SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Nicelizm

Konu: Nietzsche Ağladığında

Sayfa: [ 1 ]

15.09.2004 19:27:08
Nietsche ağladığında

NİETZSCHE HASTAYDI
Nietzsche çok hastaydı. Uzun zamandır başının sağ tarafında müthiş bir ağrı vardı ve bu kendisini çok rahatsız ediyordu. Başına ağrı girdiğinde “ Tanrım, sanki beynimde bir kene var ve beynimi emiyor dayanamıyorum “ diyordu. Gitmediği doktor ve mühendis kalmamıştı ve bunların % 99 u Nietzsche’ye migren teşhisi koymuştu. Ancak o bunların hiçbirine inanmıyordu.

En son iki gün önce gittiği nefesi güçlü bir hoca “ sende nazar var Nietzsche, al şu muskayı boynuna tak ve yatmadan önce dua etmeyi de unutma, iyi gelir” demişti ve kendisine kaynatıp ta suyunu içmek üzere bir tavşan kulağı vermişti.

Tabi bu ona bir hayli pahalıya mal olmuştu, hocanın parasını kol saatini satıp ödemek zorunda kalmıştı. Zaten yıllar sonra kitaplarında ebedi yaşam teorisini açıklarken, zaman izafidir bu yüzden saat takmam ve takmayacağım diyerek insanları saat takmamaya davet etmişti. Ayrıca o kulağın tavşan kulağı değil de kedi kulağı olduğunu öğrendiğinde Böyle Buyurdu Zerdüşt isimli kitabını yazmaya başlamış ve 10 saatte bitirmişti.

İngiltere’de soğuk bir kış yaşanıyordu. İngiltere’de dört bir yanı denizlerle çevrili kara parçasına ada diyorlardı ve İngiltere de bir ada ülkesi idi. Ona kısaca Güneşin batmadığı ülke büyük Britanya İmparatorluğu denirdi. Nietzsche yatağına uzanmıştı ve başına yine dayanılmaz bir ağrı saplanmıştı. Sol elini yattığı yatağın yanında duran komedine uzattı ve bir saat önce üzerine koyduğu ilacını aradı. İlacı bulduktan sonra açtı ve içinden bir tane alarak ağzına attı. Elleri titriyordu. Şömineye attığı tezek yanmış bitmiş kül olmuştu ve artık ısı ve ışık saçmıyordu. İlacını yuttuktan sonra yavaşça doğruldu ve şömineye doğru sekiz çizerek yürüdü. Eline aldığı bir tezeği içine attı. Tezeğin tutuştuğunu ve yine ısı ve ışık saçtığını gördükten sonra, tekrar yattı. Nietzsche giyinik yatardı. Giysileri son derece eski ve demodeydi. Üzerindeki paltoyu 10-15 sene önce sosyete pazarından 3 pounda, pantolonunu da paltonun yanında bedava verilmek koşulu ile 2 pounda almıştı. Yani ikisini toplam 5 pounda almıştı. Üzerini hiç çıkarmadığı gibi iç çamaşırlarını da çıkarmaz ve parçalanana kadar giyer ve bunları ayda bir kere göl kenarına gittiğinde balık avlamak için oltanın ucuna takarak kullanırdı. Hatta banyoya bile üzerini çıkarmadan girer ve bir taşla iki kuş vururdu. Nietzsche’nin gözleri iyi seçmezdi ve kulakları da iyi duymazdı. Koku alma duyusu da fazla gelişmemişti. Ayrıca dili de tat almazdı. Benim duyu organlarım düşüncelerimdir derdi ve ister kör olayım ister sağır, gün batarken ağır ağır, gönüller bir olduktan sonra samanlık seyran olur derdi. Aslında Nietzsche migren falan da değildi. Frengi hastalığına yakalanmıştı ve onun yaşadığı 1800 lü yıllarda frengi mikrobu henüz keşfedilmediği için mikroplar ortalıkta cirit atıyordu. İngiltere’de bu dönemde veba olana kurdeşen; frengi olana migren derlerdi ve hiç kimse bunların bulaşıcı birer hastalık olduğunu bilmediği için kimin elini öpseler ya da yanağından bir buse alsalar anında yapışıp kalırdı bu Allahın cezası mikroplar. Nietzsche sessiz bir şekilde yatağında yatmaktaydı. Ellerini karnının üzerinde kavuşturmuştu. Bu hali ile karpatlar şatosunda yaşayan kont drakulayı andırıyordu. Arada bir inleyerek duygusal, melankolik ve melodik bir ortamın oluşmasına katkıda bulunmaktaydı.. Gözlerini tavana dikmişti. Tezek tutuştuktan sonra ışığın tavanda meydana getirdiği şekiller onu eğlendiriyor ve hatta arada bir bu Salome’ye benzedi. Bu anneme benzedi, bu marta halaya bu da kuzenim küçük co’ya benzedi, aha bu da paul denen şerrefsize benzedi diyor ve dondurmanın içindeki küçük çikolata parçalarına benzeyen kahkahalar atıyordu. Nietzsche’nin dudaklarını örtecek uzunlukta bıyıkları vardı ve birkaç kere kestirmeye kalkmış, berber bahçe makasını eline aldığında vazgeçmişti. Yemek yerken bıyıkları kaşığın içine girer ve karşısında yemek yiyenleri kustururdu. Evet tavandaki gölge oyunu yavaş yavaş sona ermeye başlamış, Nietzsche’nin baş ağrısı da yerini derin bir uykuya bırakmıştı.

