SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Siyaset Felsefesi

Konu: Dil meselesi

Sayfa: [ 1 ]

18.11.2004 01:44:00
Kemal KARPAT ile röportaj...


“Bugün dil meselesi Türkiye’nin gerçeklerinden hareket edilerek değil, Avrupa Birliği’ne yaranmak için gündeme geldi. Türkiye, AB’nin etnik kimlik, etnik temsilcilik adına dayattığı bazı formüllere göre hareket ediyor.”

Dil konusu, Türkiye’de her geçen gün gündeme oturuyor. TRT’de başlatılan ana dilinde programların aceleye getirildiği gerçeği de inkar edilemez. Öyle ya da böyle Türkiye’de dil konusunda yeni bir uygulama başladı. “Aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık” darb—ı meseli de Türkiye’nin dil konusunda içinde bulunduğu durumu izah etmeye yetiyor.

Dil konusunu beynelmilel tarih profesörümüz Kemal Karpat ile görüştük. Ana dili meselesini, konunun tarihi boyutunu dikkate alarak değerlendiren Karpat geleceğe ışık tutacak açıklamalarda bulundu.

—Türkiye’de ana dilinde yayın hakkı konusu gündeme oturmuş durumda. Sizce dil meselesini nasıl değerlendirmek gerekir?

Dil meselesini büyük bir tarihi oluşum içinde görüp, tarihi kimlik ve tarihi kültür meselesinden ayırarak ele almak lazım. Herkes kendi dilini konuşmakta serbest olmalı. Bu çok tabii bir haktır. Aslında önceden Türkiye’de böyle olmuştur. Konuşulan ata dili ailelerde oluşmuş. Mesela Balıkesir, Bursa civarında Boşnak köyler var ve bunlar Boşnakça konuşurlar. Karadeniz kıyılarında çeşitli Gürcü lehçelerini işitmek mümkün. Aynı şey Kürtçe için de geçerli. Hiç Türkçe bilmeyen Kürt köyleri var. Devlet politikası ne olursa olsun Türkiye’de çeşitli diller serbestçe ailelerde ve kendi mekanlarında konuşulmuştur. Bazen dışarıdan göç etmiş aslı Türk olan bile başka dil konuşuyor. Bulgaristan’dan göç eden Türkler aralarında Bulgarca konuşmuşlar.

—Osmanlı döneminde etnik topluluklara uygulanan politika nasıldı?

Anadolu’da ve daha evvel Rumeli’de bir Osmanlı kimliği ve kültürü gelişmişti. Bu kültür her şeyden evvel Osmanlı siyasi kültürüne dayanırdı. Yani devlet otoriteye, otorite itaat ve oradan doğan davranışlara dayanırdı. Sen bir siyasi idare altında 400—500 sene yaşarsan muhakkak ki o idarenin kültürünü alırsın. O kadar yaşamaya da gerek yok. Fransa’da bir kuşak doğup büyürse Fransız kültürünü alır. Osmanlıda da böyle bir kültür vardı. Padişah, bölgenin valisi, valinin memurları. Nihayet orada da siyasi kültür gelişmişti. Bu Kafkaslar, Anadolu ve Rumeli’yi kapsardı. Önemli olan siyasi kültürdü. Buna ilaveten toplumun güncel hayatına hakim olan ortak dil, din ve hukuki kurallardı... Aile yapısı, çocuk edinme ve miras kültürü hukuk açısından geçerliydi. Mesela Kafkasya’daki bir kadı pekala Üsküp’te de vazife görebiliyordu. Kanun aynıydı. Osmanlı içinde Müslüman tebaa arasında birliği yaratan bu kültür beraberliğiydi, dil değildi. Osmanlı devrinde bir grup bir yerden göçmüş, gittiği yerin dilini almıştır. Türk aşiretleri Kürt beylerinin yanına göçünce Türkçeyi unutmuşlar, Kürtçe öğrenmişler. Buna karşılık birçok Kürt aşireti Türkçe öğrenmiş. Dil burada kimliği tayin etmiyor.

