlar, eğitimle insanları kendi yanlarına çekme fikri fethullah gülen'e ait.

risalei nur esasında kurandan farklı birşey içermiyor, çeşitli örneklerle kuranda yazanların kanıtlanmaya çalışıldığı kitaplar bunlar. tanrının varlığı falan filan, hepsini "bilimsel" olarak çözmüşler..

yöntemleri ikiyüzlülüğün en üst seviyesidir belkide, öğretmenleride derslerde küfürlü, belaltı espriler yaparak, futbol maçları falan filan düzenleyerek daha bi saf, temiz öğrencileri saflarına çekme çabasındadır.

esasen "dini düzen kurma yanlıları" hakkında çelişkili düşüncelerim var, insanların inançlarını kimseye bağlı kalmadan savunabilecekleri bir düzeni savunuyorum fakat ilahi dinler buna aykırı, yani onlar her zaman için bir yayılma, başkalarını etkileme ve propaganda amacında olacaklar, ayrıca kendileri söz konusu olunca özgürlükçüler ama dinleri emrettiğinde ne demokrasi ne özgürlük ne insan ne başka bişey tanımazlar. dine inanmayanları düşman belleyen bir dinle demokratik düşünceler nereye kadar bir arada gidebilir? bilemiyorum..

26.11.2004 23:48:04
bedüzzaman said nursi bitlisin hizan kazasını nurs köyünde 1873 yılında dünyaya gelmiş 1960 yılında ölmüştür eserleri arasında sözler sikkey-i gayb-i tasdik işaretül icaz lemalar mesnev-i nuriye asay-ı musa barla laikası kastamonu laikası şualar

amacı kuran-ı kerimin tam kapsamlı açıklamasıdır dilinin osmanlıca ve ağır olmasının tek nedeni yeni türkçede kelimelerin bozulacğaına inandığını söyler fakat buna binayen abdulla yeğin adlı talebesi tam bir osmanlıca türkçe lugati çıkartıp bu kargaşayı ortadan kalmıştır said-i nursinin kitapları bir çok dile çevrilip neşredilmiştir asıl amacı iman konusunda insanları  bilgilendirmektir bitlisli olduğu için 1900lü yıllarda istanbula geldiğinde kendisine bedüzzaman denmiştir kendisi yarı ümmidir yazmayı bilmez fakat fenni ve siyasi ilimlerde zamanın en büyük alimlerinden dersler almıştır ilk büyük olaylarındna bir şamdaki camiyi emeviyede bütün islam alimlerine verdiği sınavdır ve islam alimleirnin takdirini kazanmıştır ve ilk risalesini neşretmiştir hutbey-i şamiye adı altında bugünkü fettullah gülen kesinlikle kendisini görmemiştir ve onla alakadar olmamıştır zaten said nursinin gercke talabeleri fettulah güleni tanımaz  ona risale-i nur yayınlama hakkı vermemişlerdir kendisinin eserlerini telif eden yayın evleri sözler timaş yeni asya yeni nesildir en büyük mücadelesini istiklal mahkemelerinde vermiştir zamanın istiklal mahkemeleri hakimi kel aliye karşı büyük bir mücadlee örneği vermiştir kel ali ona sen atatürke deccal diyorsun oda ahyır ben deccal demedim siz dediniz kel ali ona ne sarık diye tekrar sorar çıkart der oda kendi talbeleri arasında dilden dile dolaşan şu sözü söyler ya bu kelle gider ama sarık gitmez der 1 dünya harbinde milis kuvvetlere albay olarak atanır ve ülke müdafasında bulunur ruslara esir düşer ve sibiryayay gider rus orduları komutanı said nursinin bulunduğu esir kampını ziyaret eder herkez ayağa kalakar eğilir said ayağa kalkıp eğilmez rus komutanı sen nedne kalkıp saygını göstermezsin der biz ancak allahın önünde eğilirzi der ve idama mahkum olur iki infaz anınd aiki rekat namaz kılmak için izin ister ve namazını kılarken rus komutanı hayretler içind eizler bu huzur veren duruşuna akrşılık saidin serbest bırkaılmasını söyler ve ülkeye geri dönmesine izin verilir ömrünün çoğunu istikalla mahkemelerinden geciren said sürgün üstüne sürgün yer ilk meclis acılımasında musta kemal said nursinin ulviyetindne yararlanmak için meclis acılış konuşmasını yapmasını ister said nurside namazın yararlarındna bahser ve islami konularda nasihatlarda bulunur bunun üzerind emeclisde bir mescid acılır ve bazı vekiller namaz kılmaya başalr mustafa kemal bunun üzerine said nursiyi çağırı biz sana açılış konuşması yap deidk sen dinden bahsettin naamzdan bahsettin der said nursi elleirni catal yaparak mustaa kemalin gözüne tutar paşa paşa der namaz dinin direğidir kılmayan medruhtur yani kovulmuştur der ve atatürkle çatışması başlar atatürk ne onu idama mahkum edebilir cünkü kürtlerin tepkisini çekmekten korkar şeyh saidi palo isyanında şey said said nursiye benimle bir ol der said nursi bu cumhuriyet yıkılmak için kurlmamıştır der ve isyana iştirak etmez..

