|
||
| EFENDİLİĞİN REDDİ Sivil İtaatsizlik ve Doğrudan Eylem Tarık Aygün, Versus Yayınları Gandhi, King ve sivil itaatsizlik 'Gandhi ve King 'e göre asıl olan, egemenlik ve ayrıcalık yaratacak yeni bir dünya kurmak değil, bugünün dünyasını özgür kılabilmektir' Hindistan Kurtuluş Mücadelesi, Amerikan Siyah Hareketi, örgütlenişi, kitleselliği ve sonuçları itibarıyla sivil mücadele tarihinde iki önemli örnektir. Tarık Aygün'ün Efendiliğin Reddi adlı ikinci baskısı yapılan kitabı, bu iki hareketi incelediği gibi, hareketin liderlerinden Gandhi ve King'i, yaşamları ile ilgili ayrıntıları da ihmal etmeden, modern topluma getirdiği eleştiri açısından öne çıkarıyor. Kitabın önsözünde, aydınlanma ile ilgili tartışmalarda ve son bölümdeki modern toplum eleştirilerinde, Gandhi ve King, bir eylem adamı olmaktan çok, bir düşünür olarak ele alınıyor. Sivil itaatsizlik, kitapta, politik mücadele yöntemiyle, etik değerlere yaptığı vurguyla, özellikle de yeni bir uygarlık anlayışının dili olarak; insanları siyasetin dışına iten, onları ruhsuzlaştıran mevcut uygarlık anlayışına yönelik bir karşı duruş olarak öne çıkarılıyor. Gandhi ve King'in mücadelesi, modern toplumun kurgulanışına ve aydınlanma aklının 'ilerlemecilik' teorisine ilişkin bir eleştiri olarak ele alınıyor; kendini doğrudan eylem dışında ifade etme olanağı bulamayan ahlaksal karşı çıkışın ilk adımlarını atma çabası olarak görülüyor. Onlar, doğrudan eylemle bizi ilgilendiren konularda ve günlük yaşamda aktif olmamız gerektiğini söylüyor, sivil direnişçinin büyük bir ahlaki organizasyonun parçası olması gerektiğini iddia ediyorlar. Şiddetsiz direnişin temel düsturu da bu. Eylemin amacı, araçları meşru kılmaya yetmez. Aksine kullandığın araçlar, amacı kutsallaştırır. Gandhi ve King buna inanıyorlar. Her şeyin yok edilmesinin neredeyse kanıksandığı, devletlerin tek bir hamle ile binlerce insanı bir anda ortadan kaldırdığı bir dünya tasarımında, düşmanı yok etmeden mücadele etmenin olası olup olmadığını sorguluyorlar, bunu da modern toplumun alışkanlıklarına göre değil, geleneksel toplumların değer yargılarına göre yapıyorlar. Bu toplumların doğayla uyumlu, her canlıya önem verilmesi gerektiği yönündeki ahlaki yapılarına dayanarak, insanlığın birlikte bir kurtuluşu olup olmadığını tartışmaya açıyorlar. Uygarlık krizi tartışması Kitapta modern toplum eleştirilerinde Batı ve Doğu'nun rolü de inceleniyor. Modernitenin yaratıcısı olarak Avrupa'yı temel almak olası olsa da, bugünkü uygarlık krizini tek başına Avrupa'ya yüklenmemesinin altı çiziliyor. Rousseau'nun dediği gibi, eşitsizliğin kaynağı büyük oranda mülkiyet ile ilgili bir tartışmanın konusudur ve özel mülkiyet bilindiği gibi, sadece Avrupa'ya özgü bir durum değildir. Egemenliğin hemen her biçimi en az Avrupalılar kadar doğulularca da biliniyordu ve örneğin köle kullanımı ya da devasa büyük ve merkezi devletlere ilişkin modeller Doğu tarihinde, Avrupa tarihine oranla daha fazla yer tutuyordu. Ama aydınlanmanın yarattığı atmosfer, modern uygarlık tasarımını dünya ölçeğinde büyütmek oldu. Afrikalılar köle kullanıyorlardı. Araplar da Afrikalılar yoluyla köle kullanmayı öğrenmişlerdi. Ama bu köleler sadece ev işlerinde kullanılıyordu ve bilindiğinden farklı olarak köleler evin diğer asli üyeleri gibi söz ve karar mekanizmasında kısmen yer tutuyordu. Şayet köle sahibi kölesini azat etmek isterse, aynı zamanda onun geleceğini de garanti altına almak zorundaydı. Avrupalılar