SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Bilim

Konu: Bilim dünyasından haberler...

Sayfa: [ 1 ] 2

26.07.2007 13:03:56
Kimya teorilerini altüst eden deney       
 
Bilim insanları, deneyde, sıvı maddelerin içinde serbest hareket ederek sürtünmeyi ortadan kaldıran bir molekül yarattı.

Molekül hareketlerini herhangi bir sürtünme yaratmaması fizik kimya teorilerine ters düşüyor. Bulgunun sıvı maddelerdeki kimyasal reaksiyonlarla ilgili mevcut önermelerin gözden geçirilmesine neden olabileceği belirtiliyor.

Deneyde, suyun içine bir damla iyodin cyanid damlatıldı ve kızılötesi lazer yardımıyla bir ucunda karbon bir ucunda da azot atomu bulunan bir merkez molekül oluşturuldu. 

DAKİKADA 270 TRİLYON DÖNÜŞ

Merkez molekül 4 bin 427 C derece�ye kadar ısıtıldı ve bu ısıdayken dakikada 270 trilyon dönüş yapmaya başladı. Molekül ilk dönüşünü daha tamamlamadan, yarattığı şok dalgasıyla etrafındaki su moleküllerini ittirmeye başladı. Su moleküllerinin saçılmasıyla dönüş yapan molekülün etrafında sürtünmesiz bir alan oluştu. Tüm bunlar saniyenin 10 milyarda birinde gerçekleşti.

Araştırmada görev alan uzmanlardan University of Southern California kimya profesörü Dr. Stephen Bradforth molekülün hareketlerini şöyle tanımlıyor: �İki elinde iki bavul olan biri kalabalık bir odada kendi etrafında hızla döndüğünde, nasıl etrafı boşalırsa, işte molekülün hareketleri de civar parçacıklarda aynı etkiyi yapıyor.�

Merkez molekül 10 dönüş yaptıktan sonra, şok dalgası şiddetini yitiriyor ve su molekülleri yeniden yerlerine dönüyor.

SONUÇ KİMYA TEORİLERİNİN AKSİNE
Uzmanlar, merkez molekülün dönüş hareketlerinin, su moleküllerini iterek boşaltmasıyla sürtünmeyi ortadan kaldırdığını belirtiyor. Buna göre, molekül olmazsa, sürtünmenin de olmaması doğal karşılanabilir. Ancak bu kimya teorilerine göre olağandışı bir durum.

Mevcut kimya teoremleri sıvı moleküllerinin oluşturduğu ortamlarda bu tip bir olayın gerçekleşme ihtimalinin olmadığını gösteriyordu. Ayrıca, deney molekülün neden olduğu hareket Newton�un her etki eşit tepki doğurur ilkesine de ters düşüyor.
Araştırmayı yürüten bilim insanlarından Brown University uzmanı Dr. Richard Stratt, bu tip bir olayın gazlarda yaşanabileceğini ancak sıvı maddeler içinde gerçekleşmesinin sürpriz olduğunu ifade ediyor.

ÖNERMELER GÖZDEN GEÇİRİLECEK
Moleküllerarası sürtünme kimyada önemli bir yer tutuyor. Moleküller ısınma durumuna göre birbirlerine sürtüyor, birbirlerini ittiriyor. Bu hareketlenme gaz molekülleri arasında daha düşük yoğunlukla gerçekleşiyor, çünkü gaz molekülleri arasındaki mesafeler sıvı ve katı hallere göre daha açık. Ancak, sıvı maddelerde moleküller arasında sürtünmenin gerçekleşmesi gerekiyor.

Deneyin pratiğe yönelik bir kullanımı olmayacağını belirten Dr. Bradforth bulgunun, sıvı maddelerdeki kimyasal reaksiyonlarla ilgili önermeleri gözden geçirilmesine neden olacağını vurguladı.

Kaynak: NtvmsNbc.Com
 
 

flzf 27.07.2007 19:08:12
doğru anladıysam nevtonun ilkesine ters düşmüyor ama potansiyelhareketi istenilen noktada topluyor o madde bunu önceden aldığı enerji sonucu veya kendinden bişiyler kaybederek yapıyorda olabilir teşekkürler güneşinkızı.