said nursi ömrünün %80 hapislerde gecirip tüm kitaplarını hapsilerde yazar ne din simsarlığı yapar nede din satıcılığı bir fikir adamıdır said nursi kimi çevrelerce tarikat diye adlandırılan nur cemmati tarikat değil hatta tarikata karşıdırı bunuda said nursi şu sözüyle açıklar devir tarikat devri değil devir iman kurtarma devridir

bu söylediklerimin kaynakalrı tarihcey-i hayat adlı kitapda bulabilirsiniz nebir eksik ne bir fazla zaten kişileirn yaptıklarına önem vermez şu sözü bu olaya daha iyi delil olur kemhiyet çoğalacak keyfiyet azalacak yani çoğaldıkc abu cemaat bunu keyfiyle yapan olmayacak kendine ait mal varlığı olamayan ömründe evlenmeyen
biridir said nursi

ben bunlair nedne anlatim ben said nursinin devrimci yanına saygı duyuyorum ve ona bir hayranlık besliyorum mücadeleci bir kimliğe sahip olduğu için

saygılarımla  

09.12.2004 17:59:31
nur cemaati kuruluşunda zaten devletin desteğiyle kurulmuş bir cemaattir.. orta asyadaki türk devletlerini ve dünyanın çeşitli  yerlerindeki  türkleri ve müslümanları türk  devletine bağlı ve saygılı yetiştireibilmek için kurulmuştur.. .

bu gün emniyet müdürlüğü bütün nur evlerinin yerlerini içlerinde kalan kişilere  kadar bilmektedir... yurtlarda kimler kalır nerelere giderler hepsinin kaydı emniyette tutulmaktadır.

özellikle türki cumhuriyetlerde devletin önemli kademelerindeki insanların çocukları fg ni okularrında okumaktadır...

en önemli desteklerini Turgut Özal dan gördüklerini düşünüyorum...

peki nasıl oldu bu insanlar vatan haini ilan edildi...

Türkiyede kimin tarafından başlatıldığı bilinmeyen bir süreç var. bu süreç başladığı andan itibaren türkiyede ne kadar dinle alakalı kurum , kuruluş, şirket, sermaye,  radyo, gazete, televizyon, yazar varsa hepsine tek tek operasyonlar yapıldı..

başörtü mevzusu arkasında ordudan çıkarılanlar...  sonra devlet daireleri arkasından en son bir mahkemeden de birisinin atılması...

tabi bu furyanın içerisine vaktiyle devletin kendi eliyle beslediği cemaatler kurumlar da katıldı...

ve fet. gül. amerakiya gitti..

bu işin siyasi boyutu...

gelelim manevi boyutuna
 
bu kadar büyük bir cemaatin oluşturulabilmesi için gerekli derinlik SaidNursi den başlayan ve onun yerine Allahü Teala tarafından Fetullah gülenin atandığı gibi bir senaryo ile oluşturulmaya çalışdı.. gerekli yetişmiş insan gücü fem den ve taa ortaokuldan hatta ilkokuldan başlayan ve üniversiteye kadar hep aynı cemaatin okullarında yetişmiş insanlardı
bu insanlar yurtdışına çıkmış ve mesela amerikadaki büyük abileri tarafından kollanan ve gerekirse yurtdışında bile eğitim alan süper eğitimli bir topluluktu...

