SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Yazarlar

Konu: Jean Paul Sartre

Sayfa: [ 1 ]

torq 28.07.2007 14:32:28
 21.6.1905 - 15.4.1980
 

"Özgürlüğe Mahkûm"

Varoluşçuluğun başta gelen temsilcisi, Fransız yazar Sartre, çalışmalarıyla politik gelişmeler üzerinde etkili olmayı denedi. Düşüncelerinin odak noktasında, hayata ancak kendi sorumluluğunu üstlenerek bir anlam katabilen özgür insan bulunmaktadır.

Sartre Paris'te dünyaya gözlerini açtı. Deniz subayı olan babası öldükten sonra annesi yurdu Alsas'a döndü.

Paris'te bir müddet okula devam ettikten sonra, Sartre 1916'da annesi ve üvey babasıyla La Rochelle'e taşındı. 1919'da Paris'e dönüp liseyi 1922'de bitirdi. 1924-28 yılları arasında felsefe öğrenimini sürdürürken sonraki hayat arkadaşı Simone de Beauvoir ile tanıştı. Askerlik hizmetini Tours'da meteorolog olarak tamamladıktan sonra, 1936'ya kadar Le Havre'da felsefe öğretmenliği yaptı.

1938 La nausée Laon'da bir yıl öğretmenlik yaptıktan sonra Sartre Paris'te ünlü Pasteur Lisesine atandı. 1938'de La nausée (Bulantı) adlı ilk romanını yayınladı. Burada düşsel bir günce biçiminde bir kişiliğin çöküşü belgelenmektedir. Antoine Roquentin adlı tarihçi önce işinden, daha sonra eşyalardan ve en sonunda da insanlardan iğrenir. Ancak kendisini tanımanın mutlak noktasında (burada kendinden iğrenmesi), insan tümüyle özgürlüğe kavuşur ve kendi hareketleriyle hayatın anlamını saptar: Yani özgürlüğe mahküm edilmiştir.

1943: İlk Dramı Le mur (Duvar) adlı öyküsü çıktıktan kısa bir süre sonra, Sartre II. Dünya Savaşı'na katıldı ve 1940'ta bir yıllığına Almanlara esir düştü. 1943'te Les mouches (Sinekler) adlı yapıtını yayınladı. Bu ilk dramında yazar, insanın hareketlerinde tamamen özgür olduğuna ilişkin varoluşçu tasarılarını geliştirdi. Argos kentinin sineklerin hücumuna uğradığı eski Yunan Atrid efsanesine dayanarak oyunun kahramanı Oreste, Klimnestra ve Aegista adlı Tiran ikilisini öldürerek "özgürlük hareketini" gerçekleştirir. Bu oyun Fransız direniş kuvvetlerinin işgalci Almanlara karşı bir uyarısı olarak yorumlandı. Sinekler'den çıkarılan ve Sartre'ın aynı yıl içinde ilk felsefi ana yapıtı L'étre et le néant'da (Varlık ve Hiçlik) kaleme aldığı varoluşçuluğunun özünde, hiçbir Tanrıya hesap vermek zorunda olmadığı ve özgürlüğü kısıtlandığı zaman her tür rejime karşı öldürmeyi bile göze alabileceği, insanın kendi sorumluluğu yatmaktadır.

1944: Huis clos  (Gizli Oturum, 1944) adlı dramında Sartre, bireyin özgürlüğe ulaşma çabalarında başkalarını özgürlüğü bulma (anlam arayışı) çalışmalarında kısıtladığını açıkça ortaya koymaktadır. Burada cehennemde bir odada üç kişi sonsuza dek hapsedilmiştir. Bu oyun "cehennem, işte o başkalarıdır" gerçeğinin anlaşılmasıyla doruk noktasına varır. 1945'te Les temps modernes (Modern Zamanlar) adlı felsefe dergisini kuran Sartre, arkadaşı Albert Camus ile birlikte gzistansiyalizmin başta gelen temsilcisi oldu.

1960: Diğer Felsefi  Anayapıtları

Sartre, Les mains sales (Kirli Eller) adlı dramında komünist dogmatizminin de insanlık dışı olduğunu ileri sürerek maskesini düşürdüğü halde, gene de komünizmi toplumsal değişikliğe olanak tanıdığı için kabul etti. Siyasal ve felsefi düşünceleri farklılaşınca, 1952 yılında Camus ile bozuştular.

