SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Yazarlar

Konu: Halide Edip Adıvar

Sayfa: [ 1 ]

torq 28.07.2007 14:00:50
'Erkek gibi kadın' derler ya...

HANDE ÖĞÜT
Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cemil Meriç gibi Türk düşünce hayatının 'araf'ında kalmış, kategorize edilemeyen bir siyasi ve edebi kişilik Halide Edib Adıvar. Osmanlılık- Türkiyelilik, Batılılık-Doğululuk, pozivitizm-mistisizm, gelenek-modern, avam-havas, ilericilik-muhafazakârlık, feminizm-militarizm dikotomilerinden, özgürlükçü ve hümanist değerler dünyasına ulaşmaya çalışan, hayal ile hakikat sarkacında gidip gelen bir yazar, eğitmen, öğretmen, düşünür, hemşire, nefer, onbaşı, çavuş, profesör, milletvekili ve anne... Kendine dayatılan doğrulara gönül indirmeden, inandığını savunan bir tahayyül dünyası içinde ilerleyen ama kendini değilleyen sürprizli tavırları ve eserleriyle şaşırtan bir kişilik Halide Edib. Öyle ki ilk kocası Salih Zeki'nin kendini aldatmasına tahammül edemeyerek, dönemin şartlarına cesurca karşı duran da Halide Edib'tir; ilk kocası Sururi'nin ölümünün ardından evlendiği ikinci kocasının, kıskançlık krizi sonucu Sara'yı ölümle cezalandırılışını anlatan (Seviyye Talip) ve kadınlara iffet üzerine bir 'ders' veren de aynı Halide Edib!

Cumhuriyet tarihinin gizemli yazarı Halide Edib, eserlerinde çocukluğundaki Doğu-Batı ikililiğini ve döneminin tüm 'öykünmeci' tarzını yansıtır. Babasının adını, ikinci adı olarak kullanan Halide, çocukluğunu, baba ocağıyla anneannesinin evinde yaşar. Baba Edib, tam mânâsıyla bir İngiliz centilmeni; anneannesi ise Mevlevi'dir. Baskın baba dilini (Batılılık, ilerlemecilik), sürekli ana diline (Doğululuk, durgunluk) tercüme etmeye çalışan Edib'in eserlerindeki ve otobiyografisindeki çiftseslilik ve çokkarakterliliğin nedeni, çocukluk arka planında, erkek dünyası ile kadın dünyası arasındaki bölünmesinde aranmalı belki de.

