|
||
| ya anlamadığın yer şu hepsi değil deistler zaten doğaları gereği bi kalıp içine sokulmak istemez onlar doğallıktan yanadır yani deistler şöyle düşünüyo benimde düşünmem lazım diye bişey kesinlikle yok deistlikte tek ortak nokta evreni yaratan yüksek bir gücün olduğunu varsayıp buna göre varsayımlar üretip sorgulamaktır birçeşit bilimsel düşünce tarzı inanmak diye bi olay yok yani deist olmak için inanmak zorunda değilsin tanrının neden olması gerektiğini anlamalısın ve neden kainata özgür irade dışı müdahalede bulunmadığını işte bu düşünce tarzında teist insanlar bile olabilir hatta çoğu müslüman deist tavrının farkında bile değildir deizm in aşırı akılcı yönüne rağmen görünüşte fazla yaygın olmamasının sebebide budur aslında her insan biraz deisttir fakat ben deistim demek deist düşünce tarzına pek uymaz |
||
|
||
| inanmak ewn büyük cesarettir. aşka sevgiye allaha arkadaşlığa bilime neye inanıyortsaınız. bu cesarettir. ama bilgi olamadan anlamadan duyumsamadan inanmak ta zarararlıdır buda cahil cesaretidir.inanın ama bilerek inanın ve güzel olana inanın. bilime inanmak sa bence bir zorunluluktur. insanlığı buy günlere getiren bilim ve kültürdür. kültürünm de bilim den beslendiğini düşünürsek. daah güzel günler için bilime anamamız gerektiğini düşünüyorum |
||
|
||
| Hayat hiçbir zaman sadece "bilmek temeli" üzerine inşa edilmiş bir bina değildir. Ben bildiğime inanırım! Ben bilmediğime de inanmak isterim bazen! |
||
|
||
| Konunun tamamını okumadığımı itiraf ederek inanmak ve bilmekle ile ilgili şunu söyliyeyim; bilmek inanmanın şartı değildir. ( Buradaki kasdım imandır). Aynı bilgiye vakıf iki kişi, aynı şeye inanmayabilir. Aynı delil, hem birşeylerin varlığına hem de yokluğuna delalet edebilir. İnanmak sadece bir duygudur. |
||
|
||
| İnsan öğrenmeyi ve bilmeyi sürdürdüğü sürece inançları değişir. İnançları değişen insan, inançsızdır. |
||
|
||
| Bildikçe sorgulamak, sorguladıkça öğrenmek istemek, öğrendikçe tekrar bilmek, bildikçe değişmek, değiştikçe güçlenmek... Yaşama dair tüm unsurlar, bu çizginin altında bir şekilde yer alır veya alamaz. |
||
|
||
| İman arapça bir kelimedir ve inanç kelimesinin tam karşılığıdır diyebiliriz, emn kökünden bir mastardır,anlam olarak,birini veyahut bir olayı tasdik etmek, onaylamak, kabullenmek itimat etmek, gönülden benimsemek, güvenmek/güvenilmek,güvendiğine kalben ve ''akıl'' ile teslim olmak anlamlarına gelir.İnanç gördüklerine,bildiklerine inanıp inandıklarını görebilme,bilebilme kabiliyetidir bir yerde,o sebeple bilmek ve inanmak birbirini destekleyen kavramlardır,görebilmek,tasdik edebilmek,onaylamak ve onaylanan kavramı hayata geçirebilmek için akıl şarttır yani inanç duygusuz olmaz,inanç akılsız da olmaz,inanç iki sac ayağı üzerinde durur akıl ve kalb,akılsız veya duygusuz inanç sakattır eksiktir. İnanç arkasından tasdiki ve tasdik ettiği şeyi eyleme dönüştürmeyi getirecektir bu kaçınılmazdır.inancı kendimizce eksik,dar bir kalıba sokup anlamlandırdığımız için akılsız iman eden insanlar yığını haline gelmişiz... İnsan öğrenmeyi ve bilmeyi sürdürdüğü sürece inançları değişir. İnançları değişen insan, inançsızdır. Fikir insan değişkendir kaygan bir zemin üzerindedir mutlak değildir hiç bir konuda ve inanç ta,inandığı şey değişime uğramasa dahi inancının derecesi ve şekli değişime muhakkak muğrar,fakat değişim ve gelişim insanı inançsız yapmaz ancak inancını kuvvetlendirir veya zayıflatır,benim inancım değişime uğruyor ben inançsızmıyım?Hayır bu benim insan olmamı sağlayan fıtratımdan kaynaklanıyor her daim değişecek ve gelişeğim. ![]() |
||
|
||
| Biraz önce inandığın şeyde yeni bir şey öğrenmenle beraber, bir değişiklik olduysa, biraz önce inandığın şeye aslında tam olarak inanmıyormuşsun demektir. Ve şimdi inandığın şey biraz sonra öğreneceklerinle bir değişime uğrayacaksa eğer, şu an inandığın şeye de inanmıyorsun demektir. Veya şunu diyebilmelisin, "şimdilik buna inanıyorum." İnanmak, gelişmeyi engeller. Çünkü insan inandığı ve inanırken emek verdiği şeyden kolay vazgeçmek istemez. Geciktirir ve gerçeklere kafasını çevirir. İnanmayı sadece dini inanç olarak görmüyorum. Her türlü inanmak aynı tehlikeyi, içinde taşır, gobili.
