|
||
| ahmed Yazar Online Cinsiyet: Mesaj Sayısı: 349 Ynt: Kürt'ler, "HAK" isterken kast ettiği nedir? « Yanıtla #60 : Bugün 13:24 » Alıntı -------------------------------------------------------------------------------- bu kürt kültürü kadar ilkel tembel bir kültür yok. kürt kültürünün gerçekte birşey istemeye hakkıda yok..muhatap bile olmamak gerek Moderatöre Bildir Logged -------------------------------------------------------------------------------- sebep-sonuç -------------------------------------------------------------------------------- kürtler kurtuluş savaşlarında savaşırken böyle demiyordunuz |
||
|
||
| kürt kültürüyle kast ettiğim açık ve nettir kürt ırkı ile bir alakası yoktur |
||
|
||
| Ben 7 sayfayıda okumadım sadece ilk bi kaç sayfaya göz gezdirdim. Bi arkadaşımız kürtlerin kürtçe öğrenim özgürlüğünden bahsetmiş, belki buna katılan başka arkadaşlarda olmuştur. Sorum şu; Türkiye'de laz,çerkez,boşnak,arap bi çok türden insan yaşıyor ve hepsinin kendine özgü dilleri var. Kürtler kendi dillerini lazlar, boşnaklar, çerkezler, araplar kendi dillerini konuşup öğrenimini görmeye kalkışsa Türkiye'nin ana dili ne olur,insanlar birbirleriyle nasıl anlaşır?? Bu Türkiye'yi bölmek değil midir? Ayrıca bunu diğer milletler talep etmezken yada böyle bi uygulama yapılmazken, kürtlere neden bu imtiyaz tanınsın? Türkiye Türk devletidir ve Türkçe öğrenim görmelidir kanımca.. | ||
|
||
| kuzey ırakta ki peşmergeler de federasyon istiyorlardı bağımsızlık istiyorlardı halklarını yüksek medeniyet seviyesine cıkaracaklardı mesele uzun çıkardılar.. hergün onlarca ceset ama kime neye hizmet ettikleri açık bağımsız kürdistan hayallerini ortaya atanların kime hizmet ettikleri ortada bu yalanlara ancak ilkel tembel kültürler inanır yani kürt kültürü |
||
|
||
| herkes işine geldiği gibi davranıyor. adamlar çıkıp ülkemi bölmek istiyor. pkk yı destekliyor apo lehine slogan atıyor O danganoz bunları söyleyince onun yaptığı özgür düşünce teml hak ve özgürlüğü oluyor ben kürtleri sevmiyorum bunlar kalleştir ermeni dönmesidir beşikteki bebeği öldüren bir ırkın soysuzlarıdır yüz yüze dövüşmezler hep sırtımızdan bıçaklarlar dediğim zaman yaboz gerici oluyorum her türlü hakarati yiyorum BUMUDUR YANI ? |
||
|
||
| kürtler her türk vatandaşının sahip olduğu hakka sahiptir.. ama yok ben ülkeyi bölecem,cineyet işleyip mutlu olacam,gencim yerimde duramıyorum, bunuda kutsal bir dava gibi algılayıp halkım için,onların geleceği için savaşıyorum diyip gerçekte kendi egonu tatmin edeceksin can yakacaksın ben hakkımı istiyorum diyeceksin oldu canım ben bu oyunların arkasındakilere diyorum,kardeşi kardeşe kırdıranlara oyacam sizi oyacam ben oymasam gelecek nesil oyacak 2+2=4 |
||
|
||
| Ulusların kendi kaderini tayin hakkı, esas olarak ezilen ulusun bağımsız bir devlet kurma hakkıdır. Bu hak bu açıklığıyla konmadığı sürece, hem ezen ulusun egemenleri tarafından hem de ezilen ulusun mülk sahibi sınıfları tarafından çarpıtılmaya açık hale gelir. Marksistler ezilen ulusların kendi kaderini tayin hakkını, sulandırmaksızın, yani onların dilerlerse ayrı devlet kurmalarını kabul kapsamında savunurlar. Bu hakkı hangi biçimde kullanacağı ezilen ulusun iradesine bırakılmalıdır. Ulusal sorun, ezilen ulus ayrılma ve bağımsız bir devlet kurma hakkını elde edinceye kadar gerçekte çözülmeden kalır. Kültürel vb. tavizlerle çözüldüğü iddia edilen ulusal sorunların kısa bir süre sonra çok daha şiddetli bir temelde patlak vermesi bunun kanıtıdır. Ayrılma ve kendi devletini kurma hakkı tanınmaksızın, ezilen ulusa eğitimde vb. kendi dilini kullanma, kültürel özerklik gibi bazı tavizler vererek ulusal sorunu çözme iddiası bir burjuva aldatmacasıdır. |