köle kullanımını öğrendikten sonra, bunu büyük bir ticaret mekanizmasına çevirdiler ve köle kullanımı, kapitalist gelişmenin neredeyse vazgeçilmez bir koşulu haline geldi. Doğrudan küreselleşen bir sistem olarak organize edildi. Keza diğer egemenlik ilişkileri de aynı biçimde, küresel hal aldı. Avrupa tek başına modern uygarlığı yaratmamış olsa da, onun bugünkü tek uygarlık biçimi olmasını sağlamış oldu, kendi dışındaki tüm alternatifleri yok etti. Efendiliğin Reddi, dünyanın sorunlarına çözüm bulmanın hepimizin derdi olduğunu, karar verme hakkını devretme kolaycılığı ile sorunların dışında kalınamayacağını, suç ortaklığının devam ettiğini, kişinin kendi sorunları ile genel sorunlar arasında bağ kurması gerektiğini, yaratılan sorunlardan ahlaki sorumluluk duymanın zamanının geldiğini hatırlatıyor biz okurlara. SERPİL ÇAKIR-Radikal/Kitap |
||
|
||
| asya, kitabı okudunmu, yoksa sadece tanıtım yazısını kopyala/yapıştır mı yaptın!.. |
||
|
||
| hangi olgulara göre faydalı olduğunu anlıyorsunuz. kitabı sadece adına, ve yazarına göre yorumlamak nasıl doğru olabilir. Tanıtım yazısını yazanında hiç okumadan, arka kapak yazısı veya sunuş yazılısından yararlanarak o yazıyı yazdığı kuvvetle ihtimaldir. çünkü işi o. bana göre bu konularda kopyala/yapıştırın hiç kimseye katkısı yok, kendi kendimizi kandırmayalım... |
||
|
||
| Tanıtım yazısı yazmak öyle kolay olmuyor işte, yeni çıkan kitabı iki gün içinde okuyup, bi iki gün daha spesifik alanların altını çizmek, üzerine bir gün zihinde kitabı ve yazıyı bütünlemek, kalan iki gün de 4000 kelime sınırı dahilinde o kitabın ana hatlarını ortaya koymak, sonraki gün redaksiyonunu yapmak,sonraki günde editör onayı almak gerekiyor... Bu kitabı ve Ganghi'nin daha birçok yazısını okumuş biri olarak birinci ağızdan tavsiye ediyorum arkadaşlar. Versus'un yeni çıkan her kitabına göz atmanız iyi olabilir hatta, çizgisini çok iyi oturtmuş genç bir yayınevi... |
||
|
||
| Fikir, anlıyorum ki kızgınsın bana... Aslında çok haksız da değilsin eleştirinde, ben de bu kitabı okuduktan sonra tanıtımını yapmak isterdim. Ancak yukarıdaki tanıtım yazısını okuduğumda, egemenlerin ellerindeki gücü kötüye kullandıklarını düşündüğüm ve haksızlıklara, şiddet göstermeksizin karşı duruş sergilemeyi ilke edindiğim için heyecanlandım ve bir an önce arkadaşlarımla paylaşmak istedim. Kitabı alıp okuma sürecini tamamlayıncaya kadar başkalarının da yararlanmasını ve lilith_noir gibi okuyanların düşüncelerini de almayı amaçladım. Her ne kadar eleştirini haklı da bulsam önyargını ve ifade ediş şeklini de onaylamadığımı bilmeni isterim. |
||
|
||
| ben, şu an tanıtımı yapılan kitapla ilgili hiçbir yorumda bulunmadım. sadece bir anlayışa eleştirel yaklaştım. bu kitap için yazılanlar doğru da olabilir yanlış ta, hiç önemi yok. demek istediğim şudur; tavsiye ettiğimiz kitabı veya başka bir yazılı çalışmaya iyice hakim olarak, önerelim. ulaştığımız özet bilgilerin doğruluğu veya yalnışlığı önemsiz. yoksa herbirimiz hergün yüzlerce kitap tanıtım yazısına ulaşabiliriz ve yayınlarız. ama bir değeri yok. asya'ya da bunu sordum... yalnış bir anlayışı düzeltmeye çalışıyorum... sözkonusu kitabın yazarı, yayınevi bu bağlamda önemli değil... bu durum o kitaba çok hakim bir forum katılımcısının dikkatini çeker, başlar tartışmaya, bizimkinde tık yok. çok mu iyi bu durum... asya hiç kırgın değilim ve inan önyargılı davranmıyorum, ifade ediş şeklim ortak kaygılarımızdan olmalı... |
||