|
||
| YAPITLARI Garip (1941, Orhan Veli ve Oktay Rifat'la birlikte) Rahatı Kaçan Ağaç (1946) Telgrafhane (1952) Yanyana (1956) Kolları Bağlı Odysseus (1962) Göçebe Denizin Üstünde (1970) Teknenin Ölümü (1975) Sözcükler (1978, toplu şiirler) Ölümsüzlük Ardında Gılgamış (1981) Tanıdık Dünya (1984) Güneşte (1989) Yağmurun Altında (1995) nsanların elleri,gözleri kalpleri kokuyor açlıktan nefesleri kokuyor çürüyen dişleri,derileri,beyinleri kokuyor duyguları,düşünceleri,sesleri,sözleri kokuyor yazdıkları,okudukları kokuyor çürüdükçe kokuyor kitaplar,dergiler,afişler,mektuplar kokuyor dostluklar,aşklar,arkadaşlıklar kokuyor havalandırılmamış odalar kokuyor havalandırılmış odalar kokuyor sofalar,evler,apartmanlar kokuyor mahalleler,şehirler,memlektler,kıtalar kokuyor çürüdükçe kokuyor duymuyor musunuz kokuyor kokuyor kokuyor kokuyor kokuyor (Çürük adlı şiirinden) |
||
|
||
| bu hep böyle mide bulantısı mı takılır abi ya:) | ||
|
||
| ne yapsın yaşadığı dönemler fazlasıyla mide bulandırıcı idi .ve katıldığı akımdan da belli değil mi ?? garip işte | ||
|
||
| YAĞMURUN ALTINDA Nasıl unuturum ey doğa Bana bir diyeceğin vardı, kalakaldım, Vaktim yetmedi, ölüm kalım, Bütün yüzyılları yaşadım Vaktim yetmedi anlamaya. Yaşayamadım yirminci yüzyılı Kim yaşadı ki kendi yüzyılını Akarsuyun dilinden sezenimiz yok Orpheus’tan sonra ben geldim Giz dönüp baktığımız yerde kaldı. Görüp de bilenimiz yok |
||
|
||
| Rahatı Kaçan Ağaç Tanıdığım bir ağaç var Etlik bağlarına yakın Saadetin adını bile duymamış Tanrının işine bakın. Geceyi gündüzü biliyor Dört mevsimi, rüzgarı, karı Ay ışığına bayılıyor Ama kötülemiyor karanlığı. Ona bir kitap vereceğim Rahatını kaçırmak için Bir öğrenegörsün aşkı Ağacı o vakit seyredin |
||
|
||
| Bizden Sonra Haydi burada öl dediler bana Ölmek istemiyorum demedim Demedim ama Şimdi bilmek istiyorum Toprak gene bizim zamanımızdaki gibi mi sürülecek? — Melih Cevdet Anday Gelişmiş bir Batı ülkesinde şair olmanın kolay anları vardır. Nehirlerin bereketli toprakları delta ovalarına yığdığı gibi bereketli bir birikimin üzerindesinizdir. Bilirsin ki –ya da sanırsın– son durak sensin. Orası bir tür zirvedir. Kendi ulusal kültürünü özümsemişsindir. Kendi kültürel köklerinin, kişisel birikiminin ve hayal gücünün özsuyunu damıttığında o bir şiirdir. Hem çağdaş, hem ulusal, hem de evrensel bir çizgidesindir. Zaman böyle. Rüzgâr alabildiğine senin yelkenlerini doldurmaktadır. Bohem yaşasan moda olur, asilik yapsan herkes seni anlamaya çalışır. Kökleşmiş bir sistemi silkeleyemeyeceğin için “Bizim çılgın şairlerimiz…” sevimliliği ile algılanır. Bütün dünya dillerine şiirlerin senin haberin olmadan çevrilir. Gelişmekte olan ülkelerin yayın organları senin sıradan bir şiirini allaya pullaya başköşede sunar okurlarına… Bizim illerde şairsen bil ki dağların kuytuluğunda açan kır çiçeğisin üstadım. Kara kışa dayanıklı olman gerektiği gibi, yazın da bozkırın sıcağında bulutlardan süzeceksin suyunu. Önce var olma savaşı vereceksin bu hoyratlığın ortasında. Kendini tanıyacaksın, halkını ve ülkeni