Yine faşizm ve yine her telden sallamalar... Yine ve yine ve yine yazalım faşizmin tanımını;
klasik anlamda faşizm hitler ve mussolini'nin kurduğu iktidar sistemleri olarak ifade edilir. klasik marksist görüş, faşizmi "tekelci burjuvazinin en gerici, en şovenist, en saldırgan kesiminin, açık baskıcı, kan dökücü diktatörlüğü, yönetimi" olarak ifade eder; fakat her iki tanım da çeşitli yönlerden noksan kalıyor.
faşizm, evvela küçük burjuva bunalımından (bkz: küçük burjuvazi) beslenen tepkisel bir harekettir, ve kendini kapitalist toplumsal değerlerin uç noktası olarak ifade eder; devlet tahakkümünün en yoğun hali, demokrasi ve düşünce özgürlüğünün tümden tasfiyesi, erkek egemen kültürün ulvileşmesi, kitlelerin militaristleştirilip (bkz: militarizm) toplumsal iş bölümünün en ayrışmış noktasına varması, model bir kültür ve etnik kimliğin empoze edilip bu modelin dışında kalanların asimilasyon veya imhası.
çoğunlukla faşizm ile milliyetçilik arasında - milliyetçiliği aklayıp masum göstermek amacıyla - bir ayırım yapılmaya özen gösterilir. faşizm ile milliyetçilik, biçimsel olarak birbirinden farklı gözükse de, özde aynıdır; milliyetçilik basit bir vatan ve etnik kimlik/kültür sevgisinden farklı olarak, bu etnik kimliği ve sözkonusu kültürü tüm diğerlerinden ayrıcalıklı bir konuma getirmektir. milliyetçiliğin kaynağı toplumsal paranoyadır; sürekli "iç ve dış tehditler" ortaya çıkartıp kitleler nezdinde kendini yeniden üretir. faşizm ise milliyetçiliğin bir kademe ilerisidir; artık vatan herşeyden üstündür, ve dayatılan etnik kimlik ve kültürel değerler tek meşru ve doğru olanıdır. milliyetçilikte "düşman" genelde dışarıda iken (türkiye örneğinde yunanistan, abd, ab, vs...), faşizmde bu sefer içeridedir (ahmet bey biraz liberal bir kimliğe sahip olup devleti eleştiriyorsa, derhal ab - abd ajanı ilan edilir), ve bu ileri paranoya da onu milliyetçiliğin radikal bir safhası olduğunu, kökeninin milliyetçilik olduğunu gösteriyor.
Bu da size bonus, vatan kavramının tanımı;
vatan, sanılanın aksine coğrafi değil fakat ideolojik bir kavramdır; burjuva azınlığın bir kara parçasını çitlerle çevirip onu sahiplenmesidir. İktidar aygıtları vatan'ın herkesin olduğunu, her kesimin ortak çıkarı olduğu gibi bir söylem yayarak düzenin devamını ve mevkiilerinin sağlamlaşmasını hedeflemektedirler; zira kimseyi zorla uzun süre sömürmek mümkün değil, ancak kitleler buna razı edildiği takdirde düzen yürüyebilir. bu amaçla da vatan/vatanseverlik kavramıyla beraber milliyetçilik kavramı da gereklidir; burjuvazi emekçi sınıfı cüzzi bir ücret karşılığında çalışmalarını ikna etmek için milliyetçilik gibi suni bir kavramı pompalamak zorundadır. bunun sonucunda kendini "gönüllü" olarak sömürtüp "vatan" için çalışan bir yığın oluşmuştur. "vatanın" bölünmesi halinde "milletin" fakirleşeceği de burjuvazinin kitleleri uyutmak için uydurduğu diğer bir yalanıdır; "vatanın" sahibi burjuvalar olup işçi sınıfı her daim asgari yaşam koşullarına mahkum olduklarından dolayı, vatanın bölünmesi ancak o topraklardaki zenginliklere sahip burjuvaziyi yaralar. bu ister türkiye'de, ister gsmh'nın yüksek olduğu avrupa ülkelerinde olsun, aynıdır. bu arada tuzlukarabekir, tarzın bana nedense violet_violet'i hatırlattı...
|