SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Tarih

Konu: Çerkez Ethem

Sayfa: [ 1 ] 2

deniz 17.11.2004 10:43:27
tarihte gizli kalmış bir sayfa. alıntı  amadeus

Çerkez Ethem

Kendisinden büyük dört ağabeyi askerdi. İkisi Rum eşkıyalarıyla çarpışırken ölmüşlerdi. Diğer iki ağabeyi Reşit ve Tevfik Beyler de zabit idiler. Reşit Bey, Osmanlı Imparatorluğunun gizli teşkilatı olan TEŞKİLAT-l MAHSUSA'da vazife aldı. Trablusgarp Savaşında bulundu. Burada,ayrı cephelerdeki Mustafa Kemal ve Enver Paşa'larla tanıştı ve yakınlaştı. Daha sonra Balkan ve Batı Trakya harekatına katıldı.

Babası Ali Bey Ethem'i zabit yapmak istemedi. Çakır adını taktigi 1.96 boyundaki, atak ve cesur en küçük oğlunu çok seviyor ve yanından ayırmak istemiyordu. Fakat o, askerliğe vurgundu mutlaka bu mesleğin adami olmak istiyordu. Bu iştiyakla 19 yaşında Istanbul'a kaçtı, fakat Rüştiye mezunu oldugu için ancak Küçük Zabit Mektebi'ne girebildi. Mektebi birincilikle (zabit vekili) olarak bitirdi. Bulgar cephesinde kahramanca savaştı, yaralandı,madalya aldı.

Daha sonra Birinci Dünya Savaşı yıllarında, Teşkilat-ı Mahsusa'nın büyük bir teşebbüsüne iştirak etti. Bu teşebbüsle, (İran - Türk Anavatanı'na (Orta Asya ya) yol açmak isteniyordu.

Oralarda Rus ve Çin baskısı altında esir yaşayan Müslüman - Türkler Osmanli kuvvetleriyle nizamli bir şekilde takviye edilerek ayaklandırılacaktı. . Böylece Bolşevikliğin içten karıştırdığı Rusya, bu dış tesirle parçalanacak, esir müslümanIar istiklallerine kavuşacak, Osmanlı İmparatorluğuna yeni ve taze bir güç kaynağı olacaktı.

Ethem bu harekata Hamidiye Kahramani Rauf (Orbay) Bey'in maiyetinde katildi. Ali İhsan Paşa Hemedan'i fethetmişti. Buradan Kabil üzerine sevkedilen öncü akıncıların başında da Ethem vardi.

1918 yılı başIarında, yine TeşkiIat-ı Mahsusa kadrosu içinde Irak Harekatinda iken, yaralandi ve Bandirma'daki baba ocağına döndü.

Emrinde ÇaIıştıgı kumandanları ve silah arkadasları Ethem'in "terbiyeli, itaatIi, sakin, sigara dahil hiçbir kötü alışkanlığı olmayan, cesur ve atak, askerlik mesleğine ve vazifesine bağlı" bir insan oldugunda ittifak halindedirler. o kadar askerliğe baglıdır ki: Babası O'nu on beş yaşında nişanlayinca kıza gider ve: "Ben asker olacağım. Cephelerden dönecegimi zannetmiyorum. Benim hayatimda tek sevdigim şey harbetmektir. Sana yar olamam ve sonra vicdan azabi çekerim. Sen beni istememiş ol" der.

Gerçekten de öldüğü zaman vücudunda çeşitli cephelerden aldığı 17 yara izi taşıyordu ve yükseleceği son kıdem derecesini de almiş, hak edebilecegi bütün takdirname ve madalyaları da almış bulunuyordu. İzmir'in Yunanlılar tarafindan işgalini takip eden günlerde Bandırma'da bulunan Ethem Bey kendisini ve geçmiş hizmetlerini çok iyi bilen Ali Fuat Paşa tarafından Ege'de sağlam bir mukavemet cephesi kurmak için davet edilince, imkansızlıkların verdigi ümitsizligi bir yana atarak ve ilk defa olarak silaha sarıldı. Teşkilat-ı Mahsusa'nın bu "tecrübeIi ve cesur gerilIacisi" milletin devletsiz kaldığı bir yıl içinde hayati ehemmiyet taşıyan zaferlerin başarılı kumandanıdır. "Kuva-yı Seyyare Umum Kumandanı" ünvanı ile önce kendi bölgesinden topladığı, sonra gittikçe kuvvetiendirdiği ordusu ile, şımarık Yunanlıların tam teçhizatIı ordusuna kan kusturdu. Memleketin en buhranlı anında unutulmaz hizmetlerde bulundu.Ali Fuat Paşa ile görüştükten sonra, O'nun tavsiyesi ile, Salihli'ye, -Teşkilat-ı Mahsusa Reisi Eşref Sencer Kuşcubaşı'nın çiftliğine gelir. Bu geniş çiftliğin Teşkilat-ı Mahsusa'nın bir silah deposu gibi önceden hazırlandığını Ethem hatıratında şöyle anlatır: " Eşref Bey'in çiftliği adeta silah deposu idi. Zahire ambarlari olarak bilinen geniş hangarlarin alti makineli tüfekIere kadar çesitli malzeme ile doluydu. Ben daha bir sene evvel, Teşkliat-ı Mahsusa'nin muhtelif yerlerde silah ve malzeme depo ettiğini, harp mağlubiyet ile neticelenirse memleket içinde müdafaa hatları kurmanın tasarlandığını duymuştum... Teşkilat-ı Mahsusa'nin Reisi olan Eşref Bey'in bir mağlubiyet olursa, en tehlikeli mıntıkanın İzmir - Manisa - Aydin ve havalisi olacağını bilmesi çok - tabii idi. Emin yerler aranırken de kendi geniş Çiftliğini vatan müdafaası için merkez addetmiş olması da, isabeti anlaşilan tedbirdi."  
Değerli tarihci Cemal kutay, Ethem'in bundan sonraki faaliyetleri için şöyle der: Bu devre içinde gösterdiği faaliyet şekli diğerlerinin çok üstündedir. Ciddi, disiplinli, calişkan, vazife dışında müsamahalı, cömert, ferdi ahlakı mükemmel, güven telkin eden, dış görünüşü heybetli, çok cesur, her hareketiyle giriştiği işin vatan hayrina oldugu kanaatını telkin eden bir kişidir... Ethem, Kasim 1919'da, Garp ve Merkez cephesi adı verilen geniş sahada milli müdafaa cephesinin kumandanı oImuştur.. Müslüman köylerini basıp yağma eden Rum çetecilerini dağıtan ve reislerini öldüren O'dur. Ethem'in başlangıcı ile sonu arasındaki acaip tezadin ortaya çıkışında, kardeşlerinin fevri hareketleri ve kendisinin safığı dışında. hangi sebepler rol oynamıştır? Bu sorunun cevabı nasıl verilimiş olursa olsun, "İlhtiIafın asıl sebeplerinin kendisinden kopup gelmediğini, başkalarının hazırlığı olarak kabul ettirilmeye çalışıldığını" söyleyenler coğunluktadır. Bu, "başkaları") kimlerdir? Hadisenin umumi akışı, bunlari açıklamaktadır. Ethem Bey hakkinda çeşitli gizli kuruluşlara girdigi ve desteklediği hususundaki söylentilerin de O'nun akibetinde müessir olduğu görülmüştür. Fakat 0, bütün bu iddiaIarı reddetmiş, "gizli-açık hiç bir guruba katılmadığını" ısrarla söylemiştir. Hususan Bolşevik emellerine alet olarak tesekkül ettirilen "Yeşil Ordu". ile hiç bir alakasının. bulunmadığını, kendisinin kimseye "yoldaş" hitabiyle mektup yazmadığını, fakat bu hitabı taşıyan mektuplar aldığını, nakleder. Mustafa Kemal Paşadan da "yoldaş" diye hitap eden bir mektup aldığını ve onun şöyle yazdığını söyler:" Üçüncü Enternasyonale bağlı olarak Ankara'da bir umumi Merkez kuruldu. Bu Cemiyet-i Merkeziye'ye ben, sen ve Refet Bey alındık."