La critique de la raison dialectique (Diyalektik Aklın Eleştirisi, 1960) adlı itirafnamesinde Sartre, bireysel özgürlüğü sınıf bilinci ve psikanalizle birleştirmektedir.

Les mots (Sözcükler) adlı otobiyografik yapıtında Sartre, 1964'te politika üzerinde etken olmadığını itiraf etti ve aynı yıl içinde kendisine verilen Nobel Edebiyat Ödülünü reddetti.

Dört yıl sonra Prag ilkbaharı* isyanının bastırılmasından sonra Sartre komünizme sırt çevirdiyse de, 1968 öğrenci hareketleri karşısında toplumsal bir değişikliğin olabileceğine ilişkin umutları yeşerdi. Edebiyat ve sanat konusunda sayısız deneme yazısının yazarı Sartre, 70'li yıllarda teröristlerin insani bir biçimde muamele görmesini savundu. Bir göz rahatsızlığı yüzünden gözleri hemen hemen hiç görmeyen Sartre 1980 yılında, 74 yaşında Paris'te hayata gözlerini kapadı.


Diğer Önemli Dramları

1946 Morts sans sépulture (Mezarsız Ölüler): Direniş savaşçıları inandıkları ideal uğruna ölüme giderler.
1946 La putain respecteuse (Saygılı Yosma): Irkçılığı, rüşvetçiliği ele alan ve ezilenlerin zorla bir devrim gerçekleştiremeyeceklerine ilişkin bir oyun.
1951 Le diable et le bon Dieu (Şeytan ve Yüce Tanrı): Dindar bir insan devrimci bir varoluşçu haline gelir.
1959 Le séquestres d'Altona (Altona Mahpusları): Nasyonal Sosyalist Almanya'da rejime katılanların sorumluluğunu işleyen bir oyun.
 
* "Prag Baharı" olarak bilinen A. Dubcek yönetiminin 1968'deki reform girişimleri Sovyet birliklerinin askeri müdahalesiyle engellendi. Ç.N.

http://www.denizce.com/jeanpaulsartre.asp
 

TOPLU OYUNLAR
J.P.Sartre, Çeviren: Işık M. Noyan, İthaki Yayınları, 2007, 726 sayfa, 29 YTL.

Sartre'ın oyun karakterleri hep seçim yapmak durumunda kalırlar. Kendi görüşlerini savunmakla, yeni kişisel özelliklere sahip olmak arasında bir seçim yapmayı gerektirecek durumla karşı karşıya kalırlar

ABİDİN PARILTI
Sartre yirminci yüzyılın en önemli filozof ve edebiyatçılarından olmasının yanında kendinden sonra gelen kuşakları etkilemiş çok önemli oyun yazarlarındandır da. Varoluşçuluk düşüncesiyle bütünleşen Sartre, oyunlarında da bu düşüncesini anlatmaya, dramatik sadelik içinde onu yeni bir merhaleye taşımayı denemiştir. Zira onun için düşünce her yerde serpilebilirdir ve bütün eserleri bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Ancak buna rağmen eserleri didaktik olmaktan uzaktır. Seçtiği mevzulara varoluşçuluk düşüncesini sindirmeyi ustalıkla başarmıştır.
Sartre'ın Türkçede yeniden yayımlanan Toplu Oyunlar'ı altı oyundan oluşuyor. Bunlar Gizli Oturum, Mezarsız Ölüler, Sinekler, Kirli Eller, Şeytan ve Yüce Tanrı, Saygılı Yosma'dır. Daha önce çeşitli yazar-çevirmenler tarafından Türkçeye çevrilen bu oyunlar ilk defa bir arada okuyucuya sunuluyor.

