SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Milliyetçi/Faşist Kimlikler

Konu: Mhp Kanli Tarihi-Yalanlari-Nihal atsiz

Sayfa: [ 1 ] 2

22.11.2004 02:24:05
MHP'NİN KANLI TARİHİ TÜM YALANLARINI PARÇALAYACAK KADAR AÇIKTIR

"Yağmur Oğlum, Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. Sana bir de resmimi yadigar olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol. Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır. Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İsponylollar, Portekizliler, Romanlar, yeni düşmanlarımızdır. Japonlar, Afganlılar, Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır. Ermeniler, Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Zazalar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler, Çingeneler, içerideki düşmanlarımızdır. Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için hazırlanmalı. Tanrı yardımcın olsun." (N. Atsız)

Şaşırtıcı değil mi. Hiçbir MHP'linin ağzından bu kadar açık itiraflar duymadınız herhalde.
TV'lerde Bahçeli 'nin çizmeye çalıştığı imaj , kendisinin "halkları seven, ciddi bir politikacı, MHP'nin ise "insan hakları savunucusu, halk dostu" bir parti olduğudur.
Öylemidir gerçekte?
Değildir elbette ama MHP, bu imaj değişikliğine 80 sonrası gitmeye çalıştı. Özel olarakta "eski kurt" Türkeş'in ölümünden sonra canla başla imaj değiştirmeye çalıştılar
Fransızcadan Türkçeye giren "imaj" kelimesinin anlamları arasında "görüntü, hayal" kelimesinin karşılığı olduğu da Türkçe sözlüklerde sayılmaktadır. Bu bir yanıyla doğrudur. Gerçeğini gizlemek isteyenler kendilerine ait olmayan görüntülerle bir imaj ve hayal yaratmaya çalışırlar. İşte MHP'nin son süreçte yapmaya çalıştığı da budur. Çünkü MHP'nin tarihinde hiçbir makyajın silemediği, silemeyeceği pislikler vardır. Bunun için moda deyimle imaj değişikliğine gitmeye çalıştılar. Ama gelin görün ki, kırk yıllık eşeğine gelinlik giydirerek pazarlamaya çalışan köylünün durumundan pekte farklı bir duruma düşmediler. Elbette puslu havayı bulduklarında, dişlerini göstermekten, dillerini bıçak gibi keskinleştirmekten geri durmadılar.
Biraz daha geriye gidip, bir başka kafatasçı düşüncenin alıntısını yapalım. Bu da 30'lu yıllarda milletvekillliği yapan Esat Bozkurt'a ait: "Türk bu memleketin yegane efendisi, yegane sahbidir, salt Türk soyundan olmayanların bu memlekette bir tek hakları vardır; Hizmetçi olma, köle olma hakkı. Dost ve düşman dağlar bunu hakikati böyle bilsinler."(Milliyet Gazetesi l9 Eylül l930- Aktaran Suat Parlar Gizli Devlet, sy.207)
Kendilerinden olmayanı "düşman" ilan eden, "köle" liliği layık gören bir anlayıştı MHP'nin gerçeği. Fikri neyse zikri de o oldu. "Katli vacip" görüldü düşman olan herkesin.
Şimdi geriye dönüp bu kanlı tarihin sayfalarını açalım birer birer, her sayfada göze çarpan gerçek; işkence ve katliamların çuval cinayetlerinin, bombalamaların altındaki imzanın MHP olduğudur.
Turancı - Milliyetçi görüşleri Hitler'den alan, ABD yardımlarıyla bu fikri büyüten MHP, fikrini yazı üzerinde bırakmadı. ABD'nin gayri meşru çocuğu MHP kurulduğu l960'lı yıllardan bu güne düşman ilan ettiği tüm milliyet ve mezheplerden halklara kan kusturdu.

Ağustos l968 tarihli gazetelerde hemen her gün "Komando Kampları" ile ilgili haberler ve resimler yer alıyordu. Birileri komando eğitimi alıyordu, ama ne için, ne yapacaklardı bu eğitilen komandolar?
O zaman CMKP'nin Genel Başkanı olan A. Türkeş bu komando Kamplarına ilişkin 19 Ağustos 1968'de bir açıklama yaptı:
"Komünistler memleketi sahipsiz sanıpta sokak hakimiyeti kuramazlar. Memleketimizde onların anladığı dilden konuşacak mlliyetçi çocuklar var. Bunun için gençlerimizi mücadeleci olarak yetiştiriyoruz."(Reis S.Yalçın D. Yurdakul, sy. 3l)
İşin rengi anlaşıldı. Sokak hakimiyetini "komünistlere" bırakmayacak, gereken dilde, konuşacak milliyetçi gençler yetişiyordu bu komando kamplarında.
Sokak hakimiyetini nasıl sağlayacaklar
, konuşulacak dil neydi, sonraki yıllarda çok iyi görülecekti. Hem de insanların aklından hiç çıkmamacasına işlenecekti bu dil, bu hakimiyet tarzı.
Öyle varmıydı emperyalizmin yeni sömürgesinde dik başlı olmak, haksızlığa baş kaldırmak, hele hele devlete kafa tutmak, adalet istemek, grev yapmak, demokratik eğitim istemek, doğruları yazmak... Bunlarda ne oluyordu? Emperyalizmin çocuğu MHP dize getirecekti hepsini.