Ethem komünizme asla inanmadığını her vesile ile tekrar eder. Nitekim hatiralarinin bu olayı anlatan kısımlarının hemen altında şu satırlar var: " Aradan az zaman geçince Kafkasya'daki milletler aleyhinde yine Rus zulmu basladı. Çarlığın yaptığını Bolşevikler daha başka metodlarla devam ettirdiler. Gerçekten de komünistler, Müslüman-halklara istiklal vaad ederek çarın zulmune korşı kendi tarafına çekip ayaklandırdıkları halde ve onlardan hakim oluncaya kadar çok hayati istifadeler sağladıkları halde sonradan çar'lığın zulmünü aratacak mezalime giristiler, sadece maddelerini değil, ruhlarını da, milli varlıklarını sömürüp yok etme yolunu tuttular...)Ancak, "Türkiye'de Sol Hareketler" adlı eserde, "Çerkez Ethem taraftarlıgı yapan birkaç aydından" söz ediliyor. Bundan da anlaşılıyor ki, 0 zamanki komünist hareket Ethem Bey'in kuvvetini istismar etmek, kendi taraflarına çekmek ve istifade etmek istemişlerdir. Ancak Mustafa Kemal Paşanın Çerkez Ethem kuvvetlerini ezerken de komünist hareketleri ustaca kullandığı yine aynı eserde yazılıdır.

Adapazarını asilerin elinden kurtaracak taarruz için, İsmet Paşa harekete geçmekten çekiniyordu. Buna rağmen Ali Fuat Paşa Ethemi bu İsyancıIarI bastırmak için hemen harekete geçirmişti. Ethem büyük bir başari kazandi, Adapazari'na girdi. Aslinda Ismet Paşa, diger kumandanların aksine, milis kuvvetlerin vazifesini bitirdiğini, derhal nizami kuvvetlerin kurulmasi ve bunlarin yerini almasi görüşünü savunuyordu. İsyanların Orta Anodolu'ya sıçradığı, Yozgat ve Çevresinde alevlendiği günIerde Erkan-i Harbiye Ethem Beyi kuvvetleriyle doğrudan doğruya Ankara'ya davet eder. Ali Fuat Paşa, bunun asla doğru bir hareket olmadığını İsmet Bey'e (İnönü) bildirir ve sebebini şöyle açıklar: "Ethem Bey'in olmasa bile ağabeyleri Reşit ve Tevfik Beylerle, Meclisteki bir kısım milisli mebusların, Ethem'in arkasına geçerek uzun vadeli hadise çıkaracaklarını ve neticede halkın içinden yetişmiş, basit düşünceli aile ve ırkının hususiyeti olarak ağabeylerine körü körüne bağIı, milli Müdafaa vekili olmayı düşündüğünü yakından duydugum Reşit Bey'in telkini ile tehlikeli maceralara sürüklenebiIecek cidden bir halk kahramanı olan Ethem'in başını yiyecekleri ve dolayısıyla 0 buhranli günlerde memleketine. daha çok degerli hizmetler yapabilecek fedakar bir evladından mahrum kalacagının elemi içinde... Ethem'i cephesine iade için harekete geçtim."

Fakat Ali Fuat Paşa bu teşebbüsünde muvaffak olamayacak bu arada Ethem'in Ankarada büyük merasimle karşılandığını duyacaktır. Yoksa, hususi bir kasıt ve belli bir plan dahilinde Ethem'i harcamaya kararmı verilmişti? Ali Fuat Paşa: " Hiç olmazsa Ethem, şahsen hürmet edebileceği bir kumandanın mesela çok saygı gösterdiği ve hepimizden kıdemli olan Yusuf izzet paşanın emrine verilebilirdi. Bu maalesef yapılmamıştır. Hadiselerin hiç de tahmin edilemeyecegi şekilde kendi haline terkedilmesi, endişelerime ne yazık ki hak verdirmiş, ilk günlerin fedakar bir mücahidi alninda kara leke, vatanın Sınırları dışına itilmiştir" diyor.

Evet, tecrübeli, saf ve siyaset bilmez Ethem'i "hain" damgasiyle kimler veya kim itmiştir vatanın dışına? Bu sorunun cevabı açık ve net olarak göz önünde degilse de, dolaylı ve biraz bulanik Sekilde açıktır. Ne var ki, tarafları ölmüş bu davanın hesaplaşması ancak Mahkeme-i Kübra'da olabilecektir.

Hadiselerin nasıl geliştiğini baş ve esas kaynağımız Cemal Kutay Beyefendi'nin tesbitlerinden kisaca takip etmekte fayda görmekteyiz. Böylece hadiselerin tabii seyri' içinde gerçeklere ışık tutacak bir takım ipuçları yakalayabilecegiz.