01.08.2007 13:46:44
Solak olma ihtimalini artıran gen bulundu


AA - ANKARA - İngiliz bilim insanları, ilk kez insanların solak olma ihtimalini artıran geni bulduklarını açıkladı. BBC'nin internet sitesinde yer alan ve Moleküler Psikiyatri dergisine dayandırılan habere göre, dünya genelinde insanların yüzde 10'u solak. Habere göre, 'LRRTM1' adlı gen, beynin hangi bölgesinin, konuşma ve duygulanma gibi görevleri yerine getireceğinin belirlenmesinde rol oynuyor. Oxford Üniversitesi'ndeki araştırmayı yapan bilim insanları, söz konusu genin, beyin fonksiyonlarındaki dengesizlikle açıklanan 'şizofreni' gibi hastalıklara yakalanma riskini artırdığına inanıyor. Çalışmayı yürüten ekibin başkanı Clyde Francks, solak insanların kaygılanması için bir neden olmadığını düşünüyor. "Bir insanın şizofren olmasında birçok faktör rol oynuyor. Solakların büyük çoğunluğu gelecekte asla bu hastalığa yakalanmayacak" diyen Francks, LRRTM1 adlı genin, bu anlamda tam olarak nasıl bir rol oynadığını bilmediklerini belirtiyor.


flzf 03.08.2007 18:21:23
teşekkürler

03.08.2007 18:27:15
Bişey değil canımcım Smiley

sina 03.08.2007 18:27:52
nasıl yanı hıc solak sızofren yokmu?
Solak olma ihtimalini artıran gen bulundu


AA - ANKARA - İngiliz bilim insanları, ilk kez insanların solak olma ihtimalini artıran geni bulduklarını açıkladı. BBC'nin internet sitesinde yer alan ve Moleküler Psikiyatri dergisine dayandırılan habere göre, dünya genelinde insanların yüzde 10'u solak. Habere göre, 'LRRTM1' adlı gen, beynin hangi bölgesinin, konuşma ve duygulanma gibi görevleri yerine getireceğinin belirlenmesinde rol oynuyor. Oxford Üniversitesi'ndeki araştırmayı yapan bilim insanları, söz konusu genin, beyin fonksiyonlarındaki dengesizlikle açıklanan 'şizofreni' gibi hastalıklara yakalanma riskini artırdığına inanıyor. Çalışmayı yürüten ekibin başkanı Clyde Francks, solak insanların kaygılanması için bir neden olmadığını düşünüyor. "Bir insanın şizofren olmasında birçok faktör rol oynuyor. Solakların büyük çoğunluğu gelecekte asla bu hastalığa yakalanmayacak" diyen Francks, LRRTM1 adlı genin, bu anlamda tam olarak nasıl bir rol oynadığını bilmediklerini belirtiyor.



03.08.2007 18:40:49
'LRRTM1' = Solak olma riskini arttıran gen...........bu gen aynı zaman da ŞiZoFReni gibi hastalıklara yakalanma riskini de arttırıyormuş(şimdilik durum tespiti bu)

bu durumda bu gen tespit edilebildiğine göre ve solaklık geni olarak ta bilindiğine göre şizofren hastalığının tedavisinin bulunabilme ihtimali de yüksek oluyor

ve otomatikmen solaklar risk grubundan çıkmış oluyorrrrrrr

okey Smiley

sina 03.08.2007 18:45:07
hımm yeah: )

akrepv 03.08.2007 19:38:28
Merkez molekül 4 bin 427 C derece�ye kadar ısıtıldı ve bu ısıdayken dakikada 270 trilyon dönüş yapmaya başladı. Molekül ilk dönüşünü daha tamamlamadan, yarattığı şok dalgasıyla etrafındaki su moleküllerini ittirmeye başladı. Su moleküllerinin saçılmasıyla dönüş yapan molekülün etrafında sürtünmesiz bir alan oluştu. Tüm bunlar saniyenin 10 milyarda birinde gerçekleşti.
_________________________________________________ ___________________________________________
bu deney bence insanın ışık hızını yakalama yada geçme olasılıgını artırır,
bu iyi bişeydir,çünkü insanoglunu bu galaksiye şıkışmaktan kurtarabilir
aynı zamanda cahil cüheladan ışık hızında uzaklaşmamızı saglayabilir.... Smiley

