|
||
| YARALI GÖĞÜ AYDINLATTI ~TOLTEK~ Beş dünya ve beş güneş birbiri ardına yaratılmıştı. Güneşler,toprak,hava,su,ateş ve kaya güneşleriydi. İlk dünya, halkının hatalı davranışlarından dolayı mahvoldu; insanlarını vahşi hayvanlar yedi bitirdi. Güneşleri de yok oldu. İkinci güneş, insanların cahillikleri yüzünden maymuna dönüştüklerini gördü. Ardından ateş güneşi geldi. Onun dünyası da alevler, depremler ve volkanik patlamalarla mahvolmuştu, çünkü insanlar tanrılara yeterli saygıyı göstermeyip kurban vermemişlerdi. Dördüncü dünya büyük bir sel felaketiyle mahvoldu ve güneşini de kendisiyle birlikte yok etti. Beşinci yani bizim dünyamız oluşmadan önce, tüm tanrılar karanlıkta bir araya gelip 5. dünya ve güneşi aydınlatma şerefini *-sonradan çok tehlikeli olduğu anlaşılacak olan bu şerefli görevi- kime vermeleri gerektiğini tartıştılar. Tecciztecal adındaki tanrı, diğerlerinin duasını alacağını düşünerek bu işte gönüllü oldu. Günler süren arınmalardan sonra tanrılar bir piramidin tepesinde büyük bir ateş yaktılar ve Tecciztecatl'a şöyle buyurdular: "Dünyayı aydınlat!" Gözalıcı kuştüyleri ve değerli mücevherler içindeki Tecciztecatl "Nasıl?" diye sordu. "Ateşe atlayarak ey Tecciztecatl!" dedi tanrılar. Fakat o korku içindeydi, yanmak istemiyordu. Tam dört kere kendini kurban etmeyi denediyse de, her seferinde sıcaklık, alevler ve kendi korkusu yüzünden geri kaçtı. Derken tanrıların en sadesi, biçimsiz bedenli, çirkin, yüzü yaralar içinde ve otlardan örülü basit giysisiyle Nanautzin dünyayı kurtarmak ve güneşi yakmak için ateşe atlamaya gönüllü oldu. O ana kadar ona hiç dikkat etmemiş olan tanrılar aniden bir ağızdan bağırmaya başladılar: "Ey yaralı, güneşi getiren sen ol!" Nanautzin hiç tereddüt etmeden kendini ateşe attı, cayır cayır yanarken otlardan oluşan giysisinden yayılan ateş göğü aydınlattı. Korkaklığından utanan Tecciztecalt da onun peşinden gitti ve kendin,i kurban etti. Bir anda güneş 5. dünyayı aydınlatmak üzere yükseldi. İşte, güneşe can veren, kendine hiç değer vermeyen Yaralı, cesur Nanautzin idi. Cherokee kabilesinin yaşlılarından biri torunlarına eğitim veriyordu. Onlara dedi ki: İçimde bir savaş var. Korkunç bir savaş. İki kurt arasında: Bu kurtlardan birisi; korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, üzüntüyü, pişmanlığı, açgözlülüğü, kibri, kendine acımayı, suçluluğu, küskünlüğü, aşağılık duygusunu, yalanları, yapmacık gururu, üstünlük taslamayı ve egoyu temsil ediyor. Diğeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu paylaşmayı, cömertliği, dinginliği, alçakgönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliliği, dostluğu, anlayışı, merhameti ve inancı temsil ediyor. Aynı savaş sizin içinizde de sürüyor ve diğer tüm insanların içinde. Çocuklar anlatılanları anlamak için bir dakika düşündüler ve içlerinden biri büyükbabasına, Hangi kurt kazanacak diye sordu. Yaşlı Cherokee kısaca cevapladı: beslediğiniz. Sabah Yıldızı : Bir Kızılderili Efsanesi Ilık bir yaz gecesiydi. Kızılderililerin çoğu havasız çadırlarını bir kenara bırakmış, serin, tatlı kokulu ova çimenleri arasına uzanmışlardı.Tüy Kadın adlı genç bir kızılderili daha erken kalktı.Henüz şafak sökmemişti ve sabah yıldızı uzak ufkun üzerinde yeni yükseliyordu. Kız, dirseğine dayanarak karanlık gökte yükselen yıldızı seyretti. Daha önce hiç bu kadar güzel bir şey görmediğini düşündü. “Sabah yıldızını seviyorum” diye fısıldadı kendi kendine. “Ne kadar berrak ve parıltılı ! Eğer onun yarısı kadar yakışıklı bir koca bulabilseydim, o kadar mutlu olurdum ki ! “Aşık bakışları, yıldızı gün ışığıyla soluklaşana dek izledi. Kamp o yaz çok yoğundu. Buffalo çoktu ve her gün kurutulacak, pişirilecek et; kış için giysi yapmak üzere işlenecek deri oluyordu. Düş kuracak fazla zaman yoktu ve Tüy Kadın da sabah yıldızını düşünmemeye başladı. Ta ki bir sonbahar akşamına değin. Ateş için odun toplamaya gitmiş, farkında olmadan kamptan çok uzaklaşmıştı. Birden, yalnız olmadığını farketti. Genç bir adam, bir yabancı önünde duruyordu. Uzun boylu, yakışıklı, kirpi dikenleriyle süslü geyik derisinden bir elbise giymişti. Saçlarında kartal tüyleri taşıyordu. Şaşkınlığa kapılan Tüy Kadın kaçmaya kalkıştı, ama genç adam onun kolundan tuttu ve nazikçe “Dur Tüy Kadın” dedi “Beni tanımadın mı ? Ben Sabah Yıldızı’yım. Bir yaz gecesi aşağı baktığımda seni çadırının yanında, çimlerde yatarken gördüm. Sana aşık oldum ve senin de beni sevdiğini öğrendim.Köyüne dönme. İnsanları unut. Benimle göğe, yıldız insanların ülkesine gel.” Tüy Kadın ona mahçupça baktı ve onun, sevdği adam olduğunu anladı. Ailesini ve arkadaşlarını elveda bile diyemeden bırakmak zorunda kalsa da, onunla gitmeyi kabul etti. Sabah Yıldızı ona gözlerini kapamasını söyledi. Tüy