|
||
| bildiğiniz gibi, diyojen, m.ö. 4. yüzyılda yaşamış bir düşünürdür... felsefesi özetle şudur; insanın yaşamak için hiçbir eşyaya ihtiyacı yoktur, esas olan erdemdir.. onun felsefesini anlatan en bilinen hikaye ise şudur; hiçbir şeyi olmayan diyojen sadece su içmek için yanında bulundurduğu bir tasla (maşrapa türü bir su kabı) gezmektedir. dağlık bir yerden geçerken çobanın birinin yerden çıkan kaynak suyunu eğilerek avucuna alıp alıp içtiğini görür. diyojen bunun üzerine, yanında bulundurduğu tek özel eşyası olan su tasını kaldırıp atar, ve derki: buna da ihtiyaç yokmuş... 2400 yıl sonra günümüzde diyojen felsefesini savunmak nasıl olmalı? |
||
|
||
diyojenin ne kadar gururlu olduğunu herkes bilir... adam aklını erdemle bozan.. insanlara ucube muamelesi yapan adamın elindeki su tasını fırlatması beni cezb etmiyor... kendine zulm etmek istemeyen tuvalet kagıtsız wc ye girmez... girenlerde diyojeni sevmez.. ehueheueheu ![]() dipnot: 2400 yıl sonra bugün, düşünürün görüşleri savunulmamalı... |
||
|
||
bunu savunmuş olsaydım, sanırım bu konu başlığına hiç birşey yazamazdım
|
||
|
||
| Bilge kişi doğaya göre ve toplum içinde de kendi kendine yaşayabilendir.. Kinikler, çağdaşlarında ayıpladıkları tutumların geçersizliğini göstermek için utanç verici olayları ve acı alayı kullanırlar, onlara göre hiçbirşeyden saklayacak hiçbirşeyi olmayan bilge kişi, camdan bir evde yaşayabilir ve nitekim Krates bu ilkeyi karısı ile uygulamaktan geri durmamıştır. Diogenes, yeni katılan bir öğrenciyi bir ringa balığını çekerek kendisini sokaklarda böyle izlemeye çağırır, genç adam bundan utanç duyar ve ringa balığını atarak kaçar, Diogenes de "bir ringa balığı arkadaşlığımızı bozdu" diyerek ona sitem eder. Zenon insanın,Tanrı'nın istencini ifade eden olaylar düzenine uyarak doğayla uyumlu yaşamasını ister ve böylece maddecilik ve ahlaki bir akılcılık olarak gelişen bir felsefe var olur. "Huzuru dıştaki şeylerde arayanların huzurunu kaçırmanın eşssiz sanatını buluyorum." Epictetos |
||
|
||
| tabi diyojen'inki abartılı ama, mülkiyet duygusu, insanda giderek hırsa dönüşmekte ve birçoğumuzun mutsuz, ümitsiz bir hayat sürmemizin sebebi olduğu da bir gerçek değil mi? insanda, her şeyin bu duyguya boyun eğmesiyle başladığını düşünüyorum... |
||
|
||
Bu tutum uygun tutumdur.
Bir kovandaki arılar topluluğuna yararlı olmayanın, arıya da yararlı olmayacağını bilen kişi bilgedir. Bütün insanlar eşvatandaş olarak ortak bir yasada birleşmiş olarak yaşamaları gerekir. Diogenes kendisini çevrelyen dünyadan soyutlamıştır, bu yüzden bize stoacı bilge imgesini vermez. O bir Kiniktir. Her insan yalnızca kendisine, arzularına eğilimlerine yani kendi ile ilgilenmelidir. Bize bağımlı olmayan şeylere gelince, hiçbir şey onları ne durdurabilir, ne de onlara engel olabilir.