03.08.2007 19:54:10
ışık hızını geçen kişiler, cahil cüleha dediklerinse eğer akrepv...

ki zaten bu konuda en iyi imkanlara sahip hangi kanemici biliyorsun?(!)

02.09.2007 12:14:05
Evrende dev boşluk keşfedildi


Astronomların, evrende hiçbir galaksinin, yıldızın ve hatta karanlık maddenin bulunmadığı dev bir boşluk keşfettikleri bildirildi.

Minnesota Üniversitesi'ndeki bir araştırma ekibi, dünyadan yaklaşık 1 milyar ışıkyılı uzaklıkta olduğu belirlenen söz konusu boşluğun niçin orada bulunduğu hakkında bir fikir sahibi olmadıklarını vurguladılar. Keşfi yapan bilimsel araştırma ekibinden Astronomi Profesörü Lawrence Rudnick , ''Astrophysical Journal'' adlı bilimsel dergide yazdığı makalesinde, ''Şimdiye kadar hiçkimsenin bu büyüklükte bir boşluk bulmamış olması bir yana biz bile bu boyutta bir boşluk bulmayı beklemiyorduk'' dedi.

Rudnick ve bilim ekibinin diğer üyeleri, Shea Brown ile Liliya Williams, dergide kaleme aldıkları makalede, söz konusu dev boşluğu, Wilkinson Mikrodalga Anisotropi Araştırma uydusuyla evrendeki soğuk bir nokta üzerinde yaptıkları araştırma sırasında bulduklarını belirttiler.


siyah_seytan 02.09.2007 12:50:37
yaw zaten bi beni keşfedemediler yazık bana harcanıyorum ya   küs

04.02.2008 00:19:20


Tuz Yenilenebilir Bir Enerji Kaynağı Olacak





Norveç, deniz suyuyla çalışacak mini bir santral kurmaya hazırlanıyor. Bilim adamlarının amacı deniz tuzundan, gaz emisyonu olmayan temiz bir enerji kaynağı yaratmak.



Norveç'teki kamu şirketi "Statkraft", Oslo fiyordlarında temiz enerji elde etmek amacıyla deniz suyunu kullanacağı ilk "osmotik" santrali kurma hazırlıklarını sürdürüyor. Teorik olarak, bu yolla dünyada elde edilebilecek enerji, Avrupa'nın bugünkü elektrik ihtiyacının yarısını karşılayacak.

Statkraft'ın kuracağı osmoz esaslı santralde, tuzlu suyla tatlı su arasındaki basınç farkından faydalanılacak: İki su kütlesinin arasına yarı geçirgen zar yerleştirirseniz, osmotik basınç kuralı uyarınca, tatlı su tuzlu suya hücum eder ve osmotik basınç yükselir. İşte ilk osmoz santralinde tamamen bu doğal çevrimden yararlanılacak ve iki su kütlesi arasındaki akım, türbinle elektrik enerjisine çevrilecek.

gibi..
Hipernovanın görkemli patlamaları incelendi



Bilim adamları, geçen yıl tanıklık ettikleri şimdiye kadarki en parlak ve şiddetli süpernova (enerjisi biten büyük yıldızların şiddetle patlaması) patlamasına yaptıkları araştırmayla açıklık getirdiler.

Araştırmalarını saygın İngiliz dergisi Nature'da yayımlayan Amerikalı astronomlar, geçen yıl 18 Eylül'de gözlemlenen, 240 milyon ışık yılı uzakta NGC 1260 galaksisindeki SN2006gy süpernovasının, Güneş'n 50 milyar katı yoğunlukta parlaklığa ulaştığını tespit ederek, yıldızların ölümü konusundaki teoride önemli bir noktayı belirlediler.