Kadın yavaşça yukarı taşındığını hissetti. Gözlerini tekrar açtığında yıldız insanların ülkesindeydi. Orası da aşağıdaki dünyaya benzer bir ülkeydi, çayırlar tepelere doğru uzanıyor. Çadırlardan yükselen duman berrak göğe yükseliyordu. Sabah Yıldızı ona yakındaki bir çadırı gösterdi. “Bu Örümcek Adam’ın barınağıdır.” dedi. “Yıldız ülkesi insanlarının Dünya’ya inip tekrar çıkabilmeleri için kullandıkları merdivenleri o diker. Dikkatli ol onun ağlarına zarar verme.” Ardından Tüy Kadın’ı anne be babasının yaşadığı büyük bir çadıra getirdi, Güneş ve Ay’ın çadırına. Gündüz olduğu için Güneş dolaşmaya çıkmıştı, ama anne Ay çadırdaydı ve oğlunun gelinini hoşça karşıladı, ona su ve böğürtlen sundu. Ama kız yemeği yerken oğlunu bir kenara çekti. “Korkarım baban bu evliliği onaylamayacak.” dedi endişeyle. ” Onu kızdırmamasına çabala, çünkü o sert bir adam ve yanlış yaptığı taktirde Tüy Kadın’ı kovmaktan da çekinmez.” Akşam güneş gelip yeni gelini gördüğünde mutluluktan hayli uzaktı. Onun gözünde Dünya insanlarının değeri yüksek değildi, onları zayıf ve aptal bulurdu. Ama tüm güvensizliğine karşın Tüy Kadın’ı nazikçe selamladı ve ekledi : “Adetlerimizi öğren kızım, ve kanunlarımıza uy, böylece burada mutlu olursun.” Tüy Kadın Güneş’e kızmıştı ama Ay’ı sevdi. Ay ona yıldız insanların tüm adetlerini öğretti. Geyik derilerinin yumuşak ve beyaz olmaları için nasıl tabaklanacaklarından bitki özleri ve çiçeklerin suyunu çıkarmaya kadar bildiklerini Tüy Kadın’a gösterdi. Ona yenilen bitkileri, vahşi şalgam ve patates köklerini kolaylıkla sökebilmesi için bir de ucu sivri değnek verdi. Sabah Yıldızı ve Tüy Kadın uzun süre mutlu yaşadılar. Mutlulukları oğulları Yıldız Çoçuk’un doğumuyla daha da büyüdü. Bir gün Tüy Kadın, Ay’la kök ve meyve toplamaya gitmişlerken dev bir turp dikkatini çekti. Öyle ki bitkinin üzerindeki yeşil yapraklar kadının neredeyse beline geliyordu. Onun bakışlarını gören Ay “Dikkat et !” dedi “Bu köke asla dokunmamalısın, o bizler için kutsaldır. Onu sökmeye çalışanın başına büyük hüzün ve sıkıntı gelir.” Bunu izleyen günlerde Tüy Kadın sıkça o turpun yanından geçti, ama Ay’ın sözlerini aklına getirerek merakını bastırdı. Bir gün Ay, hasta oldu ve yatağa düştü, yiyecek toplamak da Tüy Kadın’a kaldı. Tesadüfen kendisini dev turpun yanında buluverdi. Ona bakıp altında neler olabileceğini düşünmeye başladı. “Nasıl bir gizi olabilir ki ?” diye düşündü. “Belki altında bir hazine vardır. Altına göz atmaktan ne zarar gelebilir ki ? Hem yerine tekrar oturtursam kimsenin dikkatini çekmez bile.” Sonunda merakına yenik düştü ve değneği turpun köküne doğru uzatıp tüm gücüyle itti. Yeşil kısmını iki eliyle kavradı ve çekebildiği kadar çekti, ama turp hiç kıpırdamadı. Nefes nefese kalmıştı, ama turp en başta olduğu kadar sağlamdı. Tam vazgeçmek üzereyken iki büyük beyaz turna gökten süzülerek yanına kondular. “Senin zayıf değneğin asla bu kökü yerinden oynatamaz !” diye bağırdı biri. “Bırak yardım edelim, güçlü gagalarımız onu hemen söker.” Tüy Kadın bu öneriyi şükranla kabul etti, turnaların yıldız insanların ezeli düşmanları olduklarından, Örümcek Adam’ın ağlarını parçalayıp yıldızları yeryüzüne düşürdüklerinden habersizdi. Turnalar, son kök parçasıda toprağı terkedip turp yana devrilene kadar sivri gagalarıyla oymaya devam ettiler. “İşte !” diye bağırdı turnalar, “Artık altında yatanı görebileceksin !” ve verdikleri hasarın hazzıyla uçup gittiler. Dev turpun yerinde şimdi büyük bir oyuk vardı. Tüy Kadın eğildi ve aşağıya baktı. Uzakta, çok uzakta eski evi, dünya görünüyordu. Geniş çayırları, ormanları, nehir ve dağları gördü. Buffalo avlayan erkekleri ve böğürtlen toplayan kadınları gördü. Kampta kadınlar deri tabaklıyor ya da ekmek pişiriyor, çoçuklar aralarında koşuşturuyorlardı. Kamp ateşinin dumanları yükseldi ve tekrar kendi halkının sesini duydu. Sıla hasreti onu sardı ve eve dönmek istedi. Gözlerini ayırabildiğinde gece olmak üzereydi. Dev turpu elinden geldiğince yerine oturttu ve kalbi sızlayarak evine döndü. Üzgün ve suçlu yüzü, Güneş’in şüphelerini daha da arttırdı. Ona olanları sorup gerçeği öğrendiğinde korkunç bir öfkeye kapıldı. “Bu işin sonuçlanmayacağını biliyordum !” diye gürledi, yere öyle bir vurdu ki, tüm çadır öfkesiyle sarsıldı. “Dünya insanlarının güvenilmez olduklarını söylememişmiydim ? Hepsi aynılar, kendilerini ilgilendirmeyen her şeye karışır bu yaratıklar !” “Madem Dünya’ya bakmayı seviyorsun kızım, iyisimi oraya dön. Burada daha fazla barınamazsın !” Ne Sabah Yıldızı ve Ay’ın yalvarmaları, ne de Tüy Kadın’ın göz yaşları Güneş’i yumuşatmadı. Tüy Kadın, yıldız ülkesinden sonsuza dek kovuldu. Sabah yıldızı eşine Örümcek Adam’ın ağlarına dek eşlik etti. Tüy Kadın oğlunu kucağına aldı ve bir buffalo postuna sarındı. Örümcek Adam onu yavaş yavaş aşağıya sarkıttı. Dünya’da akşam saatiydi ve kızılderililer çadırlarının önünde dinleniyorlardı. Birden bir çoçuk “Bakın !” diye bağırdı, “Bir kayan yıldız !”