|
||
| Amerikali filozofun bir sözu var Toprak Kimsenin degildir. Tanrinindir..Bu söze ne kadar katiliyorsunuz? Nasil Hava herkezin maliysa Nasil Gunes herkezin maliysa Topragi herkezin mali gibi görmek neden ilginc geliyor? |
||
|
||
| tarih toprak güçlülerce işgal edilmiş ve paylaşılmış durumda. bu süreç hala daha devam ediyor. gücün iktidarı sürdükçe de devam edecek. insanların/ulusların toprağı mülkiyet edinmeleri tamamen haksızlık ve hırsızlık. toprak üzerindeki tüm mülkiyetlerin kaldırılması gerekir. |
||
|
||
| Toprağın dünyaya verebilecekleri sınırlıdır.Dünya üzerinde kapladığı yerin sınırlılığı da cabası.Sırf bu bile insanın toprağı adil paylaşımını şart koşar. Kendi kişisel varlık alanınızdan ötesini talep etme küstahlığını adil fikirler değil adaletsiz silahlar destekler daha çok. Kısaca toprak;zenginin,güçlünün ,şunun bunun değil, insanındır.Ve insan da hepsinden güçlüdür zaten,iş ki hatırlasın. |
||
|
||
toprak insanındır; pehh! aslında insan toprağındır...
|
||
|
||
| Peki bir soru daha...toprak kollektif olsun(KI OLMALI KESINLIKLE)...ben gidip deniz kiyisana ev yaparim amadeusda gelip kulagimin dibinde sogan yetistirise ne olacak? | ||
|
||
| olası bir senaryo: amadeus'a gidip neden soğan ektiğini sorucaksın amadeus da toprağın soğan yetiştirmek için ideal olduğunu belirticek bu konuda araştırma yapıcaksın yada amadeus'un yaptığı araştırmalar sonucunda doğru bir yargıya vardığını kabulleniceksin daha sonra ikiniz oturup çözüm geliştirmeye çalışıcaksınız belkide sen ev kurmayı planladığın toprağın bir bölümünü amadeus'a vericeksin ve amadeus burada soğanların görüntüsünü ve kokusunu engelliycek şekilde çiçekler yetiştiricek zeki insanlar arasında iletişim oldukça çözümler bulunur |
||
|
||
| toprak insanlar adına bağlı oldukarı yönetim birimine aittir. insanlar dünyanın herhangi bir yerindeki bir fedarasyona dahil olabilmeli. tabii o federasyonun şartlarını kabul etmek üzere. federasyon şehirlerin ve kırsalın yerleşim planlamalarını yapar. insanlara yerleşim alanları kurar. yerleşim alanları üyeleri arasında adil bir şekilde paylaştırılmaya çalışılır. yerleşim alanları başkalarının kulanımını engelleyici şekilde düzenlemez. örneğin deniz kenarı, işlek ticaret merkezleri,.. gibi alanlar yerleşim alanı olarak kullandırılmaz. toprağın mülkiyeti federasyona ait olacağı için toplumun yararına göreceği her türlü imar faaliyetlerini kolaylıkla icra eder. ... |
||
|
||
| zeki ve eğitimli geleceğin insanı federasyona ihtiyaç duymadan çözüm üretebilir | ||
|
||
| haklı olabilirsin ancak çözümler günümüz şartları ve günümüz insanı gözetilerek üretilmeli. zaten böyle bir gereklilik ortadan kalktığında federasyonlar da kendiliğinden yıkılır. |
||
|
||
Alıntı zaten böyle bir gereklilik ortadan kalktığında federasyonlar da kendiliğinden yıkılır. bu kendiliğinden yıkılma düşüncesi marksizmdeki, "kendi kendini yıkmaya programlı işçi devleti", "ihtiyaç kalmadığında ortadan kalkacak olan devlet" düşüncesine benziyor.aslında kurduğun idari sistem, belkide böyle yapmak istemedin ama, marksizmdeki tek ve merkezi dünya devletinin yerine(gerçi yıkılacakmış ama ), her biri kendi içinde merkeziyetçi, dünya çapında federal bir devleti andırıyor.bende federasyon u destekliyorum kesinlikle, fakat bu federasyona doğrudan demokrasi kavramınıda eklemeliyiz, yoksa bürokrasinin kendisini geliştirmesine ve hakimiyeti eline almasına sebebiyet verebiliriz. zira bütün otorite ve iktidarlar alanlarını genişletme çabasındadırlar. |
||
|
||
| 1. eğer otorite ve iktidar bıramazsan ortalıkta genişleme çabasında olcak bir şey göremezsin. 2. bahsettiğim dünya devleti değil. insanların yönetim şeklini benimsemiş olduğu federasyonlara dahil olması var. belki binlerce birbirinden bağımsız federasyon. yunanlılardaki site devletleri gibi. 3. kendi kendini yıma eylemi marksizm de olduğu gibi planlı değil. evrimsel bir sürecin kendini yaratması. anarşizmde toplumun değişmine evremsel süreçler sebep olmalıdır. |