Güneş'ten en az 100 kez daha büyük olan ve şimdiye kadar gözlemlenen süpernovaların 100 katı ışık saçan bu yıldızın en az 6 kez patladığını belirten California Üniversitesi'nden Stan Woosley, oluşturdukları modele göre, Güneş'in 90 ila 130 katı büyük kütleye sahip sıra dışı yıldızlar için böyle bir senaryonun geçerli olduğunu kaydetti.

Bazı gökbilimciler, bu olaya "hipernova" adının verilmesi gerektiğini savunarak, "Yıldız genleşiyor, ancak bu arada gökcismini patlatmak için yetersiz kalıyor ve patlama süresi uzuyor. Güneş'in 90 ila 130 katı yıldızlar için bir nabız, vurum söz konusu" diye konuşuyorlar.

Genleşme, radyasyona neden oluyor ve bir büzülme meydana geliyor. Bunun ardından yeni bir genleşmeye neden olan yeni bir sıcaklık ortaya çıkıyor. Sonrasında yıldız 40 güneş hacmine dek daralıyor, demirce zengin çekirdeği eriyor ve bir gama ışını patlamasıyla yaşamı sona eriyor.

Tarih : 15.11.2007    Kaynak : ntvmsnbc.com

Mars 3 hafta geceleri parlayacak


Dünya ile Mars'ın geçici bir süreliğine birbirlerine yakınlaşmalarından ötürü bu gece ve gelecek 3 hafta boyunca Kızıl Gezegen, geceleri gökyüzündeki en parlak gök cisimlerinden biri olacak ve bulutsuz olması durumunda çıplak gözle görülebilecek.



Gök bilimciler, Mars'ın 18 Aralık'ta Dünya'ya yaklaşık 90 milyon km yaklaşarak, en yakın mesafeye ulaşacağını belirterek, gezegenin Nisan 2016'ya kadar bu derece yakınlaşmayacağını ve bu kadar parlak olmayacağını kaydettiler.

Bu gece yarısından ve Salı sabah gün doğumundan hemen önce Mars'ı gözlemlemek için en uygun zamanın olacağını belirten astronomlar, Kızıl Gezegen'in Ay'ın hemen yakınında batı istikametinde kolayca görülebileceğine işaret ediyorlar.

Mars gezegeninin hemen hemen tüm Aralık boyunca, gökyüzünün en parlak yıldızı Sirius'tan bile daha parlak olacağı belirtiliyor.

Tarih : 26.11.2007    Kaynak : ntvmsnbc.com

(yani bu günlerde)
Asya'da uzay yarışları

Çin'in ilk Ay keşfi uydusu Çangı -1'in çektiği ilk fotoğraf törenle gösterildi. Japonya'nın ve Hindistan'ın da benzer bir Ay uydusunu uzaya göndermeyi planlaması Asya'da uzay yarışlarını başlattı.



Pekin Uzay Uçuş Kontrolü Merkezi Başkanı Wen Jiabao, fotoğrafın, Çin'in 1000 yıllık rüyası uzay yarışında büyük bir adım olduğunu söyledi. Çin'in geçen ay sonunda yerküreden 380 bin kilometre uzakta Ay yörüngesine oturttuğu Çangı 1'in gelecek yılın ilk aylarına kadar Ay yüzeyinin tamamını taraması bekleniyor.

Çangı-1 uydusu Çin'in aya 2012'de yollayacağı insansız araç ve 15 yıl içinde yollayacağı insanlı araç için ay yüzeyinde incelemelerde bulunacak. Çin, 2003'te dağılan Sovyetler Birliği ve ABD'den sonra uzaya insan yollayan üçüncü ülke olmuştu.

ÇİN: UUİ İLE ÇALIŞMAK İSTİYORUZ
2005'te uzaya iki astronot yollayan Çin, 2008'de uzay yürüyüşü yapmayı planlıyor. Çin'den kısa süre önce Japonya'nın da benzer bir uydu fırlatmak için çalışmalara başladığını açıklaması, Hindistan'ın da Nisan ayında bir A uydusunu uzaya göndermeyi planladığını bildirmesi, Asya'da yeni bir uzay yarışı başladığı söylentilerine yol açmıştı.

