|
||
| Kısa filmlerin edebiyattaki karşılığı en koyu anlamıyla şiir olurdu sanırım..İnsanın sanat yaratımını ortaya çıkaran zekasının en artistik haliyle yoğunlaşmasını gerekli kılıyor çünkü.. Kısa bir süreç boyunca öyle zekice bir şekilde ve sarsıcı bir estetikle anlamı işlemelisiniz ki,izleyici filmden kendine dönüşünde filmden bir parçayı da yanında götürsün. Adı içeriğini karşılamıyor bu tarz sinemanın bence.Kısalığını değil vuruculuğunu vurgulayan bir isim sanki daha yerinde olurdu. "Kısa Film" kavramı sizin için ne ifade ediyor? Sizi en derinden vuran bir 'kısa ' ama derinliği çook uzun filmin senaryosunu özetler misiniz? |
||
|
||
| yanlış hatırladıklarım olabilir-filmin ismi de dahil sivrisinekle vampirin aşkı (not:filmde her sahne değiştiğinde sivrisineği devrilip duran sonra yeniden yükselen şekillerden kaçarken görüyoruz) tabutundan çıkıyor vampirimiz ve gecenin karanlığında avını aramaya başlıyor ona aşık sivrisinek de peşinde birsüre sonra penceresi açık bir ev buluyor vampir,içerde güzel bir kız uyumakta sivrisineğimiz birşeyi farkediyor-kız uyku hapı yutmuş vampiri uyarmaya çalışıyor ama nafile kızı ısırıyor ve uyuya kalıyor vampir güneş doğmak üzre,sivrisinek aşkını kurtarmak için çırpınıyor ama boşa tabiki yapılacak birşey kalmadığını anlayınca sarılıyor vampire ve gözlerini kapıyor güneş doğuyor ve vampirimiz ölüyor notta anlattığım gibi şekiller yine devriliyor ama bu sefer sivrisinek hareket etmiyor sonunda vampirin hikayesinin bir karton-kitap olduğunu görüyoruz,şu her sayfası açıldığında sayfanın ortasından şekillerin yükseldiği son sayfada sivrisinek ölmüş,aşkına sarılarak |
||
|
||
| ben kendime biraz kıyak geçip en sevdiğim kısa film hikayesi kendiminkiydi diyorum.. ölümünün güzelliğine aşık olup, ısrarla peşinden koşup onla aşk yaşamaya çalışan bi çocuğun, güzel ölümüne olan güzel aşkını anlatıyordu. ve güzel ölüm sonunu yine gözleri kadar güzel hazırlıyordu... saçları kadar uzun, gözleri kadar siyah. onlara da fonu dead can dance çalıyordu..
|
||
|
||
| Emel,çok büyüleyici bir senaryosu varmış filminin.Görmek isterdim. Benim en çok sevdiğim kısa filmin bir konusu yok ya da kendi konu.Kopuk kopuk bir sürü insanı kendine çeken ama içinde de kıvrandıran sahnecikler bir hastane odasında sona eriyor. Soğuk bir ses hayat için duyduğu yorgunluktan bahsederken kamera binanın etrafını dolaşıyordu. Bir de türk filmi var.Çok etkileyici olmamakla birlikte hep aklımda kaldı. Bir kadın yürüyor,çok bitkin .Bir grup insan görüyor.Bir kadına tecavüz etmişler ve öldürmüşler ve yüzleri hayvan şeklinde.Sonra yatanın kendi olduğunu farkediyor vs.Klasik aslında. |
||
|
||
| sana david lynch filmleri yakışır buz. | ||
|
||
İyi biz de yakışanı seyrederiz.
