|
||
| 1.) Kapitalizm aslında nedir? 2.) Kapitalizm ne zaman ve nerede başlamıştır? 3.) Kâr ve kâr artırımı: nereden ve nereye kadar? 4.) Rosa Lüksemburg: Kapitalizm ile ilgili en büyük düşüncesi neydi? Ve geriye ne kaldı? 5.) »Küresel« kapitalizm ne demektir? Jeopolitika ve jeoekonomi: »Akümülasyon alanı« [Raum] tanımı, yeni kapitalizmin yeni anahtar tanımı mı? 6.) »Yeni« emperyalizm var mı? 7.) Neoliberal kapitalizm nedir? 8.) Kim milyarder olur? Ve kim köstebek? 9.) Ve tarihin sonu: Ne zaman büyük »kargaşa« [Kladderadatsch] meydana gelecek ve kapitalizm sona erecek? Dokuz zor soruya, dokuz geçici yanıt Kapitalizm aslında nedir? Kapitalizm, aynı basit bir biçimde para veya kredi iktisadı ile eşleştirilemeyeceği gibi, salt piyasa ekonomisi değildir. Kapitalizm, kâr uğraşı, kâr açlığı için kullanılacak başka bir kelime de değildir doğrusu. Kapitalizm aynı zamanda basitçe »zenginin« veya »büyük paranın« egemenliği de değildir. Tabii ki tüm bunlar kapitalizme aittir, ama kapitalizm tanımı ile bağlantılı olan karmaşık içeriği birazcık da olsa kavrayabilmek için, daha fazlası gereklidir. Örneğin ekonomide egemen resmî öğretinin duymak istemediği, değerin, değer şekillerinin ve değer ilişkilerinin hayli zor olan tanımı gibi. Bu nedenledir ki, öğreti kitapları ekonomisinde kapitalizm yoktur, sadece »iktisat« ve »rasyonel« iktisadî eylemin sözüm ona evrensel yasaları vardır. Günümüz ekonomisi kapitalizm tanımını, »tüm evrenin en iyi dünyasını« caiz olmayan bir usulle eleştirmeye yarayan, polemik veya politik anlamlı mücadele tanımı olarak algılayarak, reddeder. Yani bugün »kapitalizm« kelimesini ağzına alan, var olan koşullara şüpheci veya eleştirisel bir biçimde bakan bir kişi olduğunu göstermektedir. Aslında bundan çekinmeye de gerek yoktur. Yeniden üretilemeyen doğal zenginlikler de dahil olmak üzere, toplumsal zenginliğin neredeyse bütün öğelerinin emtia şeklini aldığı ve meta olarak kullanıldığı ilk tarihsel iktisat biçimi kapitalizmdir. Piyasa alışverişleri [Marktverkehr] ilk kez kapitalizmde ekonomik alışverişlerin herşeyi kapsayan biçimi olmuştur. Kapitalizmde ekonomik münasebetler ilk kez özel mülk sahipleri (meta ve para sahipleri) ile piyasa aktörleri arasındaki değiş-tokuş ilişkisine dönüştürülmüş, ilk kez bütün ekonomik veya ekonomik değeri olan ilişkiler, para biçimini almıştır. Meta ve para, değiş-tokuş ve özel mülkiyet evrenselleştirilmektedir. Demek ki kapitalizm, aralarında »Meta Para«, »Meta Sermaye«, unutmadan »Meta İş-Gücü« ve last not least »Meta Toprak« (veya »Meta Doğa«) olmak üzere »sanki meta« veya hayalî metalar tanır. Bunların ticareti, kendilerine ait »fiyatlarla« (faiz »paranın fiyatı«, ücret »emeğin fiyatı« v.s. olarak geçer), tek tek farklı örgütlenmiş olan ve bir hiyerarşi oluşturan hususî piyasalarda yapılır. Üstte sunî yapılanma olan sermaye ve para piyasaları yer alır, ortada istihdam piyasası ve doğal kaynaklar / toprak piyasaları bulunur ve tabanda da basit metalar piyasaları. Kapitalizm, sermaye hareketleri tarafından hükmedilen tarihsel iktisat biçimidir. Sermaye iştirakçilere –şey [Ding] değil, toplumsal üretim ve değiş-tokuş ilişkilerinin ansambli-, boyun eğilmesi ve itaat edilmesi gereken bir nesne, kör bir güç olarak görünüyor. Yani kapitalizm, gerek sermaye sahibi kapitalistlerin, gerekse de sermaye sahibi olamayan şanssızların boyun eğmek zorunda oldukları bir »sermaye egemenliği«, »hareket biçimleri egemenliği«, »hareket yasaları«, sermayeye mahsus mantık ve »rasyonellik« sistemidir. Sermaye hareketi öncelikle: ölçüsüz, hedefsiz, sonsuzdur. Engelsiz büyüme, akümülasyon, özel