tabi bu topluluğun siyasi görüşü fetullah gülen istediği şekilde ve fetullah gülenden istendiği şekilde devletin önemli kadrolarında yer almaları ve kontrolün fetullah güleni kontrol edende olması idi...  

bu işi ciddiyetle ve samimiyetle yapılabilmesi ancak din temeli ile mümkün olabilirdi ve netekim öyle de oldu.. Fetullah gülenin asrın müceddidi ( her yüzyılda veya dönemde Allahü Teala'nın seçtiği dini toparlayacak adam ) olarak lanse edilmesiyle mümkündü...

Risale-i nur külliyatının büyüklüğünün arkasına saklanarak onun içindeki güzellikleri sanki fetullah gülen söylüyormuş gibi insanlara aktarmak tam bir ikiyüzlülük.. ilk başta külliyatı oku arkasından fet. gül.  prizma oku sonra tekrar külliyat oku arkasında gene prizma... araya biraz Kuran'ı Kerim...  bu çorbadan ye iç...  ve bizim için çalış...

evet Allahü Teala her zaman her an yer yüzünde bir müceddini bulundurur ama bu kişi Fetullah Gülen değil...  

Yazıklar olsun mücedidlik makamını bilipte onu kendi menfaatlerine kullananlara yazıklar olsun Allah'ın dinini kendi menfaatleri doğrultusunda kullananlara... yazıklar olsun...  

deniz 09.12.2004 19:46:40
humanist,

peki bu işlerin ilk sorumlusu feto yada cemaati midir ?

taa bediüzzaman dan başlayablir mi bu gizli işler ?

veya daha ötesinden ?

 

deniz 12.12.2004 12:14:07
MERAK EDİLEN BİR CEMAAT..
SAİD NURSİ’DEN FETHULLAH GÜVEN’E NUR HAREKETİ !
 
 
Sabah yazarı Emre Aköz, Said Nursi'den Fethullah Güven'e 75 yıllık Nur hareketini yazıyor. İşte milyonların ilgi duyduğu Nur hareketi hakkında hazılanan yazı dizisinin ilk bölümü..  
 
 
 
OLAĞANÜSTÜ VE SIRADIŞI BİR HAYAT YAŞADI

Milyonların ilgi duyduğu Nur hareketini başlatan Bediüzzaman Said Nursi 1876-1960) olağanüstü bir hayat yaşadı Fotografik hafızasıyla tuğla gibi kitapları aklında tutan Said Nursi hiç evlenmedi, kadınlardan daima uzak durdu.

Geçen gün İstanbul Beşiktaş'taki Kabalcı Kitapevi'nde dolaşıyordum. Gözüme bir kitap çarptı: 'Atatürk, Din ve Din Adamları.' Yazan: Prof. Ali Sarıkoyuncu. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları'ndan çıkan kitap dört baskı yapmış. Nur hareketi üzerine dizi hazırlıklarımız sürdüğü için merak ettim tabii. Kitabı karıştırdım. Said Nursi'yle ilgili bir bölüm göremedim. Bunun üzerine 'dizin' kısmına baktım. İbare şuydu: "Said-i Kürdi (Nursi): 123." Hemen 123'üncü sayfayı çevirdim. Said Nursi'nin adının geçtiği cümle şöyleydi: "İlk adı Cemiyet-i Müderrisin (Medrese Öğretmenleri Derneği) olan Teali-i İslam Cemiyeti'nin yönetim kurulunda, Mustafa Sabri (Başkan), İskilipli Mehmet Atıf (İkinci Başkan), Said-i Kürdi (Nursi) - İttihat ve Muhammediye Cemiyeti önderlerinden - bulunuyordu."

