|
||
| Abdullah Gül 22 Temmuz seçimlerine referansla cumhurbaşkanı adaylığı için kendisini halkın seçtiğini söylüyor. Oysa Gül'ün Türkiye siyasetindeki yerine de Çankaya adaylığına da karar veren ABD. soL Gül'ün cumhurbaşkanı olmasını herkesten çok ABD'nin istediği son bir haftada bir kez daha anlaşıldı. Nisan ayında da Washington, Tayyip Erdoğan'ın adaylığına sıcak bakmamış, aday olarak Abdullah Gül'e işaret etmişti. AKP ile askerler arasında yaşanan cumhurbaşkanı seçimi üzerinden yaşanan gerilimde de taraf olan ve ağırlık koyan ABD ve AB sandıktan çıkan sonuca da etkide bulundu. Abdullah Gül'ü "meydan okuma" aracı olarak seçim meydanlarında dolaştıran Tayyip Erdoğan'ın 22 Temmuz sonrasında cumhurbaşkanı adaylığı konusundaki yalpalamasına müdahale de yine ABD'den geldi. "Uzlaşma" arayışı, "gerilimsiz" bir siyasi zemin yaratma çabası ya da AKP'nin iç dengeleri olarak yorumlansa da Tayyip Erdoğan'ın yalpaladığı dönemde doğrudan ya da daha zayıf profilli bir adayla Çankaya için "kendisi"ni bir seçenek olarak düşünerek bir sondaj yaptığı ifade ediliyor. Ancak geçtiğimiz haftanın ikinci yarısında basındaki Amerikancı kalemlerden rahatlıkla izlenebildiği gibi net bir devreye giriş oldu. Doğan medyası "dilekçe" yazıp Başbakan'ın danışmanı "22 Temmuz Gül'e evet miydi değil miydi" tartışması yürütürken medyadaki Cengiz Çandar, Fehmi Koru, Yasemin Çongar gibi ABD kalemleri birden gürleşen bir sesle Gül korosu oluşturdular. Çandar'ın aşağıdaki satırları Matthew Byrza ile uğraştığı, "Gül neden aday olmalı" yazılarından birinden alındı: "Haziran ayında, 22 Temmuz seçiminden tam bir ay önce Washington'da Türkiye'yi iyi bilen ve yakından izleyen, aynı zamanda Amerikan başkentindeki ‘iç yapı'da ‘kim kimdir?' bilgisine sahip kaynaklarımız, bana, Başkan Bush, Dışişleri Bakanı Rice, Ulusal Güvenlik Başdanışmanı Stephen Hadley ve Dışişleri Müsteşarı Nicholas Burns'den oluşan ‘hattın', Türkiye'de ‘meşruiyet' yanlısı olduğunu ve bu bağlamda AK Parti hükümetiyle bir ‘sorun'u bulunmadığını, buna karşılık Müsteşar Yardımcısı Matt Bryza'nın, Bakan Yardımcısı Dan Fried'ı etkileyerek Başkan Yardımcısı Cheney'in bürosu ve onunla irtibatlı çalışan Hudson Institute ve American Enterprises Institute gibi düşünce kuruluşlarında, AK Parti hükümetine ‘karşıt' bir ekibin görüşlerini yansıttığını anlatmıştı." ABD'nin açık desteği kısmen Gül'ün koordinatları, en başından itibaren bu tür görevler için hazırlanmış, yetiştirilmiş olmasıyla ilgili. Ancak daha önemli kısmı, ABD'nin "hükmetme gücü"nü gösterme gereği duyması. ABD yaptığı tercihte ısrarlı olmazsa askerler başta olmak üzere AKP karşısında kendilerini alternatif olarak sunan askerler başta olmak üzere diğer siyasi aktörler üzerindeki otoritesinin zayıflayacağını bilmektedir. Gül'ün koordinatları Siyasal islam içindeki konumu, mesleki ve siyasi kariyerini İslami Kalkınma Bankası gibi oldukça özel bir yerde edinmiş olması Gül'ün formasyonu, özellikle de "dış" bağlantıları açısından önemli olarak değerlendiriliyor. Ama Gül'ün son beş yılda Dışişleri Bakanı olarak sergilediği performans, hepsinin ötesine geçmiş