1) İzmir'den Akhisar'a yürüyen 20-3O bin kişiIik Yunan kuvvetini üçbin civarındaki kuvvetiyle, hem de bozuk. ve iptidai silahlarla durdurmuş ve şiddetli bir mukavemet ve direniş meydana getirmişti. Ege bölgesinde yer yer başka mukavemet cepheleri de açılmış kahraman Müslüman - Türk milleti ·hiçbir şa hıs ve makamdan emir almadığı halde harekete geçmiş,, imkansızlıklar içinde isgal kuvvetlerine karşı çıkmıştır. 19 Mayıs l9l9'dan, Birinci Büyük Millet Meclisi'nin resmen açılış tarihi olan 23 Nisan 1920'ye kadar süren bir yıla yakın zaman içinde müttefiklerinin her türlü yardımına rağmen Yunan ordusunu olduğu yerde durduran ne idi? Bu soruyu, Kuvay-i Milliye (Milletin kuvveti) diye Cevaplamak gerekir. Milletin imanından aldığı sonsuz güç. işte Ethem bu gücünn içinden çıkmış bir insandır. Ethem çok tehlikeli iç isyanları büyük bir maharetle bastırmayı bilmitir. Anzavur çetesi'ni dağıtmış, Balıkesir'i kurtarmıştır. 0 zaman Erkan-i Harbiye Reisi olan Ismet inönü ile aralarinda şöyle bir muhabere geçer: " Ethem Beyefendi... Ben Miralay ismet... şu anda yanımda ağabeyiniz Reşid Beyefendi ile Yusuf Izzet Paşa Hazretleri var. Cümlemiz gazanızı tebrik ederiz. Büyük bir muvaffakiyet kazandınız. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa Hazretleri de muhabbetle gözlerinizden öpüyor ve samimi tebriklerini iblaga bizleri memur etmiş bulunuyor... Nasılsınız? ? Çok teşekkür ederim efendim... çok şükür iyiyim. Buradaki tedip hareketleri bitti. Anzavur mel'unu mağlup ve perişan kaçtı. Salihli Cephesine karargahıma dönüyorum. Yunanlılarin taarruzundan endişe ediyorum." İsmet Bey: "Ethem Bey... Anzavur'u tepelemekle Ankara'yı kurtardınız. Size hepimiz minnettarız. Bu güzel neticeyi ancak siz alabilirdiniz. Fakat şimdi burada daha büyük diyeceğim bir tehlike var: Ali Fuat Paşa Hazretleri Geyve'de.. Yirminci Kolordu Kumandan Vekili Mahmut Bey Düzce'de asiler tarafın dan pusuya düşürülerek maalesef şehit edildi. Kuvvetlerimiz bozuldu. BoIu - Mudurnu -Adapazarı asilerin elinde. İsyanın diger mıntıkalara sıçramasından korkuyoruz. Ankara'nin şimal-i garbisindeki isyanları bastırmaya giden Arif Bey'de maalesef muvaffak olamadı. Ali Fuat Paşa Hazretleri sizinle teması vasita ıizla temin edebildi. Sür'atIe imdadına gelmenizi rica ediyor.

Ethem bu isyan üzerinden silindir gibi geçer. Ancak kısa bir zaman sonra Yozgat'ta çıkan ve Ankra'ya yakIaşmakta olan daha tehlikeli bir isyan sebebiyle tekrar çagrılır. Ankara'da muzaffer bir kumandan gibi karşılanır. Mustafa Kemal Paşa kendi arabasına alır, evinde misafir eder tezahüratların arkası gelmez. Bu karşılonışında yeni gördüğü İsmet Paşa hakkında şu kanaata varır: "İsmet Bey'Ie ilk defa karşıIaşıyorduk. Daha sonra hayatımda menfilikler ve haksızlıkların kaynağı olan bu zatın ilk anda üzerimdeki intibaının derin olmadığını çehresinin ve hareketlerinin bariz hususiyet ifade etmediğini itiraf ederim. Fakat kendisiyle konuştukça ve fikirlerini dinledikçe, bir cok meziyetleri bulunan Erkan-i Harp hususiyetleri taşıdığını, fakat hiçbir zaman ZAFER'i temsil edecek KUMANDANLIK vasfına sahip bulamadım." Ethem, Büyük Millet Meclisi'ne davet edilir ve burada da mebusların c oşkun tezahüratlariyle, tam bir milli kahraman gibi karşılanır. Ethem Bey, bu ardi arkası gelmeyen alkışlar ve methedici konuşmalar esnasında; hicabından ter içinde kaldığını söyler. Ethem Yozgat isyanlarınıda büyük bir maharet ve sür'atle bastırırken başarısız bazı kumandanların da kıskançlık ve rekabet hislerine hedef olmaktan kurtulamıyordu. İlk kıpırdanmalar başlamıştı. Fakat 0, bunları çok sonra farkedecekti. Ayaklananların coğunun Ankara'dakilerin Bolşevik olduğunu, Ruslarla aynı düşüncede bulunduğunu, camileri yıkacaklarını, dini ortadan kaldıracaklarını zannettiklerini söyler Ethem... Ethem Bey yozgat'taki araştırmalarında isyanların Ankara Valisi Yahya Galip'in kötu idaresinden doğduğunun anlaşıldığını, derhal .Yozgata gönderilerek mahallinde muhakemesini istemiş. Fakat Mustafa Kemal Paşa, daha sonra NUTUK'ta anlattığına göre, bunun hükümet üzerinde bir nüfuz denemesi ve selahiyetini aşmak gibi. gördüğünden kabul etmez. Ethem de ısrar etmez. Fakat ikinci çatlak da meydana gelmiştir. Çünkü, bazı mebuslar Yozgat'ta Ethem'in: Ankara'ya dönüşümde Mustafa Kemal'i Meclis'in kapısında asacağım. gibi sozler söylendiğini duymuşlardı. Bu da Nutukta mevzuubahs edilir. Yozgat'ta iken Ismet Paşa'dan aldığı çok acele kayıtlı bir telgrafla Yunan Cephesine çağrılır Ethem. Aniden Yunan taarruzu başlamıştır. Ethem Bey, kısa zaman içinde Alaşehir Ovasına kadar olan sahayı düşmandan temizler ve Mustafa Kemal Paşa'dan bir tebrik telgrafı alır.

Daha sonra Gediz'de münferit halde bulunan bir Yunan kuvvetine taarruz planı yapılıştı. Bunu o zaman Alayund istasyonunda bir araya gelen (Ethem de dahil) kumandanlar kararlaştırmıştı. Fakat bu taarruzu nizami kuvvetlerle; Ethem'in kuvvetleri müştereken yapmıştı. işte üçüncü ve büyük çatlak bu taarruzla meydana geldi. çünkü Erkan-ı Harbiye (ismet Paşa) buna taraftar değildi. Gediz muharebesinden sonra mühim bir münakaşa başladı. Çerkez Ethem ve arkadaşları nizamiye kıtalarının vazifelerini yapmadıklarını ve Kuvve-i Seyyareye yardımda bulunmadıklarını söyleyerek nizamiye kuvvetlerini gözden düşürmeye çalışıyorlardl. Buna karşılık nizamiye kıt'a kumandanları da Kuvve-i Seyyare'nin ciddi muharebeye girişmediklerini harp meydanını terkettiklerini söylüyorlardı. Bu münakaşa gittikçe büyüdü... Işte bugünlerde Ali Fuat Paşa' Ankara'ya gitmiş ve dönüşünde Moskova büyükelçiligine tayin edildigini bildirmişti.

Ali Fuat Paşa'dan boşalan Garp Cephesi ikiye ayrılarak Kuzey kısmına Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisligi uhdesinde kalmak üzere Ismet Bey (Paşa) Güney kısmına da Dahiliye Vekilliği uhdesinde kalmak üzere Refet Bey tayin olunmuştu.