RESMİ TARİH YOK SAYIYOR

Ardından da şu cümle: "Teali-i İslam Cemiyeti, Kuva-yı Milliye aleyhinde bildiriler yayınlamıştır." Nasıl yani? Bu kadar mı? Bitti mi? Bunu okuyan herhangi bir kişi şöyle düşünür: "Haa, demek ki Said Nursi, Kurtuluş Savaşı'na karşıydı." Peki o zaman nasıl oldu da 1922 sonbaharında Said Nursi, ısrarla Ankara'ya davet edildi? Nasıl oldu da Millet Meclisi'nde Said Nursi için resmi bir 'hoş geldiniz' töreni düzenlendi? Bu bir çelişki değil mi? Kurtuluş Savaşı'na karşı çıkan bir din adamı niye Ankara'ya davet edilsin? Niye Meclis'te törenle karşılansın? Ve bir soru daha: Böyle bir dini kişilik nasıl olur da Atatürk'ün din adamlarıyla olan ilişkilerini anlatan bir kitapta yer almaz? Çok tuhaf! Said Nursi üzerine sohbet ettiğim çoğu kişi bu Ankara ve Meclis olayını bilmiyordu. Her duyan, "Ciddi misin, gerçekten böyle bir şey olmuş mu? Peki sonra ne olmuş da Said Nursi, 'Cumhuriyet düşmanı gerici' ilan edilmiş" diye soruyordu. 81 yıllık Türkiye tarihinin bu ilginç kişiliğini anlamamız için daha gerilere gitmemiz gerekiyor... Taa 1876 yılına...

BİR RÜYA HAYATINI DEĞİŞTİRDİ

Said Nursi, Bitlis'in Hizan kazasına bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğdu. Annesinin adı Nuriye, babasının adı Mirza'ydı. Kürt kökenli bu ailede tam yedi çocuk vardı: Dürriye, Hanım, Abdullah, Said, Mehmed, Abdülmecid, Mercan... Küçük Said gayet zeki, kendisine söyleneni olduğu gibi kabul etmeyen, sorular soran, zihnine takılan bir şeyin cevabını yıllar sonra bile arayan bir çocuktu. O dönemde TV, radyo yoktu. Köylere gazete gitmezdi. Müslüman halkın fikir ve inanç ihtiyacını dini sohbetler, Nakşi şeyhlerin dersleri karşılıyordu. Hocalar 'medrese' adı verilen bir organizasyonla gençleri eğitiyordu. 'Medrese' deyince aklınıza bugünkü okullar gelmesin. Okumaya, öğrenmeye eğilimi olan meraklı gençler bir hocanın kurduğu, çoğu bir camiye yaslanan, küçük çaplı dershanelerde bir araya geliyor... Burada yiyor, içiyor, eğitim görüyor, medresenin ve hocanın çeşitli işleriyle uğraşıyordu.

Said Nursi de aynı yoldan gitti. 6 yaşındayken Molla Mehmed Efendi'nin medresesine devam etti. Ardından abisi Abdullah'tan dersler aldı. Bir başka eğitim ocağı Tağ medresesiydi. Küçük Said'in kabiliyeti hocalarının dikkatini çekiyordu. Ancak Said henüz ne yapacağını bilemiyordu. Derken bir gün rüyasında peygamberi gördü. Bu rüya onu derinden etkiledi. 1888 yılında büyük bir şevkle din eğitimine yöneldi. Bitlis'teki Şeyh Emin Efendi medresesine gitti. Ardından diğerlerine... Daha sonra onu Erzurum'un Bayezit (bugün Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesi) kasabasındaki Şeyh Mehmed Celali medresesinde görüyoruz. Burada Said'in becerisi, azmi, zekası daha da belirgin hale geldi. Dönemin medreselerinde öğretilen tüm kitapları üç ay gibi çok kısa bir sürede okudu. Aslında bu mucizevi bir beceriydi. Çünkü diğer öğrenciler o kitapları kavramak için uzun yıllar çaba gösteriyordu. Bu becerinin ardında iki temel nokta vardı:

* Said kitaplarda yer alan, bugünkü dille 'not' (şerh ve haşiye) bölümlerini atlamış, ayrıntılara girmeden doğrudan ana metinleri okumuştu.

