|
||
Nİkos Konstandaras (Yunanistan gazetesi Kathimerini'nin yazıişleri müdürü, 3 Ağustos 2007) Türkiye'yi gözlemlerken, reformcular ve devlet arasındaki savaşın, değişen cepheler ve farklı liderler boyunca yüzyılı aşkın süredir var olduğunu hatırlamak önemli. Din, bu mücadelede merkezde, ancak tek etmen değil. Jön Türkler'in, can çekişen rejime karşı modernleştirici Kemal Atatürk'ün zaferi ve laik cumhuriyetin kurulmasıyla sonuçlanan ayaklanmaları 1908'de başladı. Bunun öncesinde, imparatorluk sık sık modernite yanlılarıyla, bugünün deyimiyle sertlik yanlısı milliyetçilerin arasındaki büyük mücadelelere sahne oldu. Korku söylemi MHP'ye yaradı Şimdi tarihin ironik bir biçimde değişmesi söz konusu: Jön Türkler'in ideolojilerini sürdüren torunları, şimdi ayaklanan 'reformcu İslamcılara' karşı gerici bir yapılanmayı ya da 'derin devleti' temsil ediyor. Sanki oyuncuların kostümlerini birbirleriyle değiştirdiği ve aynı oyunu gerekli değişikliklerle tekrar oynadıkları bir piyes gibi... Bütün bunlar, bir ülkede siyasetin dahili gelişimi ve dış faktörleden nasıl etkilendiğini -ki bu örnekte konu esasen AB'ye katılma çabası- görmek açısından bir sınav niteliği taşıyor ve epey ilginç. Ancak bugün belki de en önemli mesele, liderlerin kim olduğundan çok onların Türkiye'yi ileriye, daha iyi bir geleceğe taşımak açısından karşı karşıya bulunduğu fırsatlar. Bu, söz konusu yapılanmanın Tayyip Erdoğan'ın AKP'sine zarar verme çabalarının Türk toplumunda daha fazla kutuplaşmaya yol açacak koşulları yaratması, fakat aynı zamanda Erdoğan'ın seçim zaferinin orduyu ve onun siyasi cephesi olan CHP'yi zayıflatmasıyla ortaya çıkıyor. CHP, seçimlerden, öncekine göre çok daha fazla güç kaybederek çıktı. Ağırlıkla korku pazarlamak ve yabancı düşmanlığı üzerinde temellendirdiği seçim kampanyası söylemi, MHP'ye yaradı. MHP, yüzde 14 oy aldı ve meclise girmeye hak kazandı. MHP ayrıca, meclisteki varlığının Erdoğan'ın İslamcılarının gösterdiği cumhurbaşkanı adayının seçimini yasallaştırmak için kullanılabileceğinin sinyalini de verdi. Seçmenlerin hükümete meydan okumaları konusunda ortaya koydukları tutumdan ders almak bir yana, Türkiye'nin askeri liderleri bu hafta gelecek cumhurbaşkanının ülkenin mutlakçı, laik anayasasını temsil etmesi yönündeki taleplerini yineledi. Bu, generalleri ve Erdoğan'ı yine çatışma rotasına taşıyor. Erdoğan seçimlerden önce karşı çıkmaktan çekinmeyeceğini, cumhurbaşkanının meclis yerine halk tarafından seçilmesini içeren reform paketini sunarak açıkça ifade etti. Şimdi bundan geri adım atmasını gerektirecek bir durum yok. Diğer yandan, generaller sözlerinden dönme yoluna giderlerse, laik rejimin bekçisi olarak benimsedikleri rolden feragat etmek zorunda kalacaklar. Ancak eyleme geçerlerse de, korumaya ant içtikleri şeyin en büyük zararı görmesine yol açacaklar: Türkiye. Erdoğan geçen yıllar boyunca, bir yandan Türkiye'deki dini ifade özgürlüğü üzerindeki sınırlamaları hafifletirken, diğer yandan ülkesinin AB'ye girebilmesi için reformlar yaptı. Ülkenin Batı'ya doğru ilerlemesine desteğini ilan etmiş olan ordu şimdi, Türkiye'nin eninde sonunda AB'ye girmesini tehlikeye atmamak için siyasi rolünden vazgeçmek ve kışlalarına çekilmek ya da bütün bunlarını aksini yapmak konusunda karar vermek zorunda. Seçmenler, generallerin ülke siyasetini himaye etmeyi