SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İslamiyet

Konu: Turan Dursun'un iftiraları???

Sayfa: 1 2 3 4 5 [ 6 ] 7 8

frodo 10.08.2007 20:07:02
"Turan Dursun'un "Mekke" anlamında yorumladığı kelimenin ayetteki asıl ifadesi "ümmü’l kura"dır. Bu kelimenin sözlük karşılığı ise "köylerin, kasabaların, kentlerin anası" demektir. Yani bu kelimeyle sadece Mekke değil, bütün ana şehirler, kasaba ve köyler ifade edilmiş olur. Mekke de bir şehir merkezidir, fakat "ümmü’l Kura" Mekke ile sınırlı olmayıp,..."

"inanan bir insan hem enam suresi 92.ci ayette geçen ummü-l kura ifedesiyle şehirlerin anasının mekke olduğunu bilir "

Anlaşılan biçimsel tartışmalara gireceğiz önce. Bu yukarıdaki iki yazı da size ait sayın zühre yıldızı. Son yazınızla bir önceki yazınızı nesh etmişsiniz. Sağlıklı bir bilgi aktarımı ve tartışma için gerekli ön koşul önyargılı olmamaktır diye düşünüyorum ve son yazdığınızın Turan Dursun'un ümmü'l kurra kavramı ile örtüştüğünü görüyorum. Oysa ilk yazınızda ümmü'l kurranın şehirlerin anası anlamına geldiğini ve öznel olarak Mekke'yi değil, onu da kapsayarak tüm şehirleri ifade ettiğini söylüyor ve Turan Dursun'u cehalet ve samiyetsiz olmakla itham ediyordunuz. Bu konuda hem fikir olduğumuzu düşünüyorum. (ümmü'l kurra konusunda). Şimdi Turan Dursun'un neden sadece araplara inmiş
bir kitaptan bahsettiğine bakalım;

Şura 7:Böylece şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarman, şüphe götürmeyen toplanma günü ile uyarman için sana Arapça okunan bir Kitap vahyettik. İnsanların bir takımı cennete, bir takımı da çılgın alevli cehenneme girer.

Enam 92:Bu indirdiğimiz, kendinden öncekileri doğrulayan, Mekkelileri ve etrafındakileri uyaran mübarek Kitap'dır. Ahirete inananlar buna inanırlar, namazlarına da devam ederler.

İbrahim 4: (Allah'ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Çünkü O, güç ve hikmet sahibidir.

Fussilet 44:Biz bu Kuran'ı yabancı bir dil ile ortaya koysaydık: "Ayetleri uzun açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı bir dille söylenir mi?" derlerdi. De ki: "Bu, inananlara doğruluk rehberi ve gönüllerine şifadır." İnanmayanların kulaklarında ağırlık vardır ve onlara kapalıdır; sanki bunlara uzak bir mesafeden sesleniliyor da anlamıyorlar.

Bu ayetlerde kuran'ın arapça ve Mekke ve civarında yaşayanlara yönelik olduğu açık değil mi? Diyeceksiniz ki kuran'ın tüm insanlara yönelik olduğunu açıklayan ayetleri yok mu? Evet var. Bunu Turan Dursun'da söylüyor, kuranı okuyan herkes de görebilir. Örneğin sebe 28: Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir; fakat insanların çoğu bilmez.

Bu neyi gösterir ? Anlaşılan o ki Mısırlı düşünür haklı. Kuran her arananın bulunduğu bir supermarket gibidir.



BUDHA 10.08.2007 20:27:18
Alıntı
Eğer bu konuda yeni şeyler söylemeyecekseniz Turan Dursun'un diğer iftiralarına(!) göz atalım.


Tur'an'ın bu iftirasını çözemedik ki diğer iftiralarına göz atalım.
Ben yazıma hala cevap bekliyorum.

frodo 10.08.2007 20:54:24
Sayın Budha :
   Hep garibime gitmiştir yeri gelmişken paylaşayım. Şu sonsuz evreni
yarattığı iddia edilen "yaratıcının" sözleri olduğunu kabul ettiğiniz Kuran'ı
"şöyle demek istemiş olabilir" , "ipucu veriyor", aslında arapça şu "anlama da gelebilir" türü açıklamalarla desteklemek zorunda kalmanızda bir tuhaflık yok mu? Yani Allah Mekke ve çevresi tanımlaması ile tüm insanlar tanımlamasını bilemeyecek durumda mıdır da siz onun adına "sufle" yapma gereğini duyuyorsunuz ?