NİETZSCHE VE SALOME

Nietzsche Oxford üniversitesinde felsefe profesörü idi. Aylık 300 paund maaş alıyordu. Bu ona haydi haydi yetiyordu. Hiç yoktan iyidir, bunu bulamayan da var, ya Türkiye’de memur olsaydık halimiz nice olurdu deyip tanrıya şükrediyordu. İngiltere sağlık bakanlığı tarafından kendisine “ şahıs migren midir nedir ve şu şu ilaçları kullanmasında sakınca yoktur. İlaç bedeli bakanlığımızca ödenecektir” yazılı bir Heyet raporu verildiği için ilaç kullanırken çok müsrif davranıyor ve bu nedenle İngiltere’nin sömürgelerinden aldığı verginin artmasına yol açıyordu. Zaten en son yapılan zamdan sonra Hintliler ayaklanmış ve *odumun Nietzsche’sinin ilaç parasını niye biz ödüyoruz, kraliçeye ölüm diyerek bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi. Nietzsche, Salome ile üniversitede ders verirken tanışmışlardı. O sıralarda boş olan biyoloji ve inkılap tarihi derslerine de Nietzsche giriyordu. Salome biyoloji ve inkılâp tarihi derslerinden borçlu geçmişti. Eğer bu sene de geçemezse okulla olan ilişiği kesilecek ve bir ressam olma hayalleri suya düşecekti. Salome 20 yaşından gün almış idi ve Nietzsche’den 15 yaş küçüktü. Nietzsche de bu hesaba göre yaklaşık 36- 37 veya en fazla 38 yaşlarında olmalıydı. Salome ile Nietzsche tanışalı henüz 3 ay olmuştu ve Nietzsche Salome’yi bıyıklarından bile çok sevdiğini anlamıştı. Nietzsche kolay kolay sevmezdi ama Salome’nin baştan çıkaran güzelliği karşısında dili tutulmuş ve üç hafta ders verememiş, ateşler içinde yatağında yatarak onun adını soyadını ve nüfusa kayıtlı olduğu il ilçe ve köyü yada mahalleyi sayıklamıştı. Salome de Nietzsche’ye bir şeyler hissediyor ama onu bir hoca gibi görmekten ileri de gidemiyordu. Hatta bir gün birlikte okulun yemekhanesinde kentaki frayt çikın yerken Nietzsche’ye hocam demiş, Nietzsche de o sırada ısırmakta olduğu tavuk budunu duvara fırlatarak ne hocası, ne hocası hoca camide hoca camide demişti. Salome ondan özür diledikten sonra duvarda yapışık duran tavuk budunu afiyetle mideye indirmişti. Nietzsche ise Salome’ye çılgınlar gibi aşıktı. Beni Salome’ye çeken şey nedir diye tanrıya sormuş ama hala bir yanıt alamamıştı. Bir süre sonra da Salome Nietzsche’den soğumaya başladı.. Çünkü aynı sınıfta pratisyen biyolog olarak derslere giren Paul isimli Fransız bir gence aşık olmuştu. Boyu boyuna, huyu huyuna, suyu da suyuna uygundu. Her şeyi uyuyordu anlayacağınız. Çünkü paul uydurmayı iyi bilen bir Fransızdı. Çok kibardı. Salome bir gün Nietzsche ile Paul’u tanıştırdı. Nietzsche Paul’den hiç hoşlanmamıştı. Çünkü ne bıyığı vardı ne sakalı. Nietzsche’ye göre Tavuk *ıçı gibi bir suratı vardı ve onu ısırmamak için kendini zor tutuyordu. Salome ise sınıfı geçmek için Nietzsche’yi, romantik zamanlar için için Paul’u kullanmaya başlamıştı. Yine bir kış gecesiydi ve Nietzsche’nin evinde toplanmışlardı. Yemekte kurufasülye pilav, cacık ve güzel marmara şarabı vardı. Nietzsche cacığı kendi elleri ile yapmıştı.. Masaya servis yaparken gizlice Paulun cacığına sarmısak koymuştu.. Bazen Nietzsche bile çok acımasız olabiliyordu. Paul’un sarımsaklı cacığı yedikten sonra ağzının kokacağını ve Salome’yi öperken onu iğrendireceğini ve Salome’nin de bunun üzerine kendisine dönerek af dileyeceğini umuyordu. Ama işler