. Diğerleri gökten inen parlak bir ışık gördüler. Işığın düştüğü yerde çok çok önce odun toplamaya gidip asla geri dönmeyen kız’ı tanıdılar ve onu babasının çadırına götürdüler. Böylece Tüy Kadın halkına kavuştu, ama orada mutluluk bulamadı. Hep kocasını ve uzaklarda kalan yıldız ülkesini düşünüp durdu. Her gece kucağında Yıldız Çoçuk’la birlikte batı tepelerine tırmandı ve saatlerce Sabah Yıldızı’nın doğmasını bekledi. Onunla konuşmaya çalıştı ama Sabah Yıldızı soğuk ve mesafeliydi. Sonunda bir gün cesaretini topladı ve bağırdı : “Sabah Yıldızı, kocam ! Affet beni ! Beni tekrar yıldız ülkesine götür !” Sabah Yıldızı ona baktı. “Çok geç, çok geç” diye yanıt verdi hüzünle. “Sen itaatsizlik ettin. Asla geri dönemezsin.” ve yoluna devam etti. Yalnız ve mutsuz, kırık kalbiyle Tüy Kadın günden güne zayıfladı, soldu… |
||
|
||
teşşekkürler kremtluin ![]() |
||
|
||
okuduğunuz için ben teşekür ederim benden size bu sıcak günlerde bir limonata )
|
||
|
||
| kızılderililerle ilgili paylaşımları hiç kaçırmam çünki onların çok özel olduklarını düşünüyorum... bilge ve derin
|
||
|
||
| "Tabiatın bahçelerinde küçük bir çocuk hayretiyle gezinirken, kuşların şakımasında, suların çağıldamasında ve çiçeklerin tatlı kokusunda Yüce Ruh'un fısıltılarını duyarım. Siz buna putperestlik mi diyorsunuz?" Zitkala Sa, Sioux Kabilesi altaki 3 ayrı hikaye yalnız |
||
|
||
Shugunpehim navajo lar zaten senin kabilendir :D:D
|
||
|
||
haklısın Amed
|
||
|
||
| Kızılderili Atasözleri * Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü, böylece ikimiz eşit oluruz. (Ute Kabilesi) * Ölüler güç ve bilgilerini beraberinde götürmez, yasayanlara ilave eder. (Hopi Kabilesi) * Düşmanımı cesur ve kuvvetli yap! Eğer onu yenersem utanç duymayayım. (Apache Kabilesi) * Şeytan hakkında konuşmayın.Gençlerin kalbinde merak uyandırır. (Siyu Kabilesi) * Bir kere "Al sunu" demek, iki kere "Ben vereceğim" demekten iyidir. (Kabilesi bilinmiyor) * Su gibi olmalıyız. Her şeyden aşağıda, ama kayadan bile kuvvetli. (Siyu Kabilesi) * Bir başkasının kabahati hakkında konuşmadan önce daima kendi makoseninin içine bak (Sauk Kabilesi) * Bir düşman çok, yüz dost azdır. (Hopi Kabilesi) * Kehanet, muhtemel bir olayı kesin bir bakış ile görmekten başka şey değildir. Hava ya bulutlu olacaktır, ya da güneş açacaktır. (Cherokee Kabilesi) * Komşun hakkında hüküm vermeden önce, iki ay onun makosenleriyle yürü! (Cheyenne Kabilesi) * Doğum yapan her şey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği kainatın dengelerini erkekler de anlamaya başladıkları zaman, dünya daha iyi bir dünya olmak üzere değişmeye başlamış olacaktır. (Mohawk Kabilesi) * Unutmayın çocuklarınız sizin değildir. Onu yaratıcıdan ödünç aldınız. (Mohawk Kabilesi) * Günümüzde insanlar bilgiyi arar oldu, hikmeti değil. Halbuki bilgi mazidir, hikmet ise istikbal (Lumbee Kabilesi) * Aşkı tanıdığında, yaratıcıyı da tanırsın. (Fox Kabilesi) * Allah'ın kelimeleri meşe yaprağı gibi sararıp düşmez;çam yaprağı gibi ilelebet yeşil kalır. (Mohawk Kabilesi) Bir gün New York’ta bir grup is arkadasi yemek molasinda disariya çikarlar. Gruptan biri Kizilderili’dir. Yolda yürürken insan kalabaligi, siren sesleri, yolda çalisma yapan isçilerin, araçlarinin çikardigi gürültü, araçlarin korna sesleri arasinda ilerlerken Kizilderili kulagina cir cir böcegi sesinin geldigini söyler ve aranmaya baslar. Arkadaslari bu gürültünün arasinda bu sesi duyamayacagini kendisinin öyle zannettigini söyleyip yollarina devam ederler. Aralarindan bir tanesi inanmasa da onunla birlikte aramaya devam eder.Kizilderili caddenin karsisina dogru yürür. arkadasi da arkasindan takip eder ve o binalarin arasinda bir kaç tutam yesilligin arasinda gerçekten bir cir cir böcegi bulurlar. arkadasi Kizilderili’ye senin insanüstü güçlerin var bu sesi nasil duydun diye sorar. Kizilderili ise bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadigini söyleyerek arkadasina kendisini izlemesini söyler. Kaldirima geçerler ve Kizilderili cebinden çikardigi bozuk parayi kaldirimda yuvarlayarak atar. Bir çok insan bozuk para sesinin ceplerinden düsen bir parami diye sesin geldigi yöne dogru bakar. Kizilderili arkadasina dönerek, gördün mü önemli olan nelere deger verdigin ve neleri önemsedigindir. Her seyi ona göre duyar, görür ve hissedersin... "Zamanın başlangıcında davullar vardı. Dünya yaşamının temposunu tutturuyordu bu davullar. Gök gürültüsü, deniz kıyılarındaki düzenli gelgitler, birbirinden diğerine yavaşça geçiveren mevsimler, kuşların göç edişi, kış