|
||
| Anglosakson hukuku ulkemizde tamamen uygulaniyor olsaydi, bircok olay daha duzenli sekilde onlenebilir miydi? Ornegin; Kisi haklarinin daha onde oldugu bir duzenek hos olmaz miydi?... Ehliyetsiz araba kullananin ehliyetinin iptal edilmesi, bir daha yapmasi durumunda hapis cezasi.. Cocugu doven ebeveynlerin belli sureler eve girememesi ve bunun polis kontrolu dahilinde gozetlenmesi.. Trafik kazasina sebebiyet vermenin, cinayetle esdeger olarak degerlendirilmesi..vs.vs.ornkeleri cogaltmak mumkun.. |
||
|
||
| Kraliçe, öldü yaşasın kral mı demeliyiz burada bir türlü karar veremedim.Hayır, hayır Türkiye bir hukuk devleti değil, bir kanun devleti demeliyiz. Çünkü hukuk sistemi ve hukuk devleti nedir bilmiyoruz bile. Hukuk, toplum yaşamını düzenleme, sosyal gereksinmeleri karşılama ve adalet düşüncesini gerçekleştirme amaçlarına yönelmiştir. Bu amaçlar şöyle açıklanabilir: Toplum yaşamını düzenleme amacı Toplum gereksinmelerini karşılama amacı Adaleti gerçekleştirme amacı Ki burada mevzu saksonların hukuk sistemi. Roma hukuk sistemi ile anglosakson hukuk sisteminin basit bir karşılaştırması. D.1/2005 Anayasa Mahkemesi 5/2003 ANAYASA MAHKEMESİ OLARAK OTURUM YAPAN YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA Mahkeme Heyeti: Taner Erginel, Başkan, Nevvar Nolan, Mustafa H. Özkök, Gönül Erönen, Seyit A. Bensen. Anayasanın 147. maddesi hakkında Davacı: Yenilikçi Atılım Partisi, Lefkoşa - ile - Davalı: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Cumhuriyet Meclisi, Lefkoşa A r a s ı n d a. Davacı tarafından: Avukat Ergin Ulunay Davalı tarafından: Başsavcı Yardımcı Muavini Müjgan Irkad. -------------- K A R A R KONU: Tüzel kişiliği sona eren bir siyasal partinin Anayasa Mahkemesinde iptal davası açma yetkisi olup olmadığı. I. OLAY: Yenilikçi Atılım Partisi, Anayasa Mahkemesinde açtığı iptal davasında 14/2003 sayılı Veteriner Dairesi (Kuruluş, Görev ve Çalışma Esasları) (Değişiklik) Yasasının 2. maddesinin Esas Yasanın 13. maddesinin ikinci paragrafının sonuna eklediği yeni üçüncü paragrafın en sonundaki “Ancak kişilere ikramiye ve emekli maaşı açısından geriye dönük herhangi bir maddi menfaat sağlamaz” tümcesinin Anayasanın 1, 8, 14(1), 47(1), 121 ve 147. maddelerine aykırı olduğunu öne sürdü. Başsavcılık ise ön itiraz olarak Yenilikçi Atılım Partisinin sona erdiğini, tüzel kişiliği kalmadığını ve bu nedenle iptal davasını yürütemeyeceğini öne sürdü. II. İDDİALARIN GEREKÇELERİ: Tarafların iddialarının gerekçeleri şöyledir: Başsavcılığın iddialarının gerekçeleri: Başsavcılığın görüşüne göre Anayasanın 147. maddesi Anayasa Mahkemesinde iptal davası açma yetkisini sınırlandırmaktadır. Cumhuriyet Meclisinde temsil edilen bir siyasal partinin iptal davası açma hakkı vardır. Davacı Yenilikçi Atılım Partisi, bu davayı açtığı tarihte Cumhuriyet Meclisinde temsil edilmekte idi ve parti üyesi 3 milletvekili bulunuyordu. Ancak daha sonra 24.8.2003 tarihinde parti kurultay yaptı ve gerek ismini gerekse tüzüğünü değiştirdi. Yeni ismi Adalet ve Barış Partisi oldu. Daha sonra Adalet ve Barış Partisi, Ulusal Diriliş Partisi ile birleşerek Milliyetçi Adalet Partisi isimli başka bir parti oluşturdu. Bu Parti de Demokrat Parti isimli başka bir parti ile birleşti. Halen Yenilikçi Atılım Partisi diye bir parti yoktur ve böyle bir partinin Cumhuriyet Meclisinde milletvekili bulunmamaktadır. Başsavcılık, bu nedenle davanın daha ileri gidemeyeceğini ve iptal edilmesi gerektiğini iddia etti. Davacının iddialarının gerekçesi: Davacı avukatı, Yenilikçi Atılım Partisinin halen mevcut olmadığını ve uzun süreden beri tüzel kişiliğini kaybettiğini kabul etmektedir. Doğal olarak bu partinin Cumhuriyet Meclisinde herhangi bir temsilcisi de yoktur. Ancak dava açıldığı zaman parti varlığını koruyordu ve Mecliste 3 milletvekili vardı. Davacı avukatının görüşüne göre davanın açıldığı tarihte Anayasa Mahkemesinde dava açma hakkı bulunan bir siyasal parti daha sonra sona erse bile iptal davasının devam etmesi gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, 12/85; (D.7/86) sayılı davada verdiği çoğunluk kararında, bir siyasal partinin Anayasa Mahkemesinde açtığı iptal davasının siyasal partinin yasal varlığı sona erse bile devam edeceğini karara bağlamıştır. III. İLGİLİ YASA METNİ: 14/2003 sayılı Veteriner Dairesi (Kuruluş, Görev ve Çalışma Esasları) (Değişiklik) Yasasının 2. maddesinin Esas Yasanın 13. maddesinin ikinci paragrafına eklediği yeni tümce aynen şöyledir: “Ancak Mali Hizmetler Sınıfı altında öngörülen Ecza Deposu Sorumlusu Kadrosu 1.Derece, Barem: 15-16 olarak yeniden düzenlenir. Bu madde, Esas Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce emekli olanları da kapsar. Ancak kişilere ikramiye ve emekli maaşı açısından geriye dönük herhangi bir maddi menfaat sağlamaz.” İLGİLİ ANAYASA METNİ: “Madde 147: (1) Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisinde temsil edilen siyasal partiler, siyasal gruplar ve en az dokuz milletvekili veya kendi varlık ve görevlerini ilgilendiren alanlarda diğer kurum, kuruluş veya sendikalar bir yasanın, kararnamenin, tüzüğün, Cumhuriyet Meclisi İçtüzüğünün, Cumhuriyet Meclisi kararının, yönetmeliğin veya bunların herhangi bir kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırı veya ona uygun olmadığı gerekçesi ile Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açabilirler. (2) Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açma hakkı iptali istenen yasanın, kararnamenin, tüzüğün, Cumhuriyet Meclisi İçtüzüğünün, Cumhuriyet Meclisi kararının, yönetmeliğin veya bunların herhangi bir kuralının Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak doksan gün sonra düşer.” V. İNCELEME: Sona eren bir siyasal partinin, yasal varlığı son bulmadan önce açtığı iptal davasına devam etmenin mümkün olup olmadığı Anayasa Mahkemesi 12/85 sayılı davada tartışılmıştır. Bu konuda lehte ve aleyhte iki görüş ortaya çıkmıştır. Böyle bir davaya devam edilemeyeceğini kabul eden ve azınlık kararını veren Sayın Şakir S. İlkay’ın kararının bir bölümünde şöyle denmektedir: “147. maddenin (1). fıkrasından görülebileceği gibi bir siyasal partinin böyle bir dava açabilmesi için Cumhuriyet Meclisinde temsil edilmesi gerekir.... Bir anayasa davası geri çekilemez, davacının ortadan kalkması halinde dahi karara bağlanmalıdır denilebilir. Ancak bizim şimdiye kadar izlediğimiz temel bir kurala göre bir yasa veya kuralı veya diğer mevzuat veya kuralı, anayasaya aykırı buluncaya kadar, anayasaya uygun sayılır. Herhangi bir yasa veya kuralının veya diğer mevzuat veya bir kuralının anayasaya aykırı olduğunu kanıtlamak ise bunu iddia eden tarafa düşer. Bunun içindir ki biz, önümüze gelen birçok havalede, aykırılık iddia eden tarafın bu iddiadan vazgeçtiğini Mahkemeye bildirmesi halinde havaleyi karara bağlamayıp dosyayı alt mahkemeye iade ettik. Davalar için de uygulanması gereken kurallar aynıdır. İlâveten şu da var ki bizim hukuk sistemimizde bir davayı yürüten davacıdır ve duruşmanın tamamlanmasından önce davacının ortadan kalkması ve onun yerine başkasının davacı olarak davaya ithal edilmemesi veya, bu meselede olduğu gibi, ithal edilmemesi halinde dava sukût eder. Tüm bu nedenlerle davacının yokluğunda davanın karara bağlanması görüşüne, kanımca, itibar edilmemesi gerekir.” Karşı görüşü benimseyen çoğunluk kararında ise Türkiye Anayasa Mahkemesi kararlarına gönderme yapılmaktadır. A.M.K.D. Sayı 10 Esas sayı 1971/31, Karar sayısı 1972/5 sayılı ve s. 155’de yer alan kararda Mahkeme, sayfa 166’da şunları söyledi: “Anayasa’nın değişik 149’uncu maddesiyle belirli kimse, topluluk ve kurumlara tanınan Anayasa Mahkemesinde iptal davası açma hakkı kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüklerinin Anayasa’ya uygunluk denetiminin sağlanmasını öngören yollardan biri ve başlıcasıdır. Bu yolun işleyişi soyut konularda genel nitelikte sonuçlar doğurur. Böyle bir hakkın kullanılması sonunda Anayasa Mahkemesi bir yasa veya Yasama Meclisi içtüzüğü kuralının Anayasa’ya aykırı olup olmadığını