|
||
|
||
yam yam sana ne oldu böyleee? neden kendi kendine konuştunnn?(anlaşıldı blöf aramızda)
|
||
|
||
| İnanmak ile bilmek arasında diyalektik bir ilişki var kanımca. Bilmek amprik gözlemlerle kanıtlanabilen bir sürecin sonucunda ortaya çıkan bilgiye sahip olmaktır. Bu bilgi herkes tarafından paylaşılır. Bilgi genel kabul görür. İnanmak ise bilinen konulardan yola çıkılarak kişinin deneyimlerine, sezgilerine, tahminlerine, ama daha çok yaşam tarzına uygun (yani içinde bulunduğu duruma uygun sonuçlar üretecek) ideolojik araçlara (argümanlara) dayanarak ortaya konulan insanın kişiliğini, kimliğini, fikri varlığını tamamlayan en önemli bir davranış şeklidir. Bazıları inançlarını muhafaza etmeyi erdem kabul ederken bazıları da Herakleitos'un dediği gibi "aynı nehirde iki kez yıkanamazsın" sözünü kendilerine rehber edinirler, değişimi hayattan öğrenmeyi tercih ederler. Birincileri davalarının ve mevcut durumlarının savunucusu olurken inançlarına teslim olurlar ikinciler ise mevcut durumlarını sorgulayarak hayatın akışına uyum sağlamaya çalışırlar. Bir yandan hakikati ararken (bu zaten bitmeyen bir yolculuktur) bir yandan da inançlarını inşaa etmeye koyulurlar. | ||
|
||
İnanmak ile bilmek arasında diyalektik bir ilişki var kanımca. Bilmek amprik gözlemlerle kanıtlanabilen bir sürecin sonucunda ortaya çıkan bilgiye sahip olmaktır. Bu bilgi herkes tarafından paylaşılır. Bilgi genel kabul görür. İnanmak ise bilinen konulardan yola çıkılarak kişinin deneyimlerine, sezgilerine, tahminlerine, ama daha çok yaşam tarzına uygun (yani içinde bulunduğu duruma uygun sonuçlar üretecek) ideolojik araçlara (argümanlara) dayanarak ortaya konulan insanın kişiliğini, kimliğini, fikri varlığını tamamlayan en önemli bir davranış şeklidir. Bazıları inançlarını muhafaza etmeyi erdem kabul ederken bazıları da Herakleitos'un dediği gibi "aynı nehirde iki kez yıkanamazsın" sözünü kendilerine rehber edinirler, değişimi hayattan öğrenmeyi tercih ederler. Birincileri davalarının ve mevcut durumlarının savunucusu olurken inançlarına teslim olurlar ikinciler ise mevcut durumlarını sorgulayarak hayatın akışına uyum sağlamaya çalışırlar. Bir yandan hakikati ararken (bu zaten bitmeyen bir yolculuktur) bir yandan da inançlarını inşaa etmeye koyulurlar. "ice" yazdıkların için teşekkürler
|
||