|
||
| 2 gunde degil bir surec dahilinde cerkez ethem BMM otoritesine sicak bakmadi ve bu arada ittihatci kardesi ki meclisteydi onu Gazi Pasa'ya karsi kiskirtti. E en bir kavgada en bastakine kafa tutmamak gerektigini ogrenmis olmasi gerekir. BMM ordusu organizasyonunu tamamlarken birden cok bas olamazdi en azindan milli mucadelenin selameti acisindan ve otoriteye egilmeyen boyunlar ( bugunku sartlarda bize ters gozukse de olaganustu bir durumda olduklarini tekrar hatirlatmadan gecemeyecegim) kesildi. Olaya siyaset karisinca halk kahramani kurtarici insan filan falan gibi duygusal degerlendirmeler etkisiz kaliyor. Oyunun kurallari boyle. | ||
|
||
| i | ||
|
||
düşamana karşı savaşmış bir halk kahramanını iki günde hain ilan edilmesi ve idamına çalışılmasının sebepleri neydi ? (bilmediğim için soruyorum ) cevabım ne derece tatmin eder seni bilmiyorum... 1.İsmet inönü ile arasında oluşan dengesiz güç dengesi... 2.Kardeşleri... 3.Atatürk'ün kontrol etmeye çalıştığı ama kontrol edemediği komünizm 3.Çerkez Ethemin kontrol edilmesine izin vermeyecek kadar büyük bir güce sahip olması... |
||
|
||
| 1922de yünan işgaline direnen kişilerden biriymiş. sonrasında neler olduğunu tam bilmiyorum. | ||
|
||
| Çerkez Ethem benim bildiğim kadarıyla Kuvay-i Milliye yıllarında baya kahraman olarak nam salmış birisi fakat Kuvay-i Milliye den düzenli orduya geçilince TBMM ye karşı çıkıp yunanlılara katılıyor bu nedenle kahramanlıktan hainliğe geçiş yapmış bulunuyor | ||
|
||
| trgut ozakman su cılgın turkler kıtabııı okuyunuz yeter arkadaslarımmm |
||
|
||
Yeni bir kitap çıktı "Şu Yılgın Türkler" yazarını hatırlamıyom, ikisini birden okuyun da dengelensin...
|
||
|
||
| Resmi tarih anlayışıyla gelinen nokta ezbercilik ve hamasetin ötesine geçemediği için hala çılgın türkler kitabını okumaya devam ediyoruz. Böylece başımızı kumdan çıkarıp gerçekleri görme zahmetine de katlanmıyor, gerçekleri görüp bizi uyandırmaya çalışanları da vatan haini ilan ediyoruz. Çerkez Ethem de dürüst ve yiğit bir adamken, doğruları söylemek, otoriteye karşı çıkmak adına vatan haini damgasını yemiş bir komitacı. Öldürüleceğini ve yok olacağını anlayınca ülkeyi terketmiş, arkasından "Yunanlılarla işbirliği yaptı, bizi arkadan vurdu" damgasını yemiş, gerçekte kendi çetesiyle ülkenin batısını tek başına temizlemiş bir savaşçı. Gerçekleri arayanlar için biraz bilgi aktarmak istedim. http://66.249.93.104/search?q=cache:uKNYmypMBusJ:www.circassiancanada.com/tr/arastirma/cerkes_ethem.htm+%C3%87erkez+Ethem&hl=tr&gl=tr&ct=clnk&cd=6&client=firefox-a http://66.249.93.104/search?q=cache:D5XryCmZO6sJ:tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87erkez_Ethem+%C3%87erkez+Ethem&hl=tr&gl=tr&ct=clnk&cd=2&client=firefox-a http://66.249.93.104/search?q=cache:ETxpR8Z_5esJ:www.kafkas.org.tr/analiz/cerkesethem.html+%C3%87erkez+Ethem&hl=tr&gl=tr&ct=clnk&cd=1&client=firefox-a |
||
|
||
| Yazıların bir kısmını okudum taner abi, ama İsmet Paşayla aralarında neden ihtilaf çıktıgını pek anlayamadım..Daha doğrusu neden göremedim..Bu basit bir kıskançlıkmıydı yani.. | ||