—Osmanlı bu zengin kültürel kimliğini ne zamana kadar sürdürebilmiştir?

Osmanlı’da kültürel temeller 19. yüzyılda çok daha güçlenmişti. Rumeli’den, Kafkaslar’dan Anadolu’ya büyük göçler olmuş. Bu kitleler bilhassa 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başında birbirleriyle karışarak bugünkü toplumun temellerini atmışlar. Bu bakımdan ele alırsanız bugünkü toplum cidden yeni bir toplumdur. Bundan 70—80 sene evvel Anadolu’ya 7—9 milyon arasında eski Osmanlı geldi. Bunlar dışarıdan gelmiş değildi. Osmanlı toprakları kaybolunca, o topraklarda yaşayanlar, elde kalan topraklara gelmişlerdi. Daha doğrusu bu bir iç göçtür. Çerkezler Kafkaslar’dan Anadolu’ya geldikleri zaman kendi vatanlarının bir köşesinden diğer bir köşesine göç ediyorlardı. Böylece burada yeni bir toplum oluştu. Bu oluşumdan yeni bir kimlik çıkıyor ve yeni bir Türkçe geliyor. Bizim bugün konuştuğumuz Türkçe binlerce yıllık kökene sahip olmakla beraber 18— 19. yüzyıl Türkçesi değil. 19. yüzyıl sonunda yeni edebiyatla oluşmaya başlayan Türkçe var. Buraya gelen bütün halklar birbiriyle karışmış. Boşnakla Çerkez evlenmiş, Çerkezle Laz evlenmiş, Lazla Kürt evlenmiş. Buradan Türk çıkmış, bunların ortak dili Türkçe olmuş. Hangi Türkçe? Bütün bunların karışmasından meydana gelen Türkçe. Bu dil meselesini büyük bir tarihi oluşum içinde almak lazım. Türkçe durmadan değişiyor. Benim okula gittiğim dönemdeki Türkçe ile bugün arasında çok fark var. Dil konusu hiçbir zaman Osmanlı Devleti’nde ve Cumhuriyet döneminde mesele olmamıştı. Ama Kürt milliyetçilerin oluşan küçük bir grup bunu istemişti. Ama hangi Kürtçe? Kürtçe denilen şiveler var. Şimdi radyoda Kirmanca, Zazaca var. Onun ötesinde 3 tane daha şive var. Bu bölgede 5 Kürt lehçesi var. Ama belirli bir grup belli bir şiveyi alıp bu bizim milli şivemiz der ki bunu Kürt milliyetçileri yapıyor. Bir etnik grubun etnik dilini konuşma isteği ile yan düşünceleri olan milliyetçi bir grubun isteği arasında fark var. Bugün dil meselesi Türkiye’nin gerçeklerinden hareket edilerek değil, Avrupa Birliği’ne yaranmak için gündeme geldi. Türkiye AB’nin etnik kimlik, etnik temsilcilik adına dayattığı bazı formüllere göre hareket ediyor.

Devlet dil konusuna karışmasın

—Bu dillerin ortaya çıkmasıyla Türkçeye zarar gelir mi?