Herşey Garp Cephesine ismet Paşa'nın gelmesiyle başlamıştı. Daha evvel ihtilaf değil; tam bir uyum ve intibak vardı. Ethem; zahiri Sebepleri, şekli, mürettep ve kasıtlı saymakta, memleketin mukadderatinda "yeni mikyasların hüküm sürer" olduğunu kabullenmektedir. " Artık bütün orduda ve memleket mukadderatında yeni mikyaslara ve şahsiyetlere göre hakimiyet tedbirleri almak icap ediyordu. Bunun için de vesile bulmak şarttı. İşte Gediz taarruzu bir müddetten beri aranılmakta olan sebep telakki edildi. Esasında tamamen muvaffak olmuş ve başIamasindan evvel kaararlaştırıImış hedeflerine vasıl olduğu elimize geçen vatan toprakları ile anlaşılmış olan muharebeye muhtelif mana verilmesi ve teşhisler konulmasının hakiki sebep ve mahiyeti bu idi. "Nitekim daha sonraki hadisat bu ihtimalin mihverinde cereyan etti"

Ethem hatıratının bir başka yerinde daha açık ve sarih olan şu kanaatini söyler: " Ben zannediyorum ki, Ali Fuat Paşa'nın Garp Cephesi Kumandanligindan ayrılmasının hakiki sebebi, Ismet ve Refet Beylerin benim için düşündüklerini tatbik etmeye Mustafa Kemal Paşa'yı ikna etmeleri ve vaziyeti müsait bulmalarıdır."

 Ethem Bey, her türlü ayrılık ve huzursuzlugun İsmet Paşa ile başladığı hususunda ısrar eder. Hatta kendisine (ÇERKEZ) lakabının takılmasının bile İsmet Paşa'dan sonra olduğunu söyler. Halbuki ırkçılık gayreti gütmediğini belirtir ve: "Hepimiz Osmanlı idik. Eğer milliyet ve ırk tefriki yapılmaya kalkışılsa idi yedi göbek şeceresi karışmamış, vatanda kim kalırdı" der.

Garp cephesindeki değişiklikten sonra, kumandanı olduğu "Kuvva-i Seyyare"yi Çok ustaca bir programla tasfiye etme planının tatbikata konulduğunu gören Ethem Bey, kendisine ilk planda Ismet Paşa'nin muhatap olacağını düşünerek görüşmek ister, Eskişehir'e gelir. o akşam ziyaretçi kabul etmeyeceğini bildiren İsmet Paşa'nın makam odasına gider ve kapıyı vurmasıyla girmesi birolur. Maiyetindeki muhafızları dışarıda bırakmıştır. Aniden Ethem'i karşısında bulan İsmet Paşa'yi, Cerkez Ethem şöyle tasvir ediyor: " Başını kaldırınca beni gördü. Bakışlarında hayret ve ürkeklik vardı. Ayağa kalktı, şaşırmıştı tereddüt geçirdi, sonra süratli adımlarla bana doğru geldi. Yüzündeki şaşkınlığı hemen tebessüme çevirmeyi basardi. İki eliyle ellerimi tuttu, daha sonra ellerini kollarıma doğru. çıkardı ve o vaziyette konuşmaya başladı: "-Ne vakit teşrif buyuruldu?.. Elleriniz sicak ve ateşIi... Doktorunuz seyahatinize nasil müsaade etti? Hastalığınızı hakikaten merak ediyordum. şöyle buyurun."

Fakat Ethem kararlıdır: " Samimiyetten eser kalmayan müşterek mesaimize son vermeye geldim. Niçin böyle yapılıyor, anlayamıyorum. Aleyhimize gizli - açık birçok tedbirlere başvuruluyor. Ricam şudur: Eğer kendinize ait olmasını istediğiniz, fakat açıkça ifade edemediğiniz hususlar varsa bunları işte karşı karşıyayız, cesaretle söyleyiniz.. ." diyen Ethem, arada konuşmak isteyen Ismet Bey'i susturur ve "Ben sizinle açık ve ciddi konuşuyorum ve böyle olmanızı rica ederek açık ve samimi cevap bekliyorum "diyerek sözlerini bitirir. İsmet Paşa Ethem'i çok başarılı şekilde teskin eder: " Allah fesatcıların cezasını versin." diyerek başlar: " Ethem Beyefendi... İtimad ediniz ki ben sizin gibi arkadaşlarımın mevcudiyetine güvenerek Garp Cephesi Kumandanlığını aldım.» sözleriyle devam eder: " Ordu içinde menfi propaganda yapanları teker teker araştıracağım ve cezalandıracağım. Ben bu hizmeti beraberce yürüteceğimize samimiyetle kaniim. Sizin de aynı hisde olduğunuzu çok iyi biiyorum.» diye bitirir konuşmasını. Ne varki kısa bir zaman sonra Ethem Bey ve kuvvetleri arkadan nizami kuvvetlerle, önden de yunan ordusu ile sıkıştırılmaya başlanmıştı. Çember günden güne daralıyordu. Anlaşma sağlamak için gelen mebuslar heyeetinin gayretleri neticesiz kaldı.. Mebuslardan kurulu heyet Ethem'e geldiğinde;O, "Hayatımın en büyük hatası" dediği telgrafı Büyük Millet Meclisi Riyasetine çekti. Meclis Reisi Mustafa kemal Paşa idi. Ethem Bey, iki ateş arasında kalmanın şaşkınlığı ve kendisine karşı olan tavırların birdenbire değişmesi dolayısıyla asabının çok bozulduğunu, bu sebeple kendisine hakim olamayarak bu telgrafı Çektiğini söyIer. Gerçekten de, Mecliste büyük ekseriyetin kendisini müdafaa ettiği bir zamanda gelen bu telgraf durumu değiştirmiş ve Ethem'e karşı harekete gecen kumandanlara hak verdirmiştir ki, bu bakımdan büyük bir hata olmuştur. Ethem Bey bu telgrafta israflardan, hadiselerle layiki gibi alakadar olunmadığından, müktesep haklara hürmet ve vefa gösterilmediğinden çok sert ve acı bir lisanla bahsettiğini söylüyor; Meclis bunu bir tehdit ve hakaret saymıştır.

Ethem Bey kıskacın gittikçe daralmakta olduğunu görüyordu. Bunun üzerine kardeş kanı dökmemek için. emrindeki kuvvetleri, arkadan gelen, Ismet Paşa'nın gönderdigi nizami kuvvetlere teslim olmaları hususunda ikna etti. 'Silahlarını, toplarını, malzemelerini teslim mevzuunda, Pardı Pehlivanı vazifelendirdi. Kendisi çaresizlik içinde kaldı ve neticede görünen akibetten kurtulmak için Uşak'taki Yunan makamlarından, geçiş müsaadesi istedi. Yunanlılor, sonradan riayet etmeyecekteri bir geçiş protokolu imzaladılar. Ethem gibi bir kumandanın cepheyi terketmesi arayıp da bulamayacakları bir nimetti.