Şuara:195:Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.(Diyanet İşleri Meali)

"...İlâhî mesaj ölü ve esrarengiz bir dille veya muamma ve bilmecelerle dolu bir dille değil, her Arap ve Arapça'yı bilen her Arap olmayanın kolayca anlayabileceği apaçık bir Arapça ile indirilmiştir. TEFHİMÜ-L KUR'AN'DAN Şuara Suresi 195. Ayet ve Tefsiri"


kiya 10.08.2007 21:18:03
Budha mı gelecekti başımıza laugh

BUDHA 10.08.2007 21:41:41
Sayın Budha :
   Hep garibime gitmiştir yeri gelmişken paylaşayım. Şu sonsuz evreni
yarattığı iddia edilen "yaratıcının" sözleri olduğunu kabul ettiğiniz Kuran'ı
"şöyle demek istemiş olabilir" , "ipucu veriyor", aslında arapça şu "anlama da gelebilir" türü açıklamalarla desteklemek zorunda kalmanızda bir tuhaflık yok mu? Yani Allah Mekke ve çevresi tanımlaması ile tüm insanlar tanımlamasını bilemeyecek durumda mıdır da siz onun adına "sufle" yapma gereğini duyuyorsunuz ?

Şuara:195:Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.(Diyanet İşleri Meali)

"...İlâhî mesaj ölü ve esrarengiz bir dille veya muamma ve bilmecelerle dolu bir dille değil, her Arap ve Arapça'yı bilen her Arap olmayanın kolayca anlayabileceği apaçık bir Arapça ile indirilmiştir. TEFHİMÜ-L KUR'AN'DAN Şuara Suresi 195. Ayet ve Tefsiri"



''çevre''  sözcüğünü mekan olarak kafasına göre daraltıp kur'anın bu ayetde evrensel olmadığını ifade eden bazı ahmakların hatırı için, Tanrı detaya girip kur'anı yüzlerce ciltlik bir ansiklopedi mi yapsaydı?


Hiç mi edebiyat okumadınız?

Kur'anda dil zenginliği var,sembolik anlatımlar,mecazlar,teşbihler var.

Bir asra değil tüm asırlara hitap eden bir kitapta tabiki her asrın kendi zihin gelişmişliğine göre çıkaracağı anlamlar vardır.ve bu anlamlar kur'anda saklıdır.


Bu anlamlar da dil zenginliği içinde işaretlerle ifadelendirilmiştir.

Bu zaten kur'anın mucizevi özelliklerinden biridir.

Fakat siz bu çıkarımları, çarpık ve sakat bir mantıkla yaklaştığınız için ''zorlama''
olarak nitelendirirsiniz.

Şunu çok iyi bilin, kur'andan yargı-hüküm çıkarmak için tek başına meal yetersizdir.

Bu konuda arapçayı iyi bilen müfessirlere ihtiyaç vardır.

örk.Tabiat kitabı elbette açık seçik herkesin istifade edeceği bir kitapdır;fakat bu kitapdan istifade eden bir bilim adamı ile sıradan bir adam aynı kefeye konulur mu?

Tabiat açık seçik olduğu halde bilim adamları için de bu tabiatta bir takım işaretler yok mu.

Bay frudo,merak ettiğiniz bu durum başlıbaşlıbaşına bir konudur.

Çok uzun sürer.

Bu kısacık açıklamamla da sizi tatmin ettiğimi de düşünmüyorum.

Konuyu dağıtıp konudan konuya atlamayalım lütfen!


Alıntı
Eğer bu konuda yeni şeyler söylemeyecekseniz Turan Dursun'un diğer iftiralarına(!) göz atalım.

Ben birşeyler söyledim,soru sorarak kaçmayın.Turan'ın çarpıtması iftirası ortada siz benim yazıma yanıt verin lütfen.Turaın sıf çarpıtma amacıyla yorumladığı ''çevre'' sözcüğünü Mekke'nin dışındaki her yer olarak algılasak yanlış mı yaparız?yanlış yaparsak niye yaparız.

kiya 10.08.2007 21:48:40
tamam Budha, sinirlenme, kader ayırdı bizi, elimizden ne gelir, sabrın sonu selamettir, başa gelen çekilir laugh

frodo 13.08.2007 13:09:13
"Kur'anda geçen  ''çevre''  sözcüğünü mekan olarak da kafasına göre daraltıyor.(çarpıtma yapacak ya!)