Uzay yarışı iddialarını reddeden Çinli yetkililer, Pekin'in uzay programında diğer ülkelerle beraber çalışmayı arzuladığını, Ulusararası Uzay İstasyonu'nun (UUİ) inşa çalışmalarına da katılmak istediğini belirtiyor.

Tarih : 26.11.2007    Kaynak : ntvmsnbc.com
5 Gezegenli Yıldız Sistemi Keşfedildi

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nden (NASA) bilimadamları, güneş sistemi dışında, bir yıldızın yörüngesinde dönen 5. gezegenin keşfedildiğini bildirdi.



San Francisco Üniversitesi'nden gökbilimci Debra Fischer, bu yıldızın çevresindeki 4 gezegenin daha önceden bilindiğini, ancak yörüngedeki beşinci gezegenin keşfinin, ilk kez 8 gezegenin bulunduğu güney sistemi dışında bir yıldızın yörüngesinde 5 gezegen olduğunu ortaya koyduğuna işaret etti.

Fischer, gazetecilere açıklamasında, yörüngesinde 5 gezegen belirlenen yıldızın kendi güneşimize çok fazla benzediğini, yaklaşık aynı boyutta ve yaklaşık aynı yaşta olduğunu belirterek, "Gezegenlerle dolu bir sistem gibi görünüyor" dedi.

Yeni keşfedilen gezegenin, Dünya'nın 45 katı ve Satürn'e benzer büyüklükte olduğunu belirtildi.

Gökbilimcilerin, bu 5 gezegeni keşfinin 18 yıl aldığı kaydedildi.

Yengeç takımyıldızı içindeki 55 Cancri yıldızının, 41 ışık yılı uzaklıkta olduğu bildiriliyor.



Işığın 1 yılda katettiği mesafe olan ışık yılı, 9.4 trilyon kilometreye karşılık geliyor.

Araştırmacılar, yeni keşiflerin, gezegenlerle dolu bizimki gibi bir sürü güneş sistemi olabileceğini ortaya koyduğunu düşünüyor.

(Demek ki 6. 7.... de vardır di mi? Kendimizinkileri anca bulduk daha laugh  )


Tarih : 07.11.2007    Kaynak : ntvmsnbc.com

Bilgisayar kapasitesi bin kat artacak 

Işığı yavaşlatmak ve yakalamak için kullanılan yeni bir yöntemin, bilgisayarların kapasitesinin bin kat artırılmasına olanak sağlayabileceği ortaya çıktı.



İngiltere'nin Surrey Üniversitesi ile Salford Üniversitesi'nde yapılan ve Nature'de yayımlanan araştırmaya göre, ışık tayfının yavaşlatılması, optik ağ üzerindeki verilerin iletilmesini hızlandırıyor.
 
Yapay olarak yaratılan metamateryalin 'negatif kırılması' özelliğinde elde edilen sonuçlara göre, kırılma göstergesi, ışığın bir maddeyi geçerken yavaşlamasını gösteriyor.
 
Surrey Üniversitesi'nden Ortwin Hess ve Kosmas Tsakmakidis ile Salford Üniversitesi'nden Alan Bordman, negatif kırılmada, ışık dalgalarının ışığa doğru hareket ettiğini ve hızlarının sıfıra doğru eğilim kazandığını belirterek, çalışmalarında ışık spektrumunun bir parçasını yakalamayı başardıklarını ve uyarlanan metamateryal için ışığı bütününde dondurmanın mümkün olduğunu gösterdiklerini kaydetti.
 
Araştırmacılar, bu metamateryallerin, ışığın bir dalga boyundan çok daha küçük metalik bileşenden oluştuğunu belirtti.
 
Işık tayfının çeşitli frekanslarının aynı anda kullanılmasıyla, bilgisayarların veri depolama kapasitelerinin önemli ölçüde artırılabileceğinin altını çizen bilimadamları, bir tür elektron pusulası kullanarak, bir faktörün kapasitesinin ikiye çıkarılabileceğini kaydetti.
 