Ethem Bey, bedenen ve ruhen çok perişan bir halde önce İzmir'e getirildi, bir müddet tedavi edildi. Sonra Atina'ya gönderildi. Yanında eski bir yaverinden başka kimse yoktu. Tedavisi imkansız görüIdüğü için' Almanya'ya gitti, orada da senatoryumda yattı. Aylar süren bu tedavi sürsince O'na şevk ve heyecan veren bir büyük ümit vardı: Enver Paşa'nın Türkistan ve Orta Asya'da giriştiği harekatı tek kurtuluş, yolu olarak görüyor ve O'na iltihak edip, emrinde çalışmak için can atıyordu. Fakat daha tedavisi bitmeden bir ay önce Paşa'nın komünist Rus kurşunlarıyla şehit edildiği haberi Ethem Bey'i müthiş bir şekilde sarsıyor. Artik hayatinin sonuna kadar içinde bu sarsıntının acısını, alnında "Hain" damgasının ağırlığını taşıyacaktır.

HalbukiÇerkes Ethem'in arkasında bırakıp gittiği kuvvetlerin büyük yardım ve desteğiyle 1.Inönü Zaferi kazanılmıştır. Ethem yurdu terkederken büyük bir servet kaçırabilecekken, buna tenezzül etmemiş, gurbet ellerde perişan ve sefil olmayı göze almıştır.

O'nun katır yükü altın götürdüğü ve kuvvetleriyle Yunan ordusuna katılıp, onlarla müştereken Türk kuvetlerine saldırdığı şayiaları çok sonradan ortaya atılmış iftiralardır. Ethem Bey'in yurda dönmek serbest ve tarafsız bir mahkemede hesap vermek isteği de mümkün görülmemiş, 150'likler denilen ve Lozan anlaşmasından sonra yurda girmesi yasaklanan kimselerden sayılmıştır. Ethem'in gurbet hayatı maddi sıkıntılarla doludur. Giderken, elindeki bütün imkanlara rağmen, hiçbir şey götürmemiş, Yaveri'nin servetinden istifade etmiştir. 0 kadar ki, yarim okka pekmeze üç okka ekmeği banıp da on iki gün geçirdiği zamanlar olduğunu hatıratında yazar. Ethem Bey, bütün geçmiş hizmetleri unutularak, ancak birkaç hatası hatırlanarak haksiz yere "Hain" denmesinin acısı ile herşeye küskün, münzevi yaşadı. Mısır, Lübnan ve Ürdün'de yerIeşti. 1937 yılında 150'Iikler affedildi, vatana dönmelerine müsaade edildi. Mustafa Kemal iki yil önce bu affı çıkarmak istemiş, fakat BaşvekiI İnönü'nün muhalefetiyle geri kalmış idi. celal Bayar, o tarihte Başvekil olan celal Bayar bu affa imza koymuştur.Ethem'in iki ağabevi (Reşit ve Tevfik Beyler) döndükleri halde, Ethem Bey, ihtiyari gurbetine devam etmiş ve israrlı davetlere şu cevabı vermiştir:

" Ben milletime ve tarihe HAİN diye tanıtılmış, gıyabında idama mahkum ediImiş bir adamım. Ama hakikatte ben, asgari bana böyle diyenler kadar vatanperverim. Ve Milli Mücedelede hepsinden kıdemliyim Ben hain olmaya icbar edildim, buna rağmen hain olmadım. Şimdi hakikatleri açıkça konuşabilecek miyiz? Hepimiz adil ve bitaraf hakimler önüne çıkabilecek miyiz? Haydi bunlar oldu diyelim ya zihinlere yerleştirilmiş menfur kanaatIarı nasıl ıslah edecegiz. Burada gurbette ölürüm, fakat hiç olmazsa günün birinde doğru tarihin hakikatları ele almasını ümit etmis olarak gözIerimi kaparım."

Ethem Bey 1948 yılının Eylül'ünde Amman'da ömrünü tamamladı, mütevazi bir merasimle Şeria nehrinin kenarında toprağa verildi. ...

 EK:

Çerkez Ethem'in hizmetlerini vatan için samimi ve cesur cailışmalarını yazmamız garipsenmiş, ve bazı münakaşalara yol açmış... Her şeyden önce bilinmesi gerekli olan şudur ki biz bu sütunlarda bilinen tarihi, para ile yazdırılan, tahrif edilen tarihi degil; mümkün mertebe bilinmeyeni, anlatılmayanı; hatta bir bakıma, hadiselere şimdiye kadar dokunulması cesaret meselesi sayilan tarzda1 yakIaşmaya ve bakmaya çalışıyoruz. Bu bakımdan, Çerkez Ethem hakkında yazılmış olanların bilinmemesi mühim değildir. Mühim olan anlatılanların doğru olup olmadığıdır. Neler demişiz:a)Milli mücadelenin ilk devresinde Ethem Bey kahramandır; o devredeki hizmetlerini kimse inkar edemiyor.

cool Daha sonra Ismet Pasa ile çıkan İhtilaflarda Ethem Bey'in yalnız kalmadığı, bir kısım meşhur kumandanında Onun gibi düşündüğü bir çok hatıralarda anlatılmaktadır. C) Hadisenin son devresindeki gelişmelere gelince... Çerkez Ethem'in komünist Yeşil Ordu'ya alet olduğuna ve onun namına harekete geçtiğine dair hiçbir delil bulunmadığı gibi; O, hatıralarında Komünizmi şiddetle reddeder ve fenalığını kabullenir.

Ancak bazı çevrelerin çeşitli maksatlarla, Çerkez Ethem'i bu işe alet etmeğe çalışmaları İhtimali' mevcuttur ki, bu da Çerkez Ethem'i İlgilendirmez. Bilakis böyle bir cereyan olduğu halde kaılıp herhangi bir harekete geçmemiş olması İtibariyle takdirini gerektirir.

Zaten, o zaman karargahına gelen mebuslar heyeti ve TBMM de O'nun masumiyetine kanlidir. buna karşı bir tavrın uyanması kendisinin çektiği ve sonradan çok pişman olarak, "hayatımın en büyük hatası" dediği telgrafIa başIamıştır.

Askerlikten anladığı kadar politikadan anlamaması sebebiyle; etrafında döndürülen entrikaları sezmemiş, gerekli hareketleri yapamomıştır. Rakibi olan zat (İsmet Pa şa) ise, askerlikten ziyade politikanın ehli idi. Çerkez Ethem, kendi itirafından da anlaşıldığı üzere, hadiselere karşı hareket etmek şöyle dursun, dönen dolapların bile farkına varmamış, kimlerin ne yaptığını kendisinin hangi planlarla harcandığını ölünceye kadar da anlamamıştır.

Bilerek, vatan ve millet aleyhinde çalışmadığının en büyük isbatı ise; Almanya'da bulunduğu sırada; Türkiye'deki, yakın dostlarına müracaat ederek, tarafsız bir mahkemede hesaba çekilmesi için müracaat etmesidir. Bu isteği o zaman Meclis Reisi olan Ai Fuat Paşa'ya ulaştırılmış, fakat netice vermemiştir Ali Fuat Paşa, bu hususu hatıralarında şöyle kaydeder: " Ethem'in tarafsız bir mahkeme önüne çıkması arzusu, o günler içinde elbette mümkün değildi çok mahrem ve hususi bir yolla gelen mektubuna cevap da vermedim çünkü müsait bir imkanla arzusunun hiç olmazsa kısmen yerine getirilmesini cidden çok arzu ettim. Fakat hadiseler buna imkan vermedi...

