|
||
Nietzsche'nin zihninde yolculuk![]() Weimar'daki evinin üst katında küçücük bir odada, kız kardeşinin eline mahkûm, hastalığı içinde eriyip giden bir Nietzsche'yle başlıyor roman. Sonra filozofun anılarında ve düşüncelerinde gezi başlıyor Bir yatakta yatıyoruz Nietzsche'yle birlikte. Sıcak çarşafların altında terleyip terleyip Nietzsche'yle birlikte düşünüyoruz. Onunla Lou'nun karşısına dikiliyor, evlilik teklifi yapıyoruz özür dileyerek. Sonra özür dilediğimiz için özür diliyoruz Lou'dan. Her an bir düellonun içinde olabiliyor ya da bir şehrin içinde kaybolabiliyoruz. Aşklar, kıskançlıklar, dostluklar, dille, tarihle, felsefeyle boğuşulan, alkışlar ve unutuşlar içinde geçen yıllar geçiyor zihninden-zihnimizden parça parça. Felsefeyi derinden etkilemiş bir filozofun zihninde daha pek çok sürprizle, duyguyla ve düşünceyle yoğruluyoruz. Zaman zaman onun gibi yönümüzü kaybediyor, onu kuşatan karanlığın içinde el yordamıyla bir giriş ya da çıkış arıyoruz romana, roman boyunca. Ama başımıza ne gelirse gelsin, ne düşünürsek düşünelim, bu inanılmaz derecede yalnız adamın, Nietzsche'nin, deliliğe varan çılgınca düşüncelerinin bile aslında inanılmaz bir dinginlik taşıdığına tanık oluyoruz. Her cümle bir öpücük, her paragraf bir kucaklaşma oluyor bu romanda. Bazı yazarlar vardır, okurlar tarafından keşfedilmeleri uzun sürer. Keşfedilene kadar bir süre dolaşır bu kitaplar, bir hayalet gibi kitapçı raflarında. Belki kısa bir süre sonra, belki de yıllar içinde birileri o kitabı eline alır. Önce anlamaz nasıl bir şeyle karşı karşıya olduğunu. İlk okuduğunda belki içine giremez kitabın, başı ağrır, uykusu gelir. Ama sonra bir gün kitabı eline yapışmış halde bulur. Koştukça koşar kitabın içinde. Sonra başkalarına anlatır bu kitabı, hemen her zaman aklındadır çünkü okudukları. Kulaktan kulağa yayılır bu kitabın ve yazarın ünü. Sonra birileri ciddi ciddi okur ve peş peşe yazılar çıkar ortaya kitap hakkında. Lautreamont'un yıllar sonra keşfedilmesi gibi. Bugünlerde böyle olabilecek bir kitap yayımlandı. Lance Olsen'in Nietzsche'nin Öpücükleri adlı romanı... Otuz yılda yazılmış bir metin Lance Olsen, bu roman için otuz yılını harcadığını söylüyor bir söyleşisinde. Ama bu otuz yıl, romanın yazılması için değil, Nietzsche'ye dair düşünme ve romana hazırlık süreci olarak yorumlanmalı. Romanın bu uzun hazırlık evresi, yazarın tembelliğinden ya da titizliğinden daha çok (tembel değil de titiz olduğu kesin), Nietzsche'nin kendisinden kaynaklanıyor. O kadar çok Nietzsche var ki ortada dolaşan. Mesela siz Nietzsche'yi yazmak isteseniz, hangi kitabını, ya da hangi kitabının hangi yorumunu kendinize referans alabilirdiniz? Mesela ben Siyahî dergisi için yazdığım Nietzsche yazısının başlığını 'Nietzsche Okumalarından Bir Okuma' diye koymuştum. Nietzsche'nin Nazist yorumlarından, varoluşçu, postyapısalcı, nihilist yorumlarına kadar bir sürü Nietzsche... Ve bir de yorumsuz, kendisi olan Nietzsche var ki, herkesin derdi ve hedefi de o Nietzsche'ye ulaşmak. Lance Olsen, felsefenin tam olarak bugüne kadar başaramadığı şeyi sanat aracılığıyla yapmak, Nietzsche'nin kitapları ve biyografisinden yola çıkarak, bu çok tartışılan filozofun beyninin içine girmek istemiş adeta. Romanın dili, kurgusu ve ayrıntılarının tümü, titiz bir çalışmayla roman türünün sınırlarını genişleterek bu amaca hizmet etmiş. Lance Olsen, 1956 doğumlu ve eşiyle birlikte Idaho dağlarında yaşayan bir yazar. Altı roman, dört öykü, dört şiir ve dört eleştiri kitabı yayımlamış bugüne kadar. Edebiyatta yenilikler üzerine hazırlanan çeşitli kitapların editörlüğünü de yapmış, yenilikçi bir yazar... Roman, Nietzsche'nin