SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => anarşist PRATİKLER

Konu: Halil Savda / Asıl hedef ordu ve zorunlu askerlik

Sayfa: [ 1 ]

15.08.2007 16:50:21
(Atılım)- Vicdani ret, herhangi bir nedenle askerlik yapmayı reddetmek anlamına geliyor. Gerekçeleri, bu yüzden kişinin siyasi bakış açısına göre değişiyor. Bir ‘sivil itaatsizlik’ biçimi olarak bireysel bir protesto niteliği taşıyor. İçerdiği bütün radikal itirazlara rağmen, bireysellik esas alınıyor. Bu nedenle, toplumsal bir düzen alternatifi önermiyor. “Vicdani ret” tutumunun pasifizmi de buradan geliyor. Zira, anarşistler bu eylemin içeriğini “her türlü” şiddet karşıtlığıyla dolduruyor. Dolayısıyla vicdani ret, eleştirilmeyi hak ediyor.

Ancak, vicdani ret, özellikle Türkiye gibi zorunlu askerliğin, rejimin kitlelere boyun eğdirme araçlarından biri olduğu, halklara karşı adı konulmamış kirli savaşlar yürütülen ülkelerde bu eylem, siyasi bakımdan rejim üzerinde oldukça yıpratıcı da olabiliyor. Rejimin militarist yapısını sorgulatıyor. Özellikle, İsrail gibi bütün toplumun askerileştirildiği ülkelerde ise devletin ideolojik ve siyasi yapısına önemli darbeler vuruyor. Vicdani reddi, askeri cezaevinden tahliye edildikten hemen sonra Halil Savda'yla konuştuk.

Vicdani ret, herhangi bir nedenle askerlik yapmayı reddetmek anlamına geliyor. Sizin askerliği reddetme gerekçeniz neydi?

Genel anlamda Türkiye'de üniter yapı ve onun militarist anlayışı, çok yaygın ve hakim. Bu hakimiyet sadece sistemin kurumları nezdinde değil, muhalefetin kurumları içerisinde de çok yaygın. Zaten, militarizm toplumsal bir olay Türkiye'de. Cemaatlerden tutun ailelere, okullardan bireylere, şiddet çok yaygın ve şiddet etrafında bir araya geliniyor. Dil, üslup hepsi şiddet etrafında şekilleniyor. Vicdani retçi olmamın birinci nedeni, bu şiddet kültürüne karşı olmam. İkinci nedeni ise, vicdani ret, uluslararası sözleşmelerde bir insani hak olarak geçiyor. Ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Siyasal ve Sosyal Haklar Sözleşmesine taraf olan ülkelerin çoğunda vicdani ret tanınıyor. Ama Türkiye, sözleşmelere taraf olmasına rağmen vicdani ret hakkını tanımıyor. Anayasası'nda “uluslararası sözleşmeleri tanıyoruz” demesine rağmen bunu ihlal ediyor. Bir vicdani retçi olarak, buna gerçeklik kazandırmak, yani Anayasa'nın tanıdığı bir hakka gerçeklik kazandırmak istiyorum. Bir nedeni de Türk Ceza Kanunu'nun Anayasa'ya uyumlulaştırılması.

Kirli savaşın bir etkisi var mı eyleminizde?

Ülkemizde bir savaş ortamı var. Bu çatışmada her iki taraftan da insanlar öldürülüyor. Bu çatışma ortamı giderek toplumda kamplaşmalara, ikilik yaratmaya dönük çabalara da zemin oluyor. Özellikle ırkçı ve milliyetçi çevreler bu çatışma ortamından yararlanıyor. Ben bir barış gönüllüsü olarak, şiddetin dışında, bir üçüncü taraf olarak kendimi tarif ediyorum. Ayrıca doğa, kadın sorunu, çocuk hakları hepsi bu şiddet ortamında görmezlikten geliniyor. Bunlar benim vicdani retçi olmamın esas nedenleri. Ve ben bir vicdani retçi olarak, antiemperyalistim. ABD'nin uyguladığı ve bütün savaş politikalarına da karşı duruyorum.

Askeri ceza kanunlarını bile çiğnediler

Türkiye'de vicdani retçiler, hapis cezaları yetmezmiş gibi işkencelere de maruz bırakılıyorlar. Siz de 26 Ocak'ta işkenceye maruz kaldınız. Bu saldırıyı ve askeri cezaevinde başınızdan geçenleri anlatır mısınız?