inceleyip Anayasa’ya aykırı kuralları iptal etme ve ülkenin hukuk düzenini böyle kurallardan arıtma görevini yerine getirebilir. Başka deyimle iptal davası doğrudan doğruya belli kişilerin çıkarlarının korunmasına değil, Anayasa’ya aykırı kuralların iptaline olanak hazırlayarak Anayasa’nın egemenli- ğini ve üstünlüğünü sağlamaya yönelmiş bir yoldur ve buradaki kamusal erek ve nitelik ortadadır. Onun içindir ki böyle bir dava usulünce açıldıktan sonra davacının davadan vazgeçmesinin veya varlığını yitirmesinin davanın geçerliğini ve Anayasa Mahkemesinin davayı inceleyip karara bağlama ödevini etkilemesi düşünülemez.” Bu iki görüşten hangisini izlememizin daha doğru olacağını araştırıp inceledik. Ortaya çıkan görüş ayrılığının Anglo Sakson hukuk sistemi ile Kontinental hukuk sistemi arasındaki farka dayandığı görüşündeyiz. İki hukuk sisteminde yargıcın veya mahkemenin görevi ve fonksiyonu farklıdır. Anglo Sakson hukuk sistemine accusatorial (itham edici) sistem denir. Burada devlet olsun, tüzel veya gerçek kişi olsun eşit düzeyde karşı karşıya gelen ve çatışan taraflar vardır. Taraflardan biri diğerini itham eder veya iddialarını öne sürer, diğer taraf da savunmasını yapar. Usul hukuku, tarafların mahkemede iddialarını nasıl tartışacağını düzenler. Taraflar, tanıklar dinleterek iddialarını kanıtlamak zorundadırlar. Yargıç iki tarafın tartışmasını izledikten sonra öne sürülen iddialar ve kanıtlar çerçevesinde kararını verir. Kontinental hukuk sistemine ise inquisitorial (araştırıcı) sistem denir. Bu sistemde yargıcın kendisinin araştırma ve gerçekleri bulma görevi vardır. Yargıç tarafların iddialarını dikkate almakla birlikte bu iddialarla bağlı değildir. Anglo Sakson hukuk sisteminde davayı yürüten Davacıdır. Davacı yoksa veya davayı yürütmeyi arzu etmiyorsa Mahkemenin kendiliğinden araştırma yapması ve bir karara varması mümkün değildir. Kontinental hukuk sisteminde ise tarafların rolü göreceli olarak daha azdır. Bu nedenle Davacı ortadan kalksa bile kamu yararı için mahkemenin davaya devam etmesi mümkündür. Aynı gerekçe ile Davacının davasını geri çekmesine de izin verilmeyebilir. K.K.T.C.’de İngiliz usul yasalarını yani Anglo Sakson hukuk sistemini uygulamaktayız. Anayasa Mahkememiz, Anayasa hukuku açısından Türkiye hukukunu izlemekle birlikte usul hukuku ve prosedür açısından İngiliz hukukunu uygulamaya devam etmektedir. Bu nedenle Sayın Şakir S. İlkay’ın ifade ettiği birinci görüşün doğru olduğu, yani Davacı olmadan bir davaya devam edilemeyeceği görüşündeyiz. SONUÇ: Yukarıdaki nedenlerle ön itiraz Sayın Nevvar Nolan’ın karşıoyu ve oyçokluğu ile kabul edilir ve hukuki varlığı sona eren Yenilikçi Atılım Partisi adına iptal davasına devam edilemeyeceğine karar verilir. Taner Erginel Nevvar Nolan Başkan Yargıç Mustafa H. Özkök Gönül Erönen Seyit A. Bensen Yargıç Yargıç Yargıç KARŞIOY YAZISI Nevvar Nolan: Gerek Anayasa Mahkemesine yapılan havalelerde gerekse iptal davalarında Anayasanın yorumu yapılırken aynı veya benzeri konularda Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlar, istisnalar dışında, ülkemizde aynen benimsenmektedir. Ülkemizde accusatorial hukuk sisteminin uygulandığı da bir gerçektir. Anayasa Mahkemesinde iptal davası açmış bir siyasal partinin, daha sonra başka bir siyasal partiye katılarak tüzel kişiliğini yitirmiş olmasına rağmen, iptal davasında görevlendirmiş olduğu avukatın Anayasaya aykırılık iddialarını Anayasa Mahkemesi önünde ileri götürmeye hazır olması halinde Anayasa Mahkemesinin davayı dinleyip karara bağlama hak ve yetkisi olsa gerek. Anayasa Mahkemesi 12/85 (D.7/86) sayılı davada yer verilen, Esas sayı 1970/48, Karar sayısı 1972/3 ve Esas sayı 1971/31, Karar sayısı 1972/5, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi kararlarında ifade edilenler ışığında bu sonuca varırım. Anayasa Mahkemesi 12/85 sayılı davada verilen çoğunluk kararının, yukarıda verdiğim gibi bir durumda, takip edilmemesi için ikna olmuş değilim. Nevvar Nolan Yargıç 5 Mayıs 2005 |
||