uykusuna yatan hayvanlar... Bu tempo içinde herşey kendi zamanını biliyor, akıl sır ermez bir şey bu. Bileğinizdeki kalp atışlarını bir dinleyin. Yaşamın temposunu yansıtır o atışlar. Eğer tempoda bir aksaklık varsa hastasınız demektir." Jimalee Burton, Cherokee Kabilesi "Hayat dört yönlü, dört aşamalı bir döngüdür. Bebeklik çağını temsil eden Güney ile başlar. Sonra çocukluğun neşeleriyle dolu olan Batı'ya hareket eder. Kuzey, yetişkinlik çağını getirir. Daha sonra ise yaşlılığı temsil eden Doğu gelir. Beden Toprak Ana'ya geri döndüğünde ise döngü tamamlanmış olur." Anonim, Apache Kabilesi "Bütün ateşler yanmaya başladıklarında aynı boydadır." Atasözü, Seneca Kabilesi "Yaşam nedir? Geceleyin bir ateşböceğinin saçtığı ışıktır. Kışın buffalonun soluğudur. Otların arasında koşan ve günbatımında kaybolan gölgeciktir." Karga Ayak, Sihasapa Kabilesi "Cesur adam bir defa ölür, korkak ise her gün." Atasözü, Kiowa Kabilesi "Karanlık bastıktan sonra bütün kediler panter olur." Atasözü, Zyni Kabilesi "Ne kadar kaldığını ne kadar çok sorarsan yol o kadar uzun görünür." Atasözü, Seneca Kabilesi "Öfkenin sizi zehirlemesine izin vermeyin." Atasözü, Hopi Kabilesi "Doğumu yapan herşey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği kainatın dengelerini erkekler de anlamaya başladıkları zaman dünya daha iyiye doğru değişmeye başlamış olacaktır." Lorraine Canoe, Mohawk Kabilesi "Korktuğunuz işi yaparak, korkuyu öldürün" Sequichie, Cherokee Kabilesi "Dikkat ettiyseniz Kızılderili herşeyi bir döngü içerisinde yapar. Çünkü dünyanın gücü her zaman döngüler içinde kendini gösterir, herşey dönmeye gayret eder. Bir zamanlar mutlu ve güçlü günlerimizde tüm kuvvetler bize kutsal bir çemberden gelirdi, o çember kırılmadığı müddetçe ulusumuz bayındır bir şekilde yaşardı. Evet, dünyanın gücü daire şeklinde çalışır. Gökyüzü yuvarlaktır, yeryüzünün de top gibi yuvarlak olduğunu duydum. Yıldızlarda yuvarlaktır. Büyük güç rüzgar döne döne eser. Kuşlar yuvalarını daire şeklinde yaparlar, onların inancı da bizim inancımızın aynıdır. Güneş göğün bir ucundan diğerine gider gelir, böylece çember çizer. Ay da öyledir ve ikisi de yuvarlaktır. Mevsimler büyük bir döngü içinde değişir, oldukları yere daima geri gelirler. İnsanoğlunun yaşamı çocukluktan çocukluğa bir büyük dairedir. Herşey devri daim eder." Kara Geyik, Sioux Kabilesi "Kızılderili gururla alçakgönüllülüğü karıştırmıştır. Onun karakterinde ve eğitiminde kibir ve küstahlık yoktur. Kızılderili, doğanın sessizliği karşısında konuşma yeteneğine sahip olmayı hiçbir zaman bir üstünlük ifadesi olarak görmemiştir. Başka bir deyişle ona göre konuşma Yaratıcı'nın sunduğu tehlikeli bir yetenektir. O, sessizliğin gücüne yürekten inanır. En mükemmel denge budur. Sessizlik sonsuz bir kararlılıktır; vücudun, zihnin ve ruhun dengesidir. Varlığın fırtınaları karşısında daldaki ya da göldeki yaprak gibi titremeden, sarsılmadan, kendini sakin tutabilen insanın zihninde kelimesiz bir destan vardır. Yaşamın ideal şekli ve tavrı budur. Sessizlik karakterin köşe taşıdır." Ohiyesa, Sieux Kabilesi "Kurbağa, içinde yaşadığı gölü içip bitirmez." Atasözü, Soux Kabilesi "Yeryüzünü kaplayan ve bir tutam saç gibi büyükannenin (Toprak Ana'nın) bedeni üzerinde serilen bitkilere ilişkin bilgi edin ki yaşamda güçlenesin." Atasözü, Winnebago Kabilesi "Tabiatın bahçelerinde küçük bir çocuk hayretiyle gezinirken, kuşların şakımasında, suların çağıldamasında ve çiçeklerin tatlı kokusunda Yüce Ruh'un fısıltılarını duyarım. Siz buna putperestlik mi diyorsunuz?" Zitkala Sa, Sioux Kabilesi “Ben tabiatın geniş kucağında doğdum. Ağaçlar bebek vücudumu koruma altına aldı, mavi gökyüzü üstümü örttü. Ben tabiatın çocuğuyum. Ona daima saygı duyarım. Onun engebeleri, elbiseleri; alnının çevresindeki çelengi, mevsimler; heybetli meşeleri ve daima yeşil saçları, toprağı sarıp sarmalayan lüle lüle saçları, hepsi benim bitmez tükenmez sevgimi beklerler. Ne zaman tabiata baksam göğsüm, okyanusun kıyılarında çoşan dalgalar gibi, sevinç duygularıyla kabarır. Beni onun kucağına yerleştiren Yaratıcı’ya dua edip şükranlarımı sunarım. Türlü türlü zenginliklerle kuşatılmış saraylarda doğmanın iyi bir şey olduğu sanılır, fakat tabiatın kolları arasında doğmak bence ondan daha iyidir. Altın sütunlu mermer saraylar yerine, başımın üzerinde gökyüzünün geniş çatısı ve orman ağaçlarının dev kollarıyla sarmalanmış bu yerde doğmuş olmaktan daima gurur duydum. Tabiat daima tabiat olarak kalacaktır. Halbuki saraylar çöker, yıkılır, harabe haline gelir. Evet, Niagara binlerce yıl Niagara olarak kalacak. Alnındaki gökkuşağı çelengi güneş parladığı, ırmak aktığı müddetçe var olacak. Halbuki insan elinin yaptığı eserler, çok iyi bakılıp korunmuş olsalar bile, tozların arasında silinip harap olacaktır. Kahgegagahbowh, Ojibway Kabilesi |