Biz ''çevre'' sözcüğünü Mekke'nin dışındaki her yer olarak algılasak yanlış mı yaparız?"

Hayır yanlış yapmazsınız sayın budha. Ancak 'tuhaf' yapmış olursunuz.
Örneğin İstanbul ve çevresi ifadesinden Tokyo'yu da anlayan zengin
hayal gücünüzü göstermiş olursunuz. Şu aşağıdaki diyalog sizce uygun mudur ?

x- Hayırdır son zamanlarda görünmüyorsun ?
y-Tatilde idim. Antalya çevresinde 1 kaç ay geçirdim.
x-Haa anladım Havai'de idin ..
y-!!??

TDK sözlük: Çevre
1 .     Bir şeyin yakını, dolayı, etraf:
       "Büyük kentlerin çevreleri gecekondularla sarılmıştır."- O. Rifat.
7 .    matematik  Düzlem üzerindeki bir şekli sınırlayan çizgi.

Konudan konuya geçtiğim yok sayın budha.Bu başlığın yazarı ümmül kurra deyimi ile ilgili netleştiği zaman diğer konulara geçeceğiz. Maalesef henüz adım atamadık.


zÜhrE yIldIzI 13.08.2007 13:19:21
doğru ümmül kura deyimi hala netleşmemiş.
 ümmül kura kasabaların köylerin anası demektir.siz acaba bu deyimden sadece mekkeyi mi anlıyorsunuz bence ben bu deyimden istanbulu da anlarım tokyo yuda anlarım londrayı da anlarım .siz anladınız mı?

13.08.2007 13:21:34
zaten din bir şey diyorsa bundan "net" bir anlam çıkmaz. herkes her şeyi anlayabilir. yani doğru ve yanlış ortadan kalkar. Aklın iflası.

zÜhrE yIldIzI 13.08.2007 13:22:27
evet bu da zaten dini sana vermiş olduğu bir özgürlük

frodo 13.08.2007 17:05:20




               
                     
             2) Kuran’ın Sadece Araplar Ve Mekke Çevresindekiler İçin Gönderildiği İftirası
 
             Turan Dursun'un bir diğer iddiası, Kuran-ı Kerim'in sadece Araplara yönelik bir kitap olarak vahyedildiği, diğer milletlerin Kuran'dan sorumlu olmadığı şeklindedir. Bunu, şu sözleriyle ileri sürmektedir:

"Kur'an'ın bütünü içinde, Muhammed'in "kavm"ından, yani "toplum"undan "Tanrı vahiyleri"ni, bu "toplum"a iletmek zorunda olduğundan, bunu yaptığından söz edilir. Muhammed'in "toplum"u, "Arap toplumu"dur. Öyleyse "muhattap" da bu toplumdur. Kur'an, kendi deyimiyle "Arapça", seslendiği kesim de, "Araplar". Ama "Araplar"ın da tümü değil; yalnızca "bir kesimi". Korkutma yalnız "Mekke ve çevresi"ne. Ayetler çok açık. "Kur'an"la yapılan "uyarı"ların, "korkutma"ların, "Mekke" (Ümmü'l-Kura) ve "çevresi"ne yönelik olduğu, En'am suresinin 92., Şura suresinin 7. ayetinde, kuşkuya yer bırakmayacak bir açıklıkla anlatıyor." (Turan Dursun, 2000'e Doğru, 28 Ocak 1990, Yıl 4, Sayı 5)
           
Turan Dursun’un bu iddiasına delil olarak kullanmaya çalıştığı ve bu amaçla çarpıtarak yorumlamaya kalktığı ayetin meali şu şekildedir:

İşte bu (Kur'an), önündekileri doğrulayıcı ve şehirler anası ile çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz kutlu Kitaptır. Ahirete iman edenler buna inanırlar. (Enam Suresi, 92)