mülkiyetin birikimi, kârın sermayeye dönüşümü, sermayenin sürekli büyütülmesi, sürekli yeniden dağılım, sermayenin yapılanmasının değiştirilmesi, hiç bitmeyen bir şekilde sermayenin yeniden oluşturulması, sermayenin aralıksız hep daha büyük birimlerde yoğunlaşması – işte, sermaye hareketlerinin takip ettiği mantık budur. Bu nedenle kapitalizm, var olan bütün ekonomik ilişkilerin sürekli tanzim ve altüst edilebileceği, müthiş dinamik bir iktisat biçimidir – tarihin tanıdığı en devrimci üretim sistemidir. Sermaye akümülasyon süreci bir kez başlatılmaya kalmasın, sanki sınırı yokmuş gibi devam eder. Sermaye ne zaman ve nerede bir sınıra rastlarsa, bütün araçlarla o sınırı aşmaya çalışır. Kapitalizm oyuncularına gerçekten özgürlükler veren, ama aynı zamanda onları sürekli olarak »ekonomik şartların sessiz zorunun« ve her yerde var olan rekabet mücadelesinin haykıran baskısının boyunduruğu altına sokan bir ekonomik sistemdir. Kapitalizm aynı zamanda, bir çok insanın kişisel özgürlüğünü, büyük bir çoğunluğun kişisel olmayan bağımlılığı ile kombine eden bir egemenlik sistemidir. Ücretli emekçinin kişisel özgürlüğü pek geniş değildir: işi ve ücreti veren efendinin otoritesinin ve işletmenin / şirketin egemenlik düzeninin başladığı yerde ve istihdam piyasasının zorunluluklarının hissedilmeye başladığı anda biter. Tüketim yurttaşının özgürlüğü de öyle pek geniş değildir – ücret alanın kişisel satın alma gücüne kadar ulaşır. Kapitalizm, sosyal ve ekonomik eşitsizliğin var olan yapılanmasının sınırları içerisinde rekabet mücadelesine ve bireysel sosyal yükselişe hareket serbestisi tanıyan –eski moda terminoloji ile söylenirse- bir sınıf egemenliği sistemidir. Sonuçta –günümüze baktığımızda: kapitalizm gündelik yaşamın dini haline gelmiştir. Kapitalizm aynı zamanda, geçerli düşünce biçimlerinin sistemi, bir düşünce tarzı –bir ideolojidir. Bir ahlâk [Ethos] (çalışma ahlâkı, değiş-tokuş ahlâkı v.s.) taşıyan veya yönlendiren bir ideoloji. Kapitalizm günümüzde bir çok insan için bir ideal, ulaşılmaya değer bir yaşam biçimi haline gelmiştir –kendi kaderini belirleyeceğini zanneden bir çok insanın rüyasını gördüğü ve yoğun çalışma ve rekabet mücadelesinde gösterilecek beceriyle elde edilecek zenginlik ve başarının »american dream«i. Kapitalizm ne zaman başlamıştır? Birbirleri ile rekabet eden deniz güçleri olan İspanya, Portekiz, Hollanda ve İngiltere’nin, Afrika, Asya ve Amerika’da oluşturulan yeni dünya ticaret sisteminin geliştirildiği 16.Yüzyıl’da. Ticaret, deniz korsanlığı, deniz savaşları ve sömürge fetihleri iç içe gelişti. Modern Avrupa kapitalizminin gelişiminin başlangıcında, birbirleri ile rekabet eden Avrupalı teritoryal devletler tarafından taşınan, büyük ve rekabetçi ticaret ve sömürge imparatorlukları durur. Bu ilk ticaret ve sömürge emperyalizminin, üretim biçimlerine etkisi vardır – monokültüre, büyük stilde ve salt piyasaya, yani ihracata yönelik üretime geçiş bu tarihsel bağlamda [Kontext] vuku bulur. Kapitalizmle dünya ekonomisinin ve dünya politikasının yeni bir çağı başlar. Dünyanın büyük ekonomi bölgeleri ve büyük politik güçleri (Avrupa dışındaki Çin, Pers, Osmanlı, İnka v.s. İmparatorlukları gibi) ilk kez dolaysız olarak birbirleri ile bağlantılı hale getirilirler. Kendilerini yükselen Avrupalı dünya ticaret güçlerinden ve bu gelişmeden çok azı başarılı bir biçimde koruyabilmiştir (bunun en ünlü örneği, 1853/54 yıllarında silah zoruyla ülkeyi dünya piyasalarına egemen olan Amerika ve Avrupalılara açmak zorunda kalan Japonya’dır). Kapitalizmin yükselişi dolaysız olarak modern devletlerin ortaya çıkışı ve gelişimi ile