umduğu gibi gitmemişti ve Salome Nietzsche’ye, biz paul’un cacığını birlikte yeriz demiş , sallamıştı kaşığı cacığa. Nietzsche de pilavdan dönenin kaşığı kırılsın deyip sekiz su bardağından yaptığı bir kazan dolusu nohutlu pilavı afiyetle midesine indirmişti. Yemekten sonra birer Türk kahvesi ve İngiliz sigarası içtiler. Nietzsche sigara içmezdi ama Paul’un yanında küçük düşmemek için bir tane yakmıştı. İçine çekemiyordu. Niye içine çekmediğini soran paul’a dişlerini gıcırdatarak, ben dudak tiryakisiyim hemşerim demiş ve yanmakta olan sigarayı ağzına atıp çiğnemiş ve yutmuştu. Biraz sonra Salome ikisine de dışarı çıkıp kartopu oynama teklifinde bulundu. Paul da hemen yeni gelinin tavuğa saldırdığı gibi hadi çıkalım kartopu oynayalım, Nietzsche de burada otursun bizi pencereden seyretsin. Ne de olsa o yaşlı biri bizimle kartopu oynaması yakışık almaz, neme lazım romatizmaları falan azar diyerek dalgasını geçmişti. Ama Nietzsche niyeymişkine ben de oynayacağım demiş ve onlarla birlikte bahçeye çıkmıştı. Nietzsche’nin oturduğu, üniversiteye ait lojmanın önünde terkedilmiş bir at arabası vardı. Salome ikisini de söyle dedi. Heyyy, ne dersiniz at arabasının önünde bir resim çekinelim mi? Paul ve Nietzsche çekinelim dediler. Onlar Salome’nin resim çekilirken aralarında duracağını zannediyorlardı ama Salome onları at arabasının önüne atların bağlandığı yere soktu ve koşumlara bağladı, kendisi de at arabasındaki kırbacı alarak sürücü koltuğuna yerleşti. Yalnız bir sorun vardı. Resmi kim çekecekti.. Yaklaşık bir saat kadar beklediler ve tam umutlarını yitirmekte iken karşıdan bir at arabası göründü. Salome araba yanaşmadan önce eteğini beline kadar sıyırdı ve dudağını yalayarak otostop çekti. Araba zınk diye durmuş ve içinden Dr.Beurre ve asistanı Freud inmişti. Onlar da bir pub’da birkaç efes birası içmişler, hipnoz, psikanaliz, Kuzey Irak ve sayısal loto üzerine konuşmuşlardı, geç olmuştu ve eve dönmekte idiler. Dr. Beurre Salomenin önünde referans yaparak elini öptü. Bu öpmekten çok bir yalamayı andırıyordu ve Salome elini fistanına silmek zorunda kalmıştı. Freud ise, ne ilginç bir durum. Bir at arabasına koşumlarla bağlanmış ve neredeyse donmak üzere olan iki adam ile salepten bile daha sıcak bir kadın. Bu kadın insanın dudaklarını yakar be dedi ve ağzının kenarından akan salyaları çaktırmadan sildi. Doktor, Nietzsche ve paul’a selamın aleyküm araba milletinin insanları dedikten sonra Salome’ye dönerek size nasıl yardımcı olabilirim makmazel dedi. Salome elindeki 1835 yapımı kodak marka makineyi göstererek bizim bir fotoğrafımızı çekmeniz mümkün mü? Üniversitenin mezuniyet yıllığı için lazımdı da dedi. Doktor da hay hay ne demek dedi . Salome elinde kırbaç ile arabanın önünde ayazda kalmış it gibi titremekte olan paul ve Nietzsche’nin yanına geldi. Doktor da yaklaşık 58 kilo ağırlığında olan makineyi iman gücüyle sırtladı ve en uygun pozisyonu aldı. Evetttt çekiyorum, beyler beş saniye titremeyi kesin diyen doktor flaşı patlatarak resmi çekti. Bu fotoğrafın, Fransız ressam Rambrand tarafından aslına bakılarak yapılan resmi şu an luvre müzesinin dünyanın en utanç verici resimleri bölümünde sergilenmekte olup yıllardır binlerce turisti buraya çekmekte ve hala insanları utandırmaktadır.