||
|
||
| yaaaaa valla benım ıcın kızılderıler ısın ıcıne gırınce akan sulr bı duruyo ben cok onemsıyorum bu adamları cok tesskur ederım bolumumu senlendırmıssınız |
||
|
||
|
||
|
||
|
||
|
||
| anlatın bir efsanede bende okuyum yahu | ||
|
||
| bir adam yalnız başına oturdu. hüznün derinliklerinde ıslandı ve çevresindeki tüm hayvanların dikkatini çekti hayvanlar dediler ki: seni böyle hüzünlü görmek istemiyoruz bize dileğini söyle ve sana yardım edelim. adam dedi ki: gözlerim iyi görmüyor daha iyi görmek istiyorum. akbaba cevap verdi: benimkini al! adam dedi ki: zayıfım, güçlü olmak istiyorum. jaguar dedi ki: benim gib güçlü olacaksın. sonra adam dedi ki: dünyanın sırlarını bilmek istiyorum. yılan cevap verdi :sana onları göstereceğim. ve tüm hayvalar ile böyle devam etti. ve adam onların verebilecekleri tüm hediyeleri aldıktan sonra gitti. sonra baykuş diğer tüm hayvanlara dedi ki: artık adam çok şey biliyor. çok şeyler yapabilecek. korkuyorum geyik dedi ki: adam bütün ihtiyaçlarını aldı şimdi hüznü bitecek ama baykuş cevap verdi: hayır! adamın içinde bir delik gördüm asla dolduramayacağı bir açlık gibi onu hüzünlendiren ve istemesine neden olan bu! istemeye devam edecek dünyanın şunu diyeceği güne kadar: "artık bittim ve verecek hiç bir şeyim kalmadı." not: Cenk KIZIKLI arkadaşıma hikayeyi bana anlattığı için teşekür ederim. Kremtluin BEYAZ ADAM YÜREĞİN NE KADAR KARA İMİŞ " Ulu Tanrı , rüzgarın içinde duyduğum ses kimin sesi,bütün dünyaya hayat veren kimin nefesi -duy beni-. Senden önce geldim . Senin çocuklarından biriyim.ben küçük ve güçsüzüm , senin gücüne ve bilgeliğine ihtiyacım var. Güzellikler içinde yürüyelim ve gözlerim hep farkına varabilsin kırmızı ve mor gün batımının. Ellerim saygı göstersin senin yaptığı ve yarattıklarına,kulaklarım açıkça duyabilsin sesini. Beni öyle bilge yap ki ben benim insanlarıma öğrettiklerini anlayabileyim ve kayalara ve yapraklarına arasına gizlediğin derslerini anlayabileyim. En büyük düşmanım olan kendimle savaşıp kendi içimdeki gücü bulabileyim ve hazır olayım sana gelirken;Temiz ellere ve saf gözlere , öyleki yasam batan bir günbatımı gibi solmaya başladığında ruhum sana saf ve lekesiz gelebilsin." Kızılderili ve Türk Dillerinde Kullanılan Ortak Kelimeler Bazı örnekler: Kızılderili lehçelerinde / Türkçe Tepek Tepe Yatkı Ev, yatılan yer Dodohişça Dudak Atış-ka Ateş T-sün Uzun Yu Su, yu-mak, yıkamak Lı-ık Vatan, ili Tete Dede Tamazkal Hamam, temiz kal Hogan Ker*** ev, Hopan Missigi Mısır Türe Türe, Töre Hu Selam Yanunda Yanında Aş-köz Yemek Tapa Tuba İldiş Dişleme Kızılderili Öğretisi Yaşarken ölüm korkusunun kalbine girmesine asla izin verme. İnancının karşısında, keder bir hiçtir. Başkalarının görüşlerine saygı göster ki, onların da sana saygı göstermesini isteyebilesin. Yaşamı sev; eksiksiz yaşa, yaşamındaki tüm şeyler güzel olsun. Yaşamını uzun yaşamak için gerekeni yap ve başkalarına da aynı amaç için yardımcı ol. Büyük ayrılış günü bir gün geldiğinde, soylu bir ölüm şarkısı hazırla. Bir dostla karşılaştığında veya uzaktan gördüğünde hatta yalnız bir yerde bir yabancı önüne çıktığında bir söz söyle veya muhakkak selam ver. Tüm insanlara saygı duy ama asla yaltaklanma. Sabah güneş doğduğunda, ışık için, yaşamın ve sağlığın için şükret. Bulduğun besinler ve yaşam sevincin için şükret. Şükredecek bir neden bulamıyorsan, içindeki kusuru ara. Asla zehirli ateş suyuna (içki) dokunma, seni bilgelikten aptala çevirir ve görüşünün ruhunu çalar. Ölüm zamanı geldiğinde, kalbin ölüm korkusuyla dolmasın; böyle olanlar zamanları geldiğinde birzacık daha yaşamak için ağlayıp, dua ettiler ve bu yüzden farklı bir yaşamı yaşadılar. Kendi ölüm şarkını söyle ve bir kahramanın eve dönüşü gibi öl. Dünyaya bağlan ve orada saygıyla yaşa. Daima Büyük Ruh'a yakın ol. Seni izleyenlere daima saygılı davran. Daima tüm insanlığın hayrına çalış. Gereken her yerde yardımcı ve şefkatli ol. Doğru olmak için ne yapacağını bil. Düşüncelerine ve bedenine iyi bak. Emeğini en iyi amaca yönelt. Daima inançlı ve dürüst ol. Yaptıklarının tümünden sorumlu ol. |
||
|
||