|
||
|
||
Alıntı Emel,çok büyüleyici bir senaryosu varmış filminin.Görmek isterdim. neden olmasın..sana gönderebilirim. yada dışarda belki bi ara görüşürüz ve sana veririm.. benim etkilendiğim hatta çok etkilendiğim bi kısa film vardı.. çok ünlü bir yönetmenin..hatta bilenler mutlaka vardır. ama anımsayamıyorum. bi çocukla kız barda tanışı aşık oluyorlar ve bir gece geçiriyorlar. sabah çocuk kıza çok aşık olduğunu anlıyo ve ona güzel bir kahvaltı hazırlamak için markete gidiyor.. ve marketten dönerken evi bulamıyor ve ilişkileri bitiyor.. çarpık kentleşme, yozlaşma, şehir hayatı ve ilişkilerin zavallılığı ancak böyle yalın ve başarılı anlatılabilir |
||
|
||
| Bir gün mutlaka görmek isterim,Emel. Bir de aklıma geldi ,aslında kısa film değil ama o tatta ,adını hatırlamıyorum ,Koş Lola Koş olabilir ve ya koşmalı başka bir şey.3 ayrı bölümde kahraman aynı olayda sevgilisinin ölmemesi için kendini yeni seçimlere zorluyor ve aynı hayat kesitini tekrar yaşıyor.Bayağı hoşuma gitmişti film. |
||
|
||
| koş lola koş evet gerçekten çok yaratıcı bi senaryo, kurgu, müzik.. ve hepsini de filmin yönetmeni yapmış. çok başarılı zaten 60 dk lık bir filmdi orta metrajlı |
||
|
||
Alıntı benim etkilendiğim hatta çok etkilendiğim bi kısa film vardı.. çok ünlü bir yönetmenin..hatta bilenler mutlaka vardır. ama anımsayamıyorum. izlemiştim,ingiliz yapımıydı sanırım hatta boşroldeki eleman ünlü bi tiptibi çocukla kız barda tanışı aşık oluyorlar ve bir gece geçiriyorlar. sabah çocuk kıza çok aşık olduğunu anlıyo ve ona güzel bir kahvaltı hazırlamak için markete gidiyor.. ve marketten dönerken evi bulamıyor ve ilişkileri bitiyor.. çarpık kentleşme, yozlaşma, şehir hayatı ve ilişkilerin zavallılığı ancak böyle yalın ve başarılı anlatılabilir couplingde oynayan olabilir emin diilim dediin gibi çok hoş filmdi |
||
|
||
| Fena sayılmaz ,en azından ölüme soğuk sonu açısından okumaya değer bence aşağıdaki kısa film senaryosu. 'İnfaz' Tuna Kiremitçi Yakın çekimde, otuzlu yaşlarda bir adamın yüzü. Yorgun, yıpranmış bir yüz. Görüntü açıldığında, önce boynundaki ilmiği, sonra da darağacını görürüz. Darağacının hemen yanında, siyah takım elbiseli, siyah gözlüklü bir adam vardır. Darağacındakine yüzünü buruşturarak bakar ve konuşur: “Son bir diyeceğin var mı?” Kısa bir sessizlik olur. Sonra darağacındaki adam tüm gücüyle tükürür herifin yüzüne. Siyah gözlüklü adam telaşla mendil çıkarır, yüzünü (ve tabii gözlüklerini) siler. İki adam kinle bakışırlar. O sırada bir telefon sesi duyarız. Penceresi idam alanına bakan, ikinci kattaki bir büroda telefon çalmaktadır. Siyah gözlüklü adam koşarak çıkar merdivenleri, telefonu açar. “Emredin efendim!” der, aniden hazırola geçerek: “Dinliyorum!” Kısa bir dinlemeden sonra da “Anlıyorum efendim...” der: “Kararın iptal edildiğine ben de çok sevindim. Ama ne yazık ki artık çok geç. Çünkü infaz çoktan gerçekleştirildi.” Son sözleri söylerken pencereden aşağı, darağacındaki adama bakarak sırıtır. Darağacındaki adam da ona bakar, üstelik gülümseyerek. |
||
|
||
| tuna kiremitçiyi ve tarzını hiç sevmem. ama bu dediğin gibi fena değil. biraz klişe ama izlenebilir. |
||
|
||
| Evet,tarzı beni de sıkıyor ve o iyi aile çocuğu tavırlı yazınsal iyimserliği. | ||
|
||
| koş lola koş (lola rennt), alman yapımı harika bir film. yönetmeni tom tykwer ki diğer filmleri (ölümcül maria örneğin. bir de das parfüm, yani tom robbins'in koku isimli kitabını da çekmeye başlamış) de bulunduğu yerde izlenmelidir. başrolde oynayan adam (moritz bleibtreu) fatih akın'ın temmuzda filmini de alıp götüren kişi, kadınsa (franka potente) tez (alejandro amenabar filmidir) isimli bir filmde oynuyordu. |
||
|
||
| bütün sinema tv okuyan öğrenciler kahrolsun en azından izmirdekiler 3 senedir bunların bitirme filmlerinin gösterimine gidiyom deseme toplasan en az 30 kısa film izlemişimdir hepsi de rezalet olabilir mi? oluyor işte metafor mu ne diyolar işte şekil şemal mesaj olayı iyi abicim metafor kullanıcan da gözümüze sokmana gerek yok ki bi de filmlerden sonra yorum isterler kimse yorum yapmayınca da kimse bişey kapamamış halbuki neler var o filmde tribine girerler kes kendini :angry: |
||