|
||
| Bunu düşünüyorum bazı filmleri izlerken...daha önce hiç gidilmemiş düşsel kentler,ışık-makyaj ve sinema cazibesi aracılığıyla yaratılan gerçekte aslı olmayan güzellikte kadın ve erkekler,gereğinden fazla evrimleşmiş hayvanlar,gerçek hayatta asla aynı titizlikle işlenemeyecek sanatsal cinayetler,kendi hayatınızda yaşadığınızda sizi belki de saçmalığıyla sıkacak detayları aşırı işlenmiş büyük aşk hikayeleri,kimi güzelliğin kimi çirkinliğin zirvesi yaratıklar,insan bedeninin daha epey evrimleşmesini gereksinen inanılmaz figürleriyle dövüş hatta dans sahneleri,mimari bir dehanın ürünü olduğu açıkca belli ama estetiğiyle nefesi kesen doğasal sahneler... Fantastik Sinema insanı nereye çağırıyor..Kendinden sıkılmış insanı kendinin dışına çıkıp eğlenmeye mi ,yoksa tam tersi kendine dönüp kendindeki güzeli keşfe mi.. Fantastik Sinema insan zihnini uyuşturan ve güncel yaşamın berbatlığını unutturan bir afyon mu yoksa tam tersine insanın etrafındaki çirkinlikleri sorgulayıp değştirmesini sağlayacak bir uyaran mı ya da. Ve ya fantastik sinema sizde neyi çağırdı-uyandırdı-? |
||
|
||
| Birden aklıma geldi..Batı sinemasındaki bu devasa hayalgücünü tetikleyen kültürlerimi,kültürlerine yaklaşımları mı yoksa kültürlerine sahip çıkmaları mı.. Belki yaşamları böyle bir çıkışı zorunlu kılıyordur.Falz soğuk ve ya sıcak altyapıları düşlere kaçmalarına ya da düşleri yaşamalarına sebep oluyordur... |
||