|
||
| e bu her zaman vardır. hepimiz rızaen yada rızasız, bazı durumlarda, kaynağı herşey olabilir, korku, sosyolijik nedenlerle oluşan psikojik travma, ikincil gruplara dahil olma dürtüsü vs asimilasyona uğrayıp, bunu yaşıyoruz. bireyin doğasında var bu, ve de üzerine ehlileştirilmeye ve apolitikleştirilmeye çalışan bir nesil eklenince bu sonuç kaçınılmaz gibi geliyor bana |
||
|
||
| Bence bu korkuyu bir dürtü olarak algılayıp bireyin doğasına dayandırmak da onların istediği bakış açılarından biri. Birey topluma güvenliği nedeniyle dahil olur, ancak bazı ödünler vermesi gerektiğinin farkındadır. Ki bu ödünler içgüdülerinden verilir. Yani insanın doğasından bahsediyorsak aslında toplumdan çekinme biçiminde değil tam zıttı olarak ona karşı olma biçiminde dürtüler mevcuttur. Ancak bunlar gerekli ödünün çok ötesinde bir biçimde bastırılır, çünkü sinmiş bireyi kontrol etmek çok kolaydır. Korkan insanın vereceği tek zarar kendine olabilir ancak... Varlığımızdan verdiğimiz ödünlerin bedelini, kendimizden ve insandan uzaklaşarak ödüyoruz... |
||
|
||
| ben dürtülerden bahsederken, bireyin ikincil gruba dahil olma ve toplumda saygı görme dürtülerinden bahsettim. maslowun ihtiyaçlar hiyerarşisindeki gibi. bu korkuyu oluşturur zaten. çekincelerin ana kaynağıdır. toplum denen soyut kavramında bireye korkular yüklemesiyle, ehlileştirme vesilikleştirmeyle beraber, bu bahsettiğim kavram ortaya çıkar |
||
|
||
| İşte bende tam toplumdan saygı görmenin aslında bir dürtü değil -yani kaynak değil- sonuca götüren bir ara neden olduğunu anlatmaya çalışmıştım. Yani toplumu oluşturarak karşılanılan ihtiyaçların bedeli onun içinde bir konuma sahip olma gerekliliğini doğurur. Fakat bu noktada asıl kaybedilen bireysel doğrulardır. Bireysel doğruların yerini toplumsal yanlışlar alır ve kişi bunları kanıksar. Aksi takdirde bir üye olamayacak ve diğer ihtiyaçlarından feragat etmek zorunda bırakılacaktır. Kısaca susmanın tersi konuşmak değil; yapmaktır... Bu hatalı fomülü düzeltmenin yoluda bence bireyi aktive ederek korkusunun önüne geçmesinden öte; kendi amacını erteleyerek toplum yapısının düzeltilmesine yoğunlaşmasıdır... |
||
|
||
| suskunluk sarmalı aslında psikolojik kaynaklıdır fakat sosyolojik olarak tanımlanıyor. Psikolojik kaynaklı olmasının sebebi toplumdur zaten. Yani sosyolojik olarak tanımlanması gayet normal ki tanımlayan kişinin dışında suskunluk sarmalının tanımını yapan bir başkası yok. |
||
|
||
Alıntı Yani sosyolojik olarak tanımlanması gayet normal ki tanımlayan kişinin dışında suskunluk sarmalının tanımını yapan bir başkası yok. bunu tam anlayamamdım. daha açarmısın |
||
|
||
| Önceki iletilerinde suskunluk sarmalının bir çok tanımı olduğunu söylemişsinde... Tanımı bakımından tartışmaya açık bir konu olmadığını söylemek istedim. Nedenselliği, nasıllığı tartışılabilir ki zaten bu yüzden bu başlık açıldı. Bu arada eğer suskunluk sarmalını başka şekillerde tanımlayan düşünürler varsa isimlerini öğrenmek isterim. |
||
|
||
Alıntı İşte bende tam toplumdan saygı görmenin aslında bir dürtü değil -yani kaynak değil- sonuca götüren bir ara neden olduğunu anlatmaya çalışmıştım. Yani toplumu oluşturarak karşılanılan ihtiyaçların bedeli onun içinde bir konuma sahip olma gerekliliğini doğurur. Fakat bu noktada asıl kaybedilen bireysel doğrulardır. Bireysel doğruların yerini toplumsal yanlışlar alır ve kişi bunları kanıksar. Aksi takdirde bir üye olamayacak ve diğer ihtiyaçlarından feragat etmek zorunda bırakılacaktır. ya aslında zaten farklı şeyler bahsetmiyoruz. ben sadece daha spesifik bir şekilde ne olduğunu nedenlerini anlatıyorum, sen biraz daha ötesini de anlatıyorsun.Kısaca susmanın tersi konuşmak değil; yapmaktır... Bu hatalı fomülü düzeltmenin yoluda bence bireyi aktive ederek korkusunun önüne geçmesinden öte; kendi amacını erteleyerek toplum yapısının düzeltilmesine yoğunlaşmasıdır... |
||
|
||
Alıntı Önceki iletilerinde suskunluk sarmalının bir çok tanımı olduğunu söylemişsinde... bu kavramla ilgili okuduğum çeşitli metaryallerde suskunluk sarmalının düşünürler arasındaki tanımlamaları değil, genel anlamda toplumdan topluma hatta bireyden bireye farklılıklar gösterdiği belirtilmekte..Tanımı bakımından tartışmaya açık bir konu olmadığını söylemek istedim. Nedenselliği, nasıllığı tartışılabilir ki zaten bu yüzden bu başlık açıldı. Bu arada eğer suskunluk sarmalını başka şekillerde tanımlayan düşünürler varsa isimlerini öğrenmek isterim. tanımdan kasıt budur. insan yada toplum yapısındaki suskunluk sarmalı tanımlamaları farklılıklar gösterebilmektedir. işte budur. yoksa olağan bir postmodernite tanımı gibi tanım yapmadım. yani nasıl ki postmodernizmi aynen dediğin şekilde farklı düşünürler farklı şekilkde tanımlıyor ise suskunluk sarmalıda budur demedim. sanırım ucu kapalı bir ifade kullandım. anlamamış olman doğal. |
||
|
||
Alıntı Fikirin taraftar sayısı o fikrin yayılımını ve eyleme geçirilmesini çok değiştirir. Fikir gücünden kaybetmez derken sanırım kastın o fikrin niteliği. Ki düşünce taraftar bulup eyleme dönüştürülemiyorsa ne derece etkili ya da anlamlıdır? fikrin gücünü, uygulanma sıklığı veya taraftar sayısı belirlememeli.fikir gücünü felsefei değerlendirmeler, başka fikirler üzerindeki etkinliği, insan-doğa tabiatına uygunluğu, uygulanabilirliği gibi kriterlerden almalı. uygulamada fikir kendi gücünü meşru olmayan sebeplerden de alabilir. örneğin faşizm böyledir. gücü eline geçiren faşist fikirlere yönelir. burada faşist fikirlerin gücü değil onu dile getiren insanların gücü sözkonusudur. susukunluk sarmalında da durum aynıdır. fikrin kendisi potansiyel bir güce sahip olmasına rağmen onu dile getirecek insanlar onu ifade edebilecek güçte değillerdir. bu durumda fikir değil kitle güçsüzdür. |
||
|
||
| susmak iyi bir şeydir.. bilmeyeni yüceltir... |
||