"Amacımız, bir faktörü çok daha fazla artırmak, çünkü aynı anda çok dahafazla frekans depolayabilirsiniz" diyen Ortwin Hess, ışığı yavaşlatmanın internet üzerindeki veri paketlerinin iletim hızını da düzenleme olanağı sağlayacağını ve büyük arterlerde trafik sıkışıklığının önüne geçilmesi için hız düzenlemesi yapılması gibi internette sıkışmaların engellenebileceğini belirtti.

Tarih : 16.11.2007    Kaynak : cnnturk.com
Yeni lazer tekniği teknolojik gelişmelerin yolunu açtı

2005 Nobel Fizik ödülü alan bilim adamlarının çalışmaları sayesinde, çok daha kesin GPS konumlama sistemi, hızlı internet erişimi ve daha birçok yeni teknolojik yeniliklere kavuşuyoruz.

Ünlü fizikçi Albert Einstein bundan yüz yıl önce ışık huzmesinin, taneli parçacıklar olarak yani kuanta olarak da tanımlanıp tanımlanmayacağını sorarak, lazer tekniğinin teorik temelini atmıştı. Amerikalı bilim adamı Charles Townes tam elli yıl sonra topluiğneden daha küçük, salınımlı enerji ışınları üretmeye başarınca bu teori pratikte uygulanabilir hale geldi. Bugün artık ister CD aletleri olsun, ister süpermarketlerdeki barkod tarayıcıları veyahut da göz kliniklerindeki lazer bisturileri olsun lazer aletleri olmadan düşünülemez bile.

Bu yılın Fizik Nobel ödülünü alan bilim adamlarından ikisi olan John Hall (Colorado Üniversitesi) ve Theodor H?nsch'in (Garching Max-Planck Kuantum Optiği Enstitü) çalışmaları sayesinde lazer kesin bir şekilde tasarlanabilmekte.



Frekans tarayıcı

ki bilim adamı tarafından geliştirilen �Frekans tarayıcısı� salınımlı ışığı saç inceliğinde, dalga boylarına göre sıralamakta. Frekans tarayıcı tekniği farklı alanlarda kullanılabilecek. Yeni ışın saatlerinde, ışık huzmelerinin salınımı �sarkaç� görevini görerek, dakikayı veya metreyi bugüne kadar mümkün olandan bin kat daha kesin bir şekilde ölçebilecek. Ayrıca GPS konumlama tekniği de geliştirilebilecek.

Bu çalışma hidrojen atomu için geliştirilen lazer spektroskopisi ile motive edilmişti. Bu atomun yapısı çok basittir. Tayf çizgilerinin kesin bir şekilde belirlenmesiyle, doğa sabitesinin geçerliliğiyle ilgili sonuçlar elde edilmekte. Mesela zaman içinde değişip değişmedikleri gibi. Fakat hidrojendeki lazer spektroskopunda 1980�li yıllarda optik dalga boylarının interferometrik ölçümleriyle elde edilen kesinlik daha fazla geliştirilemez hale geldi.

Max-Planck Kuantum Optiği Enstitüsü bilim adamları yeni yöntemler arayarak optik frekans tarayıcısı sentezleyicisini geliştirdiler. Aletin bu şekilde adlandırılmasının nedeni ilk başta, sabit frekans aralığına sahip yüz binlerce tayf çizgisinden meydana gelen tek renkli çok kısa ışık tepilerinden bir ışık tayfı oluşturmasıydı.

Bir cetvel gibi

Bu tür bir frekans tarayıcısı bir cetvel gibidir. Belli bir ışının frekansı belirlenmek isteniyorsa, tarayıcının tayf çizgileriyle karşılaştırılarak buna en �uygun� olanı bulunur. H?nsch bu �ölçüm aletini� geliştirdiği için 1998 yılında da Philipp Morris Araştırma ödülünü almıştı.