Turan Dursun'un "Mekke" anlamında yorumladığı kelimenin ayetteki asıl ifadesi "ümmü’l kura"dır. Bu kelimenin sözlük karşılığı ise "köylerin, kasabaların, kentlerin anası" demektir. Yani bu kelimeyle sadece Mekke değil, bütün ana şehirler, kasaba ve köyler ifade edilmiş olur. Mekke de bir şehir merkezidir, fakat "ümmü’l Kura" Mekke ile sınırlı olmayıp, tüm zamanların tüm merkezi şehirlerini kapsamaktadır. Dolayısıyla, "Kuran sadece Mekke çevresindekilere yöneliktir" diye bir iddiada bulunmak, sadece bu iddia sahibinin cehalet veya samimiyetsizliğini gösterir.
Gerçekte üstteki ayette Turan Dursun seviyesindeki kişilerin hiç kavrayamayacakları bir hikmet açıklanmakta, İslam'ın bir tebliğ yöntemi olarak önce merkezi şehirlere, ardından bunların çevresine yayılmasına işaret edilmektedir.

Dikkat edilirse Turan Dursun, bir önceki başlık altında (ırkçılık iddiasında) karşılaştığımız çarpıtma yöntemini burada bir kez daha kullanmaktadır. Bir ayeti ele almış, içinde geçen bir kavramı kasten yanlış yorumlamış, dahası bu konuyu açıklayan, tefsir eden diğer Kuran ayetlerini kasten görmezlikten gelerek basit bir çarpıtma yapmıştır.

Nitekim bu konuyla ilgili diğer ayetlere baktığımızda, Turan Dursun'un ne kadar büyük bir çarpıtma yaptığı tüm açıklığıyla ortaya çıkar. Hz. Muhammed'in tüm insanlığa gönderilmiş bir peygamber olduğu ve Kuran hükümlerinden kıyamete kadar tüm insanların sorumlu tutulduğu pek çok ayette vurgulanmıştır. Aşağıdaki iki ayet, konuyu açıklığa kavuşturmaktadır:

Biz seni ancak bütün insanlığa bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar. (Sebe Suresi, 28)

De ki: Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnızca O'nundur. (A'raf Suresi, 158)


       Madem Turan Dursuna bir özür borçluyum sizce Turan dursrn ve onu destekleyen kişlerin samimi müslümanlara karşı bir özür borcu yok mu inanan bir insan hem enam suresi 92.ci ayette geçen ummü-l kura ifedesiyle şehirlerin anasının mekke olduğunu bilir hem de  eğer samimiyse  diğer ayetlerin ifade ettği gibi kuran tün insanlığa indirilmiştir ifadesi arasında bir çelişki bulamaz zaten o devirde müslümalık sadece mekke ve çevresinde vardı yani kuran şunu mu diyecek istanbul,londra ,diyarbakır böyle şehir adlarını tek tek sayacak mı ?

[/color][/font]

doğru ümmül kura deyimi hala netleşmemiş.
 ümmül kura kasabaların köylerin anası demektir.siz acaba bu deyimden sadece mekkeyi mi anlıyorsunuz bence ben bu deyimden istanbulu da anlarım tokyo yuda anlarım londrayı da anlarım .siz anladınız mı?

Kalelerin yerlerini sürekli değiştiriyorsunuz sayın zühre yıldızı. Soru net ve basit; ümmü'l kurra deyince nereyi anlarsınız ? İnsanlar için ilk kurulan "ev"in bulunduğu yer olan Mekke'yi mi yoksa çevresinde daha küçük yerleşim yerleri olan herhangi bir yeri mi ? Bu soruya vereceğeniz yanıta göre ya ümmül kurra'nın mitolojik kökenleri de dahil
tarihe bir yolculuk yapacağız ya da başlığınızın diğer maddelerine geçeceğiz.

Son olarak kavramlara istediğiniz anlamı yükleyebilirsiniz. Ama bu sadece kendinizi
kandırmanızdan başka anlama gelmez. Nedense küçük yeğenlerimle oynadığım (8 yaşlarındaydılar) isim-şehir-ülke oyununu anımsadım. E harfinden ülke olarak "Edopya"
yazmış olan yiğenime ;
 -'Kızım Etiyopya olmasın bu ?' dediğimde cevap beni her hatırladığımda gülmekten öldüren şu dahiyane cümle olmuştu;
 - Ama ben ona hep Edopya derim !!!!