ACILARIN ÇOCUĞU NİETZSCHE

Nietzsche yine yatağında uzanmış, her zamanki gibi ritmik bir şekilde inliyordu. O kadar acı çekiyordu ki, bunu anlatmaya kelimeler yetmiyordu. Çünkü üzerinde yattığı yatak o doğduğundan beri havalandırılmamış ve yayları yerinden fırlamıştı. Hele bir tane yay vardı ki Nietzsche’nin tam kuyruk sokumuna isabet ediyor ve başının ağrımasına, nefesinin de kesilmesine neden oluyordu. Anasını satayım dedi öfke ile.. O kadar para kazandık bir tane yatak alamadık. İntihar etçem dayanamıycam artık intihar etçem dedi. Nietzsche yatağında nasıl, neyle ve ne zaman intihar edeceğini planlarken, dr. Beurre de muayenehanesinde hemeroidden muzdarip bir hastasını muayene ediyordu. Elindeki eldiveni çıkararak hastaya döndü ve başını sıcak tut *ıçını serin, herşeyi düşünme derin derin dedikten sonra reçeteyi yazdı ve hastasına verdi. Hasta gittikten sonra eşini ve çocuklarını düşündü. Eşi matilda İngilterenin en zengin ailelerinden birinin kızıydı ve gelirken getirdiği çeyizin sadece paketlerini satarak kendisine bu muayenehaneyi açmıştı. Kendisini iç güveysinden hallice hissetmişti her zaman. İyi bir dahiliye ve hariciye mütehassısı olduğu gibi İngiltere çapında önemli bir üniversitede de öğretim üyeliği yapıyordu. Ama ne yazık ki yahudi idi ve hiçbir zaman rektör ya da rektörü bırak öğrenci işlerinde memur bile olamayacağını biliyordu., Çekip gideceğim anasını satayım bu memleketten. Osmanlı imparatorluğuna gideceğim. Orada mis gibi yaşarım, bu işin çivisi çıktı be dedi ve koltuğuna biraz daha gömülerek yardımcısı olan misis Brown’ı çağırdı. Kadın anında gelmiş ve doktorun emirlerini beklemeye başlamıştı. Doktor, beni arayan olursa, ishal olmuş ve şimdi tuvalette gitti de, rahatsız edilmek istemiyorum, çok yorgunum azıcık kestireceğim dedi. Kadın da başı ile anladığın gösteren bir işaret yaptıktan sonra odadan çıktı, O çıktı ve dr beurre anında uykuya daldı. Uykusunda karısı matilda ile 5 çocuğunu görüyordu. Matilde elinde bir oklava ile üzerine yürüyor ve durmadan, beni Berta ile aldattın şimdi sırada kim var onun bunun evladı diye bağırıyordu. Birden