Ben kültür farklarını, dilleri kabul ediyorum. Bunların kültürel zenginlik olduğunu da kabul ediyorum. Fakat toplumlar durmadan değişiyor. Şekil, kalıp, renk değiştiriyorlar ve durmadan oluşuyorlar. Onun için dil meselesinde Türkiye gerçeklerini ve tarihini göz önünde tutarak hareket etmek lazım. Acaba bu dillerin ortaya çıkmasıyla Türkçeye halel gelir mi? Hayır gelmez. Çünkü bugün Zazacayı, Çerkezceyi TV’den izleyen, radyodan dinleyen bir adam sokağa çıktığında geçerli dili konuşacaktır. O da Türkçedir. Bu gibi kararlar genel akışı büyük çapta değiştirmez fakat kafalarda soru işaretleri yaratabilir. Nedir bunlar? Yarın öbür gün Lazca da istenecek, Gürcüce istenecek. Hangi Lazca, hangi Gürcüce? Niye Tatarca yok? Eskişehir— Ankara arasında Tatar köyleri var. 20—30 tane Tatar Cemiyeti var. Türkiye’de 30—40 tane dil var. Garip olan an az konuşulan dillerden bir tanesi Boşnakça. Çerkezce var. Hangi Çerkezce? En az 6—7 tane Çerkez dili var; Adige Çerkezi, Kabartay Çerkezi, Abhazya Çerkezi vb. Merak ediyorum hangi Çerkezceyi konuşacaklar. Bu, Türkiye’nin gerçeklerine uymuyor. Avrupa Birliği istiyor. Diğer taraftan kimse engel olmadı. Mesela Türkiye’de 70 tane Kafkas kökenli cemiyet var. Türkiye’ye göç eden Çerkezlerin yeni vatanı Türkiye’dir. Onlar bugün Türktür. İlle de Çerkezlere zorla “Senin dilin vardı, sana Çerkezce öğreteceğiz. Sen Çerkezsin, Türk değilsin” dersen abeslik meydana çıkar. Çünkü burada yeni bir oluşum var. Devlet herkesi zorla Türkleştirsin demiyorum. Öyle bir siyaset 1930’larda takip edilmiştir. Neticede Kürt milliyetçiliği doğdu. Devlet bu meselelere karışmasın ama ayrımcılığa giderse devlet oraya müdahale eder. Dil konusunu meselenin özüne inerek ele almak lazım. Türkiye’nin gerçeklerini görmek lazım. Bugün toplumun bu hale gelmesinde herkesin, Çerkezin, Lazın, Kürdün vb payı vardır. Yine hangi kökenden gelirse gelsin bu toplumda ezici çoğunluk Türk’tür.

—Hükümet sadece beş dilde yayın kararı verdi. Bu, diğer dilleri de hareketlendirebilir diyorsunuz. Hükümetin bu politikasında yanlışlık mı var?

Bu tamamiyle meçhul. Hangi mantığa dayandılar, kimden bilgi aldılar bunu bilmiyoruz. İşin içinde biraz acele var. Bugünkü Türk kimliği 19. yüzyıldaki kimlikle aynı değil. Bu kimliğin oluşmasında çok büyük bir siyasi olay vardır. Milli Mücadele’de çarpışıp ölenler bu vatanı kurmuşlardır. Bugünkü Türkiye Milli Mücadele’nin neticesinde meydana gelmiştir. Bu savaşı yapan, yeni bir vatan yaratan kişiler arasında Boşnak, Kürt, Laz, Çerkez vardır. Bu insanlar toplu mücadele ederek bu vatanı meydana getirmişlerdir. Çünkü onların kökeninde 400—500 senelik beraberlik vardır. Nihayet bu beraberlik Milli Mücadele’de yepyeni bir şekil almıştır. Bunu Atatürk iyi görmüştur. Cumhuriyet rejiminin en büyük eksikliği Osmanlı tarihini, yani kendi tarihini inkar etmesi olmuştur. Adeta her şey 1923’te başlamış ondan evvel hiçbir şey yokmuş gibi davranılmıştır. Bunu inkar ederseniz o zaman her şeyi inkar etmiş olursunuz. Kökeni olmayan, tarihi olmayan cemiyet yaşayamaz. Bizim kimliğimizde insani kültürel temeller vardır. Bu temelleri de tarihte buluyoruz.
 

18.11.2004 12:37:24
Ana dil demek, kişi demek. Biz Türkiye'de etnik grupların dillerini konuşmaya teşvik ile Türkiye politikasına aykırı davranmış ve bütünlüğü bozmuş oluyoruz.

Ayrıca hükümetin bunu iradesi ile yaptığı da sanılmamalı. BU AB B.Ku yemenin hazin sonuçlarından sadece biri..


Sayfa: [ 1 ]