-Dişli Vajina Efsaneleri- Bütün penisler -az çok- birbirlerine benzerler ama her vajinanın kendine özgü bir orgazm felsefesi vardır. *** 1944 yılında jinekolog doktor Ernst Grafenberg tarafından, kadının orgazmik zevkinin odak noktası olarak tanımlanan G noktasının keşfi, -testisler ve penisten sonra- erkeğin el parmaklarını da sukût-u hayale uğrattı! *** Mitolojik efsanelerin orijini, insan hayalleri ve korkularının boyutsuzluğudur. Binlerce yıldır çeşitli sosyal gruplarda oluşan inanç ve gelenek furyalarının mayası olan efsaneler; var olunandan öte, ulaşılmak istenen duyguların kreşendosu ile doludurlar. Erkek cinsi liderliğindeki patriarkal toplum kültürlerinin çoğunda kadın vajinasından duyulan tabulaştırılmış korku birçok mitolojik efsanede yer alır. Erkeğin kadın vajinasına duyduğu merak-nefret karışımı, seksüel zevkten daha fazla olduğu için, vajina -dolayısıyla da kadın- tarih boyunca kötülenmiştir. Vajina ve kadının aşağılanmasının temelini de, erkeğin sevişme sırasındaki süper-egotik acizliğinden kaynaklanan histeri panikleri oluşturuyor. Dini ve ahlâki nedenlerle -insan ağzına olan benzerliğinden ötürü- parçalayıcı ve yok edici keskin dişlerle sembolize edilen erkek tandanslı patriarkal efsanelerin belli-başlı konusu vajina düşmanlığı üzerinedir. Latince’de ‘Vagina Dentata / Dişli Vajina’ olarak nitelendirilen inanışlarda -erkeksi histeriyi simgelemek için- vajinanın tek görevinin, parçalayıcı dişleriyle penisi yiyip yok etmek olduğu dile getirilir. Kadın ile sevişen erkeğin ejakülasyondan sonra penisinin ereksiyon gücünü kaybettiği, vajinanın ise spermler ile beslenerek daha da palazlandığı fiziksel gerçeği doğrultusunda; klâsik kadın feminizmine karşı çıkan filozof-lezbiyen Camille Paglia da Sexuel Personae adlı kitabında; "metaformik düşünce bazında her kadın vajinasının içinde parçalayıcı dişler olduğunu" savunuyor. Modern çağın insan seksualitesini kuramsallaştıran Sigmund Freud ise, cinsiyet tespitinde kendi penislerini ölçü birimi olarak kabul eden erkek mentalitesinin, kadın vajinasına "hadım edilmiş penis" gözüyle baktığı tespitini yapıyor. Adet kanaması eksikliği ve rahimsizlik nedeniyle üreme yeteneğinden yoksun oldukları için kıskançlık krizleri geçiren erkekler, Freud’a göre; "hayatın mayası olan kadınsal periyotların nemliliğini de kirlilik olarak" nitelendirme aptallığı içindeler. *** Dişli Vajina Efsaneleri birçok alt kültürde de, erkeklerin en büyük bilinçaltı kâbuslarını sembolize eder. Brezilya'da, Amazon nehri ormanlarında tek başına rastladıkları kadına tecavüz etme hakkına sahip olan Yanomamo Kabilesi erkekleri; ahlâksızlık kapısı kabul ettikleri vajinanın, erkek penisini ısırmak için keskin dişlerle dolu olduğuna inanırlar. Çin efsanelerinin çoğunda sosyal problemlerin kaynağı olarak nitelendirilen kadın vajinası, erkek penisinin "cellâtıdır." Pasifik Okyanusu'ndaki Polenezya tanrılarından biri olan Maui; ölümsüzlüğe ulaşmak için annesi Hina'nın yaratıcı rahmine tekrar girmek isterken vajinal dişler tarafından parçalanarak yok edilir. Sioux Yerlileri'nin folklorik inanışına göre; güzellik tanrıçası genç bir Kızılderili savaşçı ile bulutlar üzerinde sevişir, rüzgârın etkisiyle bulutlar dağıldığında geriye sadece erkeğin iskeleti kalır. İslâm öncesi putperest geleneklere sahip Arap erkekleri vajina ve insan ağzının fiziksel benzerliği nedeniyle -tahrik olmamak için- kadınların yüzlerini peçe ile kapatırlardı. İslâmi inanışta; çöl, mezar ve kadın doyumsuzdur, asla tatmin olmazlar. Semavi dinler tarafından "cehennemin girişi" olarak yerlere çalınan kadın vajinasının kaderini çizen Orta Çağ Avrupa’sının Katolik Kilise rahipleri, cadıların vajinalarında uzun ve sivri dişler olduğunu -resmi Vatikan belgelerinde- beyan etmişlerdi. *** Dişli vajina kavramı birçok pop kültür ve sanat eserinin de ana temasını teşkil ediyor. Tarihi erkeksel baskının, kadın bünyesindeki tepkisini simgeleyen "vajinanın soyut dişlerini" ressam Pablo Picasso birçok kereler tuvaline resmetti. Indiana Jones, Batman ve savaşçı Prenses Xena filmlerinin senaryolarına da konu olan canavar dişli vajina kompozisyonu yazılı ve görsel birçok sanat dalında yer aldı. Kadın vajinasının içinde penisi parçalamak için keskin dişler olduğu yolundaki efsanelerin, erkekleri kadınlardan ve seksten soğutacağına inanan porno yıldızı ve aktivist-fahişe Annie Sprinkle, söylentilerin yersizliğini kanıtlamak için; 1997 yılında New York'taki Avant Garde Tiyatrosu sahnesinde, erkek seyircilerinin gözü önünde bacaklarını iki yana açıp, el feneri ile aydınlattığı vajinasının içinde dişler olmadığını kanıtlayarak, Dişli Vajina Efsaneleri'ni protesto etmiştir. *** Psiko-analizciler, Modern Çağ'da dahi erkeğin vajina korkusunun hâlâ devam ettiğini savunuyorlar. Seksin analizini yapan bilim adamları; kendi cinsinin uydurduğu anti-vajinal efsanelerden binlerce yıldır etkilenen erkeklerin ‘vajina terörünü’ göz ardı etmek için kadın vücudunda; bacak, göğüs uçları, kulak memesi ve kalça gibi ikincil seks organları yarattıkları görüşündeler. *** İnsanoğlu; fiziksel güç ve kapasite olarak hayvanlar alemi seks standartlarının çok daha alt seviyelerinde yaratılmışlardır. Canlılar dünyasında düşünebilme ayrıcalığının diyetini; savaşlar, soykırımları ve katliamlarla ödeyen insanlık, tanrısal seks zevki