|
||
| Bütün yıldızları topladık bu gece Karanlığı gözlerimizin ışıltısıyla tutuşturmak için Bir ateş yaktık Sevdaların en kızıl olanından Alevi göğü sardı Kıvılcımlarını düşürerek yükseliyor uçurtmamız! Ve ateş böcekleri üşüşmeye başladı bile Bu görkemli şölenin ahengine katılmak için Hadi söyle esmer yüzlü kız! Düştümü bir parçası Gözlerinin menevişinde gizlediğin o hüzünlü çocuk gülüşüne? Balıkçıların ağları takılmış Yakamozlar çekiyorlar gözlerinden. Ama bu hangi gücün yansımasıdır böyle Yüzünde dağılan? Gülüşün öylesine esrik ve mağrur Hadi söyle gözleri yosun kokan kız! Soluğun hangi yürekleri ateşledi İğde ağaçlarının sardığı o sıcak yaz gecelerinde? Kaç karanfil susadı, Bir damla suyu okyanusa dönüştüren dudaklarında? Ve hangi yaşamın onurlu elleri Yurdumda sürgün veren Bu narçiçeklerini suladı? Sesimde koca bir çığlık Ve havalanan martıların kanat çırpışları… Sesim, öfkeyle yükselen dalgaların Çalkantılı sesine karışıyor Ama bu ses ne kadar tanıdık Sen söyle, gülüşü berrak akan kız! Bu hangi ananın çığlığıdır böyle Akşam sefasını ağlatan Hadi gel! Güneş doğduğunda beraber çıkalım bozkırlara Ateş kırmızısından yaptığımız uçurtmayı Yıldızlardan önce salmak için… -ki mavi kızılla buluştuğu zaman sınırsızlaşır- Alnımızı ikindi güneşinin yüzüne vurup Papatya kokusu taşıyan bir alizenin peşine takılalım Ki, nar çiçeği rengindedir aşk biraz Yaşamak kadar anlamlı ve kavga kadar kaçınılmaz! Biz olmazsak hangi ışıltı aydınlatabilir Bu yeryüzü karanlığını? Sevda kızılı yüreklerimiz olmazsa Güneş hangi sabaha vurur şavkını? Ki aşklarda ölür Geceye düşürdüğümüz bu ateş parçacıkları olmasa Mavi düşlere saldığımız uçurtma Koparıp götürüyor Ebem kuşağının esmer yürekli çocuklarını Neşeli bir hüzün sarıyor şimdi mimiklerimi Ve yaşam Işıltılı bir okyanusa dönüşüyor Yüzeyi yakamozlar olan gözlerin Suyun deltasını tutuşturuyor usulca Hadi söyle! Hangi yıldız düştü Yangını gözlerine? Bir yayla bulutu ağarıyor üzerimize Irmaklar boyu akıtıp yağmurlarını Sessizce çekilip gidiyor Bu pınarlar durulmazmı hiç? Nicedir böyle coşkun ve öylesine mağrur akıyor Nicedir böyle ağlaşır durur Üzerindeki nilüferler Bütün bir yaşam Geleceği taşıyan ellerinin terli coğrafyasında şimdi Hani bir cemrenin toprağa düşüşü gibi Toprağın o zarif tenine uzanışın Dudaklarının arasına giren nisan güneşini alıp Usulca öpüyorsun doğayı Ve bütün bir yaşamı Kaç mevsim sardı dalları erik ağacının Bu pembe beyaz açan tomurcukları? Sen söyle, gülüşü nergiz kokan kız! Kaç baharlar öldü bu mevsim? Ve hangi dalda açtı Kuşatılmışlığın hükmünü parçalayan beton gülleri Hadi söyle! Gözlerin hangi baharı güzelledi?... Kapattığında taçlarını usul usul… Ki gözlerin, Sonsuzluğun o sınırsız uzantısında salınan Ateşten bir uçurtmadır şimdi Kıvılcımlar çakıyorsun ardı-sıra Düşlerim futursuz Koşuyorum Koşuyor tüm insanlık Yaşamı gözlerinde yakalamak için Yükseliyor uçurmamız şmdi daha yükseğe… DİLERİM EN KISA ZAMANDA DÖNERSİN... |
||