* Kısacık bir dönemde 80 kadar önemli kitabı 'kavrayarak' okuyabilmesinin bir başka nedeni de müthiş hafızasıydı. Benim anladığım kadarıyla Said Nursi olağanüstü bir 'fotografik hafıza'ya sahipti. Ancak fotografik hafıza geçicidir. Öğrenilenler bir süre sonra unutulur. Said Nursi daha sonra göreceğimiz gibi kitapları ara ara okuyarak hafızasını tazeliyordu. Dönemin din bilginleri defalarca Molla Said'i sınava çektiler. Bu sınavlarda hem okuduğu kitaplardan bölümler soruldu, hem de bunları yorumlaması istendi. Genç yaşına rağmen Said zorluğun üstesinden geldi; olaya şahit olanlar şaşırıp kaldı.

'BEDİÜZZAMAN' NE DEMEK?

Onun bilgisini sorgulayanlardan birisi de Siirt'teki ünlü Molla Fethullah Efendi'ydi. Said'in üstün becerisi karşısında hayran kalan hocası, Said'e 'Bediüzzaman' demeye başladı. Çünkü onu eski din alimlerinden Bediüzzaman-ı Hemadani'ye benzetmişti. 'Bedii' kelimesinin 'güzellik ölçülerine uyan', 'gözü ve gönlü okşayan', 'beğenilen' ve 'estetik' gibi anlamları vardır. O halde Bediüzzaman; 'Zamanın güzeli', 'Dönemin harikası' demektir. Din eğitimi alan öğrenciler neticede birer gençti. Aralarında kıskançlıklar, gruplaşmalar oluyordu. Bir keresinde Molla Said küçük yaşına rağmen tartışmalardan galip çıkınca bazı talebeler üstüne yürümüş, onu dövmeye çalışmışlardı. O günden sonra Said yanında bir hançer taşır oldu. Ona 'Said-i Meşhur' diyenler de vardı. Böylece Said Nursi toplum hayatında önemli bir kişi olarak ortaya çıkmaya başlıyordu.

VALİNİN KIZLARINA YÜZ YOK

Nasıl Batı'da zengin ve güç sahibi kişiler sanatçıları himaye ederse... TV'nin olmadığı dönemlerde nasıl çeşitli konularda paneller, geceler, tartışma seansları düzenlenirse... Bunların bir benzeri Osmanlı toplumunda da oluyordu. Said Nursi bir medreseden diğerine geçiyor, bir kentten diğerine seyahat ediyor... Oralarda karşılaştığı din alimleriyle tartışıyordu... Mesela dönemin Bitlis valisi Ömer Paşa'nın konağında kaldığını biliyoruz. Burada kendisine bir oda tahsis edildi. 20 yaşlarındaki Said Nursi vaktini kitap okumakla geçiriyordu. Hem de ne okuma! Kitapları hafızasına kaydediyordu. Bir kitabı ezberliyor, üç ay sonra tekrar ona dönüp ezberini tazeliyordu. Eşi vefat etmiş olan Ömer Paşa'nın altı kızı vardır. Said bu kızlarla ister istemez karşılaşır. Hatta bazen kızlardan biri odasına girmek ister.

DEDİKODULAR BOŞA ÇIKTI

Bu arada kentte dedikodu çıkarılır: Nasıl olur da Ömer Paşa, Said gibi bir delikanlıyı, bakire kızlarıyla yalnız bırakmaktadır? Olacak iş midir?" Kızlar ise bambaşka bir hikaye anlatmaktadır babalarına: "Bu Said ne biçim bir adam? Bizi odasından kovuyor. Karşılaştığımızda yüzümüze dahi bakmıyor!" Bu durum iki yıl boyunca sürer. İki yılın sonunda Said hâlâ altı kızı birbirinden ayırt edecek durumda değildir! Bu temayı daha sonra da göreceğiz: Said Nursi hiç evlenmemiş ve ömrü boyunca kadınlardan uzak durmuştur. O halde bir soruyla bugünü bitirelim: Bugün Nur cemaatinin önde gelenleri arasında hiç kadın olmamasının bir nedeni de Said Nursi'nin hayat biçimi olabilir mi?