flzf 13.08.2007 17:13:24
bildiği konuda yazamıyoki bilmediği kelimeleri açıklasın frodo bide şu alıntıların asıl yazısını nerde bulabilirim

zÜhrE yIldIzI 13.08.2007 17:23:18
             
                     
             2) Kuran’ın Sadece Araplar Ve Mekke Çevresindekiler İçin Gönderildiği İftirası
 
             Turan Dursun'un bir diğer iddiası, Kuran-ı Kerim'in sadece Araplara yönelik bir kitap olarak vahyedildiği, diğer milletlerin Kuran'dan sorumlu olmadığı şeklindedir. Bunu, şu sözleriyle ileri sürmektedir:

"Kur'an'ın bütünü içinde, Muhammed'in "kavm"ından, yani "toplum"undan "Tanrı vahiyleri"ni, bu "toplum"a iletmek zorunda olduğundan, bunu yaptığından söz edilir. Muhammed'in "toplum"u, "Arap toplumu"dur. Öyleyse "muhattap" da bu toplumdur. Kur'an, kendi deyimiyle "Arapça", seslendiği kesim de, "Araplar". Ama "Araplar"ın da tümü değil; yalnızca "bir kesimi". Korkutma yalnız "Mekke ve çevresi"ne. Ayetler çok açık. "Kur'an"la yapılan "uyarı"ların, "korkutma"ların, "Mekke" (Ümmü'l-Kura) ve "çevresi"ne yönelik olduğu, En'am suresinin 92., Şura suresinin 7. ayetinde, kuşkuya yer bırakmayacak bir açıklıkla anlatıyor." (Turan Dursun, 2000'e Doğru, 28 Ocak 1990, Yıl 4, Sayı 5)
           
Turan Dursun’un bu iddiasına delil olarak kullanmaya çalıştığı ve bu amaçla çarpıtarak yorumlamaya kalktığı ayetin meali şu şekildedir:

İşte bu (Kur'an), önündekileri doğrulayıcı ve şehirler anası ile çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz kutlu Kitaptır. Ahirete iman edenler buna inanırlar. (Enam Suresi, 92)

Turan Dursun'un "Mekke" anlamında yorumladığı kelimenin ayetteki asıl ifadesi "ümmü’l kura"dır. Bu kelimenin sözlük karşılığı ise "köylerin, kasabaların, kentlerin anası" demektir. Yani bu kelimeyle sadece Mekke değil, bütün ana şehirler, kasaba ve köyler ifade edilmiş olur. Mekke de bir şehir merkezidir, fakat "ümmü’l Kura" Mekke ile sınırlı olmayıp, tüm zamanların tüm merkezi şehirlerini kapsamaktadır. Dolayısıyla, "Kuran sadece Mekke çevresindekilere yöneliktir" diye bir iddiada bulunmak, sadece bu iddia sahibinin cehalet veya samimiyetsizliğini gösterir.
Gerçekte üstteki ayette Turan Dursun seviyesindeki kişilerin hiç kavrayamayacakları bir hikmet açıklanmakta, İslam'ın bir tebliğ yöntemi olarak önce merkezi şehirlere, ardından bunların çevresine yayılmasına işaret edilmektedir.

Dikkat edilirse Turan Dursun, bir önceki başlık altında (ırkçılık iddiasında) karşılaştığımız çarpıtma yöntemini burada bir kez daha kullanmaktadır. Bir ayeti ele almış, içinde geçen bir kavramı kasten yanlış yorumlamış, dahası bu konuyu açıklayan, tefsir eden diğer Kuran ayetlerini kasten görmezlikten gelerek basit bir çarpıtma yapmıştır.

Nitekim bu konuyla ilgili diğer ayetlere baktığımızda, Turan Dursun'un ne kadar büyük bir çarpıtma yaptığı tüm açıklığıyla ortaya çıkar. Hz. Muhammed'in tüm insanlığa gönderilmiş bir peygamber olduğu ve Kuran hükümlerinden kıyamete kadar tüm insanların sorumlu tutulduğu pek çok ayette vurgulanmıştır. Aşağıdaki iki ayet, konuyu açıklığa kavuşturmaktadır:

Biz seni ancak bütün insanlığa bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar. (Sebe Suresi, 28)

De ki: Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnızca O'nundur. (A'raf Suresi, 158)


       Madem Turan Dursuna bir özür borçluyum sizce Turan dursrn ve onu destekleyen kişlerin samimi müslümanlara karşı bir özür borcu yok mu inanan bir insan hem enam suresi 92.ci ayette geçen ummü-l kura ifedesiyle şehirlerin anasının mekke olduğunu bilir hem de  eğer samimiyse  diğer ayetlerin ifade ettği gibi kuran tün insanlığa indirilmiştir ifadesi arasında bir çelişki bulamaz zaten o devirde müslümalık sadece mekke ve çevresinde vardı yani kuran şunu mu diyecek istanbul,londra ,diyarbakır böyle şehir adlarını tek tek sayacak mı ?