durumda. Gül, ABD'nin bölgesel politikalarına "tam" uyum başta olmak üzere siyasi yetenekleri ile kendini büyüklerine kanıtladı. Gül, AB süreci, İsrail'le ilişkiler, Ortadoğu politikası başta olmak üzere temel meselelerde ABD'yi hiç hayal kırıklığına uğratmadı. Üstelik bu arada AB'yi hoş tutmayı, sermaye çevrelerini memnun eden "diplomatik" bir ayarı tutturmayı ve bütün bunlarla birlikte dış politikada bir deha olarak kendini halka da yutturmayı başardı. Gül'ün "deha"sının en somut ve çarpıcı örneklerinden biri 2003 yılında, tezkerenin reddinden sonra ABD'nin gönlünü yapmak üzere imzalanan mutabakat metni. 1 Mart 2003 tezkeresinin ardından zedelenen ABD ilişkilerini toparlamak doğrultusunda en çok çaba harcayan kişi olan Gül, "teslimiyet" konusunda da en yüksek performansı sergiledi. Tezkerenin ardından ABD Dışişleri Bakanı Powell'ın Türkiye ziyareti sırasında imzalanan Kuzey Irak'ta kurulacak olan Kürt devletinin tanınmasına ve Türkiye'nin Irak'ın kuzeyinden asker çekmesine ilişkin kararların yer aldığı 12 maddelik mutabakat metninde Abdullah Gül'ün imzasının bulunduğu belirtiliyor. Bölgede daha "teslimiyetçi" hükümetlere ihtiyaç duyan ABD, tercihlerini performans değerlendirmesi üzerinden yapıyor. |
||
|
||
| Gül'ün özü Köşk tartışmaları, Gül'ün özü ve sözünün bir olup olmadığı ve türban tartışmalarına kilitlenirken, 11. Cumhurbaşkanı adayının zamanında 15 yaşında bir çocukla evlenmiş olması fazla dikkat çekmedi. HABER MERKEZİ Ankara'daki resepsiyonlar, ziyaretler devletin kurumlarının düello alanına döndü. Genelkurmay Başkanı, Başbakan ve 11. Cumhurbaşkanı adayı arasındaki atışma her gün yeni bir boyut kazanıyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın 12 Nisan'daki basın toplantısında yeni cumhurbaşkanı için dile getirdiği "cumhuriyet ilkelerine sözde değil özde bağlılık" ölçütüne Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geç de olsa "Abdullah Gül'ün özü, sözü birdir" yanıtını vermesinin ardından Gül de Büyükanıt'a yanıt verdi. Samimi ve şeffaf biri olduğunu öne süren Gül, "Bir kez rol yaparsınız, iki kez rol yaparsınız. Sizin ne olduğunuz, nasıl hareket edeceğiniz bunlar gayet açık seçik bir şekilde görülür" dedi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı adaylığı çerçevesinde tartışmalı bir dönemece girilirken, devletin zirvesinde cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerine yapılan açıklamalar yerini karşılıklı laf yarışına bıraktı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, önceki gün Erdoğan'ın kendisine sunduğu yeni kabine listesine "hiç bakmadı" ve "Yeni cumhurbaşkanına sunmanız daha uygun olur" diyerek onaylamadı. Böylece yeni hükümetin kurulması süreci, 11. cumhurbaşkanının görevi Sezer'den devralmasından sonraya kaldı. Aynı gün Çankaya Köşkü'nde işadamı Jak Vitali Kamhi'ye Devlet Üstün Hizmet Madalyası verilen törende ve sonrasındaki resepsiyonda devletin zirvesinde de "gergin" bir havanın hakim olduğu görüldü. Askerlerin hükümet üyelerinden uzak durması, Büyükanıt'ın "dükkan kapalı" demesine rağmen "ilkelerimizi çiğnetmeyiz" açıklamaları, Gül'ün dün Büyükanıt'a yanıtı