Yeni ışık kaynağı ilk olarak çok ince morötesi hidrojen çizgisinin frekansını belirlemek için kullanıldı. Bu frekans artık virgülün arkasındaki 15 basamakla kesin olarak belirlenebiliyor.

Frekans tarayıcısı bugün artık çok sayıda laboratuarda optik frekans ölçümlerinin temelini oluşturmakta. Menlo Systems firması 2002 yılından bu yana dünyanın birçok yerindeki laboratuara ticari frekans tarayıcısı sentezleyicisi ihraç ediyor.

2005 Fizik Nobel ödülünü paylaşan üçüncü bilim adamı Harvard Üniversitesi�nden Roy Glauber ise kuantum teorisi ve optiği birleştirerek kuantum optiğinin temelini attı.

Glauber, böylece ampul gibi termik ışık kaynağı ve sadece belli başlı frekans ve fazı yayan, frekans ve faz karışımı arasındaki temel farkı ortaya koymuş oldu.

Lazerin dünü ve geleceği

1905 Albert Einstein ışın kuanta hipotezini açıkladı ve 1916 yılında bu hipotezden lazer tekniğinin temelini açıklayan teoriyi üretti.

1960 Arthur Schawlow ve Charles Townes lazer fikrinin patentini aldılar. Theodore Maiman ilk işlevsel lazeri sundu.

İletişim

1970 Cam elyafı, lazer ışını sayesinde bilgileri uzak mesafelere iletiyor.

1982 İlk CD çalıcılarıyla, optik bellek medyaları eğlence elektroniğindeki önemli yerlerini alıyorlar.

Tıp

1986 İlk lazerli göz ameliyatı. Lazer, cerrahide kullanıla gelen bir araç haline geliyor.


Endüstri
Lazer tekniği modern endüstrinin anahtar teknolojisi haline geldi.

Lazerin geleceği...

Frekans tarayıcısı gibi çok hassas ışık ölçüm yöntemleri teknolojik gelişmelerin yolunu açtı.

Daha önce mümkün olmayan kesinlikte zaman ölçümü sağlandı, mesela bir sadece bir santimetre hata payı ile GPS konumlama gibi.

Cam elyaf kablolarındaki bin misli iletim gücü bilişim tekniğinde devrim yarattı

Yeni, yüksek çözünürlüklü holografik filmler

Lazerli kuantum bilgisayarı üretimi

24.10.2005    Kaynak : Hürriyet Bilim





Nobel Fizik Ödülü GMR çalışmasına

2007 Nobel Fizik Ödülü'ne Fransız Albert Fert ve Alman Peter Grünberg, "dev manyetik dirençle" (GMR) ilgili çalışmaları nedeniyle layık görüldü.



Nobel komitesinin açıklamasında, fizikçiler Albert Fert ve Peter Grünberg'e bilgisayarın sabit disklerine kayıtlı bilgilerin okunması tekniğinde devrim yaptıkları için bu ödülün verileceği belirtildi. Açıklamada, araştırmacıların çalışmalarını ayrı olarak yürüttükleri kaydedildi.

04.02.2008 00:20:54

Kırmızı ve Kadın

Kadınlar için dünya daha renkli.'The American Journal of Human Genetics ' dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre kadınlar kırmızının tonlarını erkeklerden daha iyi algılıyor.

   
Kırmızı ve turuncunun tonlarını algılayabilen kadınlar zehirli ve ham meyveleri daha kolay ayırt edebiliyor. 
 
 
Maryland Üniversitesi'nden Prof. Brian Verrelli 'ye göre kadın ve erkek arasındaki bu fark binlerce yıl öncesine dayanıyor. Verrelli ve Tisckoff başkanlığındaki ekip değişik coğrafyalardan (Afrika, Avrupa ve Asya) 236 kişinin DNA yapısını inceledi. Bilim insanları özellikle ışık tayfının "kırmızı" bölgesinin algılanmasından sorumlu 'opsin' adlı proteini kodlayan OPN1LW genini mercek altına aldı. Araştırmada bu genin 85 değişik formunun bulunduğu saptandı. Bu sayı insan genomunda bulunan herhangi bir genin sahip olduğu ortalama değişkenlik (varyasyon) sayısının 3 katı. Doğal seçilim gendeki varyasyon sayısını en az olana indirip, en uygun olanın devamı için çalışır. Fakat bu özel durumda doğal seçilim zaman içinde renk algılama genlerinin değişim sayısını artırmak için çalışmış gibi görünüyor.