[/font]

doğru ümmül kura deyimi hala netleşmemiş.
 ümmül kura kasabaların köylerin anası demektir.siz acaba bu deyimden sadece mekkeyi mi anlıyorsunuz bence ben bu deyimden istanbulu da anlarım tokyo yuda anlarım londrayı da anlarım .siz anladınız mı?

Kalelerin yerlerini sürekli değiştiriyorsunuz sayın zühre yıldızı. Soru net ve basit; ümmü'l kurra deyince nereyi anlarsınız ? İnsanlar için ilk kurulan "ev"in bulunduğu yer olan Mekke'yi mi yoksa çevresinde daha küçük yerleşim yerleri olan herhangi bir yeri mi ? Bu soruya vereceğeniz yanıta göre ya ümmül kurra'nın mitolojik kökenleri de dahil
tarihe bir yolculuk yapacağız ya da başlığınızın diğer maddelerine geçeceğiz.

Son olarak kavramlara istediğiniz anlamı yükleyebilirsiniz. Ama bu sadece kendinizi
kandırmanızdan başka anlama gelmez. Nedense küçük yeğenlerimle oynadığım (8 yaşlarındaydılar) isim-şehir-ülke oyununu anımsadım. E harfinden ülke olarak "Edopya"
yazmış olan yiğenime ;
 -'Kızım Etiyopya olmasın bu ?' dediğimde cevap beni her hatırladığımda gülmekten öldüren şu dahiyane cümle olmuştu;
 - Ama ben ona hep Edopya derim !!!!


           ben size anlattım ümmül kuranın ne demek olduğunu siz asıl tanımı  sağa sola çekiyorsunuz ümmül kura kasabaların  anası merkezi demek istanbulda bir merkezdir londrada bir merkezdir. ve bunların çevresi de yani tüm insanlık kuranın hükümlerinden yükümlüdür tabi müslüman olanlar.
           
          ayrıca flzf sen bi parazitlik yapma karşıma herşeyi ispatlaycağım diye geldin herhangi bir fikrini cevabını göremedik

frodo 13.08.2007 17:35:17
bildiği konuda yazamıyoki bilmediği kelimeleri açıklasın frodo bide şu alıntıların asıl yazısını nerde bulabilirim

Sevgili flzf; yanlış anlamadıysam zühreyıldızı arkadaşın ilk yazısının kaynağını soruyorsun. her ne kadar zühre yıldızı ilk yazıyı kendi yazmış görünse de bu yazı
şu adresten copy/paste ile yazılmış.

http://www.netcevap.org/t_dursun_1990.html
"inanan bir insan hem enam suresi 92.ci ayette geçen ummü-l kura ifedesiyle şehirlerin anasının mekke olduğunu bilir"

"ümmül kura kasabaların  anası merkezi demek istanbulda bir merkezdir londrada bir merkezdir."

Bu ifadelerin hangisini temel alacağız sayın zühre yıldızı ? Her iki tanım da size ait.

Bir başka soru; neden Mekke "ümmü'l kurra" olarak betimlenir biliyor musunuz ?

BUDHA 13.08.2007 20:07:03
Kur'an-ı Kerim, Mekke için «Ummul-Kura» tabirini kullanmaktadır. (En'am, 92; Şura, 7).

Arapçada ''Umm'' anne, ''Kura'' da şehirler manasındadır. ''Şehirlerin annesi'', yani başşehir.

İngilizce’de ''Metropolis'' denmektedir ki, bu ''Ummu'l-Kur'a''nın tam tercümesidir.