Kime karşıydılar? Komünizme.
Komünist kim?
O dönemin bir CHP milletveklinin dediği gibi "evinde kırmızı gece lambası yakan"da dahil herkes... Bir diğer ifadeyle kendilerinden olmayan herkes "komünistti". Bu "komünistlere" gereken dersi vermek için komando kamplarında cinayet sabotaj, baskın üzerine kurs gördü Türkeş'in "çocukları"


İlk "işleri" 3l Aralık l968 de A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrenci yurdunu basmak oldu. Baskına giderken "işe " çıkalım diyorlardı birbirlerine.
"Kampta her çeşit silah vardı. Bir kaleşnikofun yanısıra çeşitli otomatik ve yarı otomatik silahlar bulunuyordu.."(İtiraflar, Ali Yurtaslan, sy. 3l)
Silahlar kan kustu.
Önce Vedat Demircioğlu'nu vurdular.
Sonra Kanlı Pazar'da Duran Erdoğan ve Ali Turgut Aytaç'ı...
l9 Eylül l969 da Mehmet Cantekin, 23 Eylül l969'da Taylan Özgür, l4 Aralık l969'da Mehmet Büyüksevinç ve Battal Mehetoğlu'nu, katlettiler.
l970'e gelindiğinde sayı 8'e çıktı.
Sayı çıkacaktı daha... 70 sonrası kitlesel katliamlarda binlerle ifade edildi faşist kurşunlarla toprağa düşenler.
Silahlar kan kustu amacına uygun olarak. Amaçları, halkı sindirmek, susturmak, kendi deyimleriyle "köle" haline getirmekti.
Kanlı Pazar'da işçiydi kurşunların hedefi, öğrenci yurdunda Vedat Demrcioğlu...
70 öncesi partileştler, CMKP'den MHP'ye, Komando Kamplarından, TİT'e ETKO'ya kadar örgütlendiler. 71 cuntasında Türkeş "görevi şerefli Türk askerine bıraktık" diyecekti."Şerefli Türk askeri"nin yarım bıraktığını MHP' liler MHP' nin yarım bıraktığını "şerefli Türk askerleri" tamamlıyordu. Al gülüm ver gülüm. Ama dökülen halkın, aydınların, gençlerin, işçilerin kanıydı.
Cunta sonrası örgütlenmeye ağırlık verdiler. Sokak katillerini besleyip büyüten CIA ve Türkiye oligarşisi onları iktidara taşıdı. I. ve II. MC dönemlerinde yüzde 3 oyla iktidar koltuğuna ortak edilen MHP devlet içinde kadrolaştı.
Bunun anlamı şuydu; daha organize, daha planlı, cinayetler işlenecekti bundan sonra. Ve artık tek tek işlenen cinayetlerin yerini toplu katliamlar alacaktı. Emir büyük yerdendi. MHP bu emri uygulamaya geçirmek için işe başladı.

16 Mart 1978
16 Mart günü Eczacılık fakültesinin önünde patlayan bombalar gök gürlemesini andırıyordu. Şimşekler çakmış yağmur boşanmıştı. Ama yağan yağmur değil gençlerimizin kanıydı.
Okuldan öğrenciler topluca çıktılar. Okulları iki yıldır faşist işgal altında olduğu için her gün topluca gelip gidiyorlardı.
Adına "Merasim Birliği" denen polis ekipleri yoktu o gün. Oysa Polis şefi Reşat Altay MHP'li sivil faşistlere katliamlarını gerçekleştirmeleri için daha rahat bir ortam hazırlıyordu. Kalabalık Eczacılık Fakültesine doğru ilerledi. Korkunç bir patlama sesiyle irkildi Beyazıt. Ardından kan kusan namluluların uğultusu duyuldu. Havada kollar, bacaklar, insan parçaları uçuştu. Patlamadan geriye kalan kan gölünde 7 öğrencinin cansız bedeni yatıyordu. Onlarca yaralı vardı meydanda.  Ve yıllarca bu görüntüye tanık olanlar fakültenin önünde yere uzanmış yatan cesetleri belleğinden silemedi.
Görüntüler belleğinden silinmeyen biri de gördüğü vahşeti yıllar sonra anlatabildi ancak. Hatice Özen'in arkadaşıydı;
"...yaralanmış gibi gözükmüyordu, yardım etmek için eğildim, kollarından tutup kaldırmaya çalıştım kolları öne doğru geldi. Omuzları yoku sanki. Dikkatle kaldırıp baktığımda gördüm ki sırt boydan boya yarılmış, içerdeki organlar dışarı çıkmıştı, bomba sırtına gelmişti.."(Kurtuluş Gazetesi)
Zevk alıyorlardı bu tablodan, gencecik insanların parçalanmış bedenlerini seyrederken kadeh tokuşturuyorlardı görevlerini yerine getirmenin mutluluğuyla.
Görevlerini belirlemişti Türkeş; "....bakacaksınız, herhangi bir hareket, söz fikrimize, Türklüğe uygunsa alacaksınız, zarar veriyorsa sileceksiniz..."(MHP İddiannamesi-Türkeş'in Yeni Ufuklara Doğru yazısınıdan)
"Silme" harekatı halkın her kesimini kapsadı.
Alevi, Kürt, solcu...
Esnaf, memur, aydın, sanatçı...
Ev kadını, öğrenci veya çocuk...
İşkence yaparak, ırzına geçerek, boğarak, öldürdükten sonra televizyon kutularına koyarak, bombalayarak sindirmeye çalıştılar kendilerinden olmayan herkesi.
Katiller aynı zamanda ırz düşmanıydılar, cinayetlerine ahlaksızlıklarını da eklediler. Soygun için girdikleri evde hiçbir şey bulamayınca "boş çıkmamak için evin kızının ırzına geçerek Başbuğlarının talimatını yerine getirdiler."(Ali Yurtaslan- itraflar)