ulufesinden yeterince nasibini alamamıştır. Sevişme sırasında spermlerini dişilerine torba halinde veren erkek ahtapotlar penisleri olmadığı halde deliler gibi orgazm olurlar. Ejakülasyondan hemen sonra tekrar ereksiyona ulaşan erkek kangurular ise mülti-orgazm hissedebiliyorlar.Fillerin penisi 120 cm. uzunluğunda. Erkek domuzların orgazm süresi yarım saat sürüyor. İnsan türünün erkeğinin ise içler acısı durumu hepimizin malumudur. *** Son yıllarda seksüel tacizlerin fazlalaştığı Danimarka, İtalya ve Almanya'da kadınlar kendilerini saldırgan erkeklerden korumak amacıyla Vajina Dentata Gang / Dişli Vajina Çeteleri'nde örgütleniyorlar. Yakaladıkları tecavüzcü erkekleri yerel kolluk kuvvetlerine bildirmeden kendileri yargılayıp öldürme hakları olduğunu savunan çete üyesi kadınların örgütsel etkinliğinin ve üye sayılarının kısa sürede artmasından sonra ilgili ülkelerde tecavüz oranı azaldı. Tecavüz ve kötü muamele ile savaşmak için erkeklere karşı kurulan Dişli Vajina Çeteleri; kadın hakları savunucusu ve anarşist Emma Goldman, özgürlük savaşçısı yazar Angela Davis, kocasının penisini kesen Amerikalı Lorena Bobbit ve -kocası dahil- kendisine tecavüz eden on bir erkeği öldürdükten sonra Hindistan Parlamentosu'na seçilen Phoolan Devi'yi kahraman olarak kabul ediyorlar. Aile içi şiddet karşısında ezilip, kötü muameleye maruz kalan ve zalim erkek cinsine karşı Vajinal Kurtuluş Savaşı vermek isteyen Türk kadınları da; Dişli Vajina Çeteleri kurup, tecavüzcü erkeklere savaş açmalıdırlar. Dişli Vajina Çetesi için; Kvindehuse, Gothersgade 37, 1123 København K / Denmark adresinden bilgi alınabilir. *** Kızıl Elma, Turan ve Ergenekon Efsanelerine kayıtsız şartsız inanıp, Dişli Vajina Efsanesini deli saçması olarak kabul eden maço Türk erkekleri asla unutmamalıdırlar ki; medar-ı iftiharları penisleri, her daim aşağıladıkları kadınların vajinası içindeki keskin dişler tarafından er veya geç paramparça edilecektir. Yalnızca son ağaç kesildikten, son ırmak zehirlendikten, son balık yakalandıktan sonra ... ancak ondan sonra paranın yenemeyeceğini anlayacaksın. Cree Kızılderilisi |
||
|
||
| kremtluin Yeni Üye Ynt: kızılderili efsaneleri « Yanıtla #13 : 28.01.08/09:32 » 'Cengiz Han'dan kaçan Türkler Amerika'da' 'Kızılderililer Türk mü' tartışması sürüyor. İşte New York'ta düzenlenen panelde ortaya atılan tezler.. ABD'nin New York kentinde düzenlenen ''Türkler ile Kızılderililer Arasında Ortak Bağlar'' adlı panelde, iki millet arasında çok ilginç benzerliklerin olduğu ortaya çıktı. ABD'de faaliyet gösteren İstanbul Üniversitesi Mezunlar Derneği'nin (İÜMEZUSA) Türkevi'nde düzenlediği etkinlikte, George Washington Üniversitesinden Prof. Dr. Türker Özdoğan başkanlığında Türklerle Kızılderililer arasında tarih, kültür, dil, Şamanizm inancı ve el sanatlarında kendini gösteren benzerlikler tartışıldı. Özdoğan açılış konuşmasında, konunun çok popüler olduğunu belirterek, modern Türkiye'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün de bu konuyla ilgilendiğini anımsattı. ABD'DE ''HAVASU'' KENTİNİN ANLAMI DNA testlerinin yapılmasıyla son yıllarda Türkler ile Kızılderililer arasındaki bağların net şekilde ortaya çıktığını kaydeden Özdoğan, Orta Asya'daki Türkler ile Sibirya Türkleri ve Kızılderililerin DNA örneklerinin çakıştığını söyledi. Özdoğan, iki halk arasında kültürel, ruhani pek çok bağ olduğunu çeşitli örneklerle anlattı. ABD'nin Arizona eyaletinde Kızılderililerin yaşadığı ''Havasu'' kentinin ne anlama geldiğini yerlilere sorduğunda Türkçe'dekiyle aynı anlama geldiğini öğrenince çok şaşırdığını anlatan Özdoğan, Türk ve Kızılderili kilim motiflerinin birbirinden ayırt edilmesinin zor olduğunu, dil, müzik, heykel, mücevher ve diğer el sanatlarında büyük benzerlikler olduğunu belirtti. CENGİZ HAN'DAN KAÇAN UYGUR ASILLI TÜRK GRUPLARI Özdoğan, Kızılderililerin Bering Boğazından Amerika kıtasına göç ettiklerini ifade ederek, en son MS 1233 yıllarında göç edenlerin Cengiz Han'dan kaçan Uygur asıllı Türk grupları olduğunu söyledi. Özdoğan, bu insanların Amerika'da Atabaşkan lisanı konuştuklarını ve bu lisanının Türkçe'ye çok benzediğini belirtti. Özdoğan, Kızılderililerin Navaho klanından olanların yaratılış hikayesini anlatan ''Dine Bahane'' isimli kitabın da yine Türkçe çağrışımlar yaptığını ifade etti. TÜM KIZILDERİLİLER TÜRK KÖKENLİ DEĞİL Georgetown Üniversitesi Sosyoloji-Antropoloji Bölümünden Prof. Dr. Marjorie Mandelstam Balzer de konuşmaSInın başında, tüm Kızılderililerin Türk kökenli olduğunu söylemenin yanlış olacağını, ancak bazı kabilelerle arada büyük benzerlikler olduğunu söyledi. Balzer, Doğu Sibirya'da yaşayan Türk gruplarının Cengizhan'dan kaçarak Bering Boğazından 800 yıl önce Alaska'ya göç ettikleri bilgisini de teyit