Ethem Bey'in kuvvetleriyle Yunanlılara iltica ettiği ve hatta onlarla müştereken Türk askerlerine taarruz ettiği, külliyetli altın kaçırdığı iddiaları ise İspatsız iftiralardır. Ethem Bey, iki ateş arasında kalan her insanın yapacağını yapmış, askerlerini, silahını, orduya ait malzeme ve parayı bırakarak, hem de Türk ordusuna teslimini sağlamak suretiyle bırakarak Yunanlılardan, işgal ettikleri saha üzerinden geçiş hakkı istemiştir. Bu hakkı önce veren, sonra da malum Yunan kalleşliği ile, O'nu tevkif eden, bir müddet bekleten Yunanlılar nihayet serbest bırakmışlardır Böylece, Ethem Bey'in gurbet yılları başlamış oldu.

Üstelik, O'nun bu şekilde çekilmesi, TBMM kararı ile olmuştur. Bunu İsmet Paşa bir telgrafla Ethem Beye bildirmiştir. ismet Paşa'nın yazısında şu cümleler var: " Hiç kimse size açık ve samimi bir kardeşlik yapmadı. işte ben vaziyeti böyle hulasa ettikten sonra, Büyük Millet Meclisi'nin teklifi veçhile, BİRADERLERiNİZLE BERABER EMİN GÖRDÜĞÜNÜZ ŞEKiL ve TERTiPTE ÇEKİLMENİZİ hem şerefiniz ve hayatınız için, hem seyyar kuvvetler mensupları için en münasibi addediyorum...

Zaten Ethem Bey'in yaptığı, bizim de yazdığımız bundan başka bir şey değildir.

Bu sütunların hacmini aşacak bilgi isteyen okuyucularima, degerli Tarihçi Cemal Kutay'ın iki ciltlik "ÇERKEZ ETHEM DOSYASl" nı tavsiye ederim.

* * *

Vehbi VAKKASOĞLU.

Bazan hazin,Bazan Rezil BU VATANI TERKEDENLER.

Cihan Yayınları 1984

deniz 17.11.2004 10:45:22
tarihten gizlenmiş olan bir resim:


deniz 17.11.2004 10:50:40
Atatürk'ün nutukta ethem hakkındaki sözleri. kara harp okulu web sayfaları

amadeus

....

ÇERKEZ ETHEM HÜKÜMETİN KANUNLARINI TANIMIYOR

Efendiler, başlıbaşına dikkati çeken bir muameleyide burada belirteyim. Bu tarihlerde Kütahya'da MutasarrıfVekili Kadı Ahmet Asım Efendi adında bir zat bulunuyordu. Kütahya'da Mevki Komutanı ünvanıyla EthemBey tarafından tayin edilmiş Abdullah Bey adında da biri vardı. Bukomutan, kaçak asker ailelerinden bazılarını sürgün edilmek üzere KütahyaMutasarrıf Vekili Ahmet Asım Efendi'ye gönderir. MutasarrıfVekili, sürgün işlemlerinin son çıkarılan kanun gereğince, İstiklâl Mahkemesi'neait olduğunu bildirerek evrakı komutanlığa geri gönderir. Bunun üzerine, Mevki Komutanı, Mutasarrıf Vekili'ni gece vakti makamınagetirtmeye kalkar. Mutasarrıf Vekili, gece meşgul olduğundan sabahleyingörüşebileceğini bildirir. Komutanın gönderdiği erler, Mutasarrıf Vekili'ninevinin harem kapısını kırmak suretiyle zorla içeri girerler ve kendisinihakaret edici sözler söyleyerek alıp götürürler. Sorguya çektiktensonra, aynı gece silâhlı bir müfrezeyle on dört saat uzaklıkta bulunanKuva-yı Seyyare Komutanı'nın huzuruna getirirler. Ondan sonra da Kütahya'dançıkararak uzaklaştırırlar. Kadı olmak ve Mutasarrıf Vekili bulunmakdolayısıyla, çeşitli Bakanlıkların büyük bir memuru durumundaolan bir kimsenin uğradığı bu saldırı ve karşılaştığı ağır muamele, şüphesiz doğrudan doğruya hükûmete yöneltilmiş bulunuyordu. Bu olay üzerine,Meclis'te, hükûmete gensoru açıldı. İlgili Bakanlıklar, Cephe Komutanlığı'ndansuçluların Harp Divanı'na verilmelerini istediler. Cephe Komutanı'nın, Kuva-yı Seyyare Komutanlığı'nca soruşturma yapılıp sonucunun bildirilmesini isteyen telgrafına, 19 Aralık 1920'de Umum Kuva-yıSeyyare ve Kütahya Havalisi Komutan Vekili Mehmet Tevfik imzasıylagelen cevapta : "Abdullah Bey her ne yapmışsa tarafımdanverilen kesin emir üzerine yapmıştır ve yapmaya da mecburdu. Bu konunungerekçesi ilgili Bakanlıklara arz edilmişti. . . Kendisinin geri dönmesiiçin kesin emir verildiği zâtıâlîniz tarafından bildiriliyor. Döndüğü takdirde... mutlaka idam edeceğim...." deniliyordu.

Efendiler, milletin vekillerinin emriyle görevine iade edilmek istenenbir memurun idam edileceğinin bildirilmesi, elbette Anayasa ve kanunhükümleriyle bağdaştırılamazdı. 13 Aralık 1920 günü Ethem Bey,Ankara'daki kardeşi Reşit Bey'le, makina başında açık telgraflarlauzun uzadıya görüştü. Bu görüşmelerin özeti şuydu : "Ethem Bey, bukonunun mutlaka Meclis'te görüşülmesini sağlayınız. Sarı Efe denilenEdip'in kendi müfrezesiyle Gök Bayrak taburuna katılması için habergönderiniz. Meclis vasıtasıyla komutanları çektiriniz. Meclis kararıylaolmadığı takdirde, bir yolunu bulup bunu hemen sağlayınız" diyor; "patlatacağıbombaları da İngilizlerin işiteceğini ve bunun patlamasının dapek yakın olduğunu" söylüyor. Reşit Bey'in verdiği cevaplar arasındada dikkati çeken şu sözler yer alıyordu : "Kuva-yı Seyyare'nin düşmanakarşı savunma yapmamasını, bunu tümenlere bırakmasını ve Edip'lebizzat haberleşmesini, buna engel olunduğu takdirde Cephe Komutanı'ylayeniden ilgisini kesmesini" söylüyordu.

Reşit Bey, bu haberleşmelerle ilgili telgrafları olduğu gibi banagönderdi. Kendisi yanıma gelmedi. Zaten Eskişehir'den Kütahya'ya gidipdöndükten sonra yanıma gelmemişti. Kendisini yanıma çağırttım. Ne istediklerinisordum... "Cephe komutanlarını değiştiriniz" dedi. "Yerinekoyacak adamlarımız yoktur" dedim. "Beni tayin ediniz, ben daha iyi yaparım" dedi. "Cephe komutanlarını değiştirmek önemli bir meseledir. Geneldurumumuzu zayıflatır. Böyle bir teklifi kabul etmek kolay değildir.uygun da düşmez" cevabını verdim.