Piyangotepe katliamında 6 işçinin kafasına kurşunu sıkmadan önce gaspettikleri taksinin şoförüne tecavüz ederek görevlerini yerine getirdiler.
İtrafçı Ömer Tanlak bakın bu "görev anlayışını" nasıl dile getiriyor; "... Halim adında bir ajanın daha önceden yattığı dernekte, Selahattin Gözlükaya tarafından iğfal durumuna getirilmesi ve ertesi günü bunun bütün ülkücü camiaya anlatılması"nı görmüştü Tanlak. (Ömer Tanlak, İtiraflar syf. 85)
Etlik'te kendilerine haraç vermeyen bir tüpçünün dükkanını havaya uçurmayı planlayarak, Erzurum Numune hastanesindeki yaralıları, yaralıları ziyarete gelenleri kurşunlayıp öldürerek görevlerini yerine getirdiler.
Aksu İpek Fabrikasının kapatılmasını, üretimin durdurulmasını, işçilerin elebaşlarının işten atılmasını istiyorlardı. Çünkü bu fabrikada ülkücülerin faaliyetine izin vermiyordu işçiler. "Hemen silahı alarak ve üç dinamit lokumu ile hareket ettik. Altımızdaki araba Genel Müdürlüğündü. Çok hızlı bir şekilde Genel Müdürlüğü geçmiş, fabrika önüne gelmiştik. Baki Ceylan cebinden çıkardığı Kırıkkale marka 7.65 çapında silahla ateş etmeye başladı. Sıktığı üç el mermi ile iki kişiyi de vurmuş, bunlardan biri ise ölmüş olması gerekli...

Bu ve benzeri cinayetlerle MHP nin katliamlar altındaki imzası açığa çıktı. Ülkeyi kan gölüne çeviren MHP'yi halk tanıyordu artık. Bir şekilde karşılaşmış, saldırılardan veya sonuçlarından etkilenmişti.
Bu dönemde Şevkat Çetin ÜGD başkanlığına getirildi. Görevi "teşkilatı" temize çıkartmaktı.
Hemen bir anket hazırlattı, ülküdaşlarına dağıttı.
Anket 70 sorudan oluşuyordu ve hemen cevaplandırılacaktı.
Sorular mı?
"Türkiye'nin bugünkü durumu?"
"Hiç silah kullandınız mı?"
"Silahınız olsa, karşınıza bir komünist çıksa hemen vurur musunuz? vb...
Hemen vururum diyenler Çetin'in sınavından geçtiler.
Bununla birlikte "semt başkanlarına" talimat göndererek "güvenilir ve gözükara" bozkurtların listesini istediler.
Listedekiler ve anketten geçenler 20-25 kşilik gruplar halinde ÜGD Genel Merkezi'nde toplandı: "Türkiye'nin hali malum Komünistlerle ülkücüler savaş halindeler. Bizim de görevimiz, komünistlerle savaşmak ve vatanımızı bunlardan temizlemektir. Bu her ülkücünün en büyük vazifesidir. Sizler de artık bu savaşta yerinizi almalısınız. Bunun için biz haydi dediğimiz zaman hemen harekete geçecek durumda olmalısınız. Her an için bizden gelecek emirleri bekleyin."
Öğütleri alanlar ETKO üyesi oldular.
TİT (Türk İntikam Tugayı), ETKO (Esir Türkeleri Kurtarma Ordusu), TÜŞKO (Türkiye Ülkücü Şeriatçı Komando Ordusu) MHP'nin paravan örgütleriydi. İşledikleri cinayetleri bu adlarla üstlenip, kendilerini aklamaya çalıştılar. Ama uzun sürmedi bu örtünün düşmesi. Cinayetler aynı, failler aynıydı.
MHP örgütlenmesini kadrolarını mlitanlaştırmak üzerine şekillendirdi. Bu yanıyla ÜGD MHP'nin vurucu gücüydü. Ancak MHP içinde de bir çekirdek örgütü, illagal örgüt oluşturdu. Adı, TİT, ETKO, veya Özel Eğitim Grubu farketmiyordu, işleri aynıydı hepsinin.
Kendiside ETKO üyesi olarak yargılanan MHP itirafçısı Ali Yurdakul'un, "Bu şahıs MHP'ye çok zarar verdi, birçok arkadaşımızı cezaevine attı, neredeyse Adana'da MHP'yi çökertecekti."dediği Cevat Yurdakul Adana Emniyet Müdürü idi. Adana'da kendisine TİT adını veren MHP'nin cinayet çetelerinin peşine düşüp, faşist katillerin yakalanmasını sağladığı çin 28 Eylül 78'de makam arabasının içinde katledildi.
Cevat Yurdakul'u öldürenler, Yurdakul'un yolunu kesmek için önce bir otomobili gaspettiler. Katilam orada başladı. Otomobilin şöförünü öldürdüler, sonra Yurdakul'un yolunu kestiler. Makam otosu kalbura dönerken Yurdakul delik deşik oldu. Sivil faşistlere Yurdakul'un istihbaratını Emniyet Müdürlüğü'ndeki faşist polisler verdiler.
80 sonrası tam 694 öldürme olayından dolayı dava açıldı MHP'ye.
Tam 694 insanın katledilmesi resmi kayıtlara geçti ama gerçek çok daha fazlaydı. Bu rakama devlet tarafından "faili meçhul" diye açıklanan MHP cinayetleri dahil değildi. Bu rakama, Kahramanmaraş katilamında ölen onlarca yaşlı, genç, kadın, çocuk dahil değildi. Bu rakamda yalnızca devletin saklayıp gizleyemediği, yargılamak zorunda kaldığı açık cinayetler vardı.
Peki diğerleri faili meçhul müdür?
Hayır.

18 Aralık 1978 akşamı Maraş'taki Çiçek Sinemasında başrolünü Cüneyt Arkın'ın oynadığı "Güneş Ne Zaman Doğacak" filmini seyredenlerin üzerine bomba düştü. Çığlıklar, panik, izdiham, kan...
Sinemaya bombayı koyanlar dışarıya çıktıklarında "bombayı komünistler attı" dediler.
"Allahını, peygamberni seven yürüsün, Komünstleri, Alevileri yaşatmayın. Bunları öldüren cennetliktir. Maraş, Alevilere mezar olacak. Müslüman Türkiye, Aleviler Moskovaya. Sütçü İmam aşkına vurun" sesleri arasında yüzden fazla -kadın, erkek, çocuk, genç, ihtiyar- insan katledildi.
Genç kızlara, kadınlara "müslümanlık, Türklük aşkına" tecavüz edildi, hamile kadınların karnı deşildi, saldırıya uğrayanların evleri yakıldı. İnsanlara işkence yapıldı, ellerinden ağaçlara çivilendi.