KANAAT ÖNDERLERİ NE DİYOR?

Avrupa Birliği, Kürt sorunu, kadınlar, eğlence, mizah, eşcinsellik gibi Türkiye'nin bugünkü meseleleri hakkında ne düşünüyorlar?.

Mehmet Kutlular'dan Mustafa Sungur'a... Fırıncı 'ağabey'den, Kırkıncı Hoca'ya... Nur hareketinin kanaat önderleri SABAH'ın sorularını cevapladı:

Nasıl Nurcu oldular?

Devletle sürtüştükleri ya da uzlaştıkları noktalar nelerdir?

Yıllarca destekledikleri ABD'ye şimdi niye soğuk bakıyorlar?

Erbakan'a destek vermeyen Nurcu lar'ın, AK Parti'ye karşı tavırları nasıl?

Avrupa Birliği, Kürt sorunu, kadınlar, eğlence, mizah, eşcinsellik gibi Türkiye'nin bugünkü meseleleri hakkında ne düşünüyorlar?

ŞU İSİM MESELESİ

Said Nursi'nin adı, bazen İslami gazetelerde dahi, 'Said-i Nursi' diye yazılıyor. Halbuki bunun iki şekli var: Ya 'Said Nursi', diyeceksiniz ya da 'Said-i Nurs'. Her ikisi de 'Nurslu Said' anlamına geliyor. Hatta ben biraz da abartarak, Bediüzzaman'ın ismini yanlış yazanların onun hayatını bilmediklerini düşünüyorum. Çünkü Nur Cemaati bu konuda hassas. Daima 'Said Nursi' diye yazıyorlar. Kanımca bu konuda ciddi tek bir kitap dahi okuyan herkes ismin doğrusunu bilir.

NİYE NURCULUK DİZİSİ

Üniversite mezunu, İngilizce bilen, aklı fikri yerinde bir arkadaşım var. Bir sohbette sordu: "Abi ya, Bediüzzaman deyip duruyorlar. Bunun anlamı ne?" Anlatmaya çalışırken Nur hareketinin kurucusu Said Nursi'yle ilgili hemen hiçbir şey bilmediği ortaya çıktı. Başkalarıyla da konuştum. Manzara şuydu: Yerden yere vuran da, sempati duyan da bilmiyordu. Bunu fark edince Nur hareketi üzerine bir dizi hazırlamaya karar verdik. Amacımız yermek ya da övmek değil. Önce anlamak! Benim açımdan Nurculuk, 'dini motifli bir toplumsal hareket'. Yani sosyolojik bir vaka. Tabii bu konuda siyasi ve ideolojik tartışmalar var. Bunları bilmiyor değiliz. Ancak olayı bir başka açıdan, 'sakin' bir biçimde de ele almak gerekiyor. Cemaatin, başta devlet olmak üzere çeşitli kurum, kuruluş ve kişilerle olan çekişmesini zaten dizinin ilerleyen bölümlerinde göreceksiniz. Diziyi hazırlarken Haber Merkezi'nden Nevzat Atal ile iş bölümü yaptık. Atal cemaatin kanaat önderleriyle söyleşiler yaptı. Bense kitaplara daldım. Ayrıca Merkez Haber Ajansı da yardımını esirgemedi. Diziyi baştan sona takip ederseniz... Nur hareketi hakkında epey bilgi sahibi olacağınızı tahmin ediyorum. Benim köşe yazılarında kullandığım 'kişisel' üslup burada da karşınıza çıkacak. İyi okumalar!

Sabah [ Emre AKÖZ - Nevzat ATAL ]  
 
Haber Giriş Zamanı : 12:23:22 - 12.12.2004 2
 

12.12.2004 18:39:48
Alıntı
nurculuğun müslümanlığı nasıl oluyor biraz açabilir misin?
Serseri,yeni farkettim,üzgünüm..

Sanırım cümlem doğru kurulmuş değil,sonuçta nurcuların İslamı yaşama ve anlama biçimlerini kastetmiştim.Ya da onların İslam'ı algılayışına bakılarak bütün müslümanlar sorumlu tutulamaz demek istedim.