Verrelli ve Tishkoff'a göre, renklerin algılanmasında korunagelen bu çeşitlilik erkeklerin avlandıkları, kadınların ise toplayıcı oldukları zamanlardan kalma. Kadınlara daha iyi renk ayırt etme ve kontrast yaratma imkânı sağladığından evrim bu genin gelecek soylarda da devam etmesine yardım etti.

Ancak bu çeşitlilik insanoğluna her zaman fayda getirmedi. Özellikle erkeklere! Şöyle ki: Opsin proteinin geni X kromozomu üzerinde taşınıyor. Kadınlarda iki tane X kromozomu var, erkeklerde ise bundan sadece bir tane mevcut, diğeri de Y kromozomu. Bu gendeki zararlı bir mutasyon erkekte hemen dışavuruyor (fenotipe). Oysa kadınlarda sahip oldukları ikinci X kromozomu yüzünden dışavurma ihtimali çok daha düşük. Bu erkeklerin neden yüzde 8'inin renkkörü olduğunu da açıklıyor.

Kadınlarda opsin geninin iki ayrı varyantı var. Erkeklerde ise tek bir opsin varyantı bulunuyor. Tisckoff'a göre bu durum kadınların ışık tayfının kırmızı ve turuncu bölgesini erkeklere oranla daha iyi ayırt edebilmesine imkân veriyor.

Doğada bu mekanizma sadece kadınlar için işlememiş; balıkların, kuşların ve böceklerin dünyayı farklı biçimlerde gördükleri biliniyor. Tishkoff ve Verrelli okyanusların derinliklerinde yaşayan organizmaların farklı mavi opsin sayesinde mavinin sayısız tonunu görebildiklerini belirtiyor.
 

04.02.2008 00:22:06

Beyin Sinyaliyle Yürüyen Robot

(http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=244657)

TOKYO - Bir maymun gibi düşünüyor ve onun gibi yürüyor. Japon ve ABD'li araştırmacılar, bir maymun beyninin yürüme sırasında bacaklara gönderdiği sinyallerle iki bacağını harekete geçirebilen insansı bir robot geliştirmeyi başardı. Deney, protez kol ve bacakların beynin emirleriyle kontrolünü sağlama çalışmaları kapsamında yapıldı.
Maymunda bacakları harekete geçiren sinir akımlarını tespit eden Japonya Bilim ve Teknoloji Kurumu'yla ABD, Duke Üniversitesi'nden araştırmacılar, bu sinyaller sayesinde, uzaktan robotun bacaklarını harekete geçirmeyi ve robotun maymun gibi yürümesini sağladı. ABD'li uzmanlar iki şempanzeyi yürüme bandında tıpkı insan gibi yürümeleri için eğitti ve bu hareketi sağlayan yüzlerce sinirden gönderilen sinyalleri kaydetti; Japon ekip de bu bilgileri insansı robotun anlayabileceği talimatlara dönüştürdü. Robotun tasarımı Japonya Bilim ve Teknoloji Kurumu'yla ABD'nin Carnegie Mellon Üniversitesi tarafından yapıldı. Araştırmacılar bunun dünyada ilk olduğunu savunurken, Japonya Bilim ve Teknoloji Kurumu, "Felçlilere yürüme yeteneklerine yeniden kavuşturabilecek sinirsel protezlerin yapımının gerçekleşmesi konusunda dev bir adım attık" diye açıkladı. (afp, ap)

- - - -

Extreme Meuasures diye bir film vardı. Orda da felçli hastalara sinir naklediyordu bir garip(!) doktor. Sokaktan topladığı evsizleri, kesip biçip elde ettiği sinirleri.



Sayfa: [ 1 ] 2