rüyasına Berta girdi ve seni çok seviyorum doktor. Çoookkk diye bağırarak doktorun kucağına yattı. Doktor Berta’ya, Berta lütfen kalk seninle hipnoz yapalım ve sorunlarını çözelim dedi. Berta aslında doktorun bir hastası idi ve doktor ona o doktora aşıktı. Matilda ise doktor için bir anlam ifade etmiyordu artık. Piliç gibi kız dururken kart tavuğa kim bakar dedi ve kucağında yatmakta olan Berta’nın kızıl saçlarını okşadı. Tam onu öpmek isterken kapı çalındı ve rüya bölündü. Doktor sinirli bir şekilde, içeri giren misis Brown’a bağırdı. Ben sana ishalim demedim mi be kadın? Kadın ne yapacağını bilmez bir halde hiperaktif çocuklar gibi yerinde zıplıyor ve doktor biri geldi. Kendisi Rus’muş. Kapıyı açmazsam kırarak gireceğini söyledi. Doktor sinirli sinirli bağırdı, gelsin içeri *odumun moskofu , ne istiyormuş gelsin. Kadın dışarı çıkınca içeri insanın rüyasında bile göremeyeceği müthiş bir kadın girdi. Bu kadın Salome idi ve geldim doktor ben Salome, sizinle soğuk bir kış günü tanışmıştık, hatırladınız mı dedi.


LÜTFEN YARDIM EDİN

Dr.beurre Salome’ye, lütfen oturun diyerek kendi koltuğunu gösterdi. Salome üzerindeki şalı çıkararak doktora uzattı ve oturdu. Doktor da onun yanındaki koltuğa oturdu. Ziyaretinizin nedenini öğrenebilir miyim dedi doktor. Salome, hatırlıyor musunuz bir kış gecesi ben ve iki arkadaşımın bir at arabasının önünde resmimizi çekmiştiniz. Doktor eli ile belini ovuşturarak güldü. Hatırlamam mı bir hafta bel ağrısı çektim, makine çok ağırdı. Salome devam etti. Doktor bu anlattıklarım aramızda kalacak değil mi? Doktor sağ elini kalbinin üzerine götürerek yanıtladı. Elbette, burada olan burada kalır. Bir yandan da Salome’yi inceliyor ve onun ne kadar muhteşem biri olduğunu ve onu yatağa nasıl atabileceğini düşünüyordu. Bir an içinden geçenleri Salomenin de duyduğunu zannederek gözlerini duvarda asılı olan kayınpederinin resmine çevirdi. Kayınpederi her zamankinden daha sinirli görünüyor ve sanki senin içinden geçenleri duydum o… çocuğu der gibi bakıyordu. Salome elindeki bir kağıdı doktora uzatarak doktor şunu okur musunuz dedi. Bu bir mektuptu.