||
|
||
kürt kültürüyle kast ettiğim açık ve nettir kürt ırkı ile bir alakası yoktur ------------------------------------------------------------------------------------------------------ yaw arkadaş yargılama yaparken daha dikkatlı seçmelisin sözcüklerini evet kürt kültürü geri kalmışlıgının faturasını hemen kestin nedenini hiç söylemiyorsun geri bırakılmışlıgının 2.sınıf muamele gördüklerini dışlandıklarını, kro diye alay konusu olduklarını egitim yerine çobanlıga yönlendirildiklerini nedenlerini bilmiyorsun herhal yada işinemi gelmedi. kürtlerin baş kaldırışı hep bu yüzden artık uyandılar eskisi gibi olmaz bu savaşın bitmesi içinde bu tür zihniyetleri ve düşünceleri terk etmeliyiz. Ulusların kendi kaderini tayin hakkı, esas olarak ezilen ulusun bağımsız bir devlet kurma hakkıdır. Bu hak bu açıklığıyla konmadığı sürece, hem ezen ulusun egemenleri tarafından hem de ezilen ulusun mülk sahibi sınıfları tarafından çarpıtılmaya açık hale gelir. Marksistler ezilen ulusların kendi kaderini tayin hakkını, sulandırmaksızın, yani onların dilerlerse ayrı devlet kurmalarını kabul kapsamında savunurlar. Bu hakkı hangi biçimde kullanacağı ezilen ulusun iradesine bırakılmalıdır. Ulusal sorun, ezilen ulus ayrılma ve bağımsız bir devlet kurma hakkını elde edinceye kadar gerçekte çözülmeden kalır. Kültürel vb. tavizlerle çözüldüğü iddia edilen ulusal sorunların kısa bir süre sonra çok daha şiddetli bir temelde patlak vermesi bunun kanıtıdır. Ayrılma ve kendi devletini kurma hakkı tanınmaksızın, ezilen ulusa eğitimde vb. kendi dilini kullanma, kültürel özerklik gibi bazı tavizler vererek ulusal sorunu çözme iddiası bir burjuva aldatmacasıdır. -----------------------ULUSLAŞMA VE KAPİTALİZMİşçi sınıfının, mücadelesinin başarısı için, uluslararası birliğini sağlamaya ihtiyacı vardır. Ama varolan ulusal baskılar ve bu temelde gelişen ulusal düşmanlıklar, bu birliğin önüne engeller çıkartır, onun gerçekleşmesini zorlaştırır. Ulusal sorunun varlığı, burjuvazinin ulusal temelde diğer sınıfları kuyruğuna takmasını, işçi sınıfının uluslararası birliğini parçalamasını kolaylaştırır. Bu yüzden, uluslararası birliğini sağlayabilmek açısından, işçi sınıfı için, ulusal sorunun çözümü, ulusal baskının, bu temelden kaynaklanan düşmanlıkların, güvensizliklerin kaldırılması, giderilmesi özel bir önem taşır. Ulusal sorunun bugünkü toplumdaki, kapitalizmdeki varlığı tartışılmaz bir gerçektir. Bu sorunun bütünüyle ortadan kalkmasının, insanlığın tek bir toplum olarak kaynaşmasına, bunun da dünya ölçeğinde komünizme ulaşılmasına bağlı olduğu söylenebilir. Ama bunu bütün insanlık tarihi için aynı biçimde söylemek, bu tarihin her döneminde ulusal sorunun bu biçimde varlığından söz etmek mümkün değildir. Aslında egemen, resmi tarih anlayışı, tarihin uluslar mücadelesi tarihi olduğunu ileri süren anlayıştır. Buna karşılık, tarihin –daha doğrusu sınıfların ortaya çıkışından itibaren yazılı tarihin– sınıflar mücadelesi tarihi olduğunu saptayan marksizm