|
||
| “Şiir dürüst olmak zorundadır. Ben her zaman sonuna kadar dürüst olmak isedim. Benim hoşuma giden karmaşık uyumlu yontu şiirler değil porselen gibi çınlayan kuş uçuşu gibi çevik, bir lav püskürmesi gibi alevli ve herşeyi yakıp geçen şiirlerdir. Şiir parlayan bir hançer gibi olmalıdır. Okurda, gök yolunda sefer eyleyen, hançerini güneşe saplayan ve hızla yükselen bir savaşçı imgesi doğurmalıdır.” Şiiri şaha kalkan şovalye JOSE MARTİ Latin Amerika ülkeleri, gerek savaşçılığı ile gerek üretken ve savaşçı sanaçılarıyla verimli bir toprak olagelmiştir. Jose Marti de Küba’nın özgürlüğü için yazmış ve özgürlük için çarpıştığı meydanda ölmüş bir ozandır. 1853’ün Ocak ayında Havana’nın yoksul bir kentinde doğdu Jose Marti . Özgürlükçü ve yurtsever düşüncelerle yoğruldu. “Özgürlük, bilincine varılmış zorunluluktu” tu, Marti de kavramıştı bu zorunluluğu. Savaşkanlığı arttıkça şiiri de zorlu bir sınıf savaşçısı olmaya doğru yol alıyordu. Ne şiir, ne de sanatın herhangi bir türü yaşamdan kopuk değildi. Bu nedenle Marti’nin şiiri de Küba halkının saflarında ve tüm dünya yoksullarının yanındaydı. Yaşamı boyunca da özgürlüğe olan inancını yitirmedi. “Kübam! O bir ormandır/ Kederli bir peçeyle örtülü” derken umut muştulamayı da ihmal etmiyordu: “Fakat görüyor artık uzakta/Şafağın söktüğünü.” Jose Marti’nin yazımının gelişimi, politik kimliğinin gelişimiyle doğru orantılı olmuştur. O , barış için halkların savaşması gerektiğine inandığı kadar şiirin halkın sadeliğinde olması gerektiğine inanıyordu. Doğu Küba, İspanyol sömürgeciliğine karşı, on yıl sürecek bir savaş başlatmıştı. Marti’nin öğrencilik yıllarına ratlayan bu dönem, ondaki yurtsever düşünceleri geliştiriyor ve kurtuluş yolunu netleştiriyordu. 1869’da Marti, henüz 16 yaşındayken okul dergisi “Abadala”da mahzun bir dramı yayımlandı. Bu süreçte onda gelişen yurtsever duygular, kurtuluş yolunun ne olduğunu araştırmaya ve tüm halkların eşit yaşadığı bir dünyanın özlemini kurmaya başlamasını sağlamıştır. Jose halkın köleleştirilmesine karşın kendisini bir emanetçi gibi görüyordu ve özgürlüğe giden yolu diziyordu: “Durmak mı?/ Yoksa görmüyor musun savaşların beni sabırsızlıkla beklediğini/ Ah anacığım bilmiyor musun Nubiya’nın özgürlüğü için savaşmak gerektiğini/ Ah anneciğim! Nasıl durabilirim/ Yurdumun kurutluşu için savaşa gidiyorum ben”. Bu dönemde, Marti’nin vatan sevgisi de şekillenmişti. İspanyol sömürgeciliğine karşı verilen mücadele vatan anlayışına şöyle yansıyordu: “Vatan sevgisi bir toprak parçasına duyulan bağlılık değildir/ ya da topuklarımızla ezdiğimiz çayır çinmen / O zalime ülkeyi boyunduruk altına almak iseteyene duyduğmuz ölümsüz öfkedir.” Marti dergilerde çıkan yazılarından dolayı 1980’de kürek cezasına mahkum edildi. 1871’ de cezası sürgüne çevrildi ve İspanya’da sürgün yılları başladı. Bu dönemde sömürge ülkeyi yerinde tanıdı ve düşünceleri netleşti. Şiirlerinin yanı sıra broşürler de yayınladı: “Küba’da Siyasal Savaşımlar” adlı broşür bunlardandır. Artık Küba’nın kurtuluş yolunun halkın kollarından geçeceğine inanıyordu. Fakat sömürgeci zulmün her yerde halkları boyunduruk altına aldığını yaşayarak görme şansına sahip oluyordu. 