son günlerini anlatıyor. Weimar'daki evinin üst katındaki küçücük bir odada, kız kardeşinin eline mahkûm, hastalığı içinde eriyip giden bir Nietzsche'den başlıyor roman. Ama sadece son günlerini anlatmıyor. Yazar, Nietzsche'nin beyninin içinde, şizoid bir evrende geziniyor sürekli. Şehir şehir, insan insan dolaşıyor zihninde. Çünkü bu yaşlı filozof, yattığı yerden anılarının peşinde sürükleniyor, adeta bacaklarıyla değil de beyniyle yol alıyor zamanın ve mekânların içinde. Kafanızdaki Nietzsche neye benzer? O posbıyıklı, sert yüz hatları, delici bakışları size ne anlatır? Çoğunlukla kendisine olağanüstü güvenen, sert ve güçlü bir adam olduğunu düşünürüz Nietzsche'nin. Ama o bıyıklar, umursamayan bakışlar, yazım üslubundaki o kendine sonsuz güven ve yukarıdan bakış, aslında Nietzsche'nin gerçek kişiliğini gizleyen birer maske midir? Çok sert ve mantıklı gözüken insanların aslında duygusal kişiler olduğunu, kendilerini korumak için böyle davrandıklarını okumuşuzdur çeşitli psikoloji kitaplarında ve romanlarda. Yazar, Nietzsche'nin gizlediği bu yanını, kitaplarında rastlamadığımız aşırı duyarlı, çekingen, alıngan ve kendine güvensiz yanını bizlere gösteriyor. Romanı okurken böyle bir Nietzsche'yle karşılacağımı ummamıştım, ama o kitapları yazan kişinin gerçekte böyle bir kişiliğe sahip olması bana çok tutarlı geldi. Romanın dili de, şizoid, ürkek, şiirsel ve zaman zaman doğrudan kitaplara göndermeler yapan anektodlarla dolu. Bu kitabı otobüste okumayın! Nietzsche'nin Öpücükleri, tarihi-biyografik bir roman olmanın ötesinde, deneysel bir roman. Çok katmanlı, dilde ve anlatımda romana dair pekçok yeniliği içinde barındırıyor. Öncelikle yazar üç çeşit dil kullanmış. Birinci tekil yazılan bölümlerde dil mantıksal, ikinci tekil yazılan bölümlerde roman yazımında sıklıkla kullanılan bilinçakışı tekniği kullanılmış, üçüncü tekil yazılmış bölümlerde ise geleneksel roman anlatımına ağırlık verilmiş. Bu üç yazım tekniğinin birbiri içinde eridiğini, Spinozist bir yaklaşımla bedenle birlikte, hatta bedende düşünen bir bilinci romanın ana eksenine oturttuğunu söyleyebiliriz. Romanın klasik roman okuruna alışık gelmedik en önemli yanı ise, dilde ve kurguda yazarın ortaya koyduğu deneyselliğin, romanın sürükleyiciliğini alışık olduğumuz zeminden başka bir noktaya taşıması. Otobüste, vapurda ya da yorgun bir zihinle bu romanın üstesinden gelinemez. Onlarca sayfayı kendinizi öylesine bırakarak bu romanda okuyamazsınız. Her cümle, bir şiirin mısrasına harcadığınız ilgiyi talep ediyor sizden. O ilgiyi gösterebilirseniz, romanda sizi fırtınalı bir dinginlik, gittikçe derinleşen yumuşak bir anlatım ve felsefeyle edebiyatın kesişmesinden doğan bir macera bekliyor. Filozofun gözleri Siz de Nietzsche'yle birlikte düşünmeye, onun göz kapaklarını hareket ettirişi gibi göz kapaklarınızı hareket ettirmeye, zamanın akıcı boyutunda durgunluğu ve matlığı ile durgunluğundaki akıcılığını keşfetmeye başlıyorsunuz. Örneğin romanın 'dil' adlı bölümünde Nietzsche'nin kendi dil anlayışını ele veren bilinçakışı tekniğiyle yazılmış şu cümleler, aynı zamanda romanın dil yapısı hakkında da bize bilgi verir: "Rüzgâr gibi yazman gerekirdi çünkü ülkendeki bütün yazarlar gazetecilere dönüşmüş durumda sözcükleri içinden bakıldığında bir el çırpışıyla ineklerin nasıl hep beraber hareket ettiklerini gösteren pencereler olarak görüyorlar yazının genişleme değil yoğunlaşma olduğunu anlayacaksın ansızın metni parçalara çevirmek herkesin kitaplar dolusu söylediğini yedi cümlede ifade edebilmek..." Herkesin kitaplar dolusu söylediğini yedi cümlede ifade etmeye uğraşan Nietzsche'yle ilgili, her cümlesi bir öpücük olan bir roman Nietzsche'nin Öpücükleri. # NIETZSCHE'NİN ÖPÜCÜKLERİ Lance Olsen, Çeviren: Versus Yayınları, 2007, 225 sayfa, 14 YTL. |
