|
||
Kimsesizliğin kıyısındayım… Yüreğim çığlıklara gebe… Haykırışlardayım hüznün aydınlattığı yalnızlık limanında… İsyanlardayım geceler boyu ezberlediğim yalnızlığıma. Ey beni benden alan ülkem nice fırtınalar yaşadık ölümlerin kol gezdiği gecelerde, nice hüzünler yaşadık yalnızlığın karabasan gibi üstümüze çöktüğü dem’de. Ama hiçbir acı bitiremedi yaşama olan gülümseyişimizi, ütopyalarımızı. Eşkıya aşklar yaşardık elvedaların hüküm sürdüğü dağ başlarında, nehir kenarlarında, birbirinden yakıcı aşklar… Her biri yıldızlarla gökyüzüne yazılacak kadar görkemli ve doyumsuz. Eşkıya aşkı be gülüm. Eşkıya gibi yalnız, eşkıya gibi kimsesiz. Puslanmışken ölüm dört bir yanda sonsuz sevecek olanlar deyip yürüdük yol aldık şafakta doğacak aşk yüklü güneşi karşılamaya. Korkutmadı hiçbir fırtına, korkutmadı yüreğimi ölümün o soğuk esintisi. Düşler kurardım sevda yüklü, umut yüklü… Oysa şimdi hüznün kıyısındayım. Hiçbir ütopya saramıyor yüreğimi, hiçbir aşk heyecanlandırmıyor yüreğimi. Ah yaşam öylesine öfke yüklüyüm ki bir daha dönmemecesine elveda demek istiyorum sana. Ama sanma ki sakıncam gülüşlerimi kahreden suretinden. Her şeye inat gülümseye cem sana, her şeye inat sevda türkümü mırıldana cam giderken. Ve yaşama inat yüreğimi yarınlarda bırakarak ölümün o cezp edici ve korkutucu sırrına erişmek adına elveda yüreğim, elveda sevgilim. Uğrunda yaşamayı göze aldığım sevgili, benden uzak ama bir o kadar yakın sevgili; yaşanmamışlıklar adına affet beni. Ben yorgun, ben yaralı. Her gece karabasanlar çöker üstüme, her gece yalnızlığın sisi örter yüreğimi. Gidiyorum yüreğimi sende bırakarak, gidiyorum sensizliği parçalamak adına… elveda sevgili, elveda yüreğim.. |
||