Mahrem bir kadın kültürü

Elaine Showalter, A Literature of Their Own'da, kadınların hem erkek egemen kültürün içinde hem de ayrı ve susturulmuş, mahrem bir kadın kültürü içinde olduklarını, bundan dolayı da kadın edebiyatının çiftsesli olduğunu belirtir. Edib de erkek söyleminin hem içindedir, hem dışında. Ne var ki yine de mimari, müzik, Mevlevilik üzerine düşüncelerini belirttiği, kişisel tarihinin izdüşümünü yansıtan Sinekli Bakkal'da eril söylemin dışına çıktıkça, aynı söylem tarafından içe çekilir sürekli. Muhafazakâr ve yerli değerleri yücelten Rabia ile Batı pozitivizminin temsilcisi İtalyan musiki öğretmeni Peregrini arasındaki aşk, melodramatik; Peregrini'nin din ve kimlik değiştirerek Osman oluşundaki simgesel batı-doğu birleşmesi de adeta fantastiktir. Doğu kadındır genellikle oryantalist romanlarda, erkek ise Batı. Batı'nın Doğu'nun içine girişi ve onun cinsel kıyılarını fethedişi bir zafer değildir. Aksine sünnet olarak cinsiyeti üzerindeki kendi cemaat hükmünü reddeden Peregrini'nin eksilişi ve dramı söz konusudur. İç dünyası bize hep kapalı tutulan Peregrini, aşık oldukça, yani ideal kadını yazdıkça kadınlıkla bağdaştırılan Halide Edib kahramanlarındandır. Peregrini'nin cinsel arzularını açığa vuruşu dahil olmak üzere tüm davranışları Rabia tarafından eleştirilir, küçümsenir. Cinselliği 'mübalağalı' olarak yaşayan erkek karakterler kötüdür romanlarda. Böylelikle geleneksel erkek değerlerini, kadın kahramanlar üzerinden yeniden üretir Edib. Erken dönem romanlarında cinselliği yıkımla sonuçlanabilecek bir kavram olarak ele alan Edib milliyetçi görüşlerinin ve aktivist kadın sesinin duyulmadığı, otobiyografik dönem romanlarında (1908-1913'e tarihlenen Raik'in Annesi, Seviyye Talip, Handan, Yeni Turan), ideal Cumhuriyet kadını tiplemesini üretir sürekli ama hikâyeyi erkek kahraman anlatır. Tarih boyu kendine bir kimlik arayan, cinsiyetinin törelerinin pençesinden ve dişiliğinden kaçmayı öğrenen kadının, iki kaçış yolu vardır ki Edib tıpkı Charlotte Bronte gibi ikisine birden çalışmıştır: Yazarlık kimliğini romanlarında gizleyerek benliğini korumak ve kadının yaşamında yer alabilecek tehlikeli ve mahrem serüvenleri (aldatma, cinsellik, zina) erkek kahramana içselleştirerek toplumsal yasaklara karşı meşruiyet kazanmak...

Hülya Adak, 'Otobiyografik Benliğin Çok-Karakterliliği: Halide Edib'in İlk Romanlarında Toplumsal Cinsiyet' başlıklı makalesinde, Edib'in romanlarındaki otobiyografik ögeleri gizlemek adına erkek anlatıcıdan yararlanmasına ilave olarak ideal kadının erkek benliği üzerindeki tahrip edici gücünden söz eder. Edib'in tüm romanlarının ortak paydası, kadın baş karaktere duyulan hayranlık ve aşk yüzünden, erkek 'ben'liğinin yıkımıdır. Erkek anlatıcı nihayetinde çocuksu ve histerik biçimde yazarlığını ve otoritesini kaybeder; kadın ise yazıldıkça belirginleşip özneleşir. Anlatıcı erkektir ama altmetinde kadının sesi, hasletleri, korkuları, endişeleri, duyarlığı sezdirilir. Sandra Gilbert, Susan Gubar ve Elaine Showalter gibi araştırmacıların ortaya koyduğu gibi üstte ataerkil söyleme uyan, hatta onu yüceltiyor gibi görünen bir ses ile altta buna karşı çıkan, ataerkil söylemi eleştiren bir ses yer alır kadınların romanlarında. Ne var ki bu romanlarda kadınlar da bölünmeye uğrar, iyi ile kötünün bahçesinde.

Ya iffetli, babasız çocuk büyüten güçlü annelerdir bunlar ya da cinsel kimliklerini unutarak erilleşmiş, militarize kadınlar... Handan'ın kahramanının kadınlığı kamusal alanda örtülüdür, 'erkek gibi bir kız'dır o. Yine aseksüel bir kimlikle, kadınlığını hiçleyerek Milli Mücadele'nin içinde yer alan Edib, Türkün Ateşle İmtihanı'nda kendini cinsiyetsiz bir kadın olarak tanımlar; Yeni Turan'da da sürdürür bu tutumunu. 'Erkek gibi' olmayı yüceltir Halide Edib. Çünkü kendisi de kamusal alana ancak onun kodlarıyla girebilmiştir. Eril kabullere en aykırı tutumu ise 'fitne' kavramını olumlamasıdır. Onun romanlarında fitne, kadını marjinalize eden, güçsüzleştiren bir unsur değil, onu güçlendiren ve tapınılası kılan bir unsurdur. Ama bu kadınlar, yazarlık otoritesine sahip olamayacak, kadın, kimliğiyle kendini asla yazamayacaktır.

