Avuçta bile tutulması çok zor olan balıkların, larva halinden yetişkin hale gelinceye kadar geçirdikleri göç safhalarını veya kuluçka devresinde hayatlarını nasıl sürdürdüklerini tespit etmek, bilim adamları için oldukça güç bir meseledir. Araştırmacılar ne larvaların burunlarına telden künyeler takabilmekte ne de nereye gidip neler yaptıklarını takip edebilmektedirler. Ancak bilmek istedikleri ciltler dolusu bütün bu malumat, zaten balığın kulağının içinde saklıdır. Artık bilim adamları aradıkları cevapları, balıkların kulaklarında yer alan çok küçük taş şeklindeki yapılarda bulabilmektedirler. "Otolit" denilen bu kulak taşları sayesinde larvaların büyüme safhalarını takip etmek ve popülasyonları birbirinden ayırmak mümkün olmaktadır. Hatta otolitleri inceleyerek balıkların aylar önce ne tür kirlenmelere maruz kalmış sulardan geçtiklerini de tespit etmek mümkündür. Biyolojik CD-ROM'lara benzeyen otolitler, balığın nasıl bir çevrede yaşadığı hakkında bilgileri sürekli olarak kaydetmekte ve asla kaybolmayan bu bilgiler yardımıyla belli bir zaman dilimi içinde balığın maruz kaldığı hayat şartlarını tespit edilebilmektedir. Otolitlerin yaratılış hikmetlerinden biri, balıklarda dengeyi temin etmektir. Balığın iç kulağındaki sıvıyla dolu üç haznede bulunan otolitler, balık dik olduğu zaman yer çekiminin tesiriyle haznenin dibine doğru giderler, bu da balığın su içinde yükseklik ve alçaklığı farketmesini sağlar.
Kulak taşlarının, balıkların hayat hikayelerini taşımalarının sebebi ise, belirli aralıklarla, balığın yaşadığı biyolojik hadiselerin bu taşlara kaydedilmesidir. Embriyo halinden yetişkin hale gelinceye kadar görülen hormonal değişiklikler, sudan alınan kalsiyum karbonat, protein gibi farklı unsurların, otolitler üzerinde iç içe daireler şeklinde yığılmasına sebep olur. Her bir daire, biri koyu biri açık renkte bir çift şeritten oluşur. Bu şeritler insan kılından daha incedir.
Kültür balıkçılığına ait çalışmalar yapan teknisyenler, larvadan daha büyük balıkların burunlarına telden yapılmış takip künyeleri takmak için günlerce çalışmak zorunda kalırlardı. Çünkü çevrenin tesirini, ölüm anındaki yaş ve büyüklüğü tespit, küçük balıkların hareketlerini ve kuluçka devresindeki balıkların durumlarını tarif etmek zorundaydılar. Daha sonra otolitler üzerinde çalışan biyologlar, içinde balık yumurtaları bulunan bir havuzda yapılacak cüz'î sıcaklık değişmeleri yardımıyla balıkları, çok daha kolay bir şekilde "damgalamanın" mümkün olacağını gösterdiler.
Bilim adamlarının sunî metotlarla otolitlerde iz bırakabilmesi bir yana asıl, çevrenin tesiriyle (yani İlâhî kanunlar gereğince) otolitlere işlenen nakışların hususiyeti hayret vericidir. Adlî tıpta kullanılan DNA parmak izi metodu gibi, otolitler de canlının bütün serencamesini gözler önüne serebilmektedir. Balığın göç ettiği yerler boyunca sudaki farklı elementlere maruz kalması neticesi otolitlere nakşedilen maddeler ve şekiller, genel olarak kullanılan (x) ışını mikroanaliz metoduyla tespit edilmektedir. Elektron bombardımanına tâbi tutulan bir otolit bölgesinden yayılan (x) ışınları, bir dedektörün üzerinde taşıdığı elemente göre hususi bir şekil oluştururlar. Bu şekillere bakarak bazı yorumlar yapmak mümkündür. Meselâ, otolitte yüksek seviyede strontiyum ve kalsiyumun bulunduğu tespit edilirse, balığın dolaştığı denizlerdeki tuz oranının da yüksek olduğu anlaşılır. Daha dakik aletler çok daha ince farklılıkları da tespit edebilir. Meselâ bir otolit parçasına gönderilen lazer ışını, bu bölgeyi buharlaştırır. Milyonlarca, hatta milyarlarca parçacığı tespit edebilen kütle spektrometreleri de bu gazın içindeki elementleri tahlil eder.
Otolitlerin analizi konusunda çalışmalar devam ediyor. İleride balıkların nerelerde, ne kadar süreyle bulundukları ve maruz kaldıkları kirlilik çeşitleri incelenerek bu kirlenmelerin asıl kaynaklarının nerelerde olduğunu belirlemenin mümkün olacağı tahmin ediliyor. (Yalnız, balıklarda ortaya çıkan hormonal bozuklukların yanlış tespitlere sebep olabileceğine de dikkat çekiliyor). Herşeye rağmen otolitler, ekolojik dengeyi tehdit eden kirlenmelerin tespitinde ve genel olarak canlıların DNA'larında, ve hususi olarak ağaçların gövdelerinde, insanların hardal tanesi kadar hafızalarında tarihçe-i hayatlarını yazan ve koruyan Allah'ın ilim ve kudretinin ibretle tefekküründe önemli bir vesile olmaya devam ediyorlar.
Ali KILIÇ
|