1874’te İspanya’dan ayrıldı ve Latin Amerika’ya döndü. Sömürgeci zulmüne bu kez de Meksika’da tanık oluyordu. Meksika basınında “Siyaset ve Edebiyat”la ilgili makaleler yazan Marti, aynı zamanda tiyatroyla ilgileniyordu. Artık kurtuluşu yolu açıktı, barış için savaşmak şarttı. 1878 Küba toprak sahipleri, İspanya monarşisiyle anlaştı ve aynı yıl çıkan aftan yararlanan Marti, artık Küba’daydı. Fakat barış uzun sürmemişti. Marti, “ Küba’nın kurtuluşu için New York’ta kurulan komitenin temsilcisi olmak ve yeraltı örgütü kurmak” gerekçeleriyle tutuklandı, yine sürgün , yine İspanya... Fakat 1880’de İspanya’dan Kuzey Amerika’ya 1882’de de tekrar Küba’ya geçmeyi başardı. Savaşçı kişiliği şiirlerinde kendini buluyordu. 1880’de ‘Özgür şiirler’ oluşmuştu. Marti bu kitapçığın önsözünde şunları yazmıştı: “Şiir dürüst olmak zorundadır. Ben her zaman sonuna kadar dürüst olmak isedim. Benim hoşuma giden karmaşık uyumlu yontu şiirler değil porselen gibi çınlayan kuş uçuşu gibi çevik, bir lav püskürmesi gibi alevli ve herşeyi yakıp geçen şiirlerdir. Şiir parlayan bir hançer gibi olmalıdır. Okurda, gök yolunda sefer eyleyen, hançerini güneşe saplayan ve hızla yükselen bir savaşçı imgesi doğurmalıdır.” Yaşamı ve şiirinde sadeliğe tutkundur Marti. O nedenle de “Cüppeli ukalaların vaat ettiği/ küçük zararsız kalıplar” önerenlere savaş açmıştr. Çünkü onlar tapınaklarının kapısında özgür bir adam gördüklerinde “Hırsız var” velvelesini koparmaktan öteye gidemezler. Bu yüzden de “Yazgısıyla ortak olmak isterim/ bütün dünya halklarının/ Yüreğime daha yakın/ bir dağ ırmağı/ engiliğinden okyanusların” diyordu. Özgürlük için örgütlü mücadele gerekiyordu. Latin Amerika halklarına enternayonal bilincin taşınması da... 1890’daki çalışmalarında ırk sorununa değirenek şöyle der, “Irk yoktur, sadece iklim ve tarihsel koşullara bağlı olarak adetleri ve dış görüşleri farklılaşan insanca içyüzleri, insanları benzer kılan içbirlikleri değişmeyen çeşitli insan görünüşleri vardır.” Bununla beraber edebiyatın, “onu yaratan halkın karakterini yansıtması gerektiğini” savunur. Bu yüzden de Latin Amerika halklarının evrensel muhabiri olarak tanımlanır. 1891’de New York’ta bir mitingte, Marti, Küba halkını kurtuluş savaşına çağırdı. Çünkü savaş “Küba’yı bir efendiden kurtarıp başka bir efendiye verme denemesi” değildi. Kurulan Küba Devrimci Partisi’ne başkan seçildi. 1895’te seçilen parti manifestosuyla da savaş çağrısını tekrarlıyordu. “Küba’nın bağımsız ve emeğin hakkını ilan eden bir ülke olması için emekçiler cumhi uriyeti kurmak için, zenci, beyaz, melez ,tüm Kübalı’lar zafer ya da ölüm kararlılığı içinde savaşa...” Marti haykırıyordu: “Hayalim gerçekleşti/ Ayaklandı halkım/ ülkemin halkı sevgili Kübalılar / Üç yüzyıl ile çektiler kanatasıya sıkarak dişlerini/ üç yüzyıl zorbalğın kara baskısına katlandılar/ Ve benim yüce halkım kurtulacak prangalarından/yürüyor özgürlük