|
||
| Genç Türk gazetecileri, bir konuyu bilmedikleri zaman başka hiçkimsenin de bilmediğini sanıyorlar, Amerika’yı her seferinde yeni keşfettiklerinde de bunu büyük bir heyecanla okurlarına duyurmaya çalışıyorlar, ve gülünç oluyorlar... Tutumları, okuldan eve gelen öğrencinin “babacığım, meğer dünya yuvarlakmış” demesine benziyor. Arada elbette Napoleon’u Fransa kralı yapıp sınavda çakanlar da yok değil (eminim bunu yazan çocuk görevinin başındadır, belki maaşına zam bile almıştır yılbaşında...) Biz bu basında “bu yıl hac mevsimi kurban bayramına denk geldi” yazan çocuklar da gördük, “hayret, şubat ayında Avustralya’da denize giriyorlar” yazan da... Birisi de Azerbaycan başbakanına “ne kadar iyi Türkçe biliyorsunuz, nerede öğrendiniz” diye sormuştu. Geçen gün de bir hanım kızımız Çerkes Ethem’i keşfetmiş. Bayram değil seyran değil ama konu pek ilgisini çekmiş. Ve de yazmış: “Tarihimizin her açıdan karanlıkta kalmış bir döneminin belki de en karanlık figürlerinden biridir Çerkes Ethem Bey...” Hiç de bile öyle değildir! O dönem de o kişi de hiçbir açıdan karanlıkta kalmamışlardır. Bazı olayların ve bazı kişilerin bazı yönlerinin “yazılamaz” olması, onları kimsenin bilmediği anlamına gelmez. Toplumun “sözlü hafızası” gerçekleri kuşaktan kuşağa aktarır. Örneğin ben şimdi Genç Osman’a Yedikule’de ne yaptıklarını yazsam kıyamet kopar ama bunu bilmeyen de yoktur. Köyden yeni gelen arkadaşları bilemem tabii. Hanım kızımızı da fazla suçlamayalım, bu “karanlıkta kalma” lafını biryerlerde okumuş, oradan aktarmış. Evet, eskiden böyle denilip geçiliyordu çünkü “netameli” bir konuydu. Ethem’i İsmet’e (ya da başka birine) karşı savunmaya cesaret edemeyenler lafı şişiriyorlar, okuyucunun satır aralarını çözeceğini umuyorlardı. Çerkes Ethem Bey, ağabeyi Reşit Bey ve de Kuşçubaşı Eşref Bey’le birlikte bir Teşkilat-ı Mahsusa ajanıydı. Başlarında da Süleyman Askerî... Süleyman Askerî, Mezopotamya cephesinde intihar etti; diğerleri de yenilgiden sonra Batı Anadolu’da ilk direniş örgütlerini oluşturdular. Hani size hep öğretirler ya, mütarekede İstanbul’da “Karakol Teşkilatı”, “Mim Mim Grubu” falan kurulmuş da Hayrettin İskelesi’nden İnebolu İskelesi’ne silah ve adam kaçırmış falan fıstık, bunlar gökten zembille inmemişlerdir. Teşkilat-ı Mahsusa’nın geride bıraktığı gizli ve çekirdek örgütlerdir, başlarında da Hüsamettin Bey... (Kontrgerillanın gizli silah depoları falan, bu size “güncel” birşeyler hatırlattı mı? Efendim? Evet, doğru hatırlatmış.) Madem “Son Osmanlı Yandım Ali” filmine koşa koşa gidiyorsunuz, bunları da bileceksiniz. Çerkes Ethem, 1919 ve 1920 yıllarında Anadolu ayaklanmasının en önemli vurucu gücü olmuştur. Milis kuvveti!... Atatürk’ün elinde henüz dişe dokunur bir ordu yoktu ve Ethem Bey’e şiddetle ihtiyacı vardı, özellikle Ankara’ya karşı ayaklanmaları bastırmak için. Fakat eski ordunun kalıntılarından yeni ve düzenli bir ordu oluşturduğu zaman artık Ethem’e