açısından ulusların da, ulusal sorunun da varlığı tarihseldir. Bunlar insanlık tarihinin bütün dönemlerine ait değil, belirli koşulların ürünüdür. Sınıflı toplumlar tarihi içerisinde kapitalizmden önceki dönemlerde yine devletler, savaşlar, işgaller, egemenlik ve bağımlılık ilişkileri ve benzeri söz konusu olmakla birlikte, bağımsız, küçük şehir devletlerinden dünyanın önemli bir kesimine hükmeden imparatorluklara, zayıf ya da güçlü bağlarla bağlanmış feodalliklere, beyliklere kadar bu yapıları ayırt eden, belirleyen unsurlar, ırk, etnik köken, dil gibi ulus oluşumuyla bağlantılandırılan öğeler değildir. Tarihte ulusların ortaya çıkması, uluslaşma süreçleri, burjuvazinin gelişimi ve kapitalizmin toplumda hakim olmaya yönelmesiyle paralellik taşır. Diğer bir deyişle, ulusların gelişimi kapitalizmin gelişimiyle bağlantılıdır ve ulusların varlığı, kapitalizme, tarihin bu dönemine aittir. Kapitalizm, meta üretiminin genelleşmesi olarak, bir iç pazarın oluşumuna ve bu pazarda sermayenin hakim olmasına dayanır. Uluslaşma süreci ile kapitalizmin gelişimi arasındaki bağ da bu ilişkide yatar. Birbirleriyle belirli bir coğrafya ve ortak bir dil, kültür temelinde ilişki kurabilen, anlaşabilen meta alıcı ve satıcılarının yer aldıkları, oluşturdukları pazarın ölçeği ulusa karşılık gelir. Bu açıdan ele alındığında, uluslaşma süreci, belirli bir sermayenin hakim olabileceği iç pazarın, meta üretiminin yaygınlaşıp genelleştiği pazar bütünlüğünün oluşumunun önkoşullarını sağlar. Uluslaşma süreci, ulus yaratırken aynı zamanda da bir ulusal pazar yaratır. Bu ulusal pazarda ulusal sermaye, ulusal burjuvazi gelişip hakimiyet kazanırken ortaya çıkan ulusal devlet de bu ulusal sermayenin, ulusal burjuvazinin çıkarlarının ve ulusal kapitalizmin yeniden üretilmesi koşullarının koruyucusu olur. Ulus, başta dil, coğrafya, kültür, yaşam, iç pazar ortaklığı olmak üzere çok sayıda etkene bağlı olarak şekillenir ve bir toplumsal kategori olarak da yine bunlara bağlı olarak ayırt edilebilir. Bütün bu etkenlerin çeşitliliği ve karmaşıklığı, somut uluslaşma süreçlerinin, belirli bir durumda ulus niteliklerinin varlığının kesin çizgilerle saptanmasını, tanımlanmasını zorlaştırsa da, genel olarak ulusların varlığı da, uluslaşmanın kapitalizmin gelişmesiyle bağı da nesnel bir gerçeklik taşır. Belirli bir ulusal kimliğin, ulusun, buna dayanarak ulusal devletin yaratılması, inşa edilmesi, sınıf mücadelesinin aldığı bir biçimdir. Dolayısıyla uluslaşma, ulusun inşası, toplumsal gelişmeye iradi bir müdahale olarak aynı zamanda öznel bir nitelik taşır. Öte yandan bu süreç, ulusal kimliğin, ulusun gelişmesi, kapitalizmin gelişmesinin koşullarını yaratır, önkoşuludur. Bu anlamda uluslaşma, ulusun ortaya çıkması, kapitalizmin gelişmesinin zeminini sağlayarak, bu gelişmeyle birlikte nesnellik kazanır. Uluslaşma süreci, dilin çeşitli lehçelerinin, aksanlarının, etnik özellikleri belirli ölçüde birbirlerinden farklılık gösteren çeşitli toplulukların kaynaşması, tek bir ulusal kimliğin, ulusal dilin ve ulusun yaratılmasıdır. Bu süreç, dil, etnik köken gibi çeşitli farklılıkların kaldırılmasına, bunların zoru da içerebilen biçimlerde asimle edilmesine karşılık gelir. Bu, ulusun daha oluşurken, ulusal baskıyı da üretebilecek özellikleri taşıması demektir. Çeşitli farklılıklar asimle edilir, tek bir ulusal