cumhurbaşkanlığı tartışmalarını alevlendirdi. Ancak, Ankara kulislerinde "Gül'ün özü sözü bir mi? Türban Çankaya Köşkü'ne çıkarsa ne olur? 30 Ağustos resepsiyonunda askerler Hayrünnisa Gül'ü içeri alır mı? vb" sorulara yanıt aranmaya çalışırken Gül ile ilgili başka önemli bilgiler sessizce geçiştiriliyor. Çocukla evlendi Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül, türbanı nedeniyle tartışmaların ortasında yer alan eşi Hayrünnisa Gül ile evlendiğinde Hayrünnisa Gül 15 yaşındaydı. Star gazetesinde yer alan habere göre, 1965 doğumlu olan Hayrünnisa Gül, 1950 doğumlu olan Gül ile 20 Ağustos 1980 tarihinde evlendi. Hayrünisa Gül'ü'ı, Abdullah Gül'ün annesi Adeviye Gül, Kayseri'deki bir sünnet düğününde görerek beğendi. Anne Gül, o zaman 15 yaşında olan Hayrünnisa Hanım için şunları söyledi: "Terbiyesi, asaleti çok etkiledi. Konuyu Abdullah'a açtım, kabul etti..." Evlenmeden önce Özyurt soyadını taşıyan Hayrünnisa Gül, Çemberlitaş Lisesi'nde okurken evlenmeye karar verince, okulu bıraktı. Liseyi de dışarıdan bitirdi. Hayrünnisa Gül, Ankara Üniversitesi Arap Dili Ve Edebiyatı Bölümü'nün kapısına eşiyle birlikte gidip türbanı nedeniyle içeri alınmadığını notere tespit ettirerek AİHM'ye başvurdu. Gül çiftinin evlenme defterindeki kayıtları için verdikleri fotoğrafta, Hayrünnisa Gül'ün türbanlı görüntüsü yer alıyor. |
||
|
||
| Oh be sonunda "deokrasi" kazandı. | ||
|
||
| ülkeye hayırlı olsun diğelim...bişey değiştiremeyeceğimize göre... bişey söylemek istiyorum...bizim devlet adamlarımız niye bu kadar basit geliyor bana...yani onları sıçarken çok rahat düşüne biliyorum...her hangi biriler...ne bir karizma ne bir farklılık hepsi birbirine benziyor...mesela bizim başbakanda bakkal ahmet dayının karakteristik özellileri var...hiç birinde lider vasfı yok bence....bir çizgi var gelen o çizgiye dewam ediyor...sözde ülke menfaati için ezberini bozmayan hiç bir dewlet adamı sewindirmiyor beni...sewmiyorum len hiç birinizi.... |
||
|
||
| Abdullah Gül'e ilk tebrik istasyon kahvesinden.Ecevit şapkalı bir amca haberi duyduğunda Gül hakkında ''ALLAH TAKSİRATINI AFFETSİN'' yorumunu yaptı.Epey güldüm ardından,sizlerle de paylaşayım dedim.. | ||
|
||
| Sezer 330 oy almıştı, Gül 339. Hayırlı olsun memlekete.. |
||
|
||
| türkiye de demokrasi adına önemli bir dönüm noktası. bugün ertuğrul özkök hürriyette şöyle yazmış: 2’nci Cumhuriyet'in 1'nci Cumhurbaşkanı DÜN yazı işleri masasında bir yandan Meclis’teki oylamayı izliyor, bir yandan da vereceğimiz manşeti tartışıyoruz. Manşet önerim şuydu: "İkinci Cumhuriyet’in birinci Cumhurbaşkanı." Burada bir parantez açıyor ve komplocu arkadaşlara sesleniyorum. Sakin olun, sadece bir şakaydı... Geçen sefer yine böyle bir muziplik yapmış ve başıma gelen kalmamıştı. O yüzden, altını çize çize, üstüne basa basa tekrar söylüyorum: "Sadece bir şaka." * * * Ama her şaka gibi gerçek bir yanı var. Sayın Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı üslubu, anlayışı, önümüzdeki yıllar açısından hayati derecede önemli olacak. Nasıl bir Cumhurbaşkanı olacak? Bazı yandaşlarının ona vermek istediği tarza uygun bir üslupla mı?.. Yani, son bir aydır onu destekleyenlerin muzaffer, hatta biraz şımarık edasıyla, "İkinci Cumhuriyet’in Çankaya zaferi" olarak mı?.. Yoksa... Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Cumhuriyet geleneklerinin yarattığı profille mi? Yani Atatürk Cumhuriyeti’nin klasik üslubuyla mı? Kendini "Cumhurun Başı" olarak mı görecek? Yoksa "Cumhurbaşkanı" olarak mı? * * * Bazıları bütün bunları basit birer "dil oyunu", art niyetli kafa karıştırma olarak görecektir. Hayır, hiç öyle değil. Ne yazık ki artık bu ülkede, "Cumhurun başı" ile "Cumhurbaşkanı" kelimeleri arasında köklü ve belirleyici bir fark var. Kim "Yoktur" diyorsa, biliniz ki yeni Cumhurbaşkanı’nı tuzağa düşürmek için uğraşmaktadır. Eğer bu ülke, gerçekten "Onbirinci Cumhurbaşkanı"nı seçtiyse, bunun yöntemi Anayasa’da yazılı olan yöntemdir. Ettiği yemin de öyle... Ama birileri çıkıp, "Hayır sen, bir nevi referandumla, direkt halk tarafından seçilip oraya gönderildin" zihniyetini aşılamaya çalışıyorsa, biliniz ki maraza çıkarmak istemektedir. * * * Hepimiz şunun bilincinde olmalıyız: Cumhuriyet tarihinin en sancılı Cumhurbaşkanlığı seçimini yaptık. Sancı, Sayın Abdullah Gül’ün kişiliğinden kaynaklanmıyor. Cumhuriyet’in kurucu sembolleri üzerindeki hassasiyetten gelen bir gerginlik söz konusuydu. Bunu ne çok abartmak, ne de çok hafife almak gerekir. Yapılması gereken şey, o hassasiyetlere dikkat etmek ve ülkenin Cumhuriyet geleneklerinin zedelenmemesine çaba harcamaktır. O yüzden diyorum, bu süreci, "Cumhurun başı" vs. gibi kışkırtıcı sloganlarla kirletmemek gerekir. Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı gibi davranmalıdır. * * * Onbirinci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü büyük ve tarihi bir görev bekliyor. Kendi seçiminin yol açtığı toplumsal tahribatı ve travmayı, tarihi bir "avantaja" çevirmek. Yani, bu ülkenin laiklik hassasiyeti, bütün öteki kimliklerinin üzerine geçmiş insanlara da, "Bakın bu ilkelere biz de aynı hassasiyetle bağlıyız" duygusunu vermek. Ben, Abdullah Gül’ün zeká ve kişiliğinin buna çok yatkın olduğunu düşünüyorum. Emin olun bu tavır, hükümetin de işini çok kolaylaştıracaktır. Ama öyle değil de, "AKP ideolojisinin noteri" gibi davranırsa büyük bir barışma fırsatını kaçıracağız. Başbakan seçim meydanlarında, Cumhurbaşkanı’nı uzlaşmayla seçme sözü vermişti. Ne yazık ki elinde olmayan nedenlerle sözünü tutamadı. Şimdi umudumuz, bu sözün, bizzat "Gül tarafından" davranışı ve siyaseti ile tutulmasıdır. |
||
|
||
| iktidara gelen en sol'cu partiden çıkan bir cumhurbaşkanı. |
||
|
||
| Benim 'köşem' öyle bi kez okunup da, iki kez okunup da- Belli 1 devamlılık gerektiriyor Bu Köşenin Okuru olmak. (Çok sınavcıyım, çok!) Bir nevi 'tefrika' hali: O yüzden de gayet fuzuli buluyorum Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanımız olmasının bende yarattığı duygu ve düşünceleri sayıp dökmeyi. Şu ceviz benzetmeyle özetleyeyim: Orhan Pamuk'un Nobel'i almasına sevindiğim kadar sevindim. Çocukluğumuzdan beri bellediğimiz temiz bir hakikattir: İYİ OLAN KAZANSIN! Orhan Pamuk'a baktığımda da, Abdullah Gül'e