Nüket Esen'in, yazarının sesinin çok güçlü biçimde duyulduğunu belirttiği Seviyye Talip'te de erkek kahramanın ağzından geleneksel kadın tipi eleştirilse de kadını tutsak eden en direngen mitler kutsanır. Sıradışı kadın tipi, erkek kahramanın ve romanın diğer kadın kahramanının gözünde ilkin kabul görür ama sonra Seviye kötü yola düşer, karalanır. Erkek kahramanın travmatize kırılışı ve benlik parçalanışı ile kadının melodramatik bir sona mahkum edilmesi, Edib'in olmasa da toplumsal bilincin temsilciliğini yapan kahramanların tercihidir. Yazarının duygusal ve romantik bilincini aşarak, toplumsal bilince sahip kahramanların ortaya çıktığı Milli Mücadele dönemi romanlarından (Ateşten Gömlek, Yeni Turan, Vurun Kahpeye) sonra Edib de kahramanlarının çağrısına uymuş ve Sinekli Bakkal, Yolpalas Cinayeti, Tatarcık, Sonsuz Panayır, Döner Ayna, Akıle Hanım Sokağı, Kerim Usta'nın Oğlu, Sevda Sokağı Komedyası, Çaresaz ile Hayat Parçaları'nı içeren Cumhuriyet Dönemi romanlarında her şeyi bilen, gören bir tanrı-yazar olmuştur. Mor Salkımlı Ev ve Türkün Ateşle İmtihanı'nda toplanan otobiyografisiyle bu eril dünyaya korkusuzca adım atar Edip. Halide Edib ve Amerika kitabının yazarı Francis Kazan'ın ilgisini de bu 'dönüşüm' ve gizem çeker. Hatıratı ile ilk ve son dönem romanlarını adeta birbirinden farklı kişiler yazmıştır çünkü. Bir yandan kendini nasıl görüyorsa onu, öte yandan dış dünyanın gözünde nasıl gözüktüğünü başarıyla anlatmış ve gözlerini sakınımsızca kendine çevirebilmiştir. Roland Barthes, yaşamöyküsünü 'adını ağzına almaktan korkan roman' diye niteler ki Edib'in otobiyografik eserleri kurmacaya çok yakındır. Yazar kimliğiyle yapıtları arasında eksiksiz bir bağıntı yaratırken, romanların inanılırlık ve gerçeklik alanının sınırlarını belirler. Yazarın yapıtlarını yaşamı için saydam bir özre dönüştürür, bunun sonucunda yazarın yaşamına olan ilgimiz artar. Yaşamöyküsü, eserlerin denetçisi olmuştur artık...

Hümanizme, Haklar Bildirgesi'ne inanıyor, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün anayasal güvence altına alınmasını savunuyordu Halide Edib. Ne yazık ki onun idealine ilişkin bir model, örnek bir yaşam yoktu 'şimdi'de ve gelecekte. Ama o tamamlanmamış, tanımlanamayan bir kadın olma yürekliliği gösterdi. Otobiyografisinde ve hatıratında mutlu bir ironi saklıdır bu yüzden; kendi hikâyesini anlatabilme saadeti!

* * * * *
Halide Edib üzerine
# Halide Edib, Ayşe Durakbaşa, İletişim Yayınları, 2000
# Halide Edib ve Amerika, Frances Kazan, Bağlam Yayınları, 1995
# Kurtuluş Savaşı ve Halide Edib, Mehmet Kılıçoğlu, Güldikeni Yayınları
# Halide Edib Adıvar,
# Yaşamı Sanatı, Derleme,
# Bilgi Yayınevi, 1994
# Halide Edib Adıvar,
# Güven Taneri Uluköse, Kastaş Yayınları, 2007

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=6580


Sayfa: [ 1 ]