''Metro'', anne; ''Polis'' şehirler demektir. Ummu'l-Kura, uzun zamandan beri Mekke için kullanılan

isimlerden biridir. Yani İslamiyet'ten evvel de Mekke'ye ''Ummu'l-Kura'' deniyordu. Ve Kur'an-ı Kerîm bu

ismi kullanmaktadır.


Ayette geçen ‘Ve men havleha’dan (Mekke’nin çevresindekiler) maksat bütün yeryüzü halkıdır. Nitekim

Mekke yerine ‘Ummu’l-Kura’ (Şehirlerin anası) ifadesinin kullanılması da bu manayı desteklemektedir.

Bugün net bir şekilde görmekteyiz ki, insanlar yeryüzünün ona yakın ve uzak her köşesinde içinde kabe

(Beytullah) olan ''Ummu’l-Kura''ya yönelerek namaz kılmaktadırlar.

Bu da bütün yeryüzü halkının ‘Havleha’ya (Mekke’nin çevresi) dahil olduklarının kanıtıdır.


Alemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkan’ı indiren Allah’ın şanı yücedir.(furkan 25.1) Bu ayet, Kuran’ın

ve ilk muhatabı Allah Rasul’ünün belli bir zaman, coğrafya ve milletle sınırlı olmadığı, bilakis Onunla aynı

asrı paylaşanlar dahil kıyamete kadar gelecek bütün ins ve cinni kapsadığı, yani tarih üstü olduğu

gerçeğini ifade eder.

inanç birlikteliği anlamında islam ümmetinin anakenti mekke'dir.(Bu hacda daha güzel anlaşılır)

İslâm evrensel bir dindir
Kur'ân-ı Kerim Son Peygamber'i (s.a.), "Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusu" olarak takdim etmektedir (Ahzâb: 33/40). İlâhî Kitaba göre O "âlemlere rahmettir" (Enbiyâ: 21/107), "Bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir" (Sebe': 34/28). Bu âyetlerin ilk muhatabı olan Hâtemu'l-enbiyâ Efendimiz vazifesinin şuuru içinde hareket ederek İslâm davetini Araplara ve Arap Yarımadası'na mahsus (özgü) kılmamış, dini bu dar çerçeve içinde tebliğ etmekle yetinmemiş, İran, Habeşistan, Bizans, Mısır gibi o çağın dünyasının bilinen kültür ve medeniyet merkezlerine mektuplar ve temsilciler göndererek farklı din, renk, dil ve coğrafyadan olan insanları İslâm'a çağırmıştır. Kendisi bu fani dünyadan ayrıldıktan sonra samimi ve sadık mensupları dünyanın dört bir yanına yayılarak İslâm'ı tebliğ etmişler, Çin'den İspanya'ya kadar büyük bir coğrafya üzerinde İslâm'ın tanınmasını, benimsenmesini ve yayılmasını sağlamışlardır.
Bu apaçık âyetlere ve tarihî gerçeklere rağmen, önündeki ağacı görüp koca ormanı göremeyen zihin miyopları gibi "Sen ancak uyarıcısın ve her bir kavmin de bir yol göstericisi (hâdisi, rehberi) vardır" (Ra'd: 13/7) mealindeki âyete takılarak Peygamberimizin elçiliğini ve İslâm'ın kapsamını daraltmaya, Araplara özgü kılmaya yeltenenler büyük bir gaflet ve yanılgı içindedirler. Peygamberimizin Kur'ân'da sayılan vasıfları ve özellikleri âyetlerin bağlamlarına, işlenen konulara uygun olarak serpiştirilmiştir. "Uyarıcılık" vasfının zikredildiği âyet, ahireti inkâr eden ve Peygamber'e Rabbinden, kendilerini inandıracak bir mucizenin gelmesini isteyen kâfirlere cevap olarak gönderilen ayetler arasında indirilmiştir. Bu âyetler bağlamının ifade ettiği mâna şudur: "Peygamber insanları hidayete getiremez, onun vazifesi tebliğ etmek ve uyarmaktır. Bu kavme olduğu gibi bundan önceki kavimlere de hidayet rehberleri, yol göstericiler gönderilmiştir. İnsanlar hür iradeleriyle o hidayet rehberlerine uyarlarsa doğru yolu bulurlar, uymazlarsa doğru yoldan sapmış olurlar". Şu halde Son Peygamber'in gönderildiği kavme bir uyarıcı, bir de hidayet rehberi gönderilmiştir. Bu kavim/kavimler İslâm'ın ilk muhatapları olmaları itibariyle Araplar'dır, İslâm'ın evrenselliği itibariyle de mîlâdî 610 yılından itibaren bütün dünya insanlığıdır. Gönderilen uyarıcı Hz. Peygamber (s.a.) olduğuna göre hidayete götüren, rehber olan (hâdî) kimdir veya nedir? Kur'ân-ı Kerim'de yüzlerce âyette bu sorunun cevabı şöyle verilmiştir: "Hâdî Allah'tır, insanları -iradelerini değerlendirerek- saptıran veya doğru yola kavuşturan O'dur, O istemedikçe -peygamberler dahil- hiçbir kimse bir başkasını doğru yola getiremez, iman etmesini sağlayamaz. Allah Teâlâ'nın yol göstericiliği ve hidayet rehberliği, peygamberleriyle gönderdiği kitaplar vasıtasıyle olmaktadır. O'nun bütün kitapları doğru yolun rehberleridir (hüdâ, hâdî), doğru yolun adı İslâm'dır, bütün peygamberler kavimlere (Allah'ın kullarına) onu tebliğ etmişler, hayatını ona göre yaşayanları müjdelemişler, sapanları ise uyarmışlardır. Hâtemu'l-enbiya da (s.a.) aynı hidayetin temsilci ve tebliğcisidir (En'âm: 6/84-90). Kendisi örnektir, uyarıcıdır, müjdeleyicidir, hidayetin şahididir, dâvetçisidir, insanlığın ufkunu aydınlatan ve açan ışıktır; onunla gönderilen rehber (hâdî ve hüdâ) Kur'ân'dır, muhatabı da bir kavim değil, bütün insanlıktır. Son Peygamber'den (s.a.) sonra ulusal veya evrensel bir peygamber daha gelmeyecektir. Hangi sosyal ve siyasî ölçütlere göre bölünürlerse bölünsünler bütün insanlığın son peygamberi, "öncekilerin getirdikleri dinlerin özünü tasdik ve teyid eden" Muhammed Mustafâ'dır (s.a.).