Aynı gün, yani 13 Aralık 1920'de Ethem Bey'e yazdığım bir telgrafta,Reşit Bey'le makina başında yapılan haberleşmeleri okuduğumusöyledikten sonra, bu konunun resmen Meclis'e getirilmesinin ve görüşülmesininuygun olmadığını, Edip'in yerinden oynatılmasının dadoğru bulunmadığını bildirdim. Aynı tarihte, Ethem Bey verdiğicevapta konunun ciddî olduğunu söyleyerek komutanlar aleyhine sözlersarfediyordu.

Efendiler, Ethem ve kardeşleri cephede bulunan komutanları beğenmiyorlar, onların emirlerine uymuyorlar. Bakanlıkları ve hükûmeti tanımıyorlar. Yalnız sözde bana itaat ediyorlar ve Meclis'i de kendi isteklerinegöre harekete geçireceklerini umuyorlar. Bana ve Meclis'e karşı hoşgörünerek, büyük bir gayretle hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyorlardı.Ethem Bey,18/19 Aralık tarihli bir telgrafıyla da, yine Edip'inmüfrezesiyle kendisine katılmasının sağlanmasını benden rica ediyordu.İsteğini haklı göstermek için de diyordu ki :

"Anadolu'daki isyan hareketlerinin bastılması sırasında, durum icabı Bigadolaylarında bıraktığım ve sonradan geçici olarak Düzce'ye gönderilen BirinciKuva-yı Seyyare'ye bağlı ve büyük bir kısmı İzmir ve dolaylan gönüllülerinden oluşan250 süvari, 200 piyade, bir dağ topçu takımı, iki makineli tüfek, 30 kişilik karargâhsüvari erlerinden kurulu Edip Bey müfrezesinden, İzmir sınırına yaklaşmamız dolayısıyla daha çok yararlanılacağı tabiîdir. Bununla birlikte, süreklimüracaat yapılmakta olduğundan ve Edip Bey tarafından, o bölgede güvenliğintam olarak sağlandığı bildirildiğinden, bu bölgenin uygun görülecek başka birbirliğe teslim edilerek, Edip Bey'in müfrezesinin savaş vasıtalanyla birlikteKuva-yı Seyyare'ye katılması hususunun ilgili makamlara emir ve havalesini ricaederiz".

Efendiler, bu telgrafta ileri sürülen düşüncelere, en tecrübesiz veen basit muhakemeli birinin bile inanabileceği kabul edilebilir mi? Kütahya'dabulunan bir zat, bana, İzmir sınırına yaklaşmaktan söz ediyor.Düzce ve dolaylarında durumun güvenilir olduğunu benden daha iyi haber alıyor.Edip Bey müfrezesinin kuvvetini ayrıntılı olarak saydıktan sonra, bumüfrezenin savaş vasıtalarıyla birlikte kendisine katılmasıricasının bence kabul edilebilir bulunacağını zannediyor.

Bu telgraf üzerine, 19 Aralık 1920'de, Düzce'de bulunan Müfreze KomutanıEdip Bey'e özel olarak bizzat yazdığım telgrafta, Ethem Bey'in isteğinden ve bunun kendisince istendiğinin bildirildiğinden bahsederek, müfrezenin o bölgede kalmasına kesin olarak ihtiyaç bulunduğunu da belirttim.

Edip,19/20 Aralık 1920'de verdiği cevapta, müfrezesinin o bölgedekalmasının zarurî olduğunu bildirdi. Buna, müfrezesinin Kuva-yı Seyyare'deki kimseler gibi aynı ödenekle çalıştırılmalarının sağlanması istirhamını ekleme fırsatını da kaçırmamıştı.

Efendiler, Ethem ve arkadaşları, Ankara yakınında Haymana'dada ayrıca bir kuvvet toplamaya teşebbüs ettiler. Hırsızlık suçundan Ankara'datutuklu iken sonradan serbest bırakılan Van göçmenlerindenMusa Beyzâde Abbas adında, biri, elinde bir belge ve beş onkişiyle birlikte Haymana bölgesinde adam toplamaya başladı. Bu adam19 Aralıkta yakalanabilmiş ve Ankara İstiklâl Mahkemesi'ne verilmişti.Bunu yakalamak ve adamlarını dağıtmak için çabucak özel bir tertibatalmak lâzım geliyordu. Bu maksatla, Haymana'ya şimdi milletvekili bulunan Recep Zühtü Bey komutasında özel bir kuvvet gönderilmişti. Recep Zühtü Bey, Abbas'ı üç arkadaşıyla birlikte yakaladıktan sonra,büyük bir saldırıya uğrayacağını pek muhtemel gördüğünden, tutukluları, yolunu değiştirerek Polatlı üzerinden trenle Ankara'yagetirmeye mecbur olmuştu

19.11.2004 17:10:00
bu arada yeri gelmişken söyliyeyim bilmeyen varsa
çerkezlerle biz yani çeçenler ayrı halklarız
 

20.11.2004 21:44:38
Ne bakımdan ayrı halklarsınız ? Hepimiz kardeş değil miyiz ?

02.12.2004 23:38:52
Alıntı
Ne bakımdan ayrı halklarsınız ? Hepimiz kardeş değil miyiz ?
şakacı çocuk seni hanimiş bakiim umayım

ayrı halklar olmamız kardeş olmamıza engel değil umaycık
tıpkı tükrlerle kürtler gibi
hatta onlardan daha da ayrı halklarız umaycık anladın mı tosunum

03.12.2004 14:35:43
bu arada yazının tamamını okudum
komünizme hakaret ediliyor
asılsız şeyler yazılı.....

18.08.2005 14:56:41
Ben de yazilari okudum, Mustafa Kemal'in Cerkez Ethem'e yoldas diye baslayan mektup yolladigi dogru cunku o siralar komunist parti kurmus bolsevizm e ilgi duyanlri kontrolu altinda bulundurmaya calisiyordu. Resmin neden resmi tarihten gizlendigini anlaymadim. Resmin saklnmasina gerek yok cunku Mustafa Kemal'in bir kuvayi milliye reisiyle hem de basarili bir reisle gorusmemesi icin bir neden yok. Evet Cerkez Ethem basariliydi BMM'nin bekasinda buyuk pay sahibiydi. BMM ne zaman basi sikissa onu goreve cagirirdi. Ethem'in hatasi bence kisiler ihtiraslarini, ulke cikarlarinin ustunde tutmasiydi. O yeni turk ordusunda dusuk rutbeli bir subay olmayi kabul edemedi ve tercihini yunan tarafina gecerek yapti. Bu kanitlarla sabit. Yunanlilara siginmadi diyen var mi icimizde bilmiyorum varsa beri gelsin.

deniz 18.08.2005 15:14:39
bu kısmı okudun mu:

Alıntı
Askerlikten anladığı kadar politikadan anlamaması sebebiyle; etrafında döndürülen entrikaları sezmemiş, gerekli hareketleri yapamomıştır. Rakibi olan zat (İsmet Pa şa) ise, askerlikten ziyade politikanın ehli idi. Çerkez Ethem, kendi itirafından da anlaşıldığı üzere, hadiselere karşı hareket etmek şöyle dursun, dönen dolapların bile farkına varmamış, kimlerin ne yaptığını kendisinin hangi planlarla harcandığını ölünceye kadar da anlamamıştır.