Ben, Beşiktepe Kışlası'nda 7 gün disiplin cezasına çarptırıldım. Disiplin cezasına çarptırılmamın nedeni vicdani reddimden kaynaklıydı. 26 Ocak'ta ise gece saat 22.00 sıralarında kelepçelendim ve bir askeri araçla 8. Mekanize Piyade Tugayı Disiplin Cezaevi'ne götürüldüm. Orada disiplin cezaevi müdürü Abdullah Öztürk, bir uzman çavuş ve iki gardiyan erden oluşan bir ekip bana hakaretler, küfürler etti. Tekme, tokat bana saldırdılar. Sonra beni yerde sürükleyerek giyinme odası denen bir yere götürdüler. Orada da hakaretler devam etti. Ardından tecrit hücresi denilen bir hücreye atıldım. İki gece beton üzerinde, battaniyesiz o hücrede kaldım. Bu uygulamayı protesto için de açlık grevi yaptım. Çorlu Askeri Hapishanesi'nde yattığım 8 ay süresince de 12 sefer hücre cezasına çarptırıldım. Hücre cezasının nedeni askeri üniformayı, tek tip elbiseyi giymeyi reddetmemdi. Hücrede kaldığım sürece hiçbir haberleşme, iletişim hakkım yoktu, gazete ve çay alamıyordum. Bu hücre cezalarını vermelerinin bir nedeni de, benim daha uzun süre askeri cezaevinde kalmamı sağlamaktı. Şöyle ki, infaz kanununa göre cezanın üçte ikisini yatanlar salıverilir. Normalde benim, Mayıs'ta tahliye olmam gerekiyordu. Ama askeri savcılık, hücre cezalarımı ileri sürerek, beni tahliye etmedi. Bununla hukuk bir kez daha çiğnendi. Askeri ceza kanunlarını bile çiğnediler.

Türkiye uluslararası sözleşmeleri ihlal ediyor

Türkiye, vicdani reddin bir hak olduğuna ilişkin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 4/3-b maddesini 1954 yılında imzalamış mıydı? Neden ülkemizde hala zorunlu askerlik var?


Evet imzalamış. Ama biliyorsunuz sözleşmeye taraf ülkeler, sadece sözleşmeye taraf olmuyorlar, bunu kendi hukuklarının bir parçası olarak da kabul ediyorlar. Türkiye sözleşmeleri ihlal ediyor. Osman Murat Ülke'nin AİHM'e başvurusu üzerine biliyorsunuz Türkiye mahkum oldu, sözleşmelere uymadığı gerekçesiyle. Buna rağmen zorunlu askerlik devam ediyor ve ben de 8 ay askeri cezaevinde yattım. Çünkü, Türkiye'nin kuruluşunun temelinde, ordu yani militarist anlayış hakim. Cumhuriyetin bütün kurucuları asker, sivil üye yok. Ama buna rağmen TC tarihinde hep vicdani retçiler olmuştur. Hatta Osmanlı döneminde bile on binlerce firar olmuştur. Yani vicdani ret Osmanlı döneminde de vardı. Çünkü gençler alınıyordu, savaşa götürülüyordu ve bir daha dönmüyorlardı. Ve askerlikle ölüm özdeş haldeydi. Bunun içindir ki, 1920'lerden sonra temel birleştirici güç olarak ordu esas alındı ve militarizm eğitim müfredatlarına sokuldu. Bir örnek vermek istiyorum. Cumhuriyet'in en çağdaş kadını olarak Sabiha Gökçen gösterilir. Ama Sabiha Gökçen bir askeri pilottur ve bu toprakların insanlarının üzerine bomba yağdırmış bir kadın askerdir. Dolayısıyla ordu sadece erkekleri değil, kadınları da militarize ediyor. Zorunlu askerliğin var olması bu militarizmin, ulusalcılığın gereğidir.

'Her Türk asker doğar' bir burjuva yalanı

Her Türk asker mi doğar?


Ben çırılçıplak doğdum annemden. Ben postalla, tüfekle doğmadım. Hiçbir insan asker olarak doğmaz, sonradan asker yapılır, yapılıyor. Bu militarist anlayışın bir yalanıdır, propagandasıdır. Burjuvaların, kendi zenginleşmelerini daha da çoğaltmaları için, ezilenlere dönük uydurduğu bir yalandır. Erdoğan'ın “bayrağı bayrak yapan üstündeki kandır” söylemleri gibi bu da ırkçı, faşist bir propagandadır.

Bireysel çabaların ortaklaştırılması önemli

Siz, askerlik yapmayı reddettiğiniz, üniforma giymediğiniz için baskı gördünüz. Diğer gençler ise, NATO'cu askerlerinin emirleri doğrultusunda kirli bir savaşta ölüyor. Bu geleceksizlik dayatması nasıl parçalanabilir?