Salomem, hayat kaynağım

Bazen içimden kaçıp gitmek geliyor bu hayattan ve ölüm anımı kendim tespit etmek istiyorum. Salome ne yazık ki içimdeki tanrıyı öldürdün. Tanrı öldü Salome. Ben ebedi hayata gidiyorum, büyük ihtimalle Türkiye’de hızlandırılmış tren ile yolculuğa çıkacağım, yaşamak istemiyorum.

Senin
Nietzsche’n


Salome mektubu okuyan doktora bakarak şöyle dedi. Bu mektubu yazan resmimizi çekerken gördüğünüz pırasa bıyıklı kişidir. Bir felsefe profesörüdür ve intihar etmek istiyor. Kendisi çok gururlu biri olduğu için yardım da kabul etmiyor. Hımm dedi dr. Beurre. Bu adam çok ilginç biri olmalı. Peki ne istiyorsunuz, yani ne yapmam gerek? Salome hüzünlü bir şekilde, ona yardım etmenizi doktor. Doktor yanıtladı. Ancak yardım kabul etmediğini söylemiştiniz, nasıl olacak bu? Salome yanıtladı. Siz ona yardım etmeyi kabul ettiyseniz gerisini bana bırakın, Nietzsche’nin sizinle görüşmesini sağlayacağım. Salome ayağa kalkarak elini doktora uzattı. Doktor, biraz daha otursaydınız, bir çay neyim içerdik dedi ama Salome şalını örterek, görüşürüz doktor Beurre dedi ve dudaklarını yalayarak odadan çıktı. Doktor alnındaki terleri silerek koltuğuna oturdu ve ne kadın be. Nietzsche’nin niye sapıttığını şimdi anladım. Ona mutlaka yardım etmeliyim, komşuda pişer bize de düşer dedi.

Bir hafta kadar sonra doktorun kapısı açıldı ve içeri Nietzsche girdi. Doktor tanımamış gibi yaptı. Buyrun birini mi aramıştınız. Nietzsche koltuğa oturdu ve yanında taşıdığı çantasını kucağına alarak yanıtladı. Doktor beurre, ben Nietzsche, Friedrich Nietzsche. Doktor da elini uzattı. Ben de Mustafa . Tafa Mustafa dedi ve güldü. Ancak nietzsche’nin gülmediğini görünce toparlandı ve ben de Doktor Beurre dedi. El sıkıştılar. Doktor içinden ne kadar yumuşak elleri var ,acaba kullandığı kremin adını sorsam mı diye düşündü ama vazgeçti. Evet bay Nietzsche dedi doktor, sizin bana gelmenize sebep olan şey nedir. Nietzsche, sizin ülke, hatta dünya çapında iyi bir doktor olduğunuzu duydum. Kime sorduysam sizi anlattı ben de dayanamadım. Müthiş bir baş ağrım var ve geçmiyor. Bütün doktorlar migren diyor ama ben hiç te öyle düşünmüyorum. Beynimin içinde bir kene olma ihtimali var mı? Anladım dedi doktor. İsterseniz önce sizi bir muayene edeyim. Nietzsche üzerinden hiç çıkarmadığı 15 yıllık paltosunu çıkardı ve askıya astı. Doktor eline bir lastik aldı ve önce Nietzsche’nin bıyıklarını bu lastik ile topladı. İlginç bir görüntü idi ve hastanın iyiliği için gülmemesi gerekiyordu. Elindeki küçük bir alet ile Nietzschenin ağzını kontrol etti.. Aaaaa de bakiyim dedi Nietzsche aaa dedi. Doktor devam etti. Akşam ne yediniz allasen? Nietzsche yanıtladı. İmambayıldı yedim. Belli oluyor. Ancak gördüğüm kadarı ile dişleriniz *oku yemiş. Böyle giderse ağzınızda diş kalmayacak. Sonra gözlerini kontrol etti. Bayım gözlerinizde iki üç tane arpacık ve bol miktarda çapak var. Onun için iyi göremiyorsunuz. Kulaklarınızda da.. Doktor bir an durdu ve elindeki aleti Nietzsche’nin kulağına soktu. Aleti geri çektiğinde aletin ucunda bol miktarda gres yağına benzeyen kulak kiri vardı ve Nietzsche birden doktora , duyuyorum doktor duyuyorum dedi. Doktor Nietzsche’nin öbür kulağını da temizledikten sonra genel bir muayene yaptı ve Nietzsche giyinirken o da raporunu yazmaya başladı.