 


ALINTIDIR.
"Kur'anda geçen  ''çevre''  sözcüğünü mekan olarak da kafasına göre daraltıyor.(çarpıtma yapacak ya!)

Biz ''çevre'' sözcüğünü Mekke'nin dışındaki her yer olarak algılasak yanlış mı yaparız?"

Hayır yanlış yapmazsınız sayın budha. Ancak 'tuhaf' yapmış olursunuz.
Örneğin İstanbul ve çevresi ifadesinden Tokyo'yu da anlayan zengin
hayal gücünüzü göstermiş olursunuz. Şu aşağıdaki diyalog sizce uygun mudur ?

x- Hayırdır son zamanlarda görünmüyorsun ?
y-Tatilde idim. Antalya çevresinde 1 kaç ay geçirdim.
x-Haa anladım Havai'de idin ..
y-!!??

TDK sözlük: Çevre
1 .     Bir şeyin yakını, dolayı, etraf:
       "Büyük kentlerin çevreleri gecekondularla sarılmıştır."- O. Rifat.
7 .    matematik  Düzlem üzerindeki bir şekli sınırlayan çizgi.

Konudan konuya geçtiğim yok sayın budha.Bu başlığın yazarı ümmül kurra deyimi ile ilgili netleştiği zaman diğer konulara geçeceğiz. Maalesef henüz adım atamadık.




Dil oyunları ha  Smiley


Durun ben de size uyup birşeyler karalayayım.körle yatan şaşı kalkarmış.

Yazıhanesinde oturan muhtar için ''çevre'' mahalledir.

valinin sorumlu olduğu ''çevre'' kentdir.

Cumhurbaşkanında ise ''çevre'' mekansal anlamda (üstlendiği misyon gereği) tüm ülke oluyor galiba.

''çevre edinmek'' böyle bir deyim de var dilimizde acep bu ne oluyor ki Smiley

Türkçe dil kuralları ile  arapça bir sözcük üzerine anlam oyunu yapmak(kurandaki anlam bütünlüğünü gözardı ederek) Turana ve onun öğrencilerine mahsustur desem kızmazsınız umarım.







Sayfa: 1 2 3 4 5 [ 6 ] 7 8