|
||
| dam cezasının geri getirilmesini savunan Muhsin Yazıcıoğlu sadece Öcalan’ı değil Barzani’yi de kast ettiğini söyledi geçenlerde. Barzani’yi Diyarbakır’da yargılayıp Habur’da asacakmış! Milliyetçiliğin en kafasız kutbunun oylarını almak için iyi formül (!) olabilir, ancak ciddi midir, yoksa bir mecaz mı vardır, ya da çarpıtma mı söz konusudur bilemiyorum. MHP’nin bir kongresinde genel başkanlığa aday olmaya “çalışan” Ümit Özdağ durumu böyle formüle etmiyor. Profesör ya, ondandır… “Uzman” Özdağ bir kanalda anlatıyordu Kürt sorununa çözümünü. Herhangi bir inceliği yok; faşist prof Kürtlerin asimile edilmesini tarif ediyordu. Olmayacak duaya amin demek yasaklanamaz tabi. Peki olmazsa ne yapılacak? Bunun yanıtının verilmesini beklemek, olmayacak duaya amin demekten beter olur. MHP çareyi esip üfürmekte arıyor. Önüne gelene Apocu demekle yürütüyorlar gemiyi. Gerisi boş. Büyükanıt’a Irak’taki Kürt devletini sormuşlar yine. Kabul etmeyiz, imkansız… demiş. Allah Allah… Irak’ın bileşenlerinin arasına kan girdiğini, ülke bütünlüğünün korunmasının artık mümkün olmaktan çıktığını basın toplantısında anlatan Büyükanıt değil miydi? Ben hayal mi gördüm? Faşist odakların arasına Genelkurmay başkanının adını katmakta bir art niyetim yok. Ancak zaman zaman parti gibi davranan TSK’nın Özkök-Büyükanıt kurmaylığında farklılaştırıldığı açıktır. Bir an bu dönüşümün tamamlandığını ve TSK’nın parti gibi davranmaktan uzaklaştığını düşünün. Düzenin önemli bir kurumu olmayı sürdürecek olan Genelkurmay elbette bir siyaset gütmeye devam edecektir… Acaba bu kurum en fazla hangi siyasi hatta yakın düşecektir? İsterseniz bu konuyu düşünürken geçenlerde Kıbrıs’ta İstiklal Marşı kavgası veren Türk subayının tutumuyla şu akla zarar “Dünya Türk Olsun” sloganı arasındaki benzerliği de hesaba katın! Ama tartışmamız bu değil. Genel olarak Kürt sorununda emperyalizme kaptırılan inisiyatifi reform avuntularıyla geri almayı öngören bir eğilim ile (AKP, DYP, ANAP, kimi sağ ve sol liberal çevreler…) çaresiz ve demagojik bir milliyetçilik var burjuva siyasetinde. Birincilerin vaaz ettiği herhangi bir toplumsal reform falan değildir; Barzani ve adamlarına, Amerikan ciplerinden inip Türkiye’nin Meclisine girmelerinin yolu gösterilmektedir. Ancak bu nasıl inisiyatif almaksa, cipler zaten Ankara yoluna çıkmıştır! Milliyetçi hezeyan ise oklarını ve linç basıncını Öcalan çizgisine yönelterek, aslında Barzaniciliğin önünün açılmasına ilginç bir destek vermiş olmaktadır. Bu tablonun adı konmalıdır. Türk burjuva milliyetçiliği, emperyalist-kapitalist dünya tarafından kusulmuştur, bu bir. Ve Türk burjuva milliyetçiliği, Kürt milliyetçiliği karşısında yenilmiştir, iki. Türk milliyetçiliği, kimilerinin Çanakkale savunmasında, Kurtuluş Savaşında Türklerle Kürtlerin birlikte savaştıkları gerçeğinin üstüne bina ettikleri gibi “gönüllü”, ya da Kürt taleplerinin reddi ve isyanların şiddetle bastırılmasında görüldüğü gibi “zora dayalı” bir asimilasyon mücadelesini kaybetmiştir. Türk milliyetçiliğinin birleştirici gücü kalmamıştır. Ne asimilasyon mümkündür artık, ne de şiddetle bastırmak. Zaten bu yönde uygulanacak her basınç birleşmeyi değil bölünmeyi teşvik edecek, emperyalizmi kıs kıs güldürürken Kürt milliyetçiliğini meşrulaştıracaktır. Olan da budur. Yeni bir şey yapmak, yeni bir ülke ve ulus tanımına öncülük etmek, farklı bir ölçekte birleştirici olabilmek… Bunlar da artık mümkün değil. Bir şey kuracak halleri yok; ve temsil ettikleri tehlike de zaten bundan kaynaklanıyor: Çıldırıyorlar, siyasal akıl buharlaşıyor, asırlık bir akım provokasyon ofisleri halinde çözülüyor, kaçınılmaz biçimde daha saldırgan hale geliyor. Bu süreçte Türk milliyetçiliği kendi kendisini bir arada tutma yeteneği bile yitirmekle yüz yüzedir. Daha etnik temelli, daha ırkçı bir kimliğe yöneliş mümkün ve muhtemeldir. Yakında Ziya Gökalp’in aslen Kürt, Mehmet Akif Ersoy’un Arnavut, Mustafa Kemal Atatürk’ün Makedonyalı olduğunu keşfeden milliyetçiler çıkarsa kimse şaşırmamalıdır! |
||