baktığımda da yalnızca işlerinde iyi olan iki adam görmüyorum ben. İki iyi insan görüyorum. Bu dünyada, bu ülkede yaşıyor olmalarından sevinç duyduğum, huzur bulduğum 2 İyi Adam. Ne kadar çok sayıda kişinin bu ülkedeki varlığından, nasıl da muazzep olduğunu düşünürsek ruhumun, Orhan'ın bu sene Nobel'i alması gibi Abdullah beyin cumhurbaşkanı olması da benim için fevkâlâde mutlandırıcı bir 'iyi' haberdir. Korktum mu? Fena halde ve habire korktum. Paranoya (bilen bilir) yaşla ilerleyen bir 'şey'. Şahsi hayatımda giderek daha az paranoyaklaşıyorum (herhalde şahsi hayatım kalmadığından) ve fakat toplumsal gidişatı okurken, acayip işkillenen birine dönüştüm mü? Dönüştüm! Mehmet Ali Kışlalı'nın yazılarından, Org. Yaşar Büyükanıt'ın mesajlarına kuruyorum da, kuruyorum! Kimbilir belki her ikisi de (Kışlalı da, Büyükanıt da) en çok BANA hitap ettiklerini düşünüyorlardır. Ne yani? TAM 2 GÜN ÖNCESİNDEN verilen 30 Ağustos MESAJI boşa mı gitti? Bir tek ben mi burgulanıyorum bu Temcit Pilavı kıvamındaki uyarılardan/tehditlerden/gözdağlarından? Bir tek ben mi Askeriye'nin sonu gelmeyen mesajlarıyla kafayı bozmuş vaziyetteyim? Bu mesajlamalardan fena halde bunalmış? BİRTAKIM KÖTÜ NİYETLİLERİN PLANI deniliyor diyelim 30 Ağustos (2 gün öncesinden) 'mesajında'. Bu planların sonu gelmiyor, gelmiyor. Ya REJİMİN BEKÇİSİ Askeriyemiz 1 gece ansızın Birtakım Kötü Niyetliler'in planlarını alabora etmeye karar verir ise? On biri yirmi filan geçe? Bu dil, bu üslup bende böyle bir olasılığın mümkünatını yankılandırıyor. En azından 'niyet', 'arzu' BU- değil mi?? Kuşkulandırma tutkusu? ŞER ODAKLARININ SALDIRILARI ARTTI deniliyor mesela. 20, 25, 30 yıldır bu Şer Odakları'nın saldırıları artıyor. Onlarla baş etmekle mükellef olan kurum, hemen herrr şeyimizle ilgilenmek zorunda olduklarından olsa gerek; ne bu saldırıları azaltabiliyor, ne bu saldırılar yüzünden kaybettiğimiz Vatan Canları'nın sayısını. TÜRK ULUSU KARANLIK GÜÇLERİ BOĞACAKTIR deniliyor 30 Ağustos Mesajımızda. 'Karanlık Güçler' de son derece güçlü bir metafor. Hep böyle Şer Odakları'yla birlikte, kımıl kımıl zararlı zararlı var olmaları gerekiyor. Ya da tasvir ve tehdit unsuru olarak kullanılmaları. Böyle metaforlar olmasa tepemizde sallanan, TSK'nın değerinde hiçbir azalma olmaz, ama öneminde? İHANETLER BİZİ ASLA YILDIRAMAZ deniliyor. Hakikaten de öyle. "Türk'e durmak yaraşmaz/Türk önde Türk ileri!" mısraını en sevdiğimiz marşımızda yer alan "Türk'e yılmak yaraşmaz/Türk yıldırır, yılmaz" diye de söyleyebiliriz esasında. "Bu direnç, TSK'nın genlerinde mevcuttur" cümlesi mevcut bu mühim maddede ayrıca. 'TSK'nın Genleri' de güzel 1 başlık olurdu. Bilimkurgusal 1 eserde. KARARLILIĞIMIZDAN TAVİZ VERMEYECEĞİZ deniliyor bir de. Mesaj Verme Kararlılığı'ndan taviz vermediklerini görüyoruz mütemadiyen. Şimdi peki YENİ+SİVİL bir Anayasa'yla, TSK'nın muasır medeniyet ülkelerindeki ordular gibi, hesap verebilirlik hususunda olsun, denetlenebilirlikte ille de öz hakiki işine konsantre olması temin edilmek yoluna gidilir ise- Görev Tanımı yeniden yapılır ise. Hakiki bir profesyonellik içinde. Evet, bırakalım o "Bu anayasaya yüzde 92'miz EVET demişti" palavralarını. Evren Diktası altında NASIL bir anayasaya NE KOŞULLARDA oy verildiğini (artı Evren'in cumhurbaşkanlığına da) pek çok iyi biliyoruz. Şimdi bize Yeni+Sivil 1 Anayasa Lazım! Aynen Abdullah Gül'ün her şeye rağmen, halkın iradesiyle cumhurbaşkanı olması gibi. Olduğu gibi. Demokrasiyle yönetilen bir Türkiye'ye yakışan Anayasa. Herrr şeye rağmen. Tüm uyarı mesajlarına. Perihan MAĞDEN/Radikal |