||
|
||
| Sevgili Yetersizligim, Zihnine. Zihninle yaziyorsun. Bu bitmek bilmeyen cenaze törenini atlatmana yardim eder belki diye. Sevgili Yetersizligim Fazla cüretkar ve küstah görünme riskini göze alarak tam dokuz saniyedir bana yazmadigin gerceginin altini cizmek isterim. Dokuz ya da on. On ikiden fazla degil ama. Icinde bulundugum kosullar beni,insan bir kere inekler gibi sürünün icine dahil oldu mu,hayati düzene girip iyiye gidiyor,diye düsünmeye zorluyor. Yine altimi islattim. Neredeyse eminim bundan. Tutmaya calisiyorum elbette,ama bazi seyler gayet insani olarak gerceklesebiliyor iste. Böyle seyler oluyor. Herkesin basina geliyor. Durmadan. O yerin adini hatirliyor musun? Nerden söz ettigimi hatirlamissindir. Sils-Maria. Evet:Orasi. Her aksam o kücük lokantada yemek yemek ne güzeldi.Cevremiz insanlarla cevrili.Onlarla iletisim kurmak zorunda olmadigim sürece varliklari beni rahatsiz etmiyor.Bence insanlar uzaktan sevilebilen yaratiklar.Yakinlastikca hayal kirikligina dönüsüyorlar.O sinirsiz kusurlari.Bir insanin ötekini düs kirikligina ugratmasinin binlerce yolu. Insanlar,ev köpekleriyle ayni amaca hizmet ediyorlar:Kayda deger herhangi bir iletisime girmeye gerek olmaksizin yalnizligini azaltiyorlar. Köpekler,insanlar üzerinde hakimiyet kurmak isteyen ama bunu beceremeyen kisiler icin yaratilmistir.Bu kisiler güc ve sevgiyi,dükkanlardan kirli,sürüngen,halilari kemirip apis aralarini koklayan hayvanlar formunda satin alirlar. Kediler öyle degildir mesela. Kendilerinin ve eylemlerinin fazlasiyla farkindadir onlar.Ayni ortami paylasabilirsin kedilerle,ama onlari asla yönetemezsin. Binalarin hemen hepsinde olan o celenk benzeri cicek süslemelerine sgraffito deniyordu. Sgraffito.Otellerin ne güzel yerler olduklarini düsünüyorum.Ne zaman bir otelden iceri girsem,zevkten titrerim.Bütün yataklar hem benimdir,hem degildir.Her sey hem yepyeni,hem de cok tanidik görünür.her masa,üstünde yeni bir kitap yazilmasini bekler sanki. Öyle yerlerde insane,hayatinin bambaska olabilecegi duygusuyla dolar. Kapi,nihai bir secim gibi duruyor simdi.Bu bir veda mektubu. Cünkü,her ne kadar aksine calissam da bacaklarin ve kollarin giderek görünmezlestigi bu sessizlikte yatarken,yasamimdaki en büyük hatanin kendimi senin gözlerinde okumaya calismak oldugunu anladim.Oysa sende,kendimi okuyabilecegim bir ben yoktu. Sen bambaska biriydin,kendindin. Ama yalnizca bu kadarini bagislayabilir insan.Bu yüzden,bu sana son mektubum.Bazi seyler bedelleri ödendikten sonra bitmelidir.Bir seylerin olacagini öyle ya da böyle önceden kestirebilsen bile,olus anlari hep bir bilinmez olarak kaliyor.Hadim edilmis birini herkes terk eder.Isa,nin tutuklanmasi emrini veren hahambasini zincire vurdurdum.Büyük karnavalin bu son günlerinde,hepimize ölüm yagiyor. Aslinda düsününce,Tanri,nin da kendisi olmaktan baska caresi olmadigini anliyorum.Bazi seylerden kacamazsin.Bazi sorumluluklardan.Bunu anlatan bir karikatür cizdim.Istedigin gibi elestirmekten cekinme lütfen.Ama söylediklerini ciddiye alacagimi düsünmeden yap bunu. Artik seni rahatsiz etmeyecegim.Yalnizca gelecek zamanda ve bircok kez ölünebilir.Beyaz daglarin üstündeki beyaz günes her zaman bize kalacaktir. Lütfen bu mektubu istedigin gibi kullan.Basel,deki insanlar bu yüzden bana saygi duymayi birakmayacaklardir. Ne orada. Ne de burada. Acele et. Gözlerini kapat,yoksa hicbir sey göremezsin. En sevdigin kecin, Dionysus "Nietzsche,nin öpücükleri"adli kitaptan alinti |
||