|
||
| Ben buna inanmayı seçmiyorum, bunun böyle olduğunu araştırıp buldum. İnanmayı seçen sensin. Doğada bilgiler hazır bulunmuyor, sen gidip araştıracak ve bulacaksın,hazıra konmak yok. Bu sitede yazı yazanlara bak, iki şekilde yazıyorlar. 1) Herşeyin bilimsel temele oturtulmuş bilgi ve akla dayanmasını kabul edenler 2) Ben bunlardan anlamam kardeşim, böyle olduğuna inanıyorum, benim düşüncemi değiştiremezsin, ayrıca araştırmaya de gerek yok diyenler Ben yazdığım yazıda birtakım bilgilerden sözediyorum ve bunun bilimsel temele oturtulmuş olduğunu, bu bilgilere ulaşıp kavramları sorguladığında bu sonuçlara varacağını anlatıyorum. Senin yanıtın ise ; buna inanmayı seçtiysen ve mutluysan gibi ilgisiz bir söz Böyle bir yolu seçmenin mutlulukla ilgisi olabilir mi? İnsan bildiğini bilir, bilmediğine inanır |
||
|
||
| yani ben bilimsel bilgi yanlıştır demiyorum. ama seni bilimsel bilginin doğruluğuna bu derece inandıran nedir? | ||
|
||
| Bilimsel bilginin temeli akıl, deneyler , diyalektik, determinizm gibi çok yönlü düşünme ile ortaya çıkan kurallardır. Yani bilimin ışığında varılan noktalar deneysel sonuçlardır, her zaman aynı sonuçları vermesi nedeniyle neredeyse değiştirilmesi olanaksız bilgiler haline gelmiştir. Örneğin dünyanın kendi ve güneşin etrafında döndüğü bilgisini Galileo ortaya attığında o dönemdeki bilim adamları karşı çıktılar çünkü dünyanın her şeyin merkezi olduğunu ve tüm gezegenlerin dünya çevresinde döndüğünü ileri sürüyorlardı. Bu savın bilimsel bir yanı yoktu ve muhtemelen dinsel dayanakları olduğu varsayılıyordu. Toplumda yaşayan insanlar din adamlarının sözüne inanarak Galile'nin mahküm olmasını sağladılar, oysa gerçekte Galile haklıydı.Çünkü teorisini kendisinden önce bu konuda çalışmış olan Kepler'in deneyleri ile kendi gözlemlerine dayandırmıştı. Bu basit örnekten yola çıkarak yaşamımızın her anında ve yerinde bilimsel bilgiyi ilke olarak kabul etmemiz gerekiyor. Eğer böyle yapmazsak birinin bize söylediğinin doğru olup olmadığını nasıl anlayacağız? Örnek vermek gerekirse, ben sana yağmuru tanrı yukarıdan yağdırıyor diye bir savda bulunsam bana ne yanıt verirsin? Olabilir mi diyeceksin. Hayır öyle değil diye bir cümle kurmaya başlarsan söyleyeceğin muhtemelen bilimsel bir bilgiye dayanacak. Örnekleri çoğaltabiliriz. |
||
|
||
| yani yağmurun su buharından olduğuna inanıyosun ve tanrının yağdırmadığına inanıyosun. dünyanın güneşin etrafında döndüğüne inanıyosun... buna saygı gösteriyorum çünküğ bende buna inanıyorum. gerçi yağmur konusu biraz tartışılabilir... ama mesela bilinç altına inanmıyorum. bi adamın beynini açıp bakarsan bilinç altı falan yok çünkü. sonra ben newtonun yer çekimi kuramına inanmıyorum. einsteinın genel görecelik kuramına inanıyorum. Big bang teorisine de inanmıyorum. ben M teorisine inanıyorum. Paraler evrenlerin varlığına inanıyorum. varolan herşeyin enerji olduğuna inanıyorum.... ve tabi senin inançlarına herkesin inançları kadar saygım var. Çünkü bir kedinin aynıanda hem ölü hem diri olabilmesi gibi senin benim potansiyelerimden biri olduğuna ve benimde senin potansiyelerinden biri olduğuma inanıyorum.ya da iki fotonun ışıktan hızlı iletişim kurabilmesi gibi senin inançlarını kesinlikle anlıyorum ve senin de benimkileri anladığını biliyorum. çünkü sonuçta aynı kuarklardan medana geldik. sen maddeden ben anti maddeden yapılmış olsak bir araya gelmemiz asla mümküğn olmazdı. o zaman büyük bir patlama sonucu ikimiz de enerjiye dönüşürdük. ama bu böyle değil. kaldırım taşı olsun, at olsun, eşek olsun, ülkücü olsun materyalist olsun, özünde hepsi aynı yere varır... |