||
|
||
| türkiyede kemazlizmin, askeri zihniyetin kırılmasını da sağlayacaktır. askerden medet umarak iyi bir gelecek hayal eden sözümona solcuların tepkisini merak ediyorum. | ||
|
||
| Abdullah gül bir simgedir..... halk gücünün militarist bir hegamonyaya karşı direnişidir.Her gerçek solcunun,dindarın,alevinin ,kürdün,işçinin,kısacası gerçek halkın desteklemesi gereken bir direniştir...Desteklemezseniz davetiyesiz giremeyeceğiniz bayramlara uzaktan esas duruşta selam verirsiniz.... | ||
|
||
Başlığın Cumhurbaşkanı (ABD)ullah Gül olarak değişmesini talep ediyorum.
|
||
|
||
red edilmiştir ![]() |
||
|
||
| Kendisinin secilmesi ile beraber yeni birseyler yasayacagimiz kisidir. Ben merak ediyorum resepsiyonlarda filan ne olacak bakalim? 30 Agustos vs... Umarim yeni olaylara gebe degildir Turkiye.. |
||
|
||
| Can Dündar zorlu bir işe soyunuyor: Koyu bir gericiden “açık fikirli, demokrat, şeker gibi cumhurbaşkanı" çıkarmaya kalkışıyor. Ama ne polisten dayak yemesi onu solculara karşı provokasyon düzenleyen güruhtan çıkarabiliyor, ne 12 Eylül sabahı soluğu Metris cezaevinde alması 'fikir adamı'na dönüştürebiliyor. 29 Ekim'de doğdu. Dayısı "adını Cumhur koyalım, bakarsınız istikbalde reisicumhur olur" dediyse de, babası müneccim değildi, "Abdullah olsun" diye ısrar etti. Çok uslu bir çocuktu, büyüklerinin sözünden hiç çıkmaz, hava kararmadan oyunu bırakır eve koşardı. İlkokulda müzik dersi zayıfsa, bu da Köy Enstitüsü yetiştirmesi jakoben öğretmeninin müslüman mahallesinde keman çalmaya kalkışması yüzündendi. Kendisi 30 yaşındayken, 15 yaşında bir kızla görücü usulüyle evlendi, ama karısının okumasına mani olduğu için hep üzüntü duydu. Özetleyince şaka gibi gelse de, bu yazılanlar Can Dündar'ın dört bölümlük Abdullah Gül biyografisinde ayniyle vaki. Dündar, Milliyet gazetesindeki köşesinde bu hafta yayımlanan methiye dizisinde "(O)nun kişiliğinin yapıtaşlarını bulmak üzere, Kayseri'ye gittim; Gül'ün annesi, babası, kardeşiyle tanıştım, kendisiyle, eşiyle, öğretmenleriyle, arkadaşlarıyla konuştum; okuduğu kitaplardan, gittiği okullardan, yaşadığı şehirlerden, etkilendiği fikirlerden ‘bir Gül portresi'ne ulaşmaya çalıştım. Kayserili vasat bir öğrenciden, Türkiye'nin 11. Cumhurbaşkanı'nı çıkaran insanları, süreci, mücadeleyi tanımaya, anlamaya çalıştım" diye açıklıyor maksadını. Asker hazırola geçmeyince, Dündar amuda kalkıyor Vasat öğrencinin kırık notlarına bahaneler üretmek kolaydır, ama Dündar daha zorlu bir işe soyunuyor: Koyu bir gericiden "açık fikirli, modern, kültürlü, demokrat, ılımlı, velhasıl şeker gibi cumhurbaşkanı" çıkarmaya kalkışıyor. Gerçekten zor... Artistik yetenekleri sonuna kadar kullanmayı