Sinemaya bombayı koyan da, sokağa çıkıp "komünistler attı" diyen de MHP' li faşistlerdi.
Günler öncesinden belirledikleri evleri işaretlemişlerdi.
Katliamnı başlatan bombanın sahibi Çatlı'ydı. (Ali Yurtaslan, itiraflar) Katliamı organize eden, bizzat katılanlardan bazıları ise Haluk Kırcı, Ercüment Gedikli, Ünal Osmanağaoğlu, Ökkeş Kenger'di. (Reis- S. Yalçın, D.Yurdakul)

Çatlı'nın ve Kırcı'nın başrolünü oynadığı bir başka katliamda Kamuoyunun yakından tanıdığı Bahçelievler Katliamıydı.
Bu katliamı Haluk Kırcı'nın kendi ağzından dinleyelim;
"Kapı açılır açılmaz içeri girdik. Hepsini yere yatırdık. Ne yapacağımız konusunda talimat almak için Abdullah'a birini gönderdik. Abdullah eter ve pamuk vermiş 'hepsini teker teker bayıltıp öldürelim' demiş. Dışarı çıkıp, arabada bekleyen Abdullah'la konuştum. 'Evde öldürmek zor olacak. İkişer ikişer götürüp öldürelim dedim. 'olur' dedi. İki kişiyi Büyük Reis'in arabasına bindirip Eskişehir yoluna götürdük. Müsait bir yer bulup ikisini de yere yatırıp kafalarına ateş ettik. Geri döndük. Böyle zor olacağını anlayınca Abdullah, 'tek tek boğalım bunları' dedi. Bir tanesini zorla boğdum, diğer dördünü bu şekilde öldürmekte zor olacaktı. Arkadaşları gönderdim. Sonrada sedirin üzerinde bulunan dört kişiye yakın mesafeden ateş ederek mermilerin hepsin boşalttım. Silahı da götürüp Abdullah'a verdim." (l7 Kasım 80 H.Kırcı, Ankara sıkıyönetim savcılığına verdiği ifade)

Elbette MHP'yi örgütleyip sokağa salanlar onların silahlarını da sağladı.
16 Mart' larda halka yönelen bombaları, kurşunları, silahları da verdiler.
TNT' ler ordu malıydı,
silahlar emperyalistlerden gelme.
Katilleri polis teşkilatı korudu, güvenliğini aldı.
Cinayetlerin istihbaratçısı, planlayıcısı, hazırlayıcısı oldu MİT ve polis teşkilatı. Yeter ki, "memleketi komünistlerden kurtarsınlar, istikrarı sağlasınlar"
Ama bu öyle bir istikrar olacaktı ki, emperyalizmin sömürüsü katlanacak ve hızla ilerleyecek, itiraz edenin kafası ezilecekti.
İstikrar için hiçbir şeyi esirgemedi emperyalizm. Kendi adına cinayet işleyecek olan çocuklarını kendi merkezlerinde eğitti.
MHP yalnızca Türkiye topraklarında değil, emperyalizm adına başka ülkelerde de provokasyonlar düzenledi, katliamlar gerçekleştirdi, darbeler tezgahladı. Bizzat Abdullah Çatlı'nın eğitiminde Azerbeycan'da komando kampı kurulduğu Azerbeycan Devlet Başkanı Aliyev tarafından dile getirildi.
Daha yüzlercesini sıralamak mümkün.
MHP bugün de CIA'nın kendine verdiği göreve devam ediyor.
MHP, katliamlarına cinayetlerine devam ediyor.
Yakın tarihimizde Sivas'ta katledilen, Gazi'de katledilen, Üniversite kampüslerinde katledilen insanlarımız, Susurluk bu gerçeğin ifadesidir.
MHP, ne Bahçeli'nin TV ekranlarında çizdiği gibi "uzlaşmacı"dır ne de demokrat.
Dün neyse bugün de o dur MHP.
Dünkü katliamların tetkçileri bugün meclis koridorlarında bunu dile getiriyorlar zaten,
"Değişmedik" diyorlar.
Değişmediler.
Kanlı tarihlerini yazmaya devam ediyorlar.


KURTULUS....Önemle okuyunuz!!!!!!!!saygilar

22.11.2004 05:37:56
Nihal ATSIZ Büyüğümüzün adından yararlanarak ve MHPli olmadığını  bilmeyecek kadar cahilane olunarak yazılan bu yazı, saçmalıktan ibarettir...

MHPyi desteklemiyorum..AMa burada anlatılan hiçbir olayda Partice yapılmış bir eylem bulunmamaktadır...

22.11.2004 14:41:28
Sen bunun Partice yapildigi halde evet Turkes emir verdi denecegini aklin kesiyor mu?

Zamanin saglam katillerdin suan BBP icin pravakatörluk yapiyor(adini hatirladigim an yazarim)..Bu adam olaylari her zaman kendi istedigi icin yaptigini söyluyor?Buna inanmak Budalalik degilmidir?Ayrica Nihal Atsiz etiketi zaten belli onunla ilgili yazida ekleyebilirim...Ulkucu degilim turanciyim demis deli kurdun yazari  Smiley  

22.11.2004 15:47:51
Nihal ATSIZ ile ilgili bilinmeyen o yazıları eklerseniz makbule geçer.  

22.11.2004 16:56:09
Ne yani sen Nihal Atsiz MHP li degilmi diyorsun?

