SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Dış Politika

Konu: İslam dünyası, AKP'nin ılımlı modelini iyi incelemeli

Sayfa: [ 1 ]

torq 30.07.2007 22:03:51

(Lübnan gazetesi Müstakbel, 24 Temmuz 2007)

RIDVAN ESSEYİD
Türkiye'de iktidar partisi AKP'nin kazandığı seçimler, Lübnanlılar, Araplar ve Müslümanlar olarak bizi ilgilendiriyor. Lübnan'ı ilgilendirmesinin tek nedeni Osmanlıların bizi 400 yıl yönetmesi ve Türkiye'nin Lübnan ve Araplar için büyük bir ticaret ortağı olması değil; bu seçim bizi aynı zamanda, Türkiye'nin reform ve demokrasi alanındaki siyasi deneyiminin 'öncü yapısı' nedeniyle ilgilendiriyor.

1940 ve 1950'lerde, Türkiye, Irak, Lübnan ve İsrail gerçekçi parlamenter deneyimlere sahne oldu. Irak'taki deneyim 1958'de suya düştü. Türkiye'de bu deneyim, siyasilerle asker arasında yıllarca tökezledi. Lübnan'da da durum benzer bir yol alıyordu.Beş yıl önceki seçimde Türk sivil İslam 'formüllerinden' biri olan AKP, mecliste yüzde 34'lük çoğunluğu elde etmiş, milliyetçi ve laik partiler paramparça olmuştu. Yeni hükümet ne mecliste ne de hükümette temel değişiklere gidemedi. Bunun sebebi, Lübnan Cumhurbaşkanı Emil Lahud gibi bir cumhurbaşkanının ve 'ağır madalyaları' bizdekilerden farklı olmayan generallerin varlığıydı. Fakat, AKP, ekonomik kalkınma ve AB üyeliğine endekslendi. ABD'nin müttefiki ve NATO üyesi olmalarına rağmen Irak savaşına katılmayı reddettiler. Oysa bölgede sadece İsrail değil, başkaları da bu savaşa katılmış veya savaşı uygun görmüştü. AKP, Kürt sorunundan da korkmak yerine çözümler sundu. Sadece ticarette değil, Ortadoğu politikalarında, Orta Asya ve Kafkasya dosyalarında esaslı ortaklara dönüştüler.

Türkiye bugün laiklerle İslamcılar arasında derin siyasi bir bölünme içindeymiş gibi görünse de, bölünme aslında, 'modernle modern olmayan, demokratla demokrat olmayanlar' arasında. İşin garibi de, laikler ve milliyetçilerin demokrat olmaması ve 50 yıl boyunca orduya dayanması. Ordu kendilerini koruyamayınca şiddete başvuruyor ve kendi kurdukları cumhuriyetin kurumlarına meydan okuyorlar. AKP yüksek kalkınma oranları sağladı, ekonomik ortaklıklar gerçekleştirdi. İşte yenilenen Türk demokrasisi, bölünmüşlüğün çözümünün tek yolu olarak yine demokrasiyi gördüğü, vatandaşlarının yaşam standartlarını iyileştirme konusunda başarı elde ettiği, sorunlarını barış, demokratik haklar ve seçim yoluyla yapılan iktidar değişimiyle çözdüğü için bizi ilgilendiriyor.

Devletin ilk görevi vatandaşlarının yaşam standardını iyileştirmekse, ikinci görevi de ülke çıkarlarını korumaktır. Türkiye bunu gerçekleştirdi ve Araplar da aynı yolda yürümeli. Türkiye'nin AB ve Ortadoğu başarısı Arapları, çıkarlarını koruyan, Irak'ın işgalinin yarattığı dengeleri yeniden düzenleyecek biçimde Türklerle birlikte çalışmaya sevk ediyor. Türk deneyimi bizleri Müslümanlar olarak da ilgilendiriyor. Zira 'Türk İslam demokrasisi', İslam, toplumlar ve devletler arasındaki bölünmeye çözüm sunuyor. AKP, halkın otoritesi kanalıyla tarihi bir uzlaşı sağlıyor. Arap ve İslam dünyasında rejimlerle İslamcılar arasında çekişmeyle geçen 40 yıl boyunca biz böyle bir İslam anlayışı görmedik. Başarısız rejimlerden kurtulmak istiyoruz. Köktencilik ve bölünmüşlüğün esiri olmak istemiyoruz. AKP deneyiminin sunduğu ılımlı ve açılımcı İslam anlayışı bir çözüm. Diğer önemli konularsa, AKP'nin geniş halk desteğine sahip olması, siyaset, kimlik meseleleri ve dini sorunların çözümünde başarılı bir deneyim sunması, demokrasi, hukuk ve laik anayasaya bağlılığı. Demokratik çalışma, bölünmenin değil, dayanışma ve ilerlemenin güvencesidir.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=228374