|
||
|
||
| bahsedilen zamanda bir elitler, zenginler çevresinden bahsediyoruz. dolayısıyla malı mülkü olmasa da; çevrede oldukça sayılan bu adam çaldığı hemen her kapıda iyi ağırlanır. yani seni her zaman istediğin yere bırakacak biri varsa, arabaya ihtiyacın olmaz. altındaki fikir oldukça derin ama örnek çok sakat. yani onun bunun şarabını içiyorsan; kendi şarabın olmaması pek de önemli değil. daha iyi bir örnek sidarta'da bulunabilir. yiyip içmeyip yalnız meditasyon yapan fakirlerle birlikte olduğu dönemdir bunun örneği. fakat o olayın sonuna da bakmak gerek.. fakat o bambaşka bir hikaye. burada 2 kavram var aslında. biri mülkiyet, ikincisi lüks. mülkiyetin olup, lüksün olmayabilir. ki bence doğrusu da budur. lüks'ün tanımını: kullanacağından, ihtiyacından fazlası olarak alıyorum. birşeylere ihtiyaç vardır. bunun ortak olması da gerekmez. birşeyi en iyi kullanacak kimse onun olmalıdır. adam usta bir marangozsa onun bir torna tezgahı olmalıdır. kullanmayı bilmeyenin elinde boşa harcanmamalıdır. tabi diojenden oldukça saptık... burada bir fikre dikkat çekmek için abartı var. yani çok fazla (+) kutbunda yaşıyorsunuz biraz (-)ye gelin demek istiyor; aslında ortası iyidir. ama herkes malı mülkü kürek kürek mahzenlerine yığıyorsa, dengeye işaret etmek için taa öbür kutba gidip dikkat çekmek gerekir. herkesin fazla sakin ve kontrollü olduğu toplumda delice davranmak gerekir. doğru yaşam biçimi deliliktir demek için değil; biraz da bu yana gelin demek için. çok dağınık yazdım. forumda ilk mesajım; kimin bunları ne kadar okuyup ne kadar ilgilendiğinden emin olamadığım için çok fazla toparlamaya kasmadım. gerisi gelirse devam ederiz. |
||
|
||
| kerem paşa ,haklısın.çağımızda mülkiyet olmazsa olmaz.lüks ise insan ruhunu boşaltan, hep fazlası mantığıyla,insanlığı tüketen bir davranış biçimi.bu çağda kim kabul eder onun gibi yaşamayı,yada istensede yaşanabilir mi? mülküm yok deyip; başkalarını sömürmekte övünülecek bir durum değil.insanoğlu doğası gereği ,olanın fazlasını istedi hep;iyi ki de istedi .yoksa şimdi nasıl burda yazıyor olacaktık?ama bu demek değil ki ,sürüyle hareket etmek her zaman tek doğrudur.sürüden ayrılanlar olacak ki ,gelişimimiz de farklı yönler,farklı açılar oluşsun. | ||
|
||
| diyojeni sürekli akılda tutmak gerekir. çünkü bunu unuttuğumuz andan itibaren, mülkiyet hırsına kapılacağız. insanların yaşama ihtiyacından fazlasına sahip olmaları, bir o kadar insanın da yaşama hakkının elinden alınması anlamana gelir ki, insanlık için en büyük tehlike odur. Oysa, yaşamak için gerekli olan şeylerin toplamı, tüm insanlara ihtiyacı kadar yaşamaya yeterlidir... Diyojen örneği tabiki bir uç'tur. Ama hep hatırlanması gerekir... |
||
|
||
| insanlığın hep daha fazlasını istemesinin o kadar da iyi olduğuna katılmıyorum. buyrun ozon tabakası, buyrun küresel ısınma. fazlasını isteye isteye sonumuzu hazırladık. internette birbirimizle yazışmamız, fikir paylaşmamız ille de koca bir artı değil. internet bişeyleri, bazı paylaşımları hızlandırmış olabilir. ama neden bu kadar acelemiz var ki? gerçek hayatta yüzyüze insanlarla tanışıp konuşacağımız bir ortam olsaydı bu forumları hiç özlemezdik. |
||
|
||
insanlığın hep daha fazlasını istemesinin o kadar da iyi olduğuna katılmıyorum. yazımda böyle bir ibare yok. çünkü bende senin gibi düşünüyorum... |
||
|
||
| bir lokma ,bir hırkayla kaçımız yaşayabiliriz.ben hepsi benim olsun demiyorum.yada sürekli tüketelim ,boşaltalım içimizi ruhumuzu tatminsiz bedenler olarak varolalım demiyorum.sadece gelişimin varlığını ,ve bunun sebebinin ,insan isteklerinin olduğunu söylüyorum.yoksa ben lüks yaşıyacağım diye ,yüzbinlerce çocuğun açlık,hastalık yüzünden ölmesini savunmuyorum.savunamam.ben var olanı söyledim.istediğim eşit düzeni değil. | ||
|
||
| onu sana demedim ki bilader. "insanoğlu doğası gereği olanın fazlasını istedi hep; iyi ki de istedi" diyen pearl'dür. o sözüm de ona idi. pearl; hiçbirimiz bir lokma bir hırkayla yaşayalım demiyoruz zaten sanırım. dediğim gibi o bir uçtur. böyle iki uç arasında mutlu oluncak noktayı, insana en uygun noktayı bulmak gerekir. fakat bu noktayı kimse bulup da başkalarına dikte edemez. yapabileceğimiz; toplumumuzda özgürlük ve eşitlik ilkelerini korumaya çalışmaktır. yani bir lokma bir hırka isteyen de bunu seçebilmeli; daha fazla lüks isteyen de onu edinebilmeli. fakat bedelini de emek ve zaman harcayarak ödemelidir. dikkat edilmesi gereken nokta da birinin lüks edinmesi sırasında diğerinin aç kalmamasıdır. bunun bir ucu da budur; para kazanmak, daha çok kazanmak ihtiyaç giderme değil refleks haline gelmiştir. bir yandan üretim göklere çıkarılırken, tüketim ayıplanmıştır. bunlar bir alışveriştir; tüketim olmadan üretimin bir anlamı olmaz. refleks haline gelmesinin ise şöyle olduğunu düşünüyorum; ipin ucunda "açlık" olunca; fakirliğin sonunda kışın sokakta donup ölmek olunca; insan çocukluğundan beri fakirlikten kaçınmaya şartlanır. halbuki fakirlik; ihtiyacın olanın minimumuna sahip olmak anlamına gelseydi(başının üstünde çatı, sofranda yemek) bu tercih edilebilir birşey olurdu. bunu tercih etmenin karşılığı olarak da bolca boş zaman ve akıl rahatlığı olurdu. ama fakirlik=ölüm olunca, insanlar refleks olarak sürekli zenginliğe doğru hareket etmeye başlıyorlar. |
||