Senin o söylemlerin Ummetcilik turkculuk Nihal Atsizin kavramlari...suan zamanim yok amasana Turkesle tutuklanislarina kadar anlatirim.

22.11.2004 17:15:26
nihal atsız bir türkçüdür, milliyetçinin ötesinde, ırkçıdır. Yani MHPnin savunduğu fikirlere temel olan görüşlerin en büyük savunucularındandır fakat aktif politik bir hayatı olmamış, düşünceleriyle destek vermiştir.

hatta pek çok MHPli bu "aşırı ırkçılık"a karşıdır, onlar türk-islam sentezini ortaya attıklarından nihal atsızı pek sevmezler zira nihal atsız dine önem vermez.

yukarıda yazılanları okumadım fakat Soner Yalçın'ın - Reis, Gladio'nun türk tetikçisi adlı kitabını tavsiye ederim, abdullah çatlı ve beraberinde MHP gerçekleri.

22.11.2004 19:56:41
hey gibi Koca ATSIZ ! Meğer MHPliymiş he Smiley


Zamanının olmasını iple çekiyorum...ekle şu belgeleri Wink

22.11.2004 20:29:34
nihal atsız tam bir faşistdir bugüne kadar yazdıklarından anlaşılır tek şey faşistliğini pervasızca dile getirmesidir çocuklarıda hala daha ruhunun altayların steplerinde dolaştığına inanır bu ülkeye ilk milliyetcilik tohumlarını eken ziya göklapdan bile daha faşistdir

22.11.2004 20:43:13
Sevgili Umay kendinizi kandirmayin Ummetcilik-turancilik-turkculuk safsatalariyla Ulkucu degilim Turanciyim laflariyla Fasizm yapiyor ve sizde bunu savunuyorsunuz?Turk sovenizminin ideologlarindan ve bugunku MHP'nin yolunu takip ettigi Huseyin Nihal Atsiz veriyor.Turkes ölumunun ardindan niye göz yasi dökuyor yoksa liberalisttide bizmi bilmiyoruz?
AVRUPA DEMOKRATİK ÜLKÜCÜ TÜRK DERNEKLERİ FEDERASYONU - imza HÜSEYİN NİHAL ATSIZ...



kaynak özturkler sitesi:Atsız'ın teşviki ile 1965 yılında, Türkeş ve arkadaşlarının katıldığı C.K.M.P (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi) partisine girdi. Partinin 30 Temmuz 1965 yılında yapılan büyük kurultayda Alparslan TÜRKEŞ Genel Başkan seçildi.

    1969 yılında C.K.M.P büyük kurultayı Adana'da yapıldı. Adana Kurultayında partinin adı ve amblemi değiştirildi. Partinin aduı M.H.P (Milliyetçi Hareket Partisi), amblemide hilal içinde bozkurt oldu. Anılan Kurultayda delege ve gençlik öncülerinden birisi sıfatı ile aktif görev aldı. 1964 ila 1971 yılları arasında anılan partilerde genel başkana çok yakın gençlik liderlerinden birisi olarak görevler yaptı. Nihal Atsiz, Nejdet Sançar ... Ahmet Er, Mustafa Kaplan, Münir Köseoglu CKMP’ye girdiler;1980lerde Komunist tehlikeye karsi o ve ona inanalarlar beraber savasti,ve sonunda Kenan Evran denen insan bozmasi tarafindan yillarda hapis yatti.Sonra Mcp ve Mhp yillari.Bunlar uzun uzun yazilacak seyler.
parti yönetimini ele geçirdiler ve böylece MHP dogmus oldu
anliyacagin isim degisik fakat ideoloji ayni  Smiley  guldurme bizi fasizmin ustunu örtmek icinde isimlerle oynama...


Ayrica bulmak istedigin butun kaynaklarda da bu böyledir...Bozkurtlar diriliyor diye kitabi varmi?VAR. Nihal Atsiz MHP(mcp de denebilir) kurucularindan ve akil hocalarindan fasist bir yalanci.

22.11.2004 20:50:53
eet üstüne basa basa söylenecke tek bir sifat vardir hüseyin nihal atsiz için tasdikli bir faşistdir bugün dünyadaki en büyük faşistler yahudiler dir huseyin nihal atsizinda yahudi ve kabalist felsefe zihniyetinden hiç bir farkı yoktur tıpkı ziya gökalp'in tasdikli mason olması gibi hüseyin nihal atsizda masonlarla dirsek temasları olmuştur bugün teşkilatı mahsusadan başlayıp günümüz mitine kadar gelişen olayların içinde hep mhp (mcp)kökenli masonlar tarafındna yönetilmiştir buna tipik bir örnek hiram abbasdir dedesi bir masondur ve toruna masonluğun kurucusu olan hiram ustanın adını vermiştir mhp=masonluk iç içedir  

24.11.2004 00:19:36
KATiL FASiST MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ

28 EKİM 2002, SAYI: 32 bunlar bizi yönetebilir mi? Yazı Dizisi Bölüm 5 MHP Oligarşinin Katliam, Provokasyon Şovenizm Hizmetkarlığında Bir Parti MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ

Bahçeli meydanlarda çırpınıyor; elini kolunu sallayıp sesini yükselterek yerlerde sürünen milliyetçilik imajını diriltmeye uğraşıyor. MHP, bu ülkedeki partiler içinde, milliyetçiliğe en uzak partilerden biriydi. Kelimenin gerçek anlamıyla "dış güçler tarafından beslenen" bir parti oldu hep. Emperyalizme tarihinin hiç bir döneminde karşı olmamıştı. Onun her türlü ekonomik, siyasi, askeri politikalarını belirleyen, her dönem emperyalizmin ve oligarşik devletin çıkarları olmuştur. MHP'nin bunun dışındaki tüm sıfat ve söyllemleri demagojiden ibarettir. Bu, bizim yıllardır anlattığımız bir olguydu. Ama hiç bir şey, MHP'yi iktidar koltuğunda oturduğu bu üç yıldaki kadar açık ve kesin biçimde teşhir edememiştir. MHP; ülkemizdeki sivil faşist hareketin partisidir. Sivil faşist hareketin ülkemizdeki ilk örgütlenmesi 2. Paylaşım savaşı yıllarına uzanır. O zaman Hitler Almanyasının siyasi ve parasal desteğiyle örgütlenmişlerdir. Bizzat Alman faşizminin Ankara Büyükelçisi Von Papen tarafından "İhtilal Birlikleri" adı altında örgütlenen bu faşist örgütlenme içinde Türkeş de vardır. Sonra, Almanya'nın yerini CIA almış, bu defa, CIA'nin desteğiyle ve CIA'nın istediği tarzda örgütlenmeye başlamışlardır. MHP çatısı altında örgütlenen faşist hareket, oligarşiye en önemli hizmetini 70'li yıllarda verdi. Herkesin bildiği gibi, bu dönemde bir katliam partisi olarak çalıştı. Döktüğü kanın ortasında Nazım'dan şiir okuyan MHP 1980'lerin ikinci yarısında MÇP adıyla ortaya çıktığında, geniş kitleler içindeki teşhir olmuşluğu nedeniyle, kendi tabanının dışına çıkamadı. Oligarşiye hizmetini sürdürüyordu; bizzat 12 Eylül MHP'lileri bürokraside, kontra örgütlenmeleri içinde görevlendirmişti. Sonraki yıllarda oluşturulan özel timlerin, ölüm mangalarının kadrolarının büyük çoğunluğunu da MHP'liler oluşturdu. Ama bir "parti" olarak MHP, döktüğü kanın içinde, bir türlü gelişemiyordu. Bunun üzerine, 1992'de MÇP adını bırakıp yeniden MHP adına döndüklerinde, bir "imaj operasyonu" başlattılar. "MHP değişti", "Liberal merkez sağ çizgiye yöneldi" söylemleri öne çıkarıldı. Sarkık bıyıklar kesildi. Takım elbiseli, kravatlı boy göstermeye başladılar. Türkeş, Nazım Hikmet'ten şiir bile okuyordu artık! Ama 1995 seçimlerinde de barajı aşamadılar. Türkeş'in ölmesi, kavgalı kongrelerden sonra Devlet Bahçeli'nin başkanlığa gelmesi, MHP açısından temelde bir değişiklik getirmemiştir. Ama 18 Nisan 1999 seçimleri arifesindeki şovenist ortam, ve MHP'nin siyasi boşluk ortamında "yoksulluğa ve yolsuzluğa karşı" söylemleri, MHP'ye beklemediği bir oy artışı sağladı. '99 seçimlerinin yarattığı sonuçlara göre, DSP'li, MHP'li bir koalisyon oligarşinin ihtiyacına en uygun olanıydı. Ama MHP teşhir olmuş bir partiydi. "Değişti" söylemi yine öne çıkarıldı. Oligarşinin istediği kadar "değişim" Değişti tesbitleri ne kadar yanlışsa, "hiç değişmediğini" söylemek de o kadar yanlıştı. Özünde değişen bir şey yoktu; ama oligarşinin ihtiyaçları paralelinde bir değişim sözkonusuydu. Bu nedenle, MHP iktidara geldiğinde, "1980 öncesi gibi" sokaklarda faşist çetelerin yaygın terörünün eseceğini bekleyenler yanıldı. MHP iktidarı boyunca, devlet içinde faşist kurumlaşma her yönüyle sürdürülürken, siyaset sahnesinde, MHP, genelkurmayın temsilcisi oldu. Oligarşinin ihtiyaç duyduğu katliamlar gerçekleştirildi. IMF uşaklığı altında kalan "milliyetçilik" söylemi Türkiye tarihinin en kapsamlı ve en aşağılık işbirlikçilik anlaşmaları MHP'nin içinde yeraldığı iktidar döneminde çıkarılmıştır. Oligarşi, bu konuda gelişecek tepkileri DSP, MHP aracılığıyla etkisizleştirmek hesabı içinde, MHP'yi kullanıp, şu anda bir kenara atmıştır. MHP, şu an yüzü en fazla açığa çıkmış partilerden biridir. En kapsamlı peşkeş yasalarına "milliyetçi" bir partinin imza atmış olmasının yarattığı havayı dağıtmak için şimdi AB karşıtlığına oynuyor. Seçimde hangi sonucu alırsa alsın, asli misyonuyla oligarşiye hizmetini sürdürecektir. Bu halk düşmanı, faşist, katil ve Amerikan uşağı partiye verilecek her oy, ulusal çıkarlara değil, Amerikan çıkarlarına hizmet eder! ----------------------- LİDERİ - Konuşmalarında "millet" kelimesini çok kullanır ama, milletin değil, sorgusuz sualsiz "devlet"in hizmetindedir. - Bir "parti lideri"nden çok, zulüm düzeninin sadık bir bürokratı gibidir. "Devlet politikası" denildiği yerde, onun için akan sular durur. "Devlet politikası" olunca IMF anlaşmalarının altına da, katliam kararlarının altına da imza atmakta hiç tereddüt etmez. Etmemiştir. - Üç yılda, kimliğine, ekonomide IMF'nin, dış politikada ABD'nin uşaklığını, 19-22 Aralık katliamının mimarlığını yazdı, ---------------------- KİMLİĞİ Türkiye'de "kimliği" üzerine en az şüphe olan partilerden biridir. En çok "değişti" propagandasının MHP için yapılması bile, onun gerçek kimliğinin "savunulamayacak" bir kimlik olduğunu göstermeye yeter. MHP kimliğinde; katil, faşist, CIA beslemesi, Amerikancı, halk düşmanı diye yazar. Genelkurmayın "sivil" kolu gibi olduğunu, bu son yıllarda çok daha açık göstermiştir. MHP, gerektiğinde katliamcılıkta, gerektiğinde IMF'ye hizmette, gerektiğinde MGK'cılıkta, "devlete yardımcı güçler" konumu itibarıyla hiç değişmemiştir. ------------------------ ANAP Adı soygunla, işbirlikçilikle, yozlaşmayla özdeşleşmiş bir parti: ANAVATAN PARTİSİ Mesut Yılmaz da çırpınıyor meydanlarda, Diyor ki, anketlere göre, halkın yarıdan fazlası AB'den yana; AB'yi en fazla savunan parti de benim... Ama yine de oyları tırmanmıyor. Çünkü, o bir kaç manevrayla halkı aldatamayacak bir sicile sahip. ANAP, 20 Mayıs 1983'te kuruldu. Emperyalistlerin ve TÜSİAD'ın desteğiyle, cuntanın ardından yapılan ilk seçimler olan 6 Kasım 1993 seçimlerinde çoğunlğu kazandı. 