Terörün evrenselliği

Sartre'ın kuşkusuz ilk ses getiren oyunu Sinekler olmuştur. Sartre İkinci Dünya Savaşı sırasında hapse atılıp ve sonrasında hapisten çıktığında Direniş Hareketi'ne katılır. İşte Sinekler oyunu da onun Direniş Hareketi'nin içinde olduğunu bilmeyen Almanların izniyle ilk defa oynanmış ve oldukça ses getirmiştir. Baskı ve şiddet karşıtı olan Sinekler, Fransa Alman işgali altındayken yazılmıştı. Oyunun temel kişilerinden olan Orestes, annesi Klytaimnestra'nın sevgilisi Aigisthos'la birlik olup, bir entrika sonucu babası kral Agamemnon'u öldürmelerinden on beş yıl sonra, küçük bir çocukken kaçtığı Argos'a başka bir isimle döner. Annesi ve Aigisthoshos, Agamemnon'un öldürülmesi olayına ses çıkarmamışlar aksine Argos halkını pişmanlık ve ölüye saygı adı altında dinsel terör, korku ve baskıyla yönetmektedirler. Öç ruhları olan 'sinekler' ise kenti adeta bir veba gibi sarmışlardır. Bundan da aslında en çok halkta suçluluk duygusunun, yani tanrı korkusunun insanların her yerine nüfuz etmesinden dolayı Tanrı Jüpiter memnunluk duymakta ve Orestes'i yoluna devam etmesi için kandırmaya çalışmaktadır. Oyun temelde halkı Almanlara ve işbirlikçisi Vichy yönetimine karşı direnmeye, eylem yapmaya yönlendirir ve varoluşçuluk savını bir düşünce sistemi içinde okuyucuya sunar. Sinekler, bir Antik Yunan söylencesini işleyerek bilinen en eski zamanlardan beri gelen baskı ve terörü evrensel bir biçimde anlatmayı yeğler. Oyun direnişi öğütlerken, bireyin ideolojik, siyasal ya da dinsel her türlü terörün karşısındaki sorumluluğunu ele alır. Çünkü birey yaptığı seçimin bütün sorumluluğunu üstüne aldığı zaman tamamen özgürleşebilir.
Gizli Oturum'da ise yeni ölmüş üç kişinin Cehennem'e, (burası aslında İkinci İmparatorluk biçemiyle döşenmiş bir otel salonudur) gelişini işler. Burada dışarı çıkılamaz,uyku uyunamaz. Bu koşullar altında bir araya gelen bu üç kişi giderek daha çok konuşmaya, geçmiş yaşamlarından söz etmeye ve konuştukça da gerçek kişiliklerini ortaya dökmeye başlarlar. Her biri kendi geçmiş yaşamlarını önce çarpıtarak, yalanlar katarak, eksik bırakarak anlatırken maskeleri de yavaş yavaş düşmeye başlar. Konuştukça kendilerini olduğu kadar karşılarındakini de yargılarlar. Bu anlamda birer mahkûma dönüşürler. Cehennemleri budur aslında. Zaten Sartre de o meşhur 'cehennem başkalarıdır' sözünü burada kullanmıştır. Sartre bu oyununda insanın özgürlük isteminin başkalarıyla sınırlı olduğunu, başkalarının insanın cehennemi olduğu görüşünü anlatır. Her birey kendi davranışından sorumludur. İnsan kendine hangi rolü biçerse odur.

Mezarsız Ölüler
oyunu ise komutanlarının verdiği emir sonucu bir köye saldıran ama orada pusuya düşüp esir alınan beş kişinin, gözaltındayken verdikleri direnişi, o direnişin gittikçe zayıflamasını, kendi davalarını sorgulamaya başlamalarını ve en sonunda doğru kabul ettikleri doğrultusunda konuşmaya başlamalarını anlatır. Bu beş kişi en başından beri düşman güçlerine tek bir laf etmemeye kararlıdırlar. Türlü işkencelerden geçmelerine rağmen suskunluğu ve bu şekilde düşmanı yıpratıp kazanmayı düşünürler. Ancak içerde kaldıkça ve ismini vermedikleri komutanları da başka biri olarak yanlışlıkla gözaltına alıp sonra da serbest bırakılınca doğrularını ve uğruna ölümü göze aldıklarını sorgulamaya başlarlar. Bu sorgulama çorap söküğü gibi gelir ve aslında Sartre'ın birçok zaman yaptığı gibi kişiler iki doğru ya da iki yanlış arasında bir seçim yapmak zorunda kalırlar. Böylece doğrular da yanlışlar da haklı da haksız da bir şekilde sorgulanmış olurken soru işareti baki kalır. Bu oyun boyunca vicdan, hak, ölüm, yaşam, direniş, teslimiyet gibi kavramlar tartışmaya açılır.