gerek kalmadı. Onu da orduya katmak istedi, Ethem de emirleri Ankara’dan alacak herhangi bir komutan olmaya yanaşmadı. “Libero” oynamak istiyordu! Atatürk bunun üzerine Ethem’in üstüne İsmet’i gönderdi, o da Kuvva-yı Seyyare, yani gezici milis kuvvetlerini bozdu ve Yunan ordusuna sığınmaya zorladı. Ethem önce Atina’ya, sonra Berlin’e gitti, yirmi sekiz yıl sonra Amman’da öldü. Ethem kahraman mıydı, hain mi? Bakış açınıza göre değişir. “İsmetçiyseniz”, tabii haindir. Fakat “İttihat ve Terakki’nin hegemonya kavgasına düşmüş B kadrosu ile C kadrosu” arasında taraf tutmak gereğini duymuyorsanız, Ethem’e küfür etmek zorunda kalmazsınız. (A kadrosu yurt dışında kaçak ya da Malta’da tutukluydu.) Belki “İttihatçı’ların Mustafa Kemal ve İsmet’ten fazla hoşlanmayan kanadındandı” diyeceksiniz. Ankara’yı yetersiz buluyor, o kadronun savaşı kazanabileceğine inanmıyordu, yanıldı. İşin gerçeği şu ki, İsmet’i gönderip onu yokettirmeseydi, Mustafa Kemal Paşa milli mücadelenin liderliğini Ethem Bey’e kaptırmak üzereydi! Çeyrek kalmıştı... Bu iş biraz da Meksika devriminde merkezi otoritenin “fazla ileri giden” halk kahramanı Zapata’yı yoketmesine benzer. Engin ARDIÇ |
||
|
||
| Ayşe Hür'ün bu konudaki yazısı biraz uzunca da olsa bence resmi tarihin duvarlarını zorlaması açısından dikkate alınmalı. Mustafa Kemal ve muhalifleri Tarihimizin her açıdan karanlıkta kalmış bir döneminin belki de en karanlık figürlerinden biridir 'Çerkes' Ethem Bey. Mustafa Kemal'e, Yunus Nadi'ye ve Nâzım Hikmet'e göre 'vatan haini'dir. Cemal Kutay'a göre 'büyük Turancı', 'milli kahraman'; Doğan Avcıoğlu'na göre 'başıbozuk', 'çeteci'; Bolşeviklere göre "Kemalistlerin solun içine yerleştirdiği provokatör"; İngilizlere göre 'Alman ajanı', Almanlara göre 'Antant ajanı'dır. Kendisi ise "Belki çok hatalarım oldu; fakat asla vatan haini olmadım" demişti. Üstelik bu tanımlardan hangisinin doğru olduğuna bugün de karar verilemedi. Peki, Milli Mücadele'ye katıldığı 1919 yılından Yunanlılara sığındığı 1921 yılına kadarki dönemde ne olmuştu ki, Ethem Bey böylesine tartışmalı bir figür haline geldi? Kafkasya'dan göç eden Çerkes boylarından Adigelerin, Şapsığ Oymağı'nın Dipşov Ailesi'nden gelen Ethem Bey, 1886'da bugün Balıkesir'e bağlı olan Emreköy'de doğdu. Ziraat ve değirmencilikle geçinen ailenin beş oğlunun en küçüğüydü. İki ağabeyi Rum çetecilerle savaşırken ölmüş, Reşit ve Tevfik beylerse Askeri Okul'dan mezun olmuştu. 19 yaşında evden kaçıp İstanbul'a gelen Ethem, Bakırköy Süvari Küçük Zabit Mektebi'nden mezun olduktan sonra Bulgar cephesinde savaştı. 1. Dünya Savaşı sırasında, daha önce babasının da üye olduğu İTF'ye ve Teşkilat-ı Mahsusa'ya katıldı. Kardeşi Reşit'le kendisini Milli Mücadele'ye davet eden kişinin yine Çerkes asıllı Rauf (Orbay) Bey'e bağlı görev yapan Bekir Sami Bey olduğu sanılır. 