7 Kasım 1993'den 20 Ekim 1991'e kadar tam 8 yıl iktidarda kaldı. Güya cuntadan sonraki "sivil" dönemin iktidarıydı; ama yaptığı asıl iş, açık faşizmin kurumsallaşmasını tamamlamaktı. ANAP sonraki yıllarda da iktidar oldu. ANAP'ın ilk lideri Özal'ın kişiliği, aslında partinin kimliğini de anlatmaya yetiyordu: 24 Ocak kararlarının mimarı ve uygulayıcısıydı. DPT müsteşarlığı, MESS başkanlığı yapmış, KOÇ'un yanında ve Dünya Bankası'nda çalışmıştı. Böyle bir kişinin liderliğindeki partinin kime hizmet edeceği de belliydi. 1980-90'lı yıllar boyunca ANAP, Emperyalist tekeller ve işbirlikçilerinin has partilerinden biri oldu. Mesut Yılmaz döneminde de değişmedi. ANAP daha çok ekonomi politikalarıyla tartışıldı. Ama katliamcılıkta diğerlerinden geri kalmadığı gibi, halkın değerlerine yönelik en büyük saldırıların da mimarıdır. Emperyalizmin kültürünün bu ölçüde yaygınlaşmasının baş sorumlusudur. Demokrasi havarisi ANAP, 1984 hapishaneler saldırısının da, 2000 F tipleri saldırısının da baş sorumlularındandır. ANAP, asıl olarak bir "iktidar" partisiydi. İktidardan uzaklaştıkça, küçüldü. Eski MHP'li, MSP'li kadrolar ve TÜSİAD hizmetkarları tarafından kurulan "dört eğilim"li ANAP şimdi dağılmayı yaşıyor. AB'ciliğin de ANAP'ı yaşatıp yaşatmayacağı şüphelidir, çünkü ortada yeterince AB'ci, IMF'ci parti var. ------------------------ bunlar bizi yönetemez! "Bunlar Bizi yönetebilir mi?" başlığıyla sunduğumuz yazı dizisini bu bölümle bitiriyoruz. Bunların bizi yönetemeyeceğinin kanıtı, bu dizide kısa kısa özetlemeye çalıştığımız tarihleridir. Klasik deyişle, "bugüne kadar yaptıkları" bundan sonra ne yapabileceklerinin de göstergesidir. Bugüne kadar yaptıkları, iyi ve doğru şeyler olsaydı, Türkiye uluslararası sıralamalarda, açlıkta, işkencede, yolsuzlukta hep üst sıralarda, özgürlüklerde, adalette, sosyal güvenlikte, eğitimde, sağlıkta, bu kadar alt sıralarda olmazdı. Mevcut düzen partileri içinde, denenmemişi yoktur. "Yeni" gibi görünenler, kendi iç çıkar çelişkileri nedeniyle oligarşinin mevcut partilerinden ayrılıp yeni parti kuranlardır. Oligarşinin partileri arasında olmayıp da kendilerine oligarşinin parlamenter düzeni içinde yer açmaya çalışanlar ise, zaten iktidarın çok uzağındadırlar. Onları bu nedenle bu yazı dizisi kapsamına almadık. "TBMM'de kaldırılacak parmaklarla" kimse onlara iktidarı vermez. Bu nedenle, bunlar da oligarşinin partileriyle aynı olmasalar da, bu ülkeyi bağımsızlığa, demokrasiye götürebilecek durumları, böyle bir politikaları yoktur. PEKİ KİM EN İYİ YÖNETEBİLİR? Böyle bir yazı dizisinin sonunda, tabii cevaplanması gereken bir soru da budur. O olmaz, bu olmaz, peki hangisi olacak? Biz halka, KENDİSİNİN DIŞINDA bir alternatif göstermiyoruz. Adı geçen tüm partilerin iktidarı OLİGARŞİNİN İKTİDARI olacaktır. Biz, bizi ancak HALKIN İKTİDARI yönetebilir diyoruz. Halkın iktidarını esas alacak bir parti, halkın iktidarının kurulmasının koşullarını hazırlayacak bir cephe, mevcut düzen partilerinin asıl alternatifleridir. Bu nedenle çağrımız şudur: Açlığa ve zulme son vermek için, HALK CEPHESİNDE BİRLEŞELİM! Bağımsızlık ve demokrasi için HALKIN İKTİDARI MÜCADELESİNE KATILALIM! ---------------------- Ve Diğerleri... Demokrasinin "vazgeçilmez figüranları"! Seçim kararının alındığı günleri hatırlarsanız, Yüksek Seçim Kurulu'nun en büyük kaygısı, "o kadar partiyi" seçim pusulasına nasıl sığdıracaklarıydı. Bizim de o kadar partiyi, bir yazı dizisinde ele almamız pek mümkün değildi. Hepsini aynı kapsamda ele alacak bir yazı dizisinin en azından on bölüm daha sürmesi gerekirdi... Ama bunların bir çoğu, siyasi hayatta belli bir yer tutmaktan çok kendi dar çevreleri için bir yer tutmaya çalışan, kişisel kariyer hesapları olan parti bile denemeyecek partilerdir. Melih Gökçek'lerin, Sadettin Tantanların, Besim Tibuk'ların partileri bu türden partilerdir. İçlerinde BBB (Büyük Birlik Partisi) gibi, GP (Genç Parti) gibi farklı açılardan üzerinde durulabilecek partiler de var. BBP'yi esas olarak MHP'den ayrı ele alamayız. İlk kuruluşları döneminde MHP'nin devlet tarafından kullanılmasını "eleştiren" bir tablo çizdiyseler de, ne kadro ne politika açısından bir değişim yaşamamış, bugün MHP'den daha fazla şovenizm çığırtkanlığı yaparak, Maraş katliamından Sivas katliamına faşistlerin ve yobazların kontrgerillanın denetiminde kullanıldığı katliamların sorumlularını kucaklamakta, oligarşinin kendilerine "görev" vereceği günlere beklemektedirler. 1999 seçimlerinde "milliyetçiliğin" MHP ve DSP nezdinde yaptığı prim, bu alanda bir de Genç Parti'yi ortaya çıkarmıştır. Dergimizde farklı yazılarda belli açılardan ele aldığımız Genç Parti, faşist vurgularının yanısıra başka açılardan incelenebilecek bir olgu durumundadır. Ki daha bir süre tartışılacaktır. Ancak, YSK'nın seçim pusulasına sığdırmakta zorluk çektiği tüm bu partileri, politikaları açısından incelediğinizde, birbirlerinden farklı bir şey bulmak çok zordur. Bu hem düzenin ekonomik krizinin bir göstergesi, hem siyasi krizinin kaynağıdır. Tabii bu tablo aynı zamanda, demokrasi oyunu gereği çok partililiğe izin veren düzenin, sıra düşüncelere, politikalara gelince, "çok düşünceliliğe", "çok politikalılığa" aynı tahammülü göstermediğinin de ifadesidir. Partiler, demokrasinin vazgeçilmez araçları, demokrasicilik oyununun ise vazgeçilmez figüranlarıdır. Figüranlara oy vermeyin, seçim oyunu senaryosunu onaylamayın!!!