gerektiriyor. Yazı dizisi boyunca Gül'ün çocukluğunda gazoz satmayı beceremeyişinden, büyük şehri 19 yaşında görmesine, öğrenciliğinde kaldığı bodrum katı bekar evinden, asistan maaşıyla geçim sıkıntılarına kadar her ayrıntı, "halkın içinden çıkan cumhurbaşkanı" resmi için değerlendiriliyor. Dündar, Gül'ün çocukluğunu mistik bir haleyle süsledikten sonra, asıl zorlu kısma geliyor: Burada, Kayseri'de TİP mitingine karşı provokasyon düzenleyen güruhun içindeki Gül'ün polisten dayak yediğini öne çıkarmakla başlıyor. Böylece, ceberrut devletten çok çekmiş sol ile bir duygudaşlık yaratılarak, ayağa kalkan emekçilere karşı faşist provokasyonlarla dolu bir dönem de bir kalemde aklanmış oluyor. Milli Görüşçü değil, MTTB'liydi... Gül'ün gerici olmadığını anlatmak kolay değil... Bunun için Necip Fazıl'ı "entelektüel", anti-komünizmin vurucu güçlerinden Milli Türk Talebe Birliği'ni "öğrenci kulübü" olarak sunmaya çalışmak gerekiyor. Dündar, dinci siyasetin önde gelen figürlerini Gül'ün Milli Görüşçü olmadığına şahit gösteriyor. Gül, MSP'yi avam bulmuştur, bu nedenle uzak durmuştur. Ancak aynı Gül, üniversite yıllarında MTTB militanlığından geri durmuyor. Üniversitede gerici örgütlenmenin liderleri arasındaki Gül'ün solcu öğrenciler tarafından teşhir edilmesi de Gül'ü mazlumlaştırmak, dahası solu "eli silahlı çete" olarak lanse etmek üzere değerlendiriliyor: Silaha bulaşmadı, solcular ise kafalara silah dayıyordu... "Bir gün okula Gül'ün fotoğrafının basılı olduğu afişler asıldı; afişte "Bu faşist okula giremez" yazılıydı. Hedef gösterilmişti. Sol örgütler üniversite kapısında kimlik kontrolü yapıyor, onu arıyorlardı. Herkesin silahlanmaya başladığı yıllardı. Ve Mehmet Tekelioğlu'nun anlattığına göre, bir gün o silahlardan biri Abdullah Gül'e çevrildi. Okulun solcularından biri, kafasına silah dayadı. Gül, o an soğukkanlılığı sayesinde kurtuldu. Okul bahçesinden kaçıp kampusu terk etti. Ve 6 ay kadar gelemedi. Recep Tayyip Erdoğan'la o dönemde tanıştı. Necip Fazıl'ın öğüdü vardı; ‘Kanunları gerebildiğiniz kadar gerin, ama koparmayın' diye... Silaha bulaşmadılar." Gül'ün 35 yıl sonra Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam edilmeleri hakkındaki Meclis kararının kaldırılması için imza verenler arasında bulunduğu da eklenince, tablo tamamlanmış oluyor. Gül yağının bastıramadığı kokular Fehmi Koru, Taha Akyol, Cengiz Çandar vesaire dururken, Can Dündar'ın bunu yapması hangi ihtiyacın ürünüydü? Abdullah Gül'ün Çankaya'ya oturması için yağlanması, elbette adı solcuya çıkmış bir yazarın kaleminden daha etkili olacaktı. "Aşağı mahalle"nin kalemleri "buzz gibi gool" çığlıklarıyla sarhoş olmuşken, Gül'ü "beni aldattın, bu yüzden yuva yıkılmaz belki ama gönlümü almak için bir şeyler yapmalısın" tadında az ekşili bir sosla terbiye etmeye soyunmuş bulunan "yukarı mahalle" yazarları, yağlama işini de üstlenmek durumunda kalıyor. "Liberal sol"un AKP ile yaşadığı flört akılları baştan alınca, Can Dündar da bütün ölçüleri kaçırarak işi Gül'ü gül yağıyla yıkamaya vardırıyor. Gericiliğin çirkefinden yayılan koku ise gül yağıyla bastırılamıyor... |
||