Bilerek, vatan ve millet aleyhinde çalışmadığının en büyük isbatı ise; Almanya'da bulunduğu sırada; Türkiye'deki, yakın dostlarına müracaat ederek, tarafsız bir mahkemede hesaba çekilmesi için müracaat etmesidir. Bu isteği o zaman Meclis Reisi olan Ai Fuat Paşa'ya ulaştırılmış, fakat netice vermemiştir Ali Fuat Paşa, bu hususu hatıralarında şöyle kaydeder: " Ethem'in tarafsız bir mahkeme önüne çıkması arzusu, o günler içinde elbette mümkün değildi çok mahrem ve hususi bir yolla gelen mektubuna cevap da vermedim çünkü müsait bir imkanla arzusunun hiç olmazsa kısmen yerine getirilmesini cidden çok arzu ettim. Fakat hadiseler buna imkan vermedi...

Ethem Bey'in kuvvetleriyle Yunanlılara iltica ettiği ve hatta onlarla müştereken Türk askerlerine taarruz ettiği, külliyetli altın kaçırdığı iddiaları ise İspatsız iftiralardır. Ethem Bey, iki ateş arasında kalan her insanın yapacağını yapmış, askerlerini, silahını, orduya ait malzeme ve parayı bırakarak, hem de Türk ordusuna teslimini sağlamak suretiyle bırakarak Yunanlılardan, işgal ettikleri saha üzerinden geçiş hakkı istemiştir. Bu hakkı önce veren, sonra da malum Yunan kalleşliği ile, O'nu tevkif eden, bir müddet bekleten Yunanlılar nihayet serbest bırakmışlardır Böylece, Ethem Bey'in gurbet yılları başlamış oldu.

Üstelik, O'nun bu şekilde çekilmesi, TBMM kararı ile olmuştur. Bunu İsmet Paşa bir telgrafla Ethem Beye bildirmiştir. ismet Paşa'nın yazısında şu cümleler var: " Hiç kimse size açık ve samimi bir kardeşlik yapmadı. işte ben vaziyeti böyle hulasa ettikten sonra, Büyük Millet Meclisi'nin teklifi veçhile, BİRADERLERiNİZLE BERABER EMİN GÖRDÜĞÜNÜZ ŞEKiL ve TERTiPTE ÇEKİLMENİZİ hem şerefiniz ve hayatınız için, hem seyyar kuvvetler mensupları için en münasibi addediyorum...

...

Vehbi VAKKASOĞLU.
Bazan hazin,Bazan Rezil BU VATANI TERKEDENLER.
Cihan Yayınları 1984



18.08.2005 18:30:39
Evet okudum ve bunlarin benim yazdiklarima cevap niteliginde oldugunu sanmiyorum. Gecis hakki istemek de ne demek. O yunanistandan isgal ettigi bolgelerden gecis hakki isteyip "gurbete" gittiginde insanlar milli mucadeleye katilmak icin kacak olarak ayni topraklardan geciyorlardi gecis hakki falan istemeden. Simdi bir mi tutacagiz bunlari yani. Tarfsiz mahkemede yargilanmak isteme masumiyeti gostermez bu aklanma cabasidir fikrimce. O zaman cerkez ethem in mustafa kemal i BMM nin onunde  sallandiracagim sozleri de yalan. Bir  de ben bu yazida Vehbi Vakkasoglunun kaynaklarini vs. goremedigim icin guvenirliligini sorgulamak istiyorum. Niye bu adamin sozlerini dogru kabul ediyorsunuz da mustafa kemal in sozlerine inanmiyorsunuz. Bunu kasitli yapmadiginizi biliyorum. Bir de canindan can koparmak isminde sanirim bir oyun vardi ethem in yaptiklrinda gercekten de o kadar bilincli davranmadigini kardeslerinin gudumunde oldugunu anlatiyordu.

deniz 18.08.2005 19:17:41
aslına bakarsan ben de tam olarak güvenemiyorum vakkasoğluna. bildiğim kadarıyla o döneme taraflı (islamcı yönden) bakan biri. dolayısıyla inönü ve atatürkün tavırları konusunda abartılı olabilir. bu yüzden ayrıca atatürkün konu hakkındaki yazısını da ekledim.

ayrıca sonuçta bu adam bir çete reisi. ankaradan uzak ve politikadan anlamaz. bunlar görülebilir. ama şunu da görmek gerekir ki hayatını düşmanlarla savaşa adamış bir insan senin dediğin şekilde hainlik yapmaz. ölür de bunu yapmaz. yapar mı ?

18.08.2005 19:27:22
Adamin hayati boyunca dusmanlarla savasmis olmasinin nedeni  mesleginin askerlik olmasi. Boyle dusunursek tum askerler hicbir asker vatanini satmaz dememiz gerekir ki o zaman hain, casus oldugu iddia edilen askerleri tarihte nereye koyacagiz. Ethem belki de bu hareketleri bilincli planli yapmadi ama ortalik karistiginda bir sekilde kellesini istiklal mahkemelerinden kurtarmasi gerekiyordu. Yani ya olecekti ya da kacacak. Senin fikrince olmesi gerekiyordu ama olmedi ve yapti. Cunku bence kacmasaydi asi bir cete reisini daha onceki basarilarina bakmaksizin ipe gotururlerdi. Nazik yillardi yani. O yillardaki olaylri yorumlarken de bugunun sartlarini degil o gunun ssartlarini gozonunde bulundurmaliyiz. Yanlis miyim?

deniz 18.08.2005 20:53:22
ben onun yerinde olsaydım sanırım aynısını yapardım.
düşün mesela yanlış yönlendirilmiş bir türk ordusu var seni ipe götürmeye gelen. ya onlarla sonuna kadar savaşırsın; ki bu türk insanına kurşun sıkmaktır. yada bir yere sığınmaya çalışırsın.
sen olsan ne yapardın.

18.08.2005 22:37:47
O yanlis yonlendirilmis dedigin ordunun yanlis yonlendirilmis olmadigina inandigim icin ( cunku ordunun basinda Osmanli'nin cesitli cephelerine gitmis fizan da bile savasmis canakkale mahserinden siyrilmis subaylar vardi) boyle bir duruma dusmezdim. Anlatmaya calistigim o bu durumu kendi hazirladi.

deniz 18.08.2005 22:58:40
düşamana karşı savaşmış bir halk kahramanını iki günde hain ilan edilmesi ve idamına çalışılmasının sebepleri neydi ?

(bilmediğim için soruyorum )


Sayfa: [ 1 ] 2