'Düzenli' güç yokluğu Ankara'ya karşı isyanların bastırılmasında önemli rol oynayan Çerkes Ethem (Atatürk'ün solunda) hizmetleri için Mustafa Kemal'den bir tebrik telgrafı da almıştı. Ethem Bey, hapishanelerden salıverdiği suçluların ağırlığını oluşturduğu 3-4 bin kişilik birliğiyle Salihli Cephesi'ni kurduğunda, ortada Ege'yi işgal eden Yunan kuvvetleriyle savaşacak düzenli ordu diye bir şey yoktu. Dahası yıllardır süren savaşların verdiği büyük bıkkınlık yüzünden sayıları 300 bine ulaşan asker kaçakları ciddi bir sorun haline gelmişti. Nitekim Meclis tarafından, 'Kuvva-i Seyyare ve Kuvva-yı Tedibiye Umum Kumandanı' ilan edilen Ethem Bey'in birlikleri Bolu, Adapazarı, Düzce ve Anzavur Ahmet ayaklanmalarını bastırdıktan sonra Mustafa Kemal, 2 Mayıs 1920'de Ali Fuad Paşa aracılığı ile çektiği telgrafta, "Başarıları ve hizmetleri kurtuluş tarihimizde en parlak satırları işgal edecektir" diyerek ondan övgüyle bahsetti, Meclis'teki bazı mebuslar kendisine 'Ümid-i Halas' (Kurtuluş Ümidi), 'Münci-i Millet' (Milletin Kurtarıcısı), 'Kahraman-ı Millet' diye övgüler düzdü. Ankara hesabına yazılacak tek bir başarının olmadığı o karanlık günlerde, Ethem Bey Yozgat'ta patlak veren Çapanoğlu İsyanı'nı bastırması için davet yapıldığında Meclis'e hitap ederek, "...Orta Anadolu'da ve bir köşede hiçbir ecnebi ve İstanbul Hükümeti ile irtibatı kalmayan Yozgat İsyanı'nı söndürmekten acizsiniz. Anladığım şudur ki, bidayetten beri hâlâ vaziyeti kavrayamadınız ve yahut da şahsi ve daha ehemmiyetsiz şeylerle meşgul oluyorsunuz. Ve belki de (.) tamimler, tebliğler, konferanslarla her şey olup bitiverecek sandınız ve aldandınız, af buyurunuz. Bu serzenişten muradım, bu gafletler tekerrür etmesin temenniyatına mebnidir. Ben bu kalan isyan meselesini emriniz üzerine uhdeme alıyorum. Ve sizleri bu gaileden kurdaracağımı ümit ediyorum" diye böbürlenmekten kendini alamadı. Mustafa Kemal'in kutlaması Meclis'in 'Ethemci' olduğunu bilen Mustafa Kemal bu sözleri sineye çekmiş, hatta Ethem Bey isyanı bastırıp Ankara'yı büyük bir beladan kurtardıktan sonra, kendisine, "Bütün kalbimle zatıalilerinizi ve kahraman savaş arkadaşlarınızı kutlarım" şeklinde bir telgraf yollamıştı, ama artık Milli Mücadele'nin liderliğini Ethem Bey'e kaptırdığının farkındaydı. Bu yüzden, Ethem Bey, isyanda kusurlu gördüğü Ankara Valisi Yahya Bey ve Refet (Bele) Bey'in, cezalandırılmak üzere Yozgat'a gönderilmesini istediğinde, bu talebe 'hayır' dedi. Bu tavra sinirlenip, "Ankara'ya dönüşümde Büyük Millet Meclisi Başkanı'nı Meclis önünde asacağım" dediği rivayet olunan Ethem Bey'in, Yozgat dönüşü, Sovyet Rusya'nın gözüne girmek için Mustafa Kemal tarafından eski İttihatçılara kurdurulan 'İslamcı-bolşevik' Yeşil Ordu Cemiyeti ile temasa geçmesi ise alarm zillerinin çalmasına neden oldu. Mustafa Kemal ilk iş olarak Yeşil Ordu Cemiyeti'nin kapatılmasını emretti. Nasihat heyeti Sıra askeri başarıların sorgulanmasına gelmişti. 