Friedrich Nietzsche
Çek
Yaş 36 ila 56 arası
Hastanın şikayeti..
Tedavi….

Tam bunları yazdığında Nietzsche giyinerek içeriden çıkmış ve doktorun yanına gelmişti. Benim artık gitmem gerek. Gitmeden hastalığımın ne olduğunu sorabilir miyim? Doktor yanıtladı. Siz maalesef frengisiniz. Nietzsche afallamıştı, Frengi de nedir? Frengi., cinsel yollardan bulaşan bir hastalıktır ve insanın beynini bir müddet sonra kuru ceviz içine çevirir. Beyin kurur ve hasta acılar içerisinde kıvranarak ölür. Nietzsche bir anda çökmüştü. Ölmek istediğim anı ben belirlemek istiyorum, tanrının belirlemesini değil. Sonra biraz sakinleşti.. Doktor Nietzsche’ye, özel bir soru olacak ama sormak zorundayım. İlişkide olduğunuz bir arkadaşınız var mı? Nietzsche bir an düşündü. Hayır yok. Benim elime erkek eli bile deymedi. Safım ve bakirim. Peki bu hastalık size nasıl bulaştı. Bunu bir yerden kapmışsınız. Nietzsche hatırlamaya çalıştı ama bulamadı. Doktor Nietzsche’ye aynı soruyu sordu. İyi düşünün biri var mı? Nietzsche’nin aklına birden Salome geldi. Salome onu yanağından öpmüştü. Aman tanrım diye ayağa fırladı Nietzsche, buldum buldum. Doktor da ayağa fırladı neyi buldun? Hasta olan Salome, evet frengi olan Salome ve ona dokunan frengiye yakalanıyor. Doktor birden çekmeceyi açtı ve bir kolonya çıkararak ellerini kolonyaladı. Nietzche’ye de tuttu ama Nietzsche işkillenmişti. Niçin ellerinizi alkolle sildiniz doktor. Doktor ellerinizi sıktım ya, bana da bulaşmış olabilir. Halbuki doktor Salome’den korkmuştu. İçinden, vay kaltak vay, hepimizi frengi yapacak, onu durdurmalıyız dedi. Nietzche bu işten ve hikayenin gidişatından sıkılmıştı. Yav İrwin Yalom’un yazdığı hikaye böyle değildi dedi. Ayağa kalktı, paltosunu giydi ve doktora dönerek ben edebi hayata gidiyorum doktor, insanlar beni ancak 2004 yılında okuyacaklar ve o zaman anlayacaklar dedi. Çıktı gitti…

21.10.2004 13:22:58
Zerdust senden bir ricam var...Buraya baktim bulamadim--yada göremedim Nietzche nin dionysos dithyramboslari adli kitabi sende varmi? varsa oradaki siirlerden yazabilirmisin?

11.11.2004 14:53:35
o kitabı bende yok marcos...
ayrıca ekran kartım yandı - bayramdan sonra yenisini alacağım...
ölmedi yani daha zerdüşt - sadece komada...!

03.12.2004 03:44:48
Nietzsche hiç güldü mü...Şöyle bir iç ferahlığıyla hayata bakıp iyi ki varım dedi mi..Sanki ağlayarak,kanayarak,yaralanarak ,yaralarını özenle büyüterek kişisel bilgeliğini yarattı ve insana bir nevi kendi mutluluğu için sömüreceği ya da besleneceği Nietzsche ' yi sundu.Bu böyledir hep,şaşmaz.

