SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Bilim

Konu: Tabiat eczanesinden

Sayfa: [ 1 ]

sina 03.08.2007 18:15:05
Amazon'daki yağmur ormanlarında yaşayan bir ağaç kurbağası türü olan Phylbmedusa bicolar, (Resim-1) kaygan ve sümüksü tabiatta bir salgı yapar. Kurbağayı korkutarak salgı yaptırtan yerliler, bu salgıyı iyi bir avcı olmak için kullanmaktadırlar. Bunun için birbirlerinin derisini kızgın bir sopayla dağlayarak kurbağaların salgısını bu yaraya süren avcı olacak yerliler, sıtma gibi şiddetli bir hastalığa tutulmakta ve ardından da huzursuz bir uykuya dalmaktadır. Ertesi gün uyandığında ise yerlinin avlanmaya çok istekli, hırslı ve dinamik olduğu dikkati çekmektedir.
Araştırmacılar kurbağanın bu salgısı içinde 'adenosin" faaliyetini hızlandıran bir peptidin bulunduğunu tespit etmişlerdir. Adenosin beyinde mevcut bir kimyevî madde olup darbelerin, depresyonların ve belki de Alzheimer hastalığının tesirlerini azaltmaktadır. Beyinle ilgili bu tip hastalıkların tedavisinde bu kurbağanın salgısının kullanılması için araştırmalar halen devam etmektedir. Böyle giderse çirkin ve iğrenç gördüğümüz kurbağaların yeni bir hikmeti daha ortaya çıkacak gibi görünmektedir.
Tabiat eczahanesinden sunacağımız diğer misal ise:
Kaliforniya sahillerinde ve yaklaşık 40 m. derinliklerde yaşayan Megathura crenulata isimli bir deniz salyangozudur . Ürolog Karl F. Klipper ve çalışma arkadaşları yaptıkları uzun araştırmalar neticesinde mesanede görülen tümörlere karşı bu salyangozun kanının çok mükemmel bir ilaç olduğunu keşfettiler.
Deniz salyangozu gibi birçok omurgasız hayvanın kanında oksijen taşıyıcı bir pigment (boya maddesi) olarak bakırlı bir molekül kompleksi olan hemocyanin bulunur. Ürologlar yukarıda adı geçen salyangozdan elde edilen hemocyaninin yıllardır kullanılan, birçok ilaçtan daha tesirli olduğunu ve hastalığa hemen cevap verdiğini buldular. Ayrıca hastalar üzerinde yapılan çalışmalara göre, hiçbir zararlı yan tesiri de görülmemiştir. Sadece hafif derecede bir ateşlenme görülmüş ve bu da aslında vücudun tümöre karşı savaşının bir neticesi olup, tümörün küçülmeye başladığının açık bir işaretidir.
Klipper, mesane tümörü olan hastaya salyangozdan aldığı hemocyanin'den, önce çok küçük bir miktarını koldan enjekte etmektedir. Hemen daha enjeksiyon anında, iğne deliğinin etrafı kızarmakta, bu da vücuda giren "yabancı sıvıya" karşı immün sistemin yani savunma askerlerinin alarma geçirildiğinin bir işareti olmaktadır. Hastanın vücuda zerkedilen hemocyanin'e uygun cevap verdiğinin anlaşılmasından sonra, belirlenen dozun tamamı aynı yolla vücuda verilir. Tedaviden kesin netice alınıp kanser tümörü kayboluncaya kadar ayda bir defa bu enjeksiyona devam edilir.
Ancak bugün araştırmacıları korkutan, böyle kıymetli bir salyongozun aşırı tüketilip yok edilmesi olduğundan özel üretim merkezlerinde yetiştirilip, mesane kanserlilerin imdadına yollanması planlanmaktadır.
Ergin bir salyangozdan 25-40 miligram hemocyanin elde edildiği ölçülmüş ve bir hastanın yılda 120 miligram civarında ihtiyacı olduğu hesaplanmıştır. Yaklaşık 3-4 salyangoz bir hastaya bir yıl yetebilecekken uzmanlar ileride salyangozun neslinin tükeneceğinden endişe ederek, bu İlâhî fırsatı kaçırmamak için aynı sıvıyı salyangozdan alınan doku kültüründen elde etmeye muvaffak olmuşlardır.
Bütün canlıların temel taşı olan aminoasitler ve proteinler gibi husûsî moleküllerin canlının genetik programına uygun şekilde DNA molekülünde âlemşümul bir dille yazılması sayesinde hiç ummadığımız bir canlının vücudundan herhangi bir protein veya özel bir bileşiğin, tamamen farklı bir canlının bozulmuş veya hastalanmış vücudunu tamir için vazifelendirilmesi bizler için çok büyük bir nimet olarak önümüzde incelemeyi beklemektedir. Bu yolla ileride kimbilir daha hangi hastalıklar tedavi edilecek, bunu da ancak zaman gösterecektir.


                                                                                  Doç.Dr. A. Sarsılmaz



Sayfa: [ 1 ]