İnsanlar önce kendilerine saygıyı öğrenecekler. İkincisi, şiddet çözüm değil. Bunun toplumsal olaylarda da, sosyal olaylarda da örneği çoktur. Kişisel ilişkiler, de de çözüm olmadığı açık. Dolayısıyla şiddetsiz çözümleri, yolları aramak lazım. Hayat şiddetle aynı şey değildir bana göre. Hayata da saygı olmalı yani. Çünkü şiddette gelecek yoktur. Şiddetsiz gelecek daha güzel olacaktır; işkencesiz, silahsız, savaşsız, barış içinde.

Türkiye'de yüz binlerce asker kaçağı, yani yüz binlerce pasif vicdani retçi var. Bu gençler nasıl harekete geçirilebilir? Vicdani ret hareketi bireysel çıkışların ötesine taşınılabilir mi, örgütlü hale getirilebilir mi?

Bunun için, İstanbul'da İnsan Hakları Derneği (İHD) bünyesinde bir Vicdani Ret Komisyonu kurduk. Bu komisyonun içinde çeşitli demokratik kitle örgütleri, siyasi parti ve platformlar yer aldı. Amacımız bu dağınıklığı ortadan kaldırmak ve daha etkili bir dayanışma çalışması yürütmekti. Çünkü Türkiye'de vicdani retçiler üzerinde baskı var ve bu baskının kaldırılması için, şiddetsizliği örgütlemek için, vicdani reddin daha çok insana ulaştırılması, insanların bu haklarının olduğunu bilmesi için çeşitli çalışmalar yaptık. Bu komisyon görevine devam etmektedir. Ama bu çalışmalar daha da güçlendirilmeli. Örgütlülük önemli. Yani, bireysel çabaların ortaklaştırılması önemli.

Türkiye'de vicdani ret ve antimilitarizm özdeş

Türkiye'de vicdani reddin geleceği sizce nedir? Vicdani ret diğer ülkelerde olduğu gibi "her türlü şiddet karşıtlığı" ile mi sınırlı kalacak?


Türkiye'de vicdani ret ve antimilitarizm özdeş gibidir. Türkiye'de savaş karşıtı arkadaş grubu veya kendini böyle ifade edenler vicdani retçiler etrafında örgütlendi. Ve Türkiye'de vicdani ret hareketi, bütün şiddet biçimlerini reddetme temelinde gelişti. Neden bütün şiddet biçimlerini reddediyoruz? Çünkü ezilen de öldürse insan öldürüyor, ezen de öldürse insan öldürüyor. Ve bu şiddete hedef olan canlı, doğa. İstanbul'da içinde on beş kurumun yer aldığı bir Vicdani Ret Platformu kuruldu. Bu Platformun kuruluşunda da bu tartışmalar yaşandı. “Platform her türlü şiddete karşı çıkacak mı?” diye. Biz bu tartışmayı şöyle açtık; militarizme karşı olan ve vicdani reddin bir hak olduğunu savunanlar, vicdani retçiler üzerindeki baskılara karşı çıkanlar, bu baskıların son bulmasını isteyenler bu platformda yer alabilir dedik. Biz vicdani reddin yasalaşması için ortak noktada birleştik ve çalışmalar yürüttük. Dünyada vicdani reddin anlamı çok açık; ahlaki, politik ve dini gerekçelerle askerlik yapmayı reddetmek. Ayrımlara takılmadan bu genel tanım etrafında bir araya gelebildik yani.

İsrail vicdani retçileri bizden farklı

Siyonist İsrail ordusu içindeki toplu vicdani ret eylemleri, İsrail’in ideolojik ve siyasi yapısına önemli darbeler vurmuştu. Türkiye'de de böyle olabilir mi?


Türkiye'de vicdani retçiler şu söylemlerle çıktı; “Biz, operasyonlara karşı duruyoruz, askere gitmiyoruz, egemenlerin siviller üzerinde orduyla, silah gücüyle bir hakimiyeti var, buna karşıyız” dediler. Bunlar önemli bence. Ama Türkiye'de bu toplu retler biçiminde gelişmediği için, çok fazla muhalefet tarafından militarizme bir darbe olarak algılanmıyor. İsrail ise küçük bir ülke ve askerliği reddeden kesim genelde asker. Askerliği bir meslek olarak seçen kişiler bunu yapıyor. Bu yüzden daha çok etkin oluyorlar. Türkiye'de bu, küçük küçük ve yavaş geliştiği için etkisi İsrail'deki kadar olmuyor. Bir de Türkiye'nin İsrail'den farkı şu; İsrail vicdani retçileri, askerliği reddetmiyor. Onlar, Filistin'e veya Lübnan'a bir müdahaleye karşılar. Türkiye'de biz vicdani retçiler her türlü şiddeti reddettik. Bu nedenle muhalefet bize kuşkuyla bakıyor. Ama, sivillere zorunlu askerliği dayatan kim? Türk Silahlı Kuvvetleri. O yüzden bizim hareketimiz aslında buna karşı gelişiyor. Bizim dünya görüşümüz her türlü şiddeti reddetmek olsa da bu koşullarda tavrımızın asıl hedefi Türk ordusuna ve askerliğe tavır şeklinde gelişiyor.