bağlantılıdır. Territoryal devletler, ordular ve deniz kuvvetleri yaratıp sürekli besleyebilen örgütlü egemenlik mekanizmaları olarak deniz kentlerinin (Venedik veya Cenova veya daha sonra Kuzeybatı Avrupa’nın Hansa kentleri gibi) ticaret imparatorluklarını aşarlar. Avrupalı büyük güçlerin hepsi, Avrupa’da ve deniz aşırı ülkelerde birbirleri ile savaşan ticaret ve sömürge güçleridir. Modern kapitalizm bir »devrimler« dizisi ile ortaya çıkmıştır. Sadece »sanayi«deki devrimler değildir önemli olan; »Agrikol« devrim, nakliyat devrimi, 18.Yüzyıl’ın »finansal« devrimi, aynı şekilde ardından gelen »ticarî« devrim, kapitalizmin gelişmesinde eşdeğer önemde rol oynamışlardır. Modern kapitalizmin temel kurumlarının gelişmesi baştan itibaren son derece farklı zamanlarda olmuştur. Kapitalizmin ekonomik şartlarının, sanki »doğalmış« ve hep var olmuş gibi olağan bir şekilde kabullenilen duruma gelmeleri yüzyıllar almıştır. Aslında hepsinin kendi tarihi vardır – hem de hayli kanlı ve şiddetli. Kâr ve artırımı: nereden ve ne kadar? Kâr çeşitli kaynaklardan gelir –marksistçe söylenirse: Kâr kütlesinin bütünü, artıdeğerin toplam kütlesinden çok daha büyük olabilir. Kâr yapmanın metodları farklıdır, ama her defasında söz konusu olan sömürüdür, yani, istenseler de istenmeseler de, bunun bilincinde olunsa da olunmasa da, sömürü şartlarıdır. Kârın, yani sermaye gelirlerinin veya »emeksiz« gelirlerin bütününün kütlesi ve büyümesi üzerine bilgi sahibi olmak isteyen her kişi, sömürü biçimlerinin çeşitliliğine bakmak zorundadır. Birincil sömürünün, ücretli emek ile üretken, yani değer yaratan ücretli emekçinin artı emeğinin kullanımına dayalı artı değer üretiminin yanı sıra ikincil sömürünün bir çok biçimi vardır. Konutları kiraya verenlerin, bankaların, sigortaların, tacirlerin mülksüz ve kendilerine bağımlı »müşterilerini«, dolaysız olarak çalıştırmasalar da, sömürmek için bir çok olanakları vardır. Marksist ortodokslukta »ikincil« sömürü biçimlerinin karmaşası [Komplexität] ve artan önemi genelde ciddiye alınmamaktadır. (İkincil sömürü biçimlerinin) yanı sıra, bir ülkenin başka bir ülkenin aleyhine kendisini (bu kendisini genelde her ne kadar kâr eden ülkenin kendi kapitalistlerinin zenginleşmesi olarak gösterse de) »kapitalistce zenginleştirebildiği« çok çeşitli metodları içeren uluslar arası sömürü de vardır. Kuzey’in zengin ülkelerinde elde edilen kârın önemli bir bölümü Güney’in (veya Doğu’nun) yoksul ülkelerinden gelmektedir. »Dünya piyasası sömürüsünü« görmeden, (kapitalist) ulusların zenginlik ve yoksulluk yapılanmalarını anlayabilmek olanaklı değildir. Son zamanlarda bir çok kapitalist ülkede progresif vergilere karşı »sömürücü« oldukları gerekçesiyle karşı çıkılmaktadır. Gerçekten de »vergi sömürüsü« gibi bir şey vardır, ancak bundan zenginler etkilenmemektedirler. Çünkü bütün gelişmiş kapitalist ülkelerdeki kârların bir bölümü, ödenmeyen, sakınılan, kaçırılan vergilerden ve/veya ilgili hükümetin verdiği vergi hediyelerinden kaynaklanmaktadır. Ne kadar? Bu ancak tahmin edilebilir. Tek bir şirket seviyesinde dahi kâr hesabı son derece karmaşıktır ve bir çok konvansiyona veya hukuk kuralına bağlıdır. Günümüzde büyük şirketler yıllarca milyarlık kârlar yapmalarına rağmen, yüzlerce ve binlerce işçinin işten çıkartılması anlamına gelen yeniden yapılanma programlarını neden açıklamaktadırlar? Çünkü etkinlik kriteri, başarı veya başarısızlığın emaresi olarak kârın mutlak yüksekliği değil, kâr oranı (temettü) alındığından. Son iki onyıl içerisinde kapitalist uluslar içindeki ve arasındaki gelir ve varlık eşitsizliği her halükârda dünya