||
|
||
| Mulkiyet olgusuna marx,, arkadasinda belirttigi gibi endi kendini yikmaya dayali isci devleti dusuncesi yer aliyor ve Toprak mulkiyeti, genel olarak sahibine, karasal cismi, topragin bagrini, havayi ve boylece de yasamin saglanmasi ve gelismesini somurme ayricaligi verdiginden, toplumun bir parcasi, yeryuzunde oturma izni icin otekinden harac alir.....Yalnizca nufus artisi ve onunla birlikte buyuyen barinak talebi degil, ya topraga katilan ya da sinai yapilar, depolar, fabrika yapilari vb. gibi onun uzerinde kok salan ve ona dayanan sabit sermayenin gelismesi de, zorunlu olarak bina rantini artirir. Ve topraktaki mulkiyet, her iki anlamda da haracini ister. Arsalara olan talep, yer ve temel olarak topragin degerini yukseltir, boylece yapi malzemesi olarak hizmet eden karasal cismin ogelerine olan talep de ayni zamanda artar....yani mulkiyet olgusu, topraktan asiri kar saglama hirsi, kentsel topraktan elde edilecek kazanclarin en yuksek duzeyde olusmasi istegi, fiziki mekan sekillenmesinin temelini olusturur. | ||
|
||
| Kendine ait olmayan ama hep birlikte sahipliğini üsteleneceği toprak için sadece birilerine sürekli bedel ödeyen insanın sonunda kendinden zeki olduğu için adil paylaşım yapacak başka birine bedel ödemek zorunda kalması...Yıkılacak olsa dahi. insanın suda yaşayası geliyor. Marx'ın kendi kendine yıkılacak devleti doktrinini toplum hayatına sindirdikten sonra yıkılacak bir devlet. Kendi insanını sindirttikten sonra hala baskıyla onun nefes almasını engelleyen çünkü kendini teorik olarak açıklayamaayn yani haklı sebeplerini yaratamayan sistemden çok daha adil ama özgürlükçü mü... |
||
|
||
Alıntı Marx'ın kendi kendine yıkılacak devleti doktrinini toplum hayatına sindirdikten sonra yıkılacak bir devlet. kesinlikle katılıyorum..Kendi insanını sindirttikten sonra hala baskıyla onun nefes almasını engelleyen çünkü kendini teorik olarak açıklayamaayn yani haklı sebeplerini yaratamayan sistemden çok daha adil ama özgürlükçü mü... bahsi geçen devletin ortadan kalkması aslında devletin her alana girmesi demek. yani devlet içselleştiğinde, devlet ve toplum bir hale geldiğinde, devlet toplumun gözünde artık eleştirilemeyecek hale geldiğinde doğal olarak bir ortadan kalkma oluyor. aslında buna devletin yokolması değilde devletle toplumun birleşmesi denmeli. yani ortada devletin gücünün azaltılarak birey ve toplumun özgürlüğünün öne çıkarılması yok. marksizm, bence, benim bildiğim ve anladığım kadarıyla, devlet kavramına yeterince eğilmemiş. devletin hem kendi içinde hem kendi dışında yayılmacı karakterine karşıtlık yok, yalnızca "meşru zemin" yaratıyor kendince. şimdi bahsedilen devletin "işçi devleti" olduğu ve bir devletten çok "yarı-devlet" özelliği gösterdiği filan söylenebilir, hatta bazı noktalarda ikna da edilebilirim, fakat bu "yarı-devlet"in bekası için yapılması zorunlu olan fedakarlıkları ve amacın araçtan ayrılamayacağını gözönünde bulundurursak(böyle düşünüyorum), "uzun vadede herşeyin yoluna gireceği" "inancı" konusunda nası ikna olacağım? olmayacağım tabi. öyleyse marksizmdeki bir anlayışı tersine çevirmeliyim. yani devleti ele geçirip otorite yoluyla toplumu değiştirmeyi değil, önce kendimizi değiştirmeyi ve ortaya çeşitli alternatifler koymayı denemeliyiz. food not bombs (bomba değil yiyecek) eylemleri vb. bu yüzden ilgimi çekiyor. slogan atmak yerine ortaya emek ve bunun sonucu olarak ürün koyması bakımından. |
||
|
||
| nesnelere sahip olamazsın. bu deliliktir. herşey herkesin kulanımı içindir. eşyaların manevi değeri olsa bile bu böyledir. eşya sadece eşyadır. kalıcı olan olduğun şeydir. | ||