ve zafer yolunda/ Gerçekleşti düşlerim daha güzel şey yok bundan.” Jose Marti 1895’te Dos Rios düzlüğünde savaşırken şiirindeki yalınlıkla ölmüştü: “Kırda bir çiçek gibi gösterişsiz ve sakin.” Jose Marti, Latin Amerika halklarının evrensel muhabiri. Savaşçı bir şovalye edasıyla şiirini şaha kaldıran şair. Biz de onun bir şiirini hatırlatarak noktalıyoruz konuşmamızı: “Zalimden mi/ Söz et zalimden/ Söyle herşeyi fazlasını da/ Haykır tüm hırsıyla köle göğsünün / adaletsizlikten mi/Söz et adaletsizlikten/Anlat onun nasıl yaklaştığını karanlıkta sinsice/ Söyle içinden gelen neyse...” |
||
|
||
| ŞİİRLERİ Alacalı Tüy Sorguçlar Aynı Yalınlıkla Ölmek İsterim Benim Sakim Benim Şövalyem Guantanamera Guantanamera (İngilizce) Güzel Kokulu Eller İki Yurt Kabaran Bir Dalga Gördüğünde Sen Küçük Prens Ruhumun Oğlu **** AYNI YALINLIKLA ÖLMEK İSTERİM Aynı yalınlıkla ölmek isterim Kırda bir çiçek gibi, sakin, gösterişsiz. Mum yerine yıldızlar parlasın üstümde Yeryüzü uzansın altımda sessiz. Ben aydınlık ve özgürlük delisiyim Varsın hainleri gizlesinler soğuk bir taş altında Dürüstçe yaşadım ben, karşılığında Yüzüm doğan güneşe dönük öleceğim. ******* |
||
|
||
| GUANTANAMERA Dürüst bir insanım ben, Palmiyeler ülkesinden. Ölmeden önce, paylaşmak isterim Ruhumdan akıp gelen bu şiirleri. Guantanamera! Guajira! Guantanamera! Guantanamera! Guajira! Guantanamera! Şiirlerim parlak yeşildir, Ama yine de kızıl alevler gibidir. Şiirlerim yaralı bir ceylana benzer, Dağda kurtarılmayı bekler. Guantanamera! Guajira! Guantanamera! Guantanamera! Guajira! Guantanamera! Dikiyorum bir ak gül fidanı Haziranda ve Temmuzda Çünkü samimi dost Elini vermiştin bana. Guantanamera! Guajira! Guantanamera! Guantanamera! Guajira! Guantanamera! Ve zalimin biri parçaladığı için Beni yaşatan yüreğimi. Dikmem ne bir ayrıkotu ne de çakır dikeni Dikerim bir ak gül fidanı. Guantanamera! Guajira! Guantanamera! Guantanamera! Guajira! Guantanamera! Dünyanın yoksul insanlarıyla, Neyim varsa paylaşmak isterim. Dağların cılız dereleri Denizlerden daha mutlu eder beni. Jose MARTI Çeviren : Tuğrul Asi BALKAR |
||
|
||
İKİ YURT İki yurdum var benim: Küba ve gece. İkisi de bir sayılır aslında. Yiterken Güneşin görkemi, Küba Üzgün bir dul gibidir Uzun örtüleri içinde, suskun, elinde karanfil. Bilirim ne olduğunu elinde ürperen Bu kanlı karanfilin! Bomboş Göğüs kafesim, bomboş, paramparça İçinde yüreğimin çırpındığı. Vaktidir Ölüme gitmenin. Uygundur gece Elvedalara. Işık engeller bizi. Sözler de. Evren İnsandan daha ustadır konuşmada. Bayrak gibi Kavgaya çağıran bir bayrak gibi Işıldıyor kızıl alevi mumun, açıyorum Pencereleri. Daralıyor yüreğim. Küba, dul Küba, göğü karartan Bir bulut gibi sessizce geçiyor Kopararak yapraklarını karanfilin. Çeviri : Ataol BEHRAMOĞLU |
||
|
||
bu guantanamera' nın şarkı hali de pek güzeldir... şöyle hawai gömleğini giycen, boyunda da çiçek, elde şeykırlar sallan dur iki sağa iki sola ahanda üstad compay segundo ve arkadaşları: |
||
|
||
sağol asafcım, uzun süredir dinlememiştim bunu.
|
||