sürdürmesini istemediklerini açıkça gösterdi. Hükümet, şimdi yeni bir yetkilendirmeye sahip ve irade ordunun inşa ettiği duvarları itmek yönünde. Erdoğan ayrıca, Kürt sorunu, Kıbrıs, ABD ve AB'yle ilişkiler konularında dışişleri ve savunma kurumlarından çok daha fazla esneklik gösterdi. Aynı zamanda, hükümet, Bülent Ecevit'in laik hükümetiyle Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in 2001 başında yol açtıkları krizle yaşanan ekonomik çöküşün üstesinden gelebildi. Orduya kendi işlerine bakmalarını söylemek dışında seçmenler ayrıca Erdoğan'ın ekonomi politikalarına verdikleri onayı da ortaya koydu. Ordunun fazla seçeneği yok Seçimlerin sonuçlarına bakılırsa, Türkiye'de daha fazla özgürlük ve otoriterlik arasındaki uzun süreli mücadelenin tarihi ve Ankara'nın hem kendi halkının ve hem de komşularının yararına AB kriterlerini yerine getirmesi gerekliliği, orduya önceki sözlerinden cayması ve siyasetin yoluna devam etmesine izin vermesinden başka seçenek bırakmıyor. Onlar için bir manevra alanı bulunmuyor ve kendi iradelerini bir kez daha ülkeye dayatma yönündeki çabaları siyasi, ekonomik, sosyal ve diğer ülkelerle ilişkiler olmak üzere her seviyede felakete varan sonuçlar doğuracaktır. Atatürk'ün kendisi, her ne pahasına olursa olsun ülkesini Avrupa'nın bir parçası olarak görmek için sorumluluğu üstüne alırdı. Bu amaca ulaşmak için Türkiye'yi ılımlı İslamcı bir partinin yönetmesine izin verilmesi gerekiyorsa, en büyük stratejistler muhtemelen böyle bir partiyi desteklerdi. http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=228949 |
||
|
||
| din ile devlet islerinin birbirinden ayrılması bu sayede din devlet islerine DEVLETTE DİN İSLERİNE KARISAMAZ ama bizle bu tek yonludur devlet din islerine karısabilir bu bir cifte standart degilmidir sizce hııııı | ||
|
||
| Anayasa Kurandır. Laiklik:Laiklik, devlet yönetiminde her hangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir. Fransızca'dan Türkçe'ye geçmiş olan "laik" sözcüğü, "din adamı olmayan kimse; din adamı dışında kalan halk" anlamına gelen Latince "laicus" sözcüğünden gelmektedir. Roma döneminde din adamlarına "Clerici" din adamı olmayanlara da "Laici" adı veriliyordu. Laik aynı zamanda din dışı dinle ilgisi olmayan anlamlarına da gelmektedir. Yani kısaca dinsizlik denir |
||
|
||
| Güncel olan soru : "Atatürk CHPyi görse ne yapardı?" |
||
|
||
| Atatürk olsaydı Akp de olmazdı Turgut Özal'da aAdnan Mendereste,, saçma bir soru,en az eksi'nin ki kadar
|
||
|
||
| - değiştim - yok,yok,değişmedim.insanın özü değişir mi? -değiştim,değiştim,valla değiştim -velev ki türban siyasi simge -valla değiştim ayoll.. uzar gider,koyunlar da dinler.. |
||
|
||
| tebrik edip, oy verirdi. | ||
|
||
| tebrik edip oy verirdi mi ? ya ben Ata yı tanımıyorum o zaman ya da akp yi? ya da sen RDX... |
||
|
||
| efendim ana muhalefet partisine bakıyoruz, felaket tellalığı ve ülkeyi germenin dışında yaptığı hiç bir şey yok. Medyada destek vermeye başlamış. Yargıda. Ama işleri eskisi kadar kolay değil. ATAM İZİNDEYİZ! Atam, hala yaşıyorsak: Edepsizlik sayesinde! Altı oku soruyorsan, Politika dehlizinde! ***** Hele partin senden sonra, Devrimlerin tavizinde! Vasfedeyim halimizi, Kalemime ver izin de! ***** Yobazlarla gericiler, Onlar bizden daha zinde! ’Atam, Atam..’ derler ama, Bir adınız var sizin de.. ***** Halkçılıkla