etti. ŞAMANİZM VE TOTEMLER ORTAK Balzer, Kızılderililer ile Türkler arasında ''ayı, kurt, kartal'' gibi totem ve simgelerin aynı şekilde yaygın biçimde kullanıldığını, dil, tarih, biyolojik ve ruhaniyet açısından büyük benzerlikler olduğunu söyledi. Rusya'daki ''Yakutistan'' adıyla bilinen Saha Cumhuriyetinde yaşayan Türk kökenlilerle Kızılderililer arasında yine büyük benzerlikler olduğunu anlatan Balzer, örneğin Alaska'daki Kızılderili grupların başından beri demir işleme konusunda çok ileride olmasının da yine bu göçten kaynaklanabileceğini ifade etti. Ruhaniyet ve Şamanizm'in Türkler ile Kızılderililer arasında en büyük benzerliklerden biri olduğunu kaydeden Balzer, Şamanların o dönemin doktorları sayıldığını ve Kaliforniya'da halen Şaman teknikleri kullanan ''doktorlar'' olduğunu belirtti. KIZILDERİLİ VE TÜRK KİLİMLERİ ARASINDA FARK YOK Balzer, Türk ve Kızılderili gruplar tarafından dokunan kilimlerin, coğrafi uzaklığa rağmen birbirinden ayırt edilmesinin son derece güç olduğunu da belirterek, yapılan bir deneyde insanlara kendilerine gösterilen Türk ve Kızılderili kilimleri birbirinden ayıramadıklarını anlattı. Arizona State Üniversitesinden Kızılderili kökenli Doçent Carol Jujan da kendisinin bağlı bulunduğu Navaho klanıyla ilgili detaylı bilgi verdi. Jujan, ABD'de 2.5 milyon dolayında Kızılderili ve 300 bin civarında Navaho klanından Kızılderili olduğunu söyledi. Navaho (Dine-halk) Kızılderililerinin ABD'nin güneyindeki Utah, Arizona ve New Mexico'da yaşadıklarını kaydeden Jujan, kendileri için ''aile, kadın, arkadaşlık, eğitim ve sanatın'' çok önemli olduğunu anlattı. DİLDE GRAMER BENZERLİĞİ Michigan Devlet Üniversitesinden Prof. Dr. Timur Kocaoğlu ise Türkçe ile Kızılderili dilleri arasında bağ bulunduğunu, bu bağın kendisini ortak kelimelerin ötesinde gramer açısından gösterdiğini söyledi. Kelimelerin zamanla değiştiğini, bu açıdan karşılaştırma yaparken sadece kelimelerin değil başka bilimsel ölçütlerin de kullanılması gerektiğini, ancak yine de zaman değişse bile bazı kelimelerin anlamının ve şeklinin değişmediğini anlattı. ''TÜRKLERİN ATALARI BELKİ DE AMERİKA'DAN GÖÇ ETTİ'' ABD Doğu Yakası Kabileleri (Ayı Klanı) Başkanı Brian Paterson da geleneksel Kızılderili başlığıyla yaptığı konuşmasında, Türkçe ''merhaba'' diyerek konukları selamladı. Paterson, ABD'de Kızılderililerin geçmişte ezildiğini, ancak şu an daha iyi koşullar altında yaşadıklarını, modern yaşama uyum sağlamakla birlikte kültürel miraslarını korumaya çalıştıklarını belirtti. Paterson, Türkleri kardeş ve aynı aileden gördüklerini, aynı değerleri paylaştıklarını kaydederek, esprili şekilde, ''Türk insanların ataları da belki de bu topraklardan (Amerika'dan) göç etti'' dedi. TÜRK DOKTORUN DNA SONUCU Bu arada Prof. Dr Özdoğan, Paterson'a, ''Size bir müjdem var'' diyerek, İstanbul'dan Levent Bozatlı adlı doktorun DNA testi sonuçlarının kendisinin Kızılderili olduğunu kanıtladığını söyledi. New York'a gelemeyen Bozatlı panele telefonla bağlanarak Paterson'la konuştu. Paterson daha sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, DNA testi sonucunun kendisini şaşırtmadığını, Türkleri kardeş gördüklerini ve toplantının da aralarındaki dostluğu pekiştirdiğini belirtti. ABD İçişleri Bakanlığı Kızılderililer Doğu Yakası Başkanı Frank Keel de yaptığı konuşmada Türk misafirperverliğini övdü ve ''Aradaki bağın derecesi ne olursa olsun veya bağ olsun ya da olmasın iki halk her zaman dost olacak'' dedi. Özdoğan daha sonra gazetecilere yaptığı açıklamada ise Türkler ile Kızılderililer arasındaki benzerlikleri yıllardır anlatan tarihçilerin, antropologların, dil bilimcilerin söylediklerinin DNA testleriyle kanıtlandığını ve testlerin artık benzerliğin Orta Asya ve Sibirya'da yaşayan Türkler ile Kızılderililer arasında olduğunu ortaya çıkardığını belirtti. Özdoğan, toplantıya katılan Kızılderili liderlerin toplumlarında önemli kişiler olduğunu vurgulayarak, bu vesileyle iki toplum arasındaki dostluğun yeniden altının çizildiğini ve bundan ileride de yararlanılması gerektiğini söyledi. ABD'deki Türk toplumunun Kızılderili asıllı Amerikalı bir Kongre üyesini desteklemesinin yararlı olabileceğini kaydeden Öztürk, Kızılderili gruplarının da Türk lobisi için çok aktif olabileceklerini belirtti. AA serüvenlerinin farkında olmayanlar nereye yol aldıklarını bilemezler xxx Yazar Üyelik Bilgileri E-Posta Özel Mesaj (Offline) Ynt: kızılderili efsaneleri « Yanıtla #14 : 28.01.08/11:24 » kızılderirili mistizmine ilgi duyan arkadaşlar varsa onlara Carlos Cataneda'nın, Don Juan'ın öğretilerini anlattığı 20 kitaplık serisini öneririm.... her ne kadar bu kitaplardan sadece birisini okumuş olsamda mistizm ve felsefe adına önemli öğretileri olan bir seridir.... |
||