 

deniz 13.12.2004 10:20:16
sabah gazetesindeki diziye devam ediyorum:

Tımarhaneye yollandı

Said Nursi'nin hayali, bir "Büyük Doğu Üniversitesi" kurulmasıydı. Saray bu fikri 'delilik' diye karşıladı.

Said Nursi, İkinci Abdülhamid'e "Doğu'da okullar açılmalı, dini bilgilerin yanı sıra fen bilimleri de öğretilmeli" diye başvurdu.
Saray bu talebi hoş karşılamadı. "Kim bu adam, deli mi, divane mi?" deyip Toptaşı Tımarhanesi'ne sevk etti.



'Eğer Said deliyse bu alemde akıllı adam yok'

Said Nursi 1907'de İstanbul'a gelip "Doğu'da büyük bir üniversite kurulsun" talebinde bulundu. Saray ise onu akıl hastanesine gönderdi. Hakkındaki rapor övgülerle doluydu!.



Çıkan kısmın özeti

Said Nursi, yedi çocuklu bir Kürt ailenin dördüncü çocuğu olarak 1876 yılında Bitlis'in Nurs köyünde doğdu. Kısa bir süre içinde zekâsının ve hafızasının çok güçlü olduğu ortaya çıktı. Dönemin 'medrese' adı verilen yerel eğitim kuruluşlarına devam etti. Medreselerde esas olarak dini bilgiler veriliyordu. Genç Said 'fotografik' hafızası sayesinde yıllar sürecek bir eğitim dönemini çok kısa bir sürede tamamladı. Deyim yerindeyse didişmekten hoşlanan, ateşli ve atılgan bir kişiliği vardı. En çok sevdiği şeylerden biri diğer mollalarla tartışmaktı. Delikanlı Said kendini dine ve bilime vermişti; kadınlarla hiç ilgilenmiyordu.





Dizinin dünkü bölümünde genç Said'i, Van Valisi Ömer Paşa'- nın konağında bırakmıştık. Daha sonra onu İşkodralı Tahir Paşa'nın konağında görüyoruz... Said zekasını ve üstün hafıza gücünü sadece dini kitaplara yöneltmiyordu. Ne bulursa okuyordu: Tarih, matematik, fizik, astronomi... Tartışmalarda kendi fikrinin doğru olduğunu göstermek için gerektiğinde bir coğrafya kitabını 24 saat içinde ezberine alıyordu! Artık 'Bediüzzaman' kelimesi, sadece eski hocasının taktığı bir isim olmaktan çıkmıştı. Çevreye yayılıyordu. Bu arada Said'in ilgisi siyasi konulara doğru kayıyordu. Mesela Van'dayken bir gazetede İngiliz Sömürgeler Bakanı William Ewart Gladstone'un şöyle dediğini okumuştu: "Kuran ellerinde olduğu sürece Müslümanlar'a hakim olamayız. Ya Kuran'ı ortadan kaldırmalıyız ya da Müslümanlar'ı ondan soğutmalıyız." Bu ve benzeri haberler genç Said'i sinir ediyordu. Dinin inançla sınırlı kalmadığını, siyasi ve ekonomik bağlantılarının da olduğunu düşünmeye başlamıştı.

BATI'DAN FARKIMIZ NE?
Şimdi Said Nursi'nin hikayesine biraz ara verelim ve dönemin şartlarına kısaca bir göz atalım. 19'uncu yüzyıl başta İngiltere olmak üzere Batılı ülkelerin dünyaya yayıldığı, Afrika'dan Asya'ya sömürgeler oluşturduğu bir çağdı. Osmanlı İmparatorluğu girdiği savaşların çoğunu yitiriyor, sürekli geriliyordu. Devlette yapılan reformlar bu gerileyişi durduramıyordu. Birçok düşünen kişi şöyle bir mantık yürütmeye başlamıştı: Bizim Batı'dan farkımız ne? Esas nokta din farkı olamaz, çünkü o hep vardı. Batılılar bizi üstün silah gücü ve teçhizatla yeniyor. Peki bu silahlar bizde niye yok? Onlardaki fabrikalar bizde niye yok? Ve hepsinden önemlisi Batı'nın bilimi bizde niye yok? Uyanık zihinler gerileyişin ardındaki bilimsel, teknolojik, ekonomik nedenleri görebiliyordu.