||
|
||
| Yazının birinci bölümüne söyleyecek sözüm yok ama bilinçaltından başlayarak inanmadığını söylediğin sözlere itrazım var. Öncelikle bilinçalıtının varlığını anlamak için beynin açılması gibi bir eylem söz konusu olamaz. Bu konu psikiyatri ya da psikoloji ile ilgili bir durumdur ve yeteri kadar bilginin olmadığı gibi bir düşünceye kapılıyorum. Newton ya da Einstein'ın kuramlarına neden inandığın ya da neden inanmadığını da açıklamanı rica ediyorum. Bu kuramlar sadece senin inancına göre değerlendirilemez. Daha önce de yazmıştım, bildiğimizi biliriz, bilmediğimize inanırız. Yani bir bilimsel konu hakkında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamız söz konusu olamaz. Bu kavramları tartışacak düzeyde bilgiye de ulaştığından emin olamıyorum. Enerji ile başlayan kuramsal düşüncelerin hakkında yorum yapmayacağım, ama bu düşüncelerinin kişisel farklılıklar olarak değerlendirilmesi olasıdır. |
||
|
||
| hayal kurmak da güzel... yaşamaktan korkuyosan hiç olmazsa hayal et. o zaman cesaret gelir. | ||
|
||
| Özgür değiliz, hiç birimiz...... Dogru söze ne denir...
|
||
|
||
| sen nasıl olmak istiyosan öyle ol. ben özgür olmayı seçtim. | ||
|
||
| leo sence nedir özgürlük? kendini kandırıyorsun |
||
|
||
| bazen fazla uzatmamaktır. | ||
|
||
| "ben doğumumuzu da kendimizin seçtiğine inanıyorum. "[/b][/size] Nasil yaptin o secimi? Hic kimse ölüme mahkum oldugunu bile bile bu dünyaya gelmez bana kalirsa. Hepimiz dünya denilen büyük hapishanede sonucta ayni kaderi paylasan ölüm mahkumlariz... |
||
|
||
| Neden ,ölmek kötü bir şey mi? İçimizde bunu bilen var mı? Belki de en çok sonunda öleceğimizi bildiğimiz için gelmeyi kabul ettik... Varsayımsal hayatlara gerçek bir ölüm,şık kırılma noktası.
|
||
|
||
detaylı olarak bilmiyorum. ama ben seçtim. bu herifler bana çok şey öğretti.
|
||
|
||
Alıntı Neden ,ölmek kötü bir şey mi? İçimizde bunu bilen var mı? Belki de en çok sonunda öleceğimizi bildiğimiz için gelmeyi kabul ettik... Doğmak elimizde olmayabilir, ama ölmek her an karşılacağımız ya da bizim isteğimizle gerçekleştirebileceğimiz bir durum. Neden doğmak bizim elimizde değil?Varsayımsal hayatlara gerçek bir ölüm,şık kırılma noktası. ![]() Çünkü o zaman koşulları beğenmeyip doğmaktan vazgeçebilirdik. Yani afrikada yoksul bir kabilede yaşayan anne ve babanın çocuğu olmayı kim ister? Ama bir kez doğduktan sonra ölmek de kolay değildir, çünkü genlerimizde yaşam içgüdüsü var ve bizim intiihar etmemizi engelliyor. Eğer akıl sağlığımızı kaybetmezsek koşulların elverdiği kadar yaşamayı istemek durumundayız. Böylece insan türünü yokolmaktan kurtarmış oluyoruz. Asıl sorun, doğmayı istemeyen insanın yaşam biçiminiı seçme hakkının olmaması ve buna isyan etmesidir. O zaman da devreye kader, felek, alınyazısı, vade gibi akıl dışı kavramlar giriyor ve insanı rahatlatıyor. İkinci sorun da şu ; madem geldik neden gidiyoruz? Ölmek istemediğimiz halde ölmek zorunda olmak da çok zor kabullenilen bir durum. Burada da devreye dinler giriyor, öldükten sonra yeniden dirileceksiniz Böylece hem doğuma hem de ölüme bir yanıt bulunmuş oluyor, sorunlar bir anda çözülüyor. Mutluluk bu olsa gerek! |
||
|
||
| işte geldik gidiyoruz bilinmez bir diyara eskiden karpuz idik şimdi döndük biz hıyara .. öldükten sonra cehennemde yeniden dürülmek bile tamamen yok olmaya tercih edilebilecek bir şey. torq un dediği gibi cehennem bile olsa insan din yoluyla kendine bir çıkış yolu arar. |
||