24.11.2004 21:18:55
Alıntı
Sevgili Umay kendinizi kandirmayin Ummetcilik-turancilik-turkculuk safsatalariyla Ulkucu degilim Turanciyim laflariyla Fasizm yapiyor ve sizde bunu savunuyorsunuz?Turk sovenizminin ideologlarindan ve bugunku MHP'nin yolunu takip ettigi Huseyin Nihal Atsiz veriyor.Turkes ölumunun ardindan niye göz yasi dökuyor yoksa liberalisttide bizmi bilmiyoruz?
AVRUPA DEMOKRATİK ÜLKÜCÜ TÜRK DERNEKLERİ FEDERASYONU - imza HÜSEYİN NİHAL ATSIZ...

Ayrica bulmak istedigin butun kaynaklarda da bu böyledir...Bozkurtlar diriliyor diye kitabi varmi?VAR. Nihal Atsiz MHP(mcp de denebilir) kurucularindan ve akil hocalarindan fasist bir yalanci.
Atsız, MHP'nin kurulmasında önemli rol oynayan kişilerin başındadır, evet. Ancak Atsız'ın ölümünden sonra Mhp'nin çizgisi değişmiş ve Ümmetçi bir çizgi izlemiştir. ATSIZ ise, bu ülkünün doğru olmadığını, gerçek ülkümüzün yegane "TÜRKÇÜLÜK"te olduğunu ömrü hayatı boyunca söylemiştir. Bunu o Türkeşle bir tutamazsın !

Ayrıca Türlüğün imgesi olan ve Atsızın da bu mahiyette kullandığı "Bozkurt" romanlarını anlamamış olmak ve "mhp"ci muamelesi yapmak senin konu üstündeki yanlılık ve cahilliğini gösterir.

24.11.2004 21:28:24
atsız fikir babası olduğu partiye nasıl ters düşsün türkeş değilmiydi binlerce cana kast eden alevilik sünnilik türklük kürtlük sağcılık solculuk mantığını ortaya atan bu ülkede siyasete bunlari alet eden nasıl bir mantıkdır hala ümmetciyiz dmeek lan be aymaz sizin ümmetciliğiniz ancak şu olur arap müslüman aç birde türk müslüman aç sende azık bol sen eşit parcalar bölmedne önce ilk türk müslüman kardeşini doyurursun sonra arap müslüman kardeşine koşarsın bu nasıl bir ümmetci anlayıştır kalkıp ilkin insan dmezsin ilkin türk dersin o yüzdendir ki ittaki ve terraki partisi araplara diğer tüm müslüman ırklar abu şekilde davranmış ve osmanlıya karşı örgütlemiştir be zihniyetsiz cahil biraz oku biraz irdlee karşına çıkacka her konuyu kafanda betimle eğer betimlemiyorsan kalkıp birşeylkeri savunma sıkma canımı  

26.11.2004 23:10:46
ATSIZ, partinin genelini etkileyememekle birlikte ümmetçiliğe şiddetle karşı çıkmıştır. BUna karşın ölümünden sonra ümmetçi bir çizgi çizilmiş ve Türkçülükten giderek uzaklaşılmıştır.  

22.02.2006 16:10:43
Malesef bu konuda gözüktüğü gibi aramızda hainler var


Sayfa: [ 1 ] 2