MEDRESEDE FEN DERSİ
Yukarıda sözünü ettiğimiz bakış açısı Said'de de uyanmaya başlamıştı: "İmanımızı koruyalım, daha da güçlendirelim ama pozitif bilimleri de öğrenip uygulayalım." Peki bu nasıl yapılacaktı? Hele hele İmparatorluğun Doğu bölgeleri nasıl kalkınacaktı? Said, İstanbul'a gitmeye karar vermişti: Padişahın huzuruna çıkacak ve ona okullarda din dersi, medreselerde ise fen dersi okutulmasını teklif edecektir. Dediğini de yaptı. 1907'de, yani Meşrutiyet'in ilanından bir yıl önce İstanbul'a geldi. Bu seyahati destekleyen Bitlis Valisi Tahir Paşa, İkinci Abdülhamid'e bir mektup yazarak Said'in ülkesine, dinine bağlı, üstün meziyetleri olan bir kişi olduğunu bildirmişti. Delifişek Said, İstanbul sokaklarında yerel kıyafetiyle dolaşmakta, şivesiyle, belindeki hançeriyle ilgi çekmekteydi. Dönemin din alimlerini tartışmaya davet ederek... Ve bu tartışmalarda rakiplerini zor durumda bırakarak İstanbullular'ı şaşırtmıştı.

DOĞU'YA ÜNİVERSİTE
O vakitler insanların soyadı olmadığı için ona 'Said-i Kürdi' deniyordu. Yani: Kürt Said. Diğer bir lakabı da 'Said-i Meşhur'du. Said kafasına koyduğunu yaptı ve padişaha bir dilekçeyle başvurdu. Talepleri özetle şöyleydi: "Doğu geri kalmıştır... Anadolu'nun bu geri bölgesinde okullar açılmalı, buralarda dini bilgilerin yanı sıra fen bilimleri de öğretilmelidir." Bu dilekçede Said Nursi'nin büyük hayali olan bir 'Büyük Doğu Üniversitesi' fikrini görmekteyiz. Ancak Saray bu talebi ve davranışı hoş karşılamadı: "Kim bu adam, deli mi, divane mi?" Gözaltına alınan Said Nursi, Üsküdar'daki Toptaşı Tımarhanesi'ne sevk edildi! Ruh doktorunun sorularına Said kapsamlı bir cevap verdi. Niye öyle giyindiğini, niye böyle davrandığını, amacının ne olduğunu gayet net ve mantıklı bir biçimde açıkladı. Doktor Said Nursi'de hiçbir bozukluk bulamadı ve raporuna şöyle yazdı: "Eğer bu adam akıl hastasıysa, dünyada akıllı insan yoktur.

MEŞRUTİYET'E DESTEK
Bu arada aylar geçmişti. Dönemin aydınları, özellikle de modern okullarda yetişen subaylar, İkinci Abdülhamit'i Meşrutiyet'i ilan etmeye zorlamaktaydı. Nihayet 23 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet ilan edilmişti. Said Nursi de Meşrutiyet'ten yanaydı. Selanik'e giden Said, ünlü 'Hürriyet Meydanı'nda Meşrutiyet'i destekleyen bir nutuk atmıştı. Meşrutiyet'i İslam'a uygun buluyordu. Bu etkili nutuk 1910 yılında İstanbul'daki İkbal-i Millet Matbaası'nda basılmıştı. Said, İstanbul'da kaldığı sürede hem dini tartışmalara devam etti, hem de siyasetle yakından ilgilendi. Siyasetle dinin kesiştiği, sınırlarının belirsizleştiği en önemli olay '31 Mart Vakası'ydı. 'Tarih hızlanıyordu'! 31 Mart'ı, Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı, İstanbul'un işgali ve Kurtuluş Savaşı gibi çağ değiştiren olaylar takip edecekti.


Sayfa: [ 1 ] 2 3 4