devletçilik: Anlatamam, çok hazin de.. Çoktanberi sahteciler, Ağır çeker her vezinde! Tek umut var, o da yalnız, Amerikan dövizinde! ***** Sorma Ata’m, halimizi, Hal mi kaldı anlatacak.. İşte geldik dizindeyiz! Yata yata çok yorulduk, Tatil yaptık, izindeyiz! ***** Sanayide henüz daha, Cafer için lazım diye, Amerikan bezindeyiz! Geçeceğiz Avrupa’yı Ama şimdi izindeyiz! ***** Hocamız var, hacımız var, Uçan kuşa borcumuz var, El oğlunun ağzındayız! Ama bizi zor bulurlar, Bahar, yaz, kış izindeyiz! ***** Evet, doğru söylemişsin: ’Türk milleti çalışkandır! ’ Biz de senin tezindeyiz! Dinlenmekten yorulduk da, Onun için izindeyiz! ***** Zinde kuvvet diye söz var, Kimse bilmez adresini, Ah izindeyiz, vah izindeyiz! Bugün değil, bu yıl değil, Çoktan beri izindeyiz! ***** İlerledik Ata’m öyle, Şimdi görsen tanımazsın: Amerikan tarzındayız! Arasan da bulamazsın, Otuz yıdır izindeyiz! ~ Aziz NESİN ~ Akp ise popilist siyasetten uzak yapılması gerekenleri yaparken, çıkartılması gereken tüm yasaları korkusuzca çıkartıyor. Evet türkiye ya abd nin uydusu olacak, yada bağımsız kendi kendini yöneten bir ülke. Bu ikisinin ortası yok. israilin uşağı olmaktansa ab nin üyesi, halkın kendi kendini yönettiği demokratik bir ülke olmayı tercih ederim. işte bu yüzden akp ye oy verdim, yine vereceğim. ![]() Ha birde unutmadan, ülkenin en baba atatürkçü geçinenleri, ergenekoncular neden cezaevinde acaba
|
||
|
||
| CHP yi görse ne yapardı aceba AKp ye bir laf etse CHP beş ederdi snaıırm | ||
|
||
| ya akp chp hepsi aynı bok degıl mı rkadaslar ata gorseydı bu halınıze sadece gulerdı.. | ||
|
||
| Atatürk yaşasaydı saadet partili olurdu | ||
|
||
Atatürk yaşasaydı saadet partili olurdu partisi varken neden parti seçsin ki,yahu bu konu ne saçmaaaa ! |
||
|
||
| Bence Atatürk şimdi yaşasaydı Cumhurbaşkanıydı ve hepimizi hizaya getirmişti (Sağcısı, solcusu, laiki, anti laiki ) Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi o tartışılır. Bizim gibi toplumlara kahraman bir baş gerek ama. Çünkü daha biz Serbest piyasacı ve Batılı mı olacağız, Kendi yağımızla mı kavrulacağız karar verememişiz. Tüm görüşlerin nasıl bir ülke istediği ve bu ülkeyi nasıl yapacağını ortaya koyması gerek bence. Atatürk nasıl bir ülke istediğini iyi biliyordu ve gerekeni yapmıştı. Ya biz nasıl yapacağız. Dünyada şu anda üç farklı ülke tipi var. 1. Serbest piyasa ve deokrasiye sahip ülkeler. 2. Serbest piyasaya sahip demokratik olaya çalışan, demokrasisi sakat ülkeler. 3. İçe kapalı, demokratik olmayan ülkeler. Biz bence arafta kalmış ne yapacağını bilemeyen bir haldeyiz. Bugünün kendini Atatürkçü sananları istiyor ki: Türkiye'de internet olsun, Türkiye özgür olsun, demokrasi olsun ama herkes Atatürkçü olsun, yabancı sermaye olmasın, herkes eşit olsun. Bence bu hedeflerin her biri birbiriyle çelişiyor. BEnce Atatürk şu an yaşasaydı Türkiye 1979'da AB'ye girmişti. Milli gelirimiz 20.000 Dolardı. Demokrasi vardı. Bu kadar dış ve iç borcumuz yoktu. Ekonomik sorunumuz olmadğı için ne şeriat korkusu ne kürtçülük yoktu. İslamcı ve Kürtçü partiler toplam %1 oy almıştı. CHP'nin başına Deniz Baykal yoktu. İsteyen türban takıyordu, isteyen orak çekiçli bere. |
||
|
||
| Atatürk AKP'yi görse, CHP'nin kapatılması için uğraşırdı; AKP'nin iktidarda olmasından CHP'yi ve yöneticilerini sorumlu bulurdu çünkü. | ||