03.12.2004 10:54:22
Nietzsche'yi ben dağa benzetirim hep, ulu bir dağa, uzaktan mor , heybetli, aşılamayacak kadar yüksek. Yaklaştıkça morluk yerini ormanın yeşiline bırakır yavaş yavaş, daha da yaklaşınca sesler duyarsın orada bir hayat vardır , hayatın ta kendisi; bazen korkunç ama bazen şen şakrak.
Nietzsche gülmüş müdür hiç? Bunu o ormana girebilenlere sorun bilirler.  

03.12.2004 11:30:51
Hayatın gülünecek yanının olmadığı bilgisi insanı hayata gülmeye götürebilir ama.Böyle bri şenşakraklık mıdır evreni Nietzshe'nin acaba ,yoksa kendisini ağlatırken misafirini iyi ağırlayan bir gülme mi...

sessizlik senfonisi 12.03.2005 21:00:49
Alıntı
Nietzsche gülmüş müdür hiç? Bunu o ormana girebilenlere sorun bilirler.
Nietzche ormanda yaşayan ihtiyar için nasıl da bu ihtiyar burda mutlu olabiliyor demişti.
ve sonra nientzche şehre çıktı...
Nietzche belki gülmek için çıkmıştı şehre,ormanı belki onun için bırakmıştı...
Aradığı mutluluğu bulamayınca ormana geri döndü...
Böylece mutluluktan nefret etti...
Çünkü mutluluk ciğerine ulaşamadı..
 

13.03.2005 13:20:12
hayatin gercekligini ve yasananin sahteligini goren her goz gibi Nietzsche'nin gozleri de er gec gozyasi dokmeye mahkumdu... sevincten, yukten veya sizidan, fark etmez, gozyasi yuceligin ve bilgeligin yegane dostu ve sevgilisidir..

Nietzsche Agladiginda, Nietzsche'ye merak duyan ve felsefeye yeni baslayan bir cok insan onerdigim bir kitap... Nietzsche'yi cok guzel bir bicimde ozetlemis bence..

Nietzsche dendiginde hep aklima gelen tek soru ise, "Nietzsche'nin dusuncelerinden nefret edenleri bile Nietzsche'ye bu kadar cok saygi ve sevgi beslemeye ne iter?"

 

19.03.2005 02:18:16
Belki de bunun bir sebebi de devredilmiş bir saygı kalkanıdır.

sessizlik senfonisi 18.01.2006 01:32:52
Alıntı
Bazen içimden kaçıp gitmek geliyor bu hayattan ve ölüm anımı kendim tespit etmek istiyorum. Salome ne yazık ki içimdeki tanrıyı öldürdün. Tanrı öldü Salome. Ben ebedi hayata gidiyorum, büyük ihtimalle Türkiye�de hızlandırılmış tren ile yolculuğa çıkacağım, yaşamak istemiyorum.

Türkiyede hızlandırılmış trene mi?   ;D

Bu cümleyi kitaptan aynen mi aldın???

son tango 18.01.2006 03:29:15
sessizlik o yazının tamamını okumamışsın demek ki...marcos nickli arkadaş zaten bütün

yazısında bu tarz espriler yapmış,okurken bu adam mizah yazarlığı yapabilir mi acaba

demedende kendimi alamadım Smiley hatta o 1835 yılında yapılan 56 kg.lık makina olayı harika idi

19.01.2006 10:13:55
o olay nedir arda_?

mardinli_ahmed 02.09.2007 20:16:41
IRVIN D. YOLOM UN KALEMİNDEN ÇIKAN BU KİTABI 3 SEFER OKUDUM YAKINDA HAFIZI OLACAM AMA BENİ EN ÇOK SEVİNDİREN YANI KİTABIN İÇİNDE NİÇENİN BAZI MEKTUPLARININDA İÇİNDE BULUNMASIYDI ÖZELLİKLE NİÇENİN SALOMEYE YAZDIGI MEKTUPLAR BİR ŞAHESER NİTELİGİ BENCE NİHİLİSTİK TEN SELAMLAR


Sayfa: [ 1 ]