TSK egemenliğini kaybetmek istemiyor

Kürt gençleri Ahmet Aslan ve Cemil Gören, ''Kürt ve Türk Halkının kardeşliğinin bir sembolü olarak” vicdani ret hakkını kullandıklarını açıkladılar. Vicdani ret eylemini başka bir biçimde içeriklendirdiler. Bu açıklamaları nasıl buldunuz?


Ben, bu arkadaşların açıklamasını okumadım, içeriğini bilmiyorum. Ama kendilerini vicdani retçi olarak tanımlıyorlarsa ve zorunlu askerlik yapmak istemiyorlarsa, gerekçeleri ne olursa olsun destekliyorum. Çünkü, herkes askerlik yapmak zorunda değil, herkes öldürme eylemini yapmak zorunda değil ve şiddet kullanmak istemiyorsa bunu desteklerim. Rejimin sahipleri giderek daha fazla vicdani retçilerden korkuyor. Vicdani ret haberi yapan muhabirler bile baskıyla karşılaşıyor. Gündem Gazetesi muhabiri Birgül Özbarış'ın başına gelenler gibi.

Bu tahammülsüzlük neden?

Bu tahammülsüzlüğün nedeni çok açık; Türk Silahlı Kuvvetleri, toplumsal hayattaki ve devlet içindeki egemenliğini kaybetmek istemiyor. Zaten bundan ötürü biliyorsunuz bir muhtıra yayınlandı ve hala etkileri sürüyor bu muhtıranın. Bunun için de bu yapının dağıtılmasına dönük eylemleri haber yapan medya organlarına veya muhabirlerine baskı yapılıyor, yargı yoluyla zor uygulanıyor.

Askere gitmeyeceğim, teslim olmayacağım

48 saatliğine bırakıldınız ve tekrar askeri birliğe teslim olmanız isteniyor. Ne yapmayı düşünüyorsunuz?


Ben askere gitmeyeceğim, teslim olmayacağım. Normal hayatımı sürdüreceğim. Ben bir vicdani ret, savaş karşıtı ve antimilitarist olarak, barışçıl bir hayatın tesisi için çabalarımı sürdüreceğim. Çünkü bu; öncelikle benim kendime ve doğaya, her türlü canlıya olan saygımın bir ürünüdür. Ben hiçbir zaman kaçmadım, yine kaçmıyorum ve normal yaşamımı sürdüreceğim.

Türk ve Kürt gençlerine: Postalla doğmadık

Mehmet Tarhan hakkında verilen çifte ceza bir gözdağı idi. Ama tutmadı. Tarhan'ın bayrağını siz devraldınız. Türk ve Kürt gençlerine bir çağrınız var mı?


Biz de bayrak devretme yok. Mehmet'ten önce de vicdani retçiler vardı, Mehmet'ten sonra da oldu. Benden sonra da olacak. Esas olarak bizim bugünkü duruşumuz, devletin vicdani ret konusundaki baskıcı politikalarını reddetmemiz nedeni iledir. Türk ve Kürt gençlerine şunu demek istiyorum: Hiçbirimiz tüfekle postalla doğmadık. İnsanoğlu yıllarca şiddetsiz var oldu, keşke herkes şiddeti reddetse diyorum. Vicdani ret tutumunu, herkesin hiçbir kaygıya kapılmadan sahiplenmelerini istiyorum.

www.atilim.org

oynakelektron 27.08.2008 18:04:52
bence vicani redcilere kızmamak lazım, gidip aslanlar gibi savaşmak isteyen yığınla genç varken ne diye bunların peşine düşülüyor ki?

onlar savaşmasın be, onlar duygulu böyle sevişken insanlar, sevişsinler be

ama savaşmak isteyen aslanlarımıza da bir kualak vermek lazım. buradan bile sesleri duyuluyor. hemen ellerine bir silah hadi yiğidim!!! hadi aslanım!!!

savaş!!!
ÖLdür!!!
öllllll!!!!


Sayfa: [ 1 ]