24 Ekim 1920'de, Batı Cephesi Komutanı Ali Fuad (Cebesoy) Paşa'nın emrindeki iki piyade tümeni ve Ethem Bey'in Kuva-yı Seyyâresi, Ankara'nın itirazlarına rağmen, Gediz'de konuşlanmış olan Yunan tümenine bir baskın yaptı. Baskın, Ethem Bey'e göre 'başarılı', Ankara'ya göre 'başarısız' idi. Daha sonradan, o sırada Ertuğrul Grubu Kumandanı olan Kazım (Özalp) Bey, her iki tarafın da aynı zamanda geri çekildiğini, yani ortada ne yenilgi ne de yengi olduğunu söyledi. Ne var ki Ankara'nın yorumu belirleyici olduğundan Ali Fuad Paşa, Moskova'ya elçi olarak gönderildi, yerine Ethem Bey'in hiç sevmediği Albay İsmet Bey getirildi. Sonunun yaklaştığını hisseden Ethem Bey, önce İsmet Paşa'nın karargahına silahlı baskın düzenledi. Ardından, Mustafa Kemal'in İstanbul'dan gelen Yusuf İzzet Paşa'yla buluşma bahanesiyle kendisini Bilecik'te öldürtmeye teşebbüs ettiğini ileri sürerek Kütahya'ya geçti. Bundan sonrası çok açık değildir. Ethem Bey, 9 Aralık 1920'de, Mustafa Kemal'e, "Paşam, hayatınız ve mevkiiniz bendenizce son dereceye kadar mukaddesattan sayılır.(.) İnsan hatasız olmak, ikaz etsinler. Ben, memleketin selameti için amir kabul ettiğimin değil, en aciz mensupların bile mütalaasına müracaat ediyorum" demiş, fakat kendisiyle görüşmek üzere Meclis tarafından gönderilen Nasihat Heyeti'nin iyimser raporlarına rağmen, Mustafa Kemal, 27 Aralık 1920'de, meselenin 'kuvvet yoluyla hallolması' için Batı ve Güney Cephesi komutanlarına birer telgraf çekmiştir. Meclis zabıtlarına bakılırsa, Ethem Bey, bu telgraftan iki gün sonra, yani 29 Aralık'ta Meclis'e ağır bir telgraf çekti. 'Hain' ilanı Mustafa Kemal Meclis'te öfkeyle telgrafı okuduktan sonra milletvekilleri arasında ateşli bir tartışma başladı ve iki gün sonra iki oy farkla Ethem Bey 'hain' ilan edildi. Burada ilginç olan nokta, Meclis zabıtlarında sadece 'telgraf okundu' ibaresinin olması, buna karşın metnin olmamasıdır. Bu konu önemlidir çünkü, Ethem'in hangi ifadelerinin 'vatan haini' ilan edilmesine neden olduğu bilinmemektedir. Zabıtta yer almayan bu metin, ilk kez 1955 yılında Yunus Nadi tarafından bastırılan "Çerkes Ethem Kuvvetlerinin İhaneti" adlı broşürde boy gösterir. Buna göre telgraftaki en ağır itham "Ankara'da toplanan Meclis'in ne şekilde toplandığını tabii hepimiz biliyoruz. İlk icraatı da bu fakir milletin sırtından kendilerine senede üçyüz bin küsur lira tahsisat yapmaları olmuştur ki, senede içlerinde yüz lirayı bir arada gören pek azdır. Şimdi bol bol dalkavuklukla meşguldürler" ifadesidir. Bu tarihten sonra taraflar arasında başka telgraflar gidip gelir. Bunlardan 2 Ocak 1921 tarihinde İsmet Paşa'ya yazılan ve "Baki ilk selam" diye biten telgrafta Ethem Bey, "köprüyü geçinceye kadar öyle olsun diyorsunuz ama bilmiyorsunuz ki köprünün binde birine ulaşmamışsınızdır. Ah içleri fesat dolu yurtseverler, zavallı Millet Meclisi, sizin askeri sahte ünlerinizi anlamış değil.(.) Tarih bana az, size çok lanet edecektir" demektedir. http://www.radikal.com.tr/haber.php |
||
|
||
Alıntı Tarih bana az, size çok lanet edecektir
|
||
|
||
bu arada yazının tamamını okudum komünizme hakaret ediliyor asılsız şeyler yazılı..... Ne yani komünizme hakaret edildiği için mi asılsız oluyor.Bu ne ya komünizm evrensel bir hakikat mi dir ki? |
||