çapında müthiş artmıştır. Bugün, şimdiye kadar olmadığı kadar zengin ve süper zengin vardır ve bu zengin ve süper zenginler, ortalama gelir sahiplerine nazaran şimdiye kadar olmadığı biçimde daha zengindirler. Bu eşitsizlik varlık sahipleri arasında daha keskindir. O nedenle kâr düzeyinin yüksekliği veya azlığı konusunda üzülmemizi gerektiren pek neden yoktur. Rosa Lüksemburg’un büyük düşüncesi ve ondan arta kalan? Rosa Lüksemburg’un kapitalizmin ekonomi politiğine yönelik yazılarının tuhaf bir kaderi oldu. Düşünceleri, döneminin marksist ekonomistlerinin büyük bir çoğunluğu tarafından eleştirildi ve reddedildi. Buna rağmen Rosa Lüksemburg, Marks eleştirisi ile, sermaye birikimi kuramının gözden geçirilmesi ve yeniden formüle edilmesine neden olmuştur. Gerçekten de tartışma sonunda -1935- marksist ekonomistler kapitalist makroekonomiye yeni bir bakış açısı kazanmışlardı. Rosa Lüksemburg’un kapitalizm üzerine düşüncesinde üç öğe merkezîdir: Birincisi, kapitalizmi başlangıcından itibaren bir dünya sistemi olarak görmektedir ve bu nedenle kapitalizmin tek tek ülkelerdeki, hele Avrupa’daki gelişimini bilinçli ve sistematik bir biçimde dünya piyasası bağlamına koymaktadır. İkincisi, kapitalist gelişmeyi, sermaye birikiminin temel sürecinden başlayarak, hem politik hem de ekonomik bir hadise –yani politik mücadeleyi, ihtilâfları, şiddeti içeren bir süreç olarak görmektedir. Rosa Lüksemburg kapitalizmin ekonomisini, olduğunca politik olarak ele alır (ve burada Marks’ı takip eder). Genel olarak kapitalizmin veya sermaye birikiminin sayısız »yasası«, örneğin »ücret yasası« sadece politik yol üzerinden, politik müdahale sonucu gerçekleşir. Üçüncüsü, kapitalist gelişmenin tarihsel sınırlarını vurgular: eğer kapitalizm her yerde hüküm kurar, dünyadaki bütün insanlar için tek üretim biçim haline gelirse, daha fazla yayılamaz ve gelişemez. O zaman olanaksızlığı çok açık bir şekilde görülür. Rosa Lüksemburg’un merkezî düşüncesi: Kapitalizm sadece sürekli hareket, genişleme ve yayılma içerisinde olanaklıdır ve dünya sistemi olmaya uğraşır. Ancak dünya sistemi olarak olanaksızlaşır. [Rosa Lüksemburg] bu noktada, kendisinin doğru olarak nitelediklerinden farklı nedenlerden dolayı olsa da, hâlen haklıdır. Dördüncü olarak, kapitalist gelişmenin absürdlüğüne, saçmalığına ve irrasyonelliğine saldırmaktan çekinmez. [Kapitalist gelişmenin] çelişkileri, formel mantık anlamındaki çelişkiler değildir, bunlar –diyalektikçi Marks ve Engels görünüyor- gündelik yaşamın sürekli ihtilâflar, krizler, katastroflar çıkaran, haykıran çelişkilerdir. |
||
|
||
| siyonizmin yeryüzüne hakim kılınması için geliştirilmiş ekonomik düzendir. 1560 yıl önce kabala nın yazılması ile başlamıştır. amaç kabala da yazan büyük israilin vadedilmiş topraklarını ele geçirmek.şu anda ırak kontrol altına alındı,suriye,iran ve türkiyenin de ele geçirilmesiyle büyük israil devleti kurulacak ve mesih yeryüzüne inecek.(kabala da yazan inançları) kapitalizmin ve emperyalizmin yenisi eskisi olmaz.başladığı günden bu yana aynı amaç uğruna çalışmaktadır. |
||
|
||
siyonizmin yeryüzüne hakim kılınması için geliştirilmiş ekonomik düzendir. 1560 yıl önce kabala nın yazılması ile başlamıştır. amaç kabala da yazan büyük israilin vadedilmiş topraklarını ele geçirmek.şu anda ırak kontrol altına alındı,suriye,iran ve türkiyenin de ele geçirilmesiyle büyük israil devleti kurulacak ve mesih yeryüzüne inecek.(kabala da yazan inançları) kapitalizmin ve emperyalizmin yenisi eskisi olmaz.başladığı günden bu yana aynı amaç uğruna çalışmaktadır. Sonra onlar erecek muradına biz çıkacaz kerevetine... |
||