Amerika'da öteki olmak
Saygılı Yosma oyunu daha önce Orhan Veli tarafından Türkçeye çevrilmişti. 1940'lı yılların Amerika'sında geçiyor. Amerika'da öteki olanın içinde bulunduğu çıkmazı son derece çarpıcı ve yıkıcı bir biçimde anlatır Sartre. Lizzie güzel gelecek düşleri kuran bir fahişedir. Kente yerleşmek için trende yolculuk ederken tacize uğrar. Onu taciz eden beyazlar daha sonra iki zenciye saldırırlar ve bir tanesinin ölümüne neden olurlar. Ancak saldıranlardan biri senatörün oğlu olduğu için onun yerine bir kurban gerekmektedir. Bu kurban ise yine bir zencidir. Diğer yandan Lizzie'nin de konuşması ve şahitlik yapması engellenmekte ve ölümle tehdit edilmektedir. Toplum dışı edilmiş, itilmiş ve yaşamları görmezden gelinen insanların iktidarlar, güçlüler, sahipler tarafından nasıl ele geçirilmeye çalışıldığını ve iktidarın bir şekilde kendi günahlarını örtmek için kurbanlara ihtiyacı olduğunu ve kurbanların yazgılarının bir olduğunu anlatır Saygılı Yosma.

Tanrı'nın varlığını yadsımak
Sartre, yapılan seçimlerin insanları nadiren ideal olana ulaştırdığını bilse de, insanlar için, politik olarak 'bağımlı' olmanın gerekliliğine de inanmaktadır. Bu fikrini Kirli Eller oyununda dillendirir. Bu oyunda politik eyleme katılan kişinin ellerinin kirlenmesinden kurtulamayacağını ama 'bağımlı' olmayı reddetmenin de olayların gidişatının mevcut diğerleri tarafından belirlenmesi demek olduğunu anlatır. İki ahlakdışı durum karşısında seçim yapmak güç ve tartışılır bir durumdur. Sartre bu oyunda işte bunu tartışır.
Yukarıda sözünü ettiğimiz oyunların bütünü Sartre'ın varoluşçuluk bakış açısını ortaya koymaktadır. Tanrı'nın varlığını yadsıma; belirlenmiş davranış biçimleri ve onların sorgulanması; gerçekleştirilebilir ahlaki seçimler ve karşıtı... Sartre her bireyin var olan iktidari düşüncelere meyletmeksizin kendini ve kendi değerlerini oluşturması gerektiğini anlatır. Başkaları tarafından konulmuş gelenek ve göreneklere uyum sağlamaya çalışmak kişinin kendini var ediş eyleminden öte, kurulmuş, kurgulanmış bir robotun komutları yerine getirmesi gibidir. O yoktur. Onun yerine başkaları vardır ve o sadece o başkalarının görünen bir suretidir. Sartre'ın oyun karakterleri hep seçim yapmak durumunda kalırlar. Kendi görüşlerini savunmakla, yeni kişisel özelliklere sahip olmak arasında bir seçim yapmayı gerektirecek durumla karşı karşıya kalırlar. Diğer yandan Sartre'ın oyunları geleneksel dramatik biçimde yazılmışlardır. Dünyanın akıldışı olduğu ve bu karmaşadan yeni bir düzen yaratmak gerektiği fikrinden yola çıktığı için, Sartre'ın oyunları da yalın dramatik bir aksiyonla ilerler ve yine aynı yalınlıkla biterler.

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=6565

Ruler of the Ruins 28.07.2007 15:13:07
Diyalektik Aklın Eleştirisini okuyan var mı?
Bu arada konu için teşekkürler, fazlasıyla bilgilendirici..

sarya 03.08.2007 16:48:24
deleuz hakkında ne düşündüğünü merak ettim
okudun mu

kopil118 02.07.2008 21:56:03
SARTRE NİN BULANTI KİTABINI TEK OKUDUM VE EN ÇOK ZORLANDIĞIM KİTAPLARIN BAŞINDA GELİR AMA SONRADAN EN .ÇOK BEĞENDİĞİM KİTAPLARDAN BİRİ OLDU.


Sayfa: [ 1 ]