tanıyacaksın, dünyayı çözümleyeceksin alın terin ve bilincinle. RAHATI KAÇAN AĞAÇ Tanıdık bir ağaç var Etlik bağlarına yakın Saadetin adını bile duymamış Tanrının işine bakın. Geceyi gündüzü biliyor Dört mevsimi, rüzgârı, karı Ay ışığına bayılıyor Ama kötülemiyor karanlığı. Ona bir kitap vereceğim Rahatını kaçırmak için Bir öğrenegörsün aşkı Ağacı o vakit seyredin. —Melih Cevdet Anday Bozkırda cehaletle mücadele etmek, bilgi üretmek, sevgi üretmek, sanat yapmak, çocuk yetiştirmek, hoşgörü üretmek, disiplin yerleştirmek, geleneğin verimli damarlarını bulup yeşertmek, çağdaş kültürle sentezlemek, seni yok sayanlara her gün var olduğunu, yaşadığını, ürettiğini kanıtlamak ne zor iştir. Sen bir de bunun resmini yap Abidin! Tatlı sularda yüzenlerin, Şanzelize’de gezenlerin on katı, yüz katı ürettiğin halde, yoğurdun bile “yararlı bir Bulgar besini” olarak not düşüldüğü bir dünya işte… Senden sonra da… acı… Suların Beydeba’nın, Ezop’un ürettiklerini hoyratça sürükleyip La Fontaine’in önüne yığdığı gibi seninkileri de alıp eloğlunun önüne yığmayacağının bir garantisi yok. Seninkiler yerinde kalsa bile dünya sanat merkezlerinin projektörleri bir gün bile senin üzerine çevrilmediği için o güzelim renkler, o güzelim kokular, o özgün söyleyişler vitrine çıkamayacak. TELGRAFHANE Uyuyamayacaksın Memleketinin hali Seni seslerle uyandıracak Oturup yazacaksın. Çünkü sen artık o sen değilsin Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin Durmadan sesler alacak Sesler vereceksin. Uyuyamayacaksın. Düzelmeden memleketin hali Düzelmeden dünyanın hali Gözüne uyku giremez ki… Uyuyamayacaksın Bir sis çanı gibi gecenin içinde Ta gün ışıyana kadar Vakur metin sade Çalacaksın. —Melih Cevdet Anday Bu coğrafya bereketli bir coğrafyadır. Bu iklim üretken. Yeraltında saklı kalan petrollerimiz, bor yataklarımız, toryum madenlerimiz değildir sade. Bir şiir damarımız vardır çiçek çiçek, renk renk. Bir zaman gelir gün yüzüne çıkar bütün görkemiyle Yunus’lar, Karacaoğlan’lar, Anday’lar. Bir Melih Cevdet vardı; “vakur, metin, sade” yazardı denir. Ben öğretmenim. Çocuklarımın ellerinde senin şiirlerin iplik iplik, desen desen; yaşamayı, sevmeyi, kendi olmayı seninle öğrenir. Karanfilin yanık yanık kokmadığı günlerde en büyük caddede senin adın. Sedat Demirkaya |
||
|
||
| DEFNE ORMANI Köle sahipleri ekmek kaygusu çekmedikleri için felsefe yapıyorlardı, çünkü Ekmeklerini köleler veriyordu onlara; Köleler ekmek kaygusu çekmedikleri için Felsefe yapmıyorlardı, çünkü ekmeklerini Köle sahipleri veriyordu onlara. Ve yıkıldı gitti Likya. Köleler felsefe kaygusu çekmedikleri İçin ekmek yapıyorlardı, çünkü Felsefelerini köle sahipleri veriyordu onlara; Felsefe sahipleri köle kaygusu çekmedikleri İçin ekmek yapmıyorlardı, çünkü kölelerini Felsefe veriyordu onlara. Ve yıkıldı gitti Likya. Felsefenin ekmeği yoktu, ekmeğin Felsefesi. Ve sahipsiz felsefenin Ekmeğini, sahipsiz ekmeğin felsefesi yedi. Ekmeğin sahipsiz felsefesini Felsefenin sahipsiz ekmeği. Ve yıkıldı gitti Likya. Hala yeşil bir defne ormanı altında. Melih Cevdet ANDAY |
||