30.07.2007 22:16:20
'Ilımlı İslam' ve 'İslam terörü' ifadelerine tepki gösteren Erdoğan, 'İslam aşırılığı reddeder, biz orta yolu bulmuş Müslümanlarız' dedi
AA - CHICAGO - Başbakan Tayyip Erdoğan'ın G-8 zirvesini de kapsayan ve bir haftayı bulan ABD ziyareti dün Türkiye'ye biçilen 'ılımlı İslam' rolü ve 'İslami terör' tartışmaları eşliğinde sona erdi. Chicago'da Academy of Achievement'ın 'Ortadoğu' konulu paneline katılan Erdoğan, ABD Kongre üyesi Jane Harmon ile Princeton Üniversitesi'nden Ortadoğu uzmanı Prof. Bernard Lewis'in bu yöndeki ifadelerine sert tepki gösterdi.
Sunuculuğunu MSNBC televizyonunun siyasi içerikli Hardball programının ünlü yapımcısı Chris Matthew'in yaptığı, İsrail'in eski Başbakanı Ehud Barak'ın da katıldığı panelde konuşan Harmon, 'ılımlı İslam' ifadesini kullandı. Başbakan Erdoğan ise bu ifadeye karşı çıkarak şöyle konuştu:
'Ilımlısı ılımsızı olmaz'
"Türkiye ılımlı İslam'ın egemen olduğu bir ülke değildir. Her şeyden önce ılımlı İslam ifadesi yanlıştır. İslam kelimesi itibariyle yalındır, sadece İslam'dır. Ilımlı İslam dediğiniz zaman bunun alternatifi çıkar, o da ılımsız İslam'dır. Bir Müslüman olarak böyle bir kavramı kabul edemem. İslam aşırılıkları reddeder. Ben aşırı bir Müslüman değilim. Biz orta yolu bulmuş olan bir Müslümanız."
Erdoğan, ABD yönetimine de üstü kapalı eleştiride bulundu: "Terör bir gerekçe değil. Acaba terörle ilgili gerekçeleri ortadan kaldırabildik mi? ABD'nin Bağdat'a girmesi işi çözmüyor. Buraya nereden geldik. 11 Eylül'den geldik. 11 Eylül olmasaydı Afganistan'a girilmezdi, Irak'a da girilmezdi.
Irak'ta, bir dost olarak, samimi olarak biz bu işin hallini istiyoruz. Ama bu sorunu halletmek dışarıdan dayatmacı bir yaklaşımla olmaz. Kendi iç değerlerine kıymet verilmeli. Halklar kendilerini yönetecek olanları kendi içinden çıkarmalı. Atanmış memurlarla bu işler zor yürür. Bu, benim demokrasi anlayışımdır. Bunu da başarmaya mecburuz. Onun için altyapısını ona göre yapmak durumundayız. Bir farklı ülkenin modelini oraya oturtmak, adeta bir vücuda kabul edemeyeceği bir organ naklini yapmak gibidir."
Ortadoğu'da Barak'ın başlattığı barış çabalarını desteklediğini belirten Başbakan, silah gücü olarak İsrail ile Filistin'in karşılaştırılamayacağına da dikkat çekerek Şaron yönetimini eleştirdi: "Gazze'den çekiliyor diye barış gösterileri yapanlara bombaları yağdırdığınız zaman bu işi durduramazsınız. Bir defa terörün dini yok, ırkı yok, milleti yok, vatanı yok." Başbakan şöyle devam etti: "Ben, teröre 40 bin kurban vermiş bir ülkenin başbakanıyım. Teröre kurban olanların hepsi ülkenin yoksulluk ve yokluk bölgesinden geliyor. Terörist bir şeyi çok iyi bilir; ölmeyi ve öldürmeyi. Ve buna odaklanır. Fakat ona yataklık yapan sermaye vardır. Bazen kişiler, bazen kuruluşlar ve bazen de dünyanın güçlü ülkeleridir. Bunu iyi tespit etmemiz lazım."
'Çok çirkin bir ifade'
Prof. Bernard Lewis'in de konuşmasında 'İslami terör' ifadesini kullanmasına tepki gösteren Erdoğan, "Bu ifade dünyada sadece Müslümanları değil, tüm ilahi dinlerin inananlarını üzer. Hiçbir din teröre müsaade etmez. Dolayısıyla terörün önüne İslam kelimesini yakıştırmak çok çirkindir. Dinci terörist diyebilirsiniz ama İslami terörist diyemezsiniz" dedi. Başbakan Erdoğan'ın ifadelerine tepki gösteren panel yöneticisi Matthews'in 'Teröre İslamcı demeyeceksek peki öyleyse terörü nasıl tanımlayacağız ki' diyerek, ısrarla müdahalede bulunması ise dinleyenlerden tepki aldı.
Barak'tan övgüler
İsrail'in eski lideri Ehud Barak da konuşmasında, Erdoğan'a övgüler düzerek, İslamiyet'le ilgili değerlendirmelerine katılırken, AB'yi Türkiye'nin Doğu ile Batı arasında doğal köprü rolünü oynaması için şans vermeye çağırdı. 'Avrupa cennetinin devamının Türkiye'siz olamayacağını' söyleyen Barak, 'İslami bir partiden geldiği halde Avrupa'nın elini sıktı' diye övdüğü Erdoğan'ın cesaretli tavırlarına destek verilmesi gerektiğine de dikkat çekti.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=119335
 
Birine kırk kere deli dersen deli olurmuş.az kaldı resmiyetleşmesine.


Sayfa: [ 1 ]