bütünlük içinde eritilirken, bunlardan tarihsel olarak bütünüyle yok olmayanlar, ulusal nitelikli çelişkilere ve bu temelde de ulusal sorunlara kaynaklık etme durumunda olurlar. Öte yandan daha önemlisi, ulusal eşitsizlikler temelinde ulusal sorunun ortaya çıkmasıdır. Toplumsal gelişmenin ve özellikle de meta üretimi ve kapitalizmin gelişmesinin eşitsizliği, ulusal pazarların ve bu çerçevede ulusların da eşitsiz gelişmesi biçimini alır ve bazı ulusların diğerleri aleyhine gelişmesi de, yine ulusal baskıya ve ulusal soruna yol açar. Ulusal egemenlik, ulusal devlet, ulusal kapitalizmin gelişme koşullarını güvenceye alarak burjuva-demokratik devrimin bir öğesini oluşturur. Bu anlamda, ulusal sorunun çözümü, ulusal egemenlik, genel olarak kapitalizmin serbestçe gelişmesinin önündeki engelleri kaldıran bir işlev gördüğünden, ulusal sorun da burjuva-demokratik karakterli bir sorun olarak saptanabilir. Bu çerçevede ulusal sorunun çözümü, kapitalizmin serbestçe gelişmesinin önündeki bir engelin kaldırılarak işçi sınıfının maddi ve manevi gelişmesinin sağlanması açısından önem taşır. Ulusal sorunun burjuva-demokratik karakterinin saptanması, bu alanda baskının, eşitsizliğin ortadan kaldırılması, eşitliğin, özgürlüğün elde edilmesi vurgularını öne çıkartır. Buna bağlı olarak ulusal sorunun çözümü, ulusun özgürlüğünün, eşitliğinin sağlanmasıdır. Ulusal baskıdan, bağımlılıktan kurtuluş, ulusun kendi kaderini tayin hakkını, devlet kurma hakkını, egemenliğini kazanmasıyla gerçekleşir. -------------------------------------------------------------------------------------- |
||
|
||
bu kürt kültürü kadar ilkel tembel bir kültür yok. kürt kültürünün gerçekte birşey istemeye hakkıda yok..muhatap bile olmamak gerek ben bu başlıkları sadece okuyup geçecektim ama böyle zihniyetlerin çıkıp da kürtlere gerici demesi belirli bir noktada patlamama neden oluyor.. ben hey zırwalamaktan başka bişi yapamayan, senin gelip de bu başlık adı altında saçmalamaman için (ki şu an yaptığın tek şey), objektif bir şekilde bakman gerekiyor... ewet geçmişte çok ölümler oldu ama bunlar tek taraflı olmadı... faili meçhul cinayetleri sana anlatmaya kalksam (ki anlayamayacağın için yapmayacağım), emin ol beynin bunların yarısını ancak tutabilecek we ister istemez sen yine bana Çanakkale'deki dedelerinden söz edeceksin. Hoş Çanakkale sadece sizin dedelerinize tahsis edilen bir yerdi sanki... arkadasım bir kürdün dilinden anlaman için kürt olman, içten anlaman weya objektif bir şekilde bakman gerekir... bi bak hele dünyada kaç ölüm, kaç zulüm war.. sen hala neden saplanıp durmuşsun aynı yerinde... köyleri yakılıp da zorunlu bir şekilde köylerini terk eden kürtler değil midir senin gözünde, dewletin yollarını, telefonunu, eğitimini kısıtlı bir şekilde bıraktığı kürtler değil midir... eğitimsizler ama eminim ki en eğitimsiz, cahil, aciz kürt çıksa da senden daha olumlu we ılımlı yorumlar yapar... bi de alt yazılarında demişsin ki pkk'yi destekliyor.. e ne yapsın gelip de köylerinden çıkartan sensin, her türlü sosyallikten alı koyan sensin we gelip sana mı destek wersin.. tamam pkk'ye destek wermesini bende istemiyorum ama zamanında yapılmış bir hata bu we artık insanlar bilinçlendi, yaşam sawaşına girdi..wazgeçti bu sewdadan kısacası ama sen hala içindeki şu sosyopat milliyetçiliği atamamışsın..eee ne de olsa birilerinin çıkıp da şu şöyle oldu demesi lazım..prowakatörlük yapmadan da birşeyler katabiliyosan ne mutlu sana, ama sen bu şekilde mutsuzluğunun içinde geberip gideceksin... hadi dem wur bana şimdi şehitlerinden! ayıptır yaaa... biraz daha ılımlı ol lütfen... |
||
|
||
| geri kalmışlığın faturası cahillik, cahilliğin faturasıda tembelliktir baş kaldırıp ne yaptılar, köye cocuklara öğretim vermeye giden öğretmeni öldürdüler bende biliyorum güneydoğunun sosyal ve ekonomik sorunları var ülkenin diğer bölgelerinden daha fazla ama bunu ben başkaldırdım pkk üyeliği ve sempatizanlığıyla çözmek ne demek sen iş adamı olsan kavganın olduğu belirsizliklerin hakim olduğu bir bölgeye yatırım yaparmısın pkk nın amacı bölgeyi iyice zor koşullara sokmak ve bunun sorumlusunuda türkiye cumhuriyeti olarak gösterip insanları daha kolay kandırıp dağa çıkartmak ben bu bölgede yaşıyorum.insanların geçim sıkıntısını görüyorum. iş sıkıntısını görüyorum.. insanlar gerçekten zor koşullarda yaşıyor..kürt sorunu var ben halkım için savaşıyorum,halkların ulus olamları gerekir edebiyatlarınızı, o büyük egonuzun tatmini insanların ACILARI üzerinden yapmayın. kürt sorunu diye birşey yok bölgenin iş sorunu var aş sorunu var eğitim sorunu var pkk gibi dış güçlere hizmet eden terör sorunu var |
||
|
||
geri kalmışlığın faturası cahillik, cahilliğin faturasıda tembelliktir baş kaldırıp ne yaptılar, köye cocuklara öğretim vermeye giden öğretmeni öldürdüler bende biliyorum güneydoğunun sosyal ve ekonomik sorunları var ülkenin diğer bölgelerinden daha fazla ama bunu ben başkaldırdım pkk üyeliği ve sempatizanlığıyla çözmek ne demek sen iş adamı olsan kavganın olduğu belirsizliklerin hakim olduğu bir bölgeye yatırım yaparmısın pkk nın amacı bölgeyi iyice zor koşullara sokmak ve bunun sorumlusunuda türkiye cumhuriyeti olarak gösterip insanları daha kolay kandırıp dağa çıkartmak ben bu bölgede yaşıyorum.insanların geçim sıkıntısını görüyorum. iş sıkıntısını görüyorum.. insanlar gerçekten zor koşullarda yaşıyor..kürt sorunu var ben halkım için savaşıyorum,halkların ulus olamları gerekir edebiyatlarınızı, o büyük egonuzun tatmini insanların ACILARI üzerinden yapmayın. kürt sorunu diye birşey yok bölgenin iş sorunu var aş sorunu var eğitim sorunu var pkk gibi dış güçlere hizmet eden terör sorunu var
|
||
|
||
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı, esas olarak ezilen ulusun bağımsız bir devlet kurma hakkıdır. Bu hak bu açıklığıyla konmadığı sürece, hem ezen ulusun egemenleri tarafından hem de ezilen ulusun mülk sahibi sınıfları tarafından çarpıtılmaya açık hale gelir. Marksistler ezilen ulusların kendi kaderini tayin hakkını, sulandırmaksızın, yani onların dilerlerse ayrı devlet kurmalarını kabul kapsamında savunurlar. Bu hakkı hangi biçimde kullanacağı ezilen ulusun iradesine bırakılmalıdır. Ulusal sorun, ezilen ulus ayrılma ve bağımsız bir devlet kurma hakkını elde edinceye kadar gerçekte çözülmeden kalır. Kültürel vb. tavizlerle çözüldüğü iddia edilen ulusal sorunların kısa bir süre sonra çok daha şiddetli bir temelde patlak vermesi bunun kanıtıdır. Ayrılma ve kendi devletini kurma hakkı tanınmaksızın, ezilen ulusa eğitimde vb. kendi dilini kullanma, kültürel özerklik gibi bazı tavizler vererek ulusal sorunu çözme iddiası bir burjuva aldatmacasıdır. -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------DEMOKRATİK TALEPLER BÜTÜNÜ İÇİNDE ULUSAL SORUNUlusal sorun, demokratik talepler bütününün bir öğesidir, parçasıdır. Yine önceden değinilen demokrasinin çelişkili yapısı, çeşitli öğelerinin, bileşenlerinin birbirleriyle olan ilişkilerinde, birbirleriyle çelişmelerinde ortaya çıkar Demokratik taleplerden birine, bunlardan birisi olan ulusların kaderlerini tayin hakkına uygun düşen bir çözümün başka bir demokratik taleple çelişmesi, hiç de az rastlanmayan bir olasılıktır. Eğer böyle bir çelişki gündeme gelirse, demokratik tutum, parçanın bütüne tabi olarak ele alınması, demokratik talepler bütünüyle çelişen talebin genel olarak demokrasiye tabi kılınmasıdır. Demokrasinin çelişkili bütünlüğü, çeşitli demokratik taleplere karşılık gelen politikaların birbirleriyle çelişebilmeleri ve dolayısıyla parçanın bütüne tabi kılınması zorunluluğu, her sorunun genel ilkesel saptamaların yanısıra kendi özel koşulları içinde ayrıca somut olarak ele alınmasını gerektirir. Bunlar, ulusal sorun için, çeşitli tarih ve coğrafyalarda gündeme gelen ulusal sorunun aldığı biçimler için de geçerlidir. 19. yüzyılda Doğu Avrupa’daki bazı ulusal hareketler bu çerçevede değerlendirilebilir. Bu hareketler ulusun kaderini tayin hakkı doğrultusunda demokratik bir karakter taşımalarına rağmen, genel olarak demokrasi sorunu karşısındaki konumları yüzünden farklı değerlendirilmek durumunda olmuşlardır. Bu ulusal hareketlerin gelişmesi o dönemde Rus Çarlığının konumunu güçlendiren bir özellikte olduğu ve Rus Çarlığı da Avrupa’da ‘gericiliğin kalesi’ olarak, genel olarak demokrasinin, demokrasi mücadelesinin karşıtı, düşmanı konumunda olduğu için, bu ulusal hareketler, dönemin demokratik hareketi tarafından desteklenmemişlerdir. Ulusal hareket içerisinde milliyetçiliğin rolü de benzer biçimde değerlendirilebilir. Ulusal hareket, ulusun kendi kaderini tayin hakkı mücadelesi, ulusal baskıya, ezilmeye, haksızlığa karşı olduğu ölçüde demokratik bir içeriğe sahiptir. Ezilen ulus milliyetçiliğinin de demokratik olan yanı burasıdır. Ama milliyetçilik, kendi ulusunun çıkarlarını temel almak, bunları her şeyin önüne koymaktır. Dolayısıyla milliyetçilik, kendi ulusu üzerindeki ulusal baskıya karşıdır ama kendi ulusunun başka uluslar üzerindeki baskısına karşı değildir. Milliyetçilik, bugün kendi ulusu eziliyorsa ulusal baskıya karşı mücadele etmek ama yarın –hatta belki de mümkün olursa bugünden– fırsatını bulursa başka uluslar üzerinde baskı kurmak, onların egemenlik altına alınmasından yana olmak durumundadır. Bu yüzden, milliyetçiliğin ulusal baskıya karşı mücadelede, ulusun kaderini tayin hakkı mücadelesinde taşıdığı demokratik karakter, başka uluslara, ulusal azınlıklara karşı düşmanlık, ayrımcılık özelliği taşıdığı, kendi ulusunun başka uluslar üzerinde ayrıcalıklarını, hakimiyet mücadelesini geliştirdiği ölçüde yerini anti-demokratik bir karaktere bırakır. Ulusal hareketler içerisinde milliyetçiliğin etkinliği, ulusal sorunun kapitalizmle bağlantılı olmasına rağmen, kapitalizm tarafından kapsayıcı bir biçimde çözüme kavuşturulamamasının bir nedenidir. Ulusal sorunun milliyetçiliğin etkinliği altındaki her çözümü, aynı anda yeni ulusal sorunlar üretir. Kapitalizm ulusal sorunu, ulusal sorunun çözümü için mücadeleleri gündeme getirir, ama ulusal sorunun bir bütün olarak çözümlenmesini, dünya üzerinde uluslar arasında eşitliği, demokratik ilişkileri, ulusal sorunun yeryüzünden silinmesini sağlayamaz. Kapitalizm ulusal sorunu ortadan kaldıramamışken, onun tekelci aşaması, emperyalizm, bütün dünyayı emperyalist ve bağımlı ülkeler, ezen ve ezilen uluslar biçiminde bölerek bu sorunu genelleştirmiş, demokrasinin, demokrasi mücadelesinin dünya ölçeğinde başta gelen bir unsuru haline getirmiştir. Emperyalizmin ulusal sorunu genelleştirmesi, dünyayı emperyalist ve bağımlı ülkelere bölmesi, ulusal mücadeleyi sosyalizm mücadelesine bağlamanın olanağını da yaratmıştır. Ezilen, bağımlı, sömürge ulusların emperyalizme karşı mücadeleleri, emperyalizmi yıkmayı, yok etmeyi hedefleyen işçi sınıfının mücadelesiyle ulusal mücadelelerin yan yana gelmelerinin, ittifak kurmalarının, anti-emperyalist cephe oluşturmalarının zeminini sağlamıştır. İşçi sınıfının Ekim Sosyalist Devrimiyle Çarlığın bağımlı ve sömürgesi uluslar kendi kaderlerini tayin haklarını, kurtuluşlarını kazanmış oldukları gibi, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı ertesi yeryüzünde ağırlıklı olarak sömürge zincirlerinin kırılmış olması da temel olarak ulusal kurtuluş mücadelelerinin, Ekim Devriminin ürünü Sovyet iktidarıyla geliştirdikleri ilişkiler ve işbirliğinin ürünüdür. Bugün de yeni-sömürgecilik olarak nitelenen ilişkiler içerisinde yine dünya emperyalist ve bağımlı ülkelere bölünmüş durumda olduğundan, emperyalizme karşı ulusal mücadelelerin, işçi sınıfının emperyalizmi yıkma, sosyalist devrim mücadelesinin yanındaki konumu varlığını sürdürmektedir. Emperyalizme karşı mücadele boyutunun demokrasi mücadelesi bütünlüğü içerisinde önde gelen bir yer tutması, tek tek demokratik taleplerin ve bunlar arasında ulusal sorunun bir bütün olarak demokrasi mücadelesine tabi kılınmaları açısından, belirli bir ulusal mücadelenin değerlendirilmesinde onun emperyalizme karşı tutumuna özel bir önem kazandırır. Ulusal hareket, kendi ulusal taleplerini, kaderini tayin hakkını ileri sürmesi bakımından ne kadar demokratik nitelik taşırsa taşısın, genel olarak emperyalizme karşı mücadeleyi güçlendirip güçlendirmediği daha fazla öne çıkar ve demokratik karakteri, belirleyici olarak emperyalizmin konumunu zayıflatması ölçüsünde ağır basıp desteklenmeyi hak eder. |
||
|
||
| istanblue abi bende muhtemelen ırk olarak kürdüm on bini geçen cansız asker bedenine ne kadar üzüldüysem dağda ölen kandırılmış gençlerimizede o kadar üzüldüm abi sana tavsiyem edebiyatla ilgilen,gerçekten çok başarılı olduğun bir konu |
||
|
||
istanblue abi bende muhtemelen ırk olarak kürdüm on bini geçen cansız asker bedenine ne kadar üzüldüysem dağda ölen kandırılmış gençlerimizede o kadar üzüldüm abi sana tavsiyem edebiyatla ilgilen,gerçekten çok başarılı olduğun bir konu sen yani sen sus karışma mı bu işlere diyorsun
|
||
|
||
istanblue abi bende muhtemelen ırk olarak kürdüm on bini geçen cansız asker bedenine ne kadar üzüldüysem dağda ölen kandırılmış gençlerimizede o kadar üzüldüm abi sana tavsiyem edebiyatla ilgilen,gerçekten çok başarılı olduğun bir konu sen yani sen sus karışma mı bu işlere diyorsun ![]() arkadasım muhtemelen kürt ya da türk olman emin ol benim için önemli değil... senden sadece